Son Haberler

2013`e doğru Avrupa Birliği: Borç batağı veya daha fazlası mı?

Avrupa’da borç batağından çıkmak için yardım isteyen ülkelerde, borçların geri ödemesi için uygulanacak sıkı mali disiplin ve kemer sıkma politikaları yeni gerginlikler oluşturup sosyal çalkantılara neden olabilir.

Yunanistan ve İrlanda’dan sonra Portekiz’de ‘Euro Zone’ içinde finansal yardım isteyen üçüncü ülke oldu. AB içindeki gelişmeler gösteriyor ki; sırada İspanya da var. Avrupa Birliği (the European Union) ve IMF (International Monetary Fund) yardımları çerçevesinde bir zamanlar AB üyeleri arasında en iyi ekonomik ve sosyal performans sergileyen İspanya ve İrlanda’nın da kurtarılma programı kapsamında gündeme gelmeleri AB entegrasyonunda yer alan ve ekonomileri nispeten zayıf olan ‘peripheral’ üyelerinde panik yapmasına neden oldu.

Söz konusu ülkelerin büyük bir borç batağı içinde can çekişiyor olmaları başta Yunanistan olmak üzere 2013’ e kadar öngörülen yeniden yapılanma süreci ve yapılan yardımlar, bu ekonomileri iflastan kurtarabilecek mi? Yoksa yeni bir borç krizi dalgası ile AB ekonomik birlikteliğinin sonunu hazırlayacak bir yıkımın başlangıcı mı? Olacağı sorusu bir muamma olarak karşımızda duruyor.
Geçtiğimiz günlerde Avrupa Merkez Bankası’nın faiz oranlarını yükseltmesi, Avrupa Zonu bünyesinde zaten var olan yavaş büyümeyi özellikle ekonomisi kırılgan ve güçsüz olan üyeler açısından daha da olumsuz etkileyecek. Bu durum Doğu ve Güney Avrupa ülkelerinin düşük yatırım oranları ve işsizlik sorunuyla her zamankinden daha fazla yüzleşeceği anlamına da geliyor.

AB içinde kurtarılma ihtiyacı içinde olan ve kurtarılma talebinde bulunan ülkelerin söz konusu borç batağından çıkmak için talep edecekleri yeni yardımlarla birlikte borçlarını geri ödemeleri, sıkı bir mali disiplin sağlamaları, Sosyal Devlet harcamalarında radikal kısıtlamalara gidilmesi ve çalışanlar üzerinden kemer sıkma politikalarının hayata geçirilmesi kazanılmış sosyal haklara ilişkin yeni gerginliklere ve sosyal çalkantılara neden olabilir.

Nitekim, karışan ve çatışan Yunanistan ve Portekiz sokakları ile birlikte geçtiğimiz hafta Madrid de İspanya tarihinin en geniş katılımlı çalışan kesimlerin ve farklı kitlelerin yürüyüş ve protestolarından birine şahit olduk. Tüm bu tepki ve başkaldırılar Avrupa sosyalizmi, AB sosyal modeli ve katılımcı demokrasi geleneğinden gelen ülkelerde yeni ekonomik istikrar paketlerinin veya ‘adjustment plan’ ların uygulanmasının hiçte kolay olmayacağını gösteriyor.

Diğer taraftan, AB ve IMF yardımlarıyla 80 Milyar EURO gibi bir yardım paketini alması beklenen Portekiz’in alacağı bu borçları geri ödeme garantisini hiç kimse veremediği gibi Yunanistan’a yapılan ve 2013 yılı itibariyle sonuç alınması ve ekonomik bir rahatlamanın sağlanması beklentisi de ekonomi uzmanlarının önemli bir kısmı tarafından iyi niyetli bir temenni olarak algılanıyor.

Bu itibarla, borçların bir süreliğine rahatlamasını (debt relief) sağlayan bu tarz yardımların Avrupa Zonu’ na yapacağı olumlu yada olumsuz etkiyi ölçebilmek çokta kolay olmayacağını kabul etmekle birlikte, yardım alan herhangi bir ülkenin geri ödemede yaşayacağı bir güçlüğün diğerlerine domino etkisi yapacağı çok net olarak tespit edebiliyor. örneğin, Yunanistan’ın temerrüde düşmesi özellikle Alman ve Fransız bankalarını ciddi sıkıntıya sokacaktır. Yatırımcılarda yaklaşık 270 Milyar Euro ‘luk Yunanistan tahvili bulunuyor. Bu tahvillerin ‘100 Milyar Euro’ su ağırlıklı olarak AB bankalarında, sigorta şirketleri, emeklilik fonları ve merkez bankalarında bulunuyor.

Borçların yeniden yapılandırılması (restructuring of dept) her zaman için kolay yönetilebilen süreçler değildir. Burada üzerinde en çok dikkat edilmesi gereken husus Avrupa pazarının düşük ekonomik büyüme sergilemesidir. Genelde eğer ekonominiz büyüyor ise borçlanmak ya da borç ödeme kabiliyetine haiz olmanız daha kolaylaşmaktadır. Avrupa da olduğu gibi ekonominiz durgun ve kriz alarmı veriyor ise borç yönetimi her an derin borç batağı ve iflas ile sonuçlanabilir. Bu durum aynı zamanda Avrupa Para Birimi EURO açısından da tehlike arz ediyor.

Ancak, bu tehlikeli durumdan kaçmak veya pragmatik bir tercih ile başka para birimine geçmek isteyen üyelerin bu işten kolayca sıyrılamayacağını kabul etmemiz gerekiyor. Başka bir ifade ile, EURO’dan çıkmak demek AB içindeki ticari partnerlerinizi kaybetmek, AB regülasyonlarının ve standartlarının dışında kalmak anlamına geleceğinden dolayı Pazar kaybı, fiyat istikrarı, bankacılık düzenlemeleri, bürokrasiyi kolaylaştıran sözleşmeler, vergi muafiyeti, gümrük işlemleri ve malların serbest dolaşımı gibi alanlarