Son Haberler

Zaman üzerine…

İnsan gerçek zamanın dışındaki zamanlarda, geçmişte ve gelecekte anlamlar, değerler arar. Artık insan kendisinin zamanda ve mekanda bir yeri olacağına inanmaktadır. Böylece insan kendi tarihselliğini inşa etmiştir. Bu tarihsellik belirlenmiş bir hedefe yönelen bir yolculuktan ziyade, çeşitli olumsallıklar üzerinden farklılaşan bir evrimdir.

-Bilim ancak gerçeklik ile ilgili bilgiyi üretebilir. Diğer kısımlar için ise inanma devreye girer. Algı ve deneyim içeriğinden yoksun olan geçmişe ve geleceğe dair inanma bu perspektiften yaklaşıldığında insanın temel özelliklerindendir. Geçmişi hatırlarken bile tüm detayları hatırlamayız. Mutlaka geçmişi hafızamızda belirli bir yorum bağlamında çarpıtırız.

-Bilinç ancak mevcut anı veya şimdiyi deneyimler, onu bilir veya bilmek ister. Ancak bilinç bu noktada tatmin olmaz. Şimdinin hemen tükendiğini fark eder. O halde şimdi hızlıca geçmişe dönüşür, gelecek de şimdiye. Başka bir deyişle, bilinç sadece şimdiyi bilmekle yetinemez, onun öncesine ve sonrasına doğru yönelir. Geçmişi hatırlar ve geleceği merak eder.

Zamanı kavrayışımız esasen insana dair kavrayışımızın bir bileşenidir. Hatta denilebilir ki zaman dahi insanın bir kurgusudur. Kantçı bir perspektiften yaklaşıldığında zaman ve tabii ki mekan insanın düşünmesinin olanak koşullarıdır. Başka bir ifadeyle, insan herhangi bir şeyi zaman-mekan bağlamlarıyla ilişkilendirmeden düşünmekte zorlanır. Mutlaka zamana dair bir kabul ortaya koymalı ve ancak ondan sonra sorgulamaya başlamalıyız.

Sosyal bilimler ve özelde de iktisat bilimi de bir zaman perspektifine sahiptir. Özellikle de doğa bilimlerinin başarısından etkilenen iktisat bilimi veya diğer bir isim yakıştırmak gerekirse pozitif iktisat insana dair tüm zamanlarda geçerli olacak teoriler geliştirmeye çalışmış; her zaman ve her yerde işleyecek tümel yasaların peşine düştü. Nitekim homo economicus tipolojisini bu tarz bir girişim olarak düşünebiliriz.

İNSANIN İKTİSADİ DAVRANIŞINA DAİR BİR KURGU VE YİNE BU KAPSAMDA BİR ZAMAN ANLAYIŞI

Bu yaklaşım, insanın iktisadi davranışına dair bir kurgu ve yine bu kapsamda bir zaman anlayışıdır. Buradaki zaman anlayışı, tahmin edilebileceği gibi teorik veya mantıksal zamandır. Söz konusu pozitivist eğilime itiraz eden birçok farklı düşünür ve ekol ise iktisadın insanının var olduğu farklı bir zamansal düzlemden söz ettiler. Bu düzlem tarihtir ve bu bağlamda ele alınması gereken zaman perspektifi de tarihsel zamandır.

Eğer bu yaklaşım benimsenecek olursa, insanın tarihin akışı bağlamında irdelenmesi gereken farklı biçimlenmeleri veya olumsallıkları söz konusu olacak. Daha açık bir biçimde ifade etmek gerekirse, tüm zaman ve mekanlarda geçerli olacak bir insan davranışı kurgusu yerine, tarihin akışı kapsamında değişen insan davranışları anlayışı öne çıkacak.

