Küreselleşme ve teknoloji: Tehdit mi, fırsat mı?

*Küreselleşme bir taraftan yeni fırsatlar doğururken diğer taraftan gelişmiş, gelişmekte olan ve geri kalmış ülkeler arasında acımasız bir rekabeti de beraberinde getiriyor. Bu durumda ülkelerin ayakta kalabilmelerinin tek şartı rekabet gücü yüksek ülke olabilmekten geçmektedir. Rekabet gücünün temelinde ise her alanda ya da ülke için öncelikli alanlarda araştırma ve geliştirme çalışmalarına önem verilmesi yatıyor.

*Türkiye’de Ar – Ge çalışmalarına ayrılabilen pay; GSYİH’nin yaklaşık yüzde 1,01 değerine ancak ulaşabilmiştir. Gelişmiş ülkelerde bu oran bize nazaran değer olarak çok yüksektir. AB’de ortalama yüzde 2,06, ABD’de yüzde 2,82, Japonya’da yüzde 3,34, Güney Kore’de yüzde 4,36 olup, Ar-Ge için yıllık kişi başına harcamalar ise Japonya’da 1146 dolar, Güney Kore’de 1.203 dolar, ABD’de 1.331 dolar seviyelerinde iken Türkiye’miz de ise henüz 165 dolar gibi çok düşük seviyededir.

*Hayatımızı kolaylaştırıyor diye yaşamımızın her alanını esir alan teknolojik gelişme ürünlerini ne yazık ki bilinçsiz bir şekilde zararlarını dikkate almadan çılgınca kullanıyoruz. Diğer taraftan küreselleşme sürecinde iletişim araçlarındaki gelişmelerin etkisiyle, toplumun öz değerlerimizden ve kültürümüzden uzaklaşma eğilimine yöneldiğini; ahlak kavramımızın, bazı milli ve manevi değerlerimizin zayıfladığını üzülerek izliyoruz.

Soğuk ve sıcak savaşların hüküm sürdüğü asırlarda oluşan ideolojik ve siyasi dengeler, 21. yüzyılda yerini insan merkezli ekonomi ve teknoloji ağırlıklı dengelere terk etme eğiliminde. Ne var ki bu asırda da bazı stratejik bölgelere ve yer altı zenginliklerine sahip olabilme yönünden sıcak savaşların sürmesi sonucunda insan merkezli bir anlayışla dünyanın yeniden yapılandırılması hedeflerine ulaşılamıyor.

Teknolojik gelişmelerin başta iletişim araçları olmak üzere küçülttüğü dünyamızda, ticaret adeta tek pazar haline dönüşmekte, ülkeler arasındaki ekonomik sınırlar ve ticari engeller kalkmakta, gümrük duvarları yıkılmakta, ülkeler birbirleri ile daha bağımlı hale gelmekte ve dünyada teknoloji öncülüğünde küresel bir pazar (global market) oluşmakta.

Konumuz küreselleşme ve teknoloji, hedef ise ülkemiz ve insan olunca ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel durumunu yakından etkileyen dünyadaki ekonomik yapıyı öncelikle değerlendirmemiz gerekiyor.

  1. BÜYÜK EKONOMİYİZ AMA 80 TRİLYON DOLARDA PAYIMIZ % 1

Türkiye, GSYİH değerleriyle dünyada en büyük 17 ekonomi içinde yer alıyor (1 nolu grafik) ancak 80 trilyon dolarlık dünya gelirinin yüzde 1,07’sine sahiptir(2 nolu grafik). Kalkınmanın ana unsurlarından olan eğitim adil gelir dağılımı ve tasarruf imkanları başta olmak üzere Ar-Ge harcamaları yönlerinden çok gerilerde bulunuyor. 

Kaldı ki yurt içinde yaşanan terör olayları ile sınırlarımızda süregelen sıcak çatışmalar sonucu sığınmacı sayısındaki hızlı artış ekonomik ve sosyal hayatımızı olumsuz yönde etkiliyor.

