– Joseph A. Schumpeter’in “yaratıcı yıkım” kavramı, bugün neredeyse bir klişeye dönüşmüş durumdadır. Yaratıcı girişimci mevcut ekonomik düzeni yıkar, inovasyon aracılığıyla ekonomiye dinamizm kazandırır. Schumpeter’in düşüncesi, sandığımızdan çok daha derin bir felsefi arka plana yaslanıyor. Schumpeter’in girişimcisi, mevcut dengeleri bozan, alışkanlıkları kıran, henüz adı bile konmamış olanı hayata geçiren bir figürdür.
– Bergson’a göre yaşam, düz bir çizgi üzerinde ilerlemez; süreklilik içinde kırılmalar, sıçramalar ve beklenmedik yön değiştirmeler barındırır. Bergson’a göre yaratıcılık, tam da bu süre içinde ortaya çıkar. Bu perspektiften bakıldığında, Bergsoncu yaratıcı evrim, ani ve geri döndürülemez sıçramalar içerir. Bu sıçramalar, öngörülebilir veya tam anlamıyla türetilebilir değildir. Dolayısıyla yaratıcı evrim ne saf bir süreklilik ne de rastlantısal bir kırılmadır; her ikisini aynı anda içeren paradoksal bir süreçtir.
Joseph A. Schumpeter’in “yaratıcı yıkım” kavramı, bugün neredeyse bir klişeye dönüşmüş durumdadır. Yaratıcı girişimci mevcut ekonomik düzeni yıkar, inovasyon aracılığıyla ekonomiye dinamizm kazandırır. Bu anlatı yanlış değildir tabii ki, ancak eksiktir. Çünkü genellikle girişimciliği, ekonomik düzlemde karşımıza çıkan teknik bir beceriye, inovasyonu da ölçülebilir çıktılara indirger. Oysa Schumpeter’in düşüncesi, sandığımızdan çok daha derin bir felsefi arka plana yaslanıyor.
Schumpeter’in girişimcisi, neoklasik iktisadın bir taraftan hesap yapan ve riskleri üstlenen, diğer taraftan da piyasada dengeyi yeniden üreten “homo economicus”u değildir. Tam tersine, mevcut dengeleri bozan, alışkanlıkları kıran, henüz adı bile konmamış olanı hayata geçiren bir figürdür. Bu yönüyle girişimci, yalnızca ekonomik değil, varoluşsal bir aktördür, başka bir deyişle yaşamın içindedir, hatta insan yaşamının spesifik bir somutlaşmasıdır.
Burada ister istemez şu soru ortaya çıkar: Gerçekten “yeni olan” nasıl mümkün olur?
BERGSONCU YARATICI EVRİM, ANİ VE GERİ DÖNDÜRÜLEMEZ SIÇRAMALAR İÇERİR
Bu soru bizi Henri Bergson’a götürür. Bergson’a göre yaratıcı atılım (élan vital), önceden tamamen hesaplanabilir ya da temsil edilebilir değildir. Yaşam, düz bir çizgi üzerinde ilerlemez; süreklilik içinde kırılmalar, sıçramalar ve beklenmedik yön değiştirmeler barındırır. Bergson’un süre (durée) kavramı, değişimin süreklilik içinde gerçekleşen kopuşlar dizisi olduğunu ileri sürer. Yaratıcılık, tam da bu süre içinde ortaya çıkar. Bu perspektiften bakıldığında, değişim süreklilik içinde gerçekleşen bir kopuşlar dizisi olarak anlaşılmalıdır. Bergsoncu yaratıcı evrim, ani ve geri döndürülemez sıçramalar içerir. Bu sıçramalar, öngörülebilir veya tam anlamıyla türetilebilir değildir. Dolayısıyla yaratıcı evrim ne saf bir süreklilik ne de rastlantısal bir kırılmadır; her ikisini aynı anda içeren paradoksal bir süreçtir. Schumpeter’in girişimcisi, Bergsoncu anlamda, ekonomik düzlemde ortaya çıkan bir yaratıcı kopuş olarak okunabilir. Yenilik, yalnızca daha verimli bir yöntem değil, zamanın akışında nitel bir değişimdir.
