Ekonomi biliminin en temel konusu sınırsız ihtiyaçların sınırlı kaynaklarla en uygun şekilde karşılanması sorunu. Günümüzde bilgiye açık erişimle birlikte inovasyon o kadar hızlı ilerliyor ki daha önce hiç ihtiyacımız yokken birden ortaya çıkan yeni ürün ve hizmetlere kendimizi bağımlı halde buluyoruz. Open AI, Chat GPT, Gemini, Face App, Duolingo gibi yüzlerce yapay zeka uygulaması fiziksel ürünlerin önüne geçerek işimizi kolaylaştırırken bizleri de esir almaya ve yeni bir güç ve rekabet alanı olmaya başladı.
Yapay zekâ artık bir teknoloji yatırımı değil, ekonomik güç ve rekabet meselesi. 2026’ya girerken asıl ayrım, bu teknolojiyi kimlerin ürettiği ve kimlerin yalnızca kullandığı noktasında belirginleşiyor. Sanayi devrimleri üretimi değiştirdi, yapay zekâ ise büyümenin tanımını değiştiriyor. Günümüzde dünya ekonomisi yalnızca konjonktürel bir dönüşümden değil, yapısal bir kırılmadan geçiyor. Sanayi devrimleri buhar gücüyle, elektrikle ya da dijitalleşmeyle anıldı; 2020’lerin ikinci yarısı ise büyük ölçüde yapay zekâ ile tanımlanıyor. Ancak bu tanım, teknolojik bir modanın ötesinde, ekonomik güç dengelerini yeniden şekillendiren derin bir dönüşümü ifade ediyor.
Bugün yapay zekâ artık yalnızca yazılım mühendislerinin, veri bilimcilerin ya da teknoloji şirketlerinin gündeminde değil. Merkez bankaları, maliye politikası yapıcıları, reel sektör yöneticileri ve yatırımcılar için de stratejik bir başlık hâline gelmiş durumda. Çünkü yapay zekâ; verimlilik artışından büyüme potansiyeline, iş gücü piyasalarından dış ticaret dengesine kadar çok geniş bir alanda belirleyici rol oynuyor.
Bu noktada temel soru şudur: Yapay zekâ ekonomisinde ülkeler ve şirketler üretici mi, yoksa yalnızca tüketici mi konumlanıyor? 2026 itibarıyla bu ayrım, ekonomik refahın ve rekabet gücünün ana belirleyicilerinden biri hâline gelmiş bulunuyor.
YAPAY ZEKÂ: BİR TEKNOLOJİDEN ÇOK BİR EKONOMİK EKOSİSTEM
Yapay zekâ tek başına bir yazılım değil; donanımdan veriye, sermayeden regülasyona uzanan çok katmanlı bir değer zinciri. Yapay zekâ çoğu zaman tekil bir ürün ya da yazılım olarak algılansa da gerçekte çok katmanlı bir ekonomik değer zincirine dayanmaktadır. Bu zincirin her halkası farklı düzeylerde katma değer üretir ve ekonomik gücün hangi aktörlerde toplandığını açıkça gösterir.
Kaynak: McKinsey Global Institute, OECD, WEF analizlerinden derlenmiştir.
Değer zincirinin en alt katmanında donanım ve fiziksel altyapı yer alır. Yüksek performanslı işlemciler, veri merkezleri ve enerji altyapısı, yapay zekâ ekonomisinin görünmeyen ama en kritik bileşenleridir. Bu alandaki yatırımlar yüksek sermaye gerektirir ve giriş bariyerleri oldukça yüksektir.
Bir üst katmanda bulut bilişim ve altyapı hizmetleri bulunur. Büyük ölçekli veri işleme, model eğitimi ve depolama kapasitesi bu katmanda yoğunlaşır. Küresel ölçekte birkaç büyük oyuncunun hâkim olduğu bu alan, yapay zekâ ekonomisinin omurgasını oluşturur.
Üçüncü katman, son yılların en çok konuşulan alanı olan temel modellerdir. Büyük dil modelleri, görüntü ve ses işleme sistemleri bu gruba girer. Asıl entelektüel mülkiyet ve yüksek katma değer bu aşamada ortaya çıkar.
Dördüncü katmanda, finans, sağlık, sanayi, eğitim gibi sektörlere yönelik uygulamalar yer alır. Bu aşama, yapay zekânın reel ekonomiyle buluştuğu noktadır.