KÜRESELLEŞME ACIMASIZ BİR REKABETİ DE DOĞURUYOR

Küreselleşme bir taraftan yeni fırsatlar doğururken diğer taraftan gelişmiş, gelişmekte olan ve geri kalmış ülkeler arasında acımasız bir rekabeti de beraberinde getiriyor. Bu durumda ülkelerin ayakta kalabilmelerinin tek şartı rekabet gücü yüksek ülke olabilmekten geçmektedir.

Aksi takdirde Batı’nın dünün sömürge anlayışı günümüzde ekonomik ve teknolojik sömürge düzenine dönüşecektir. Rekabet gücünün temelinde ise her alanda ya da ülke için öncelikli alanlarda araştırma ve geliştirme çalışmalarına önem verilmesi yatıyor.

TEKMER TEKNOLOJİ İHRACATINA BAŞLADI

Ülkemizde  ilk defa 2002 – 2007 yılları arasında 26 üniversitemizde Teknoloji Geliştirme Bölgelerini, Teknoparkları, Teknokentleri; KOSGEB öncülüğünde “TEKMER” Teknoloji Merkezlerini kurabildik.

Bu gün gururla görüyoruz ki çalışmalar hızla gelişiyor. Şimdilik yeterli olmasa da sadece yurtiçi ihtiyaçlar için değil aynı zamanda yurt dışına da teknoloji ihracatı başlamış durumda…

AR-GE’YE AYRILAN PAY DA KİŞİ BAYINA HARCAMA DA ÇOK DÜŞÜK

Ancak gösterilen bütün gayretlere rağmen Ar – Ge çalışmalarına ayrılabilen pay; GSYİH’nin yaklaşık yüzde 1,01 değerine ancak ulaşabilmiştir. Gelişmiş ülkelerde bu oran bize nazaran değer olarak çok yüksektir.

AB’de ortalama yüzde 2,06, ABD’de yüzde 2,82, Japonya’da yüzde 3,34, Güney Kore’de yüzde 4,36 olup, Ar-Ge için yıllık kişi başına harcamalar ise Japonya’da 1146 dolar, Güney Kore’de 1.203 dolar, ABD’de 1.331 dolar seviyelerinde iken Türkiye’miz de ise henüz 165 dolar gibi çok düşük seviyededir.

Teknolojiyi geliştiren de, yararlanan da insandır. Ne var ki  kullanma amacına göre geliştirilen bu teknolojiler (nükleer enerjinin atom bombası ya da nükleer tıpta kullanılması  örneği gibi)  ya insana fayda, ya da felaket getirebiliyor.

DÜNYAMIZA VERİ GÜCÜ HAKİM OLACAK

Amerika vatandaşı Profesör Yuval Harras’ın son kitabında: “Eski zamanlarda toprak en önemli servet ve güçtü. Toprak sahibi aristokratlar ve köle olan halklar vardı. Sonra Endüstri devrimi ile makineler toprağın yerini aldı. Kapitalistler ve emekçi sınıfları oluştu. Gelecekte ise Bilim Teknolojileri öncülüğünde dünyamıza: “DATA” yani veri gücünün hakim olmaya başlayacağını” belirtiyor.

Gerçek şu ki; dijitalleşme ile yeni bir çağ açılıyor. Geriye dönüp baktığımızda teknoloji,  sermaye ve emeğe ilaveten ekonomik gelişmenin vazgeçilmez girdisi durumundadır. Toplumun refah seviyesinin artmasında ekonominin sürdürülebilir bir büyüme sürecini devam ettirebilmesinde teknolojik gelişmeler fevkalade önem arz ediyor.