GİRİŞİMCİ; YALNIZCA EKONOMİK FIRSATLARI FARK EDEN VE DEĞERLENDİREN DEĞİL, ÖZGÜN YAŞAM PROJESİNİ EKONOMİK DÜZLEMDE İNŞA EDEN BİR AKTÖRDÜR
Ancak Bergson’un felsefesi tek başına yeterli olmayabilir. Çünkü yaratıcı eylem yalnızca ontolojik bir sıçrama değil, aynı zamanda deneyimlenen bir olgusallıktır. Bu noktada José Ortega y Gasset’nin yaşam felsefesi veya “yaşamsal akıl” (razón vital) kavramı devreye sokulabilir. Onun meşhur ifadesiyle insan “ben ve koşullarımdan” (mira es que yo soy yo y mi circunstancia) ibarettir. Tarihsel perpsektiften yaklaşmak suretiyle anlaşılması gereken akıl, soyut bir hesaplama mekanizması değil, yaşamın içinden doğan ve ona yön veren bir yetidir. Girişimci de bu anlamda, yalnızca ekonomik fırsatları fark eden ve değerlendiren biri değil, kendi özgün yaşam projesini ekonomik düzlemde inşa eden bir aktördür. İnovasyon, teknik bir karar olduğu kadar, yaşamsal bir yönelimdir.
YARATICI YIKIM, YALNIZCA BİREYSEL DEHANIN DEĞİL, KOLEKTİF YAYILIMIN DA ÜRÜNÜDÜR
Peki bu bireysel yönelim toplumsal bir etki biçimine dönüşebilir mi? Burada Gabriel de Tarde’ın fikirleri bir kılavuz olarak değerlendirilebilir. Les lois de l’imitation ve Psychologie économique adlı çalışmalarında Tarde, toplumsal ve ekonomik dönüşümlerin, bireyler tarafından üretilen yeniliklerin taklit edilmesi aracılığıyla yayıldığını savunuyor. Bu yaklaşımda icat, nadir ve yaratıcı bir eylemken; taklit, yaygınlaştırıcı ve çoğaltıcı bir süreçtir. Tarde’a göre yenilikler, tek başına kaldıkları sürece tarihsel bir değişim veya dönüşüm yaratmaktan uzak kalırlar. Bir icadın etkili olabilmesi için taklit edilmesi, yayılması ve benimsenmesi gerekir. Schumpeterci girişimci bir yeniliği başlatabilir; ama o yenilik, ancak başkaları tarafından tekrarlandığında ekonomik bir dönüşüm oluşturabilecektir. Yaratıcı yıkım, bu nedenle yalnızca bireysel dehanın değil, kolektif yayılımın da ürünüdür.
YARATICI YIKIM, TEK SEFERLİK BİR PATLAMA DEĞİL; KURUMSALLAŞMA EVRELERİNİ İZLEYEN BİR SÜREÇTİR
Son olarak Fritz Redlich’in tarihsel perspektifi bu tabloyu tamamlar. Redlich, girişimciyi romantizm illüzyonundan kurtarmaya çalışır. Redlich, girişimciliği istisnai bireysel sezgiden ziyade, tarihsel olarak değişen kurumsal pratikler içinde ele alarak, yaratıcı eylemin süreklilik ve istikrar kazanma koşullarını analiz eder. Ona göre yaratıcı figürler zamanla kurumsallaşır, rutinleşir ve sıradanlaşır. Bu bir çelişki değil, aksine zorunluluktur. Çünkü yaratıcı olanın kalıcı olabilmesi için istikrara kavuşması gerekir. Yaratıcı yıkım, tek seferlik bir patlama değil; ortaya çıkış, yayılım ve kurumsallaşma evrelerini izleyen bir süreçtir. Hatta süreç içerisinde, genellikle olumlu gözle bakılan girişimcinin şeytani (Antik Yunan felsefesindeki daímonon benzeri) ve trajik bir figüre dönüşmesi veya bir toplum düşmanına (kâr hırsıyla gözü dönmüş bir kapitaliste) dönüşmesi dahi mümkündür.
Tüm bu perspektifler bir araya getirildiğinde, girişimcilik ne yalnızca bir kahramanlık idealizmiyle ortaya konulan bireysel cesaret ne de deterministik bir yapısal zorunluluk olarak görülebilir. Girişimci, yaşayan bir öznedir; inovasyon, insan yaşamını dönüştüren bir atılımdır; ekonomi ise durağan bir mekanizmadan ziyade sürekli dinamizm içindeki tarihsel bir süreçtir. Schumpeter’i bugün yeniden sorunsallaştırmak gerekiyorsa, bu işe belki de inovasyonun yalnızca “ne kadar kârlı” olduğuyla veya “ekonomik büyümenin motoru” olmasıyla değil, aksine girişimcinin “nasıl bir insan yaşamı meydana getirdiği” sorusunu sormakla başlanmalıdır.
Kapak görseli, yapay zeka asistanı Gemini tarafından oluşturulmuştur.
Doç. Dr. Ertuğrul KIZILKAYA
İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi
kizilkaya@turcomoney.com
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İsim *
Email *
Bir dahaki sefere yorum yaptığımda kullanılmak üzere adımı, e-posta adresimi ve web site adresimi bu tarayıcıya kaydet.
Δ
This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.