Son katman ise entegrasyon ve verimlilik aşamasıdır. Yapay zekânın şirket içi süreçlere, karar alma mekanizmalarına ve üretim zincirlerine entegre edilmesi bu aşamada gerçekleşir. Ekonomik açıdan bakıldığında, en yüksek katma değerin ilk üç katmanda yoğunlaştığı görülmektedir.
2026’DA KÜRESEL YAPAY ZEKÂ HARİTASI: KİM ÜRETİYOR?
Yapay zekâ üretimi birkaç merkezde yoğunlaşırken, küresel eşitsizlik yeni bir boyut kazanıyor. 2026 itibarıyla küresel yapay zekâ ekonomisi birkaç merkez etrafında şekillenmiş durumdadır. Bu merkezler yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda finansal ve kurumsal üstünlüğe de sahiptir.
Kaynak: Stanford AI Index, CB Insights, PitchBook verileri temel alınarak hazırlanmıştır.
Bu tablo, 2026 itibarıyla yapay zekâ üretiminin belirli coğrafyalarda yoğunlaştığını ve küresel eşitsizliğin yeni bir boyut kazandığını göstermektedir.
Amerika Birleşik Devletleri, yapay zekâ ekosisteminde açık ara liderliğini sürdürmektedir. Donanımdan yazılıma, risk sermayesinden üniversite ekosistemine kadar uzanan bütüncül yapı, ABD’yi yalnızca bir üretici değil, aynı zamanda standart belirleyici konumuna taşımıştır. Küresel yapay zekâ yatırımlarının önemli bir kısmı bu ekosistem içinde dolaşmaktadır.
Çin ise ölçek avantajı ve güçlü devlet desteğiyle farklı bir model sunmaktadır. Geniş veri havuzu, kamu destekli Ar-Ge programları ve stratejik sektörlere odaklanan yaklaşım, Çin’i ABD’ye alternatif bir üretim merkezi hâline getirmiştir.
Avrupa Birliği ise etik, regülasyon ve standartlar konusunda öncü bir rol üstlenmesine rağmen, ticari ölçekte model üretimi ve küresel platformlar yaratma konusunda geride kalmaktadır. Avrupa’nın güçlü olduğu alan daha çok sanayi entegrasyonu ve uygulama bazlı çözümler olarak öne çıkmaktadır.
Hindistan ve Körfez ülkeleri ise farklı güçlü yönleriyle dikkat çekmektedir. Hindistan, insan kaynağı ve yazılım yetkinliğiyle; Körfez ülkeleri ise sermaye gücü ve veri merkezi yatırımlarıyla yapay zekâ ekonomisinde kendilerine alan açmaya çalışmaktadır.
YAPAY ZEKÂDA TÜKETİCİ OLMAK: DİJİTAL İTHALAT ÇAĞI
Yapay zekâda tüketici olmak, görünmeyen ama kalıcı bir teknoloji ithalatı anlamına geliyor. Yapay zekâ ekonomisinde tüketici olmak, klasik mal ve hizmet ithalatından farklı bir anlam taşır. Model lisansları, bulut hizmetleri ve veri işleme kapasitesi, ülkeler için yeni bir tür dışa bağımlılık yaratmaktadır. Bu bağımlılık, fiziksel ürün ithalatından farklı olarak süreklidir ve zaman içinde artma eğilimi gösterir. Bir kez belirli bir yapay zekâ altyapısına bağımlı hâle gelen şirketler ve ülkeler, alternatif geliştirmedikçe bu bağımlılıktan kolayca kurtulamaz.
2026 itibarıyla birçok gelişmekte olan ülke, yapay zekâ çözümlerini yoğun biçimde kullanmasına rağmen, bu alanda net ithalatçı konumundadır. Bu durum cari denge üzerinde doğrudan bir baskı yaratmasa bile, uzun vadede teknolojik bağımlılığı derinleştirmektedir.
VERİMLİLİK Mİ, EŞİTSİZLİK Mİ? YAPAY ZEKÂNIN SOSYOEKONOMİK ETKİSİ
Yapay zekâ büyümeyi hızlandırıyor, ancak bu büyüme herkese eşit dağılmıyor. Yapay zekâ yatırımlarının en sık dile getirilen vaadi verimlilik artışıdır. Gerçekten de yapay zekâ destekli süreçlerin üretkenliği artırdığı, maliyetleri düşürdüğü ve karar alma hızını yükselttiği gözlemlenmektedir.
Kaynak: OECD, ILO ve WEF işgücü ve yapay zekâ raporlarından derlenmiştir.
Ancak bu verimlilik artışı, ekonomik refahın eşit dağılmasını garanti etmemektedir. Yüksek becerili çalışanlar ve sermaye sahipleri yapay zekâdan orantısız biçimde fayda sağlarken, orta beceri gerektiren rutin işlerde çalışan kesimler baskı altına girmektedir.
Bu durum, gelir dağılımı eşitsizliğini artırma potansiyeline sahiptir. 2026 itibarıyla yapay zekâ, yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda sosyal bir politika başlığı hâline gelmiştir.
ŞİRKET DEĞERLEMELERİNDE YENİ DÖNEM: YAPAY ZEKÂ ÇARPANI
2026’da şirket değerlemelerinde bilanço kadar algoritma da konuşuluyor. Finansal piyasalarda şirket değerlemeleri de yapay zekâdan bağımsız değildir. 2026 itibarıyla yatırımcılar, şirketlerin yapay zekâya ne ölçüde entegre olduklarını yakından izlemektedir.
Kaynak: Goldman Sachs, Morgan Stanley ve PwC analizlerinden yararlanılmıştır.
Yapay zekâyı stratejik bir araç olarak kullanan, verisini etkin biçimde yöneten ve süreçlerini dijitalleştiren şirketler daha yüksek çarpanlarla değerlenmektedir. Bu durum, geleneksel sektörlerde faaliyet gösteren şirketler için bile geçerlidir.
TÜRKİYE YAPAY ZEKÂ EKONOMİSİNDE NEREDE?
Türkiye için yapay zekâ bir tercih değil, stratejik konumlanma meselesi. Türkiye, yapay zekâ ekonomisinde potansiyeli yüksek ancak konumu henüz netleşmemiş ülkelerden biridir.
Kaynak: OECD, WTO ve UNCTAD dijital ticaret verilerinden yararlanılmıştır.
Genç nüfus, dinamik girişimcilik ekosistemi ve stratejik coğrafi konum önemli avantajlar sunmaktadır. Buna karşın temel model üretimi, donanım altyapısı ve büyük ölçekli veri merkezleri konusunda ciddi eksiklikler bulunmaktadır. 2026 itibarıyla Türkiye’nin temel riski, yapay zekâyı yoğun kullanan ancak üretemeyen bir ekonomi hâline gelmektir.
2026–2030 DÖNEMİ İÇİN ÜÇ SENARYO
Yapay zekâda gelecek, bugünden alınan stratejik kararlara bağlı.Önümüzdeki döneme ilişkin üç temel senaryo öne çıkmaktadır. İlk senaryoda Türkiye pasif bir tüketici olarak kalır ve katma değerin büyük kısmı yurt dışına akar. İkinci senaryoda belirli sektörlerde akıllı entegrasyon sağlanır ve orta düzeyde katma değer yaratılır. Üçüncü ve en iddialı senaryoda ise Türkiye bölgesel bir üretim merkezi hâline gelir.
SONUÇ: YAPAY ZEKÂ ÇAĞI BİR KONUMLANMA MESELESİ
Yapay zekâ çağında rekabet, teknolojiyi kullananlar ile onu üretenler arasında yaşanıyor.2026 itibarıyla yapay zekâ kullanmamak neredeyse imkânsızdır. Ancak asıl belirleyici olan, bu teknolojiyi nasıl ve hangi amaçla kullandığınızdır. Yapay zekâ çağında rekabet, algoritmalar arasında değil, onları kimin ürettiği ve yönettiği, pazarda nasıl konumlandığı arasında yaşanmaktadır. Bu vesile ile 2026’nın ülkemize ve dünyaya barış, mutluluk, refah getirmesini dilerim.
Prof. Dr. Mehmet YAZICI
Antalya Bilim Üniversitesi Turizm Fakültesi Dekanı
yazici@turcomoney.com
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İsim *
Email *
Bir dahaki sefere yorum yaptığımda kullanılmak üzere adımı, e-posta adresimi ve web site adresimi bu tarayıcıya kaydet.
Δ
This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.