O halde şu soruyu sormak yerinde olacaktır: İnsan neden zaman perspektifine ihtiyaç duyar ve söz konusu zaman anlayışını düşünceleri bağlamında kullanmak mecburiyetindedir. Esasen sorun bilincimiz veya düşüncemiz ile ilgilidir. Bilinç ancak mevcut anı veya şimdiyi deneyimler, onu bilir veya bilmek ister. Ancak bilinç bu noktada tatmin olmaz. Şimdinin hemen tükendiğini fark eder. O halde şimdi hızlıca geçmişe dönüşür, gelecek de şimdiye.

BİLİNÇ SADECE ŞİMDİYİ BİLMEKLE YETİNEMEZ, ONUN ÖNCESİNE VE SONRASINA DOĞRU YÖNELİR

Başka bir deyişle, bilinç sadece şimdiyi bilmekle yetinemez, onun öncesine ve sonrasına doğru yönelir. Geçmişi hatırlar ve geleceği merak eder. Eğer şimdi gerçek zaman ise, düşüncemiz gerçek zamanın ötesine geçmeye çalışarak farklı yeteneklerini ortaya koymaya başlar. Geçmişi hatırlayan hafızamız ve geleceği merak eden imgeleme yeteneğimiz devreye girer. Ancak, burada bir sorun çıkmaktadır karşımıza. İnsan bilincinin geçmişe ve geleceğe yönelik girişimleri onu gerçek zamanın dışına iter. Gerçek zamanın dışına çıkıldığında ise bilinmezler ile karşılaşılır. Çünkü deneyimin, gözlemin veya testin işlemeyeceği bir boyutta yer alınır. Başka bir biçimde söylemek gerekirse, gerçeklik dışına çıkılır. Ancak, bu durumda işler daha da karışır. Artık bilincimizde hem şimdinin gerçeklik bilgisi hem de geçmişin ve geleceğin gerçeklik dışı görünümleri bir arada bulunur.

MUTLAKA GEÇMİŞİ HAFIZAMIZDA BELİRLİ BİR YORUM BAĞLAMINDA ÇARPITIRIZ

Bilim ancak gerçeklik ile ilgili bilgiyi üretebilir. Diğer kısımlar için ise inanma devreye girer. Algı ve deneyim içeriğinden yoksun olan geçmişe ve geleceğe dair inanma bu perspektiften yaklaşıldığında insanın temel özelliklerindendir. Geçmişi hatırlarken bile tüm detayları hatırlamayız.

Mutlaka geçmişi hafızamızda belirli bir yorum bağlamında çarpıtırız. Ne güzel günlerdi veya ne zor zamanlardı deriz. Gerçekliğin dışındaki bir zaman boyutunda yer alanlara dair bilgilerimiz yavaş yavaş yerlerini çeşitli inanmalara bırakır. Gelecek ile ilgili de inanma devreye girer. Geleceğin belirsizliği karşısında duyulan korku veya endişeden kurtulmak gerekir. İnsan bu belirsizlik ile baş edemez, onun yerine bir umut koymayı tercih eder. Korku yerine umut da esasen bir inanmadır.

Neden inanma? Çünkü insan her şeyin gelip geçici olduğunu fark ettiğinde, bu gerçek ile yüzleştiğinde dehşete düşer. Hiçbir şeyin anlamı veya değeri yoktur. Ancak, insan bu dehşeti telafi etmeye çalışır ve anlamlar, değerler üretmeye çalışır. Böylece gelip geçici olan her şeyi şimdinin gerçekliğinde yakalamaya çalışır.

Daha sonra da gerçek zamanın dışındaki zamanlarda, geçmişte ve gelecekte anlamlar, değerler arar. Artık insan kendisinin zamanda ve mekanda bir yeri olacağına inanmaktadır. Böylece insan kendi tarihselliğini inşa etmiştir. Bu tarihsellik belirlenmiş bir hedefe yönelen bir yolculuktan ziyade, çeşitli olumsallıklar üzerinden farklılaşan bir evrimdir.

Doç. Dr. Ertuğrul Kızılkaya

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi

kizilkaya@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İlgili Haberler

Site Haritası