MODERN TEHLİKE TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞIDIR

Küreselleşme sürecinde özellikle teknolojinin öncelikle silah, ilaç ve gıda sanayiinde kullanılmasına dikkat edilirse ülkelerin güçlü olmalarında ekonomi ve teknoloji ne kadar önemliyse, teknolojiyi geliştirecek, kullanacak yetişmiş insan gücünü ve diğer imkanları sağlamak hususunda eğitim de o derece önemlidir.

Genel olarak uzmanlar Ar-Ge çalışmaları ile teknik gelişmeyi üretime dönüştürmekte, aslında yeni teknolojileri biçimlendirirken insanın geleceğini ve yaşama biçimini de  biçimlendirmektedirler. Bu nedenle, modern tehlike teknoloji bağımlılığı olup, teknoloji kuruluşları toplumsal ve evrensel sorumluluklar taşımaktadırlar.

TEKNOLOJİNİN OLUMSUZ YANLARI DA YABANA ATILMAZ

Sonuçta bir taraftan insan hayatını kolaylaştıran, yaşama kalitesini arttıran, iletişim imkanlarını, bilgi alışverişlerini, Savunma Sanayiini, eğitimi geliştiren teknoloji… Unutmayalım ki; teknoloji diğer taraftan doğal dengelerin bozulması, çevrenin hızla kirlenmesi, küresel ısınma sonucu iklimlerin değişmesi ve kuraklık sorunlarının yayılması, gerek ilaç sanayiinde gerekse tarımda kullanılan teknolojinin,  genetiği değiştirilen gıdaların, zararlı kimyasal maddelerin ve kullandığımız cihazların yaydığı radyasyonun sorumlusudur ve oluşturduğu tehlikeli hastalıklar giderek çoğalmakta ve yayılmaktadır.

Bir çarpıcı örnek olarak milyonların elinden bırakmadığı akıllı cep telefonlarının oluşturduğu radyasyonun ruh sağlığını doğrudan etkilediği: “Nomofobi…” Bir başka tabirle; bağımlılık hastalığı… Tükenmişlik sendromu oluşturduğu, körlüğe, beyin tümörüne, kansere, kalp hastalıklarına sebebiyet verdiği biliniyor. Fakat yıllar sonra neler olacağı ise bilinmiyor. Halen Ülkemizde 14 yaş üzeri nüfusun yüzde 95’i cep telefonuna sahiptir.

Hayatımızı kolaylaştırıyor diye yaşamımızın her alanını esir alan teknolojik gelişme ürünlerini ne yazık ki bilinçsiz bir şekilde zararlarını dikkate almadan çılgınca kullanıyoruz.

İNSANLARIMIZIN BİR KISMI HIZLA SANALLAŞTI

Diğer taraftan küreselleşme sürecinde iletişim araçlarındaki gelişmelerin etkisiyle son yıllarda dikkat çekecek şekilde toplumun bizi millet yapan öz değerlerimizden ve kültürümüzden uzaklaşma eğilimine yöneldiğini; ahlak kavramımızın, bazı milli ve manevi değerlerimizin zayıfladığını üzülerek izliyoruz.

İnsanlarımızın bir kısmı hızla sanallaştı. İnsanlar gülmez, selamlaşmaz oldu. Toplumu ayakta tutan aile bağları zayıflıyor. Yeni nesiller tembelleşiyor adeta hazıra ve hareketsiz bir yaşama yöneliyorlar.

Son olarak şunun altını çizerek tekrar belirtmek isterim ki; teknolojiye sahip olmak, üretmek ve doğru yolda yararlanmak bir ülkenin eğitim seviyesi başta olmak üzere ekonomik, sosyal, kültürel seviyesi  ile doğrudan  ilişkilidir. Bu nedenle başta hükümetler olmak üzere aileler, bireyler, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler büyük sorumluluk altındadır.

Nice sağlıklı ve huzur dolu günler dileklerimle…

Ali Coşkun                                                                                  

58. ve 59. Hükümetler Sanayi ve Ticaret Bakanı

coskun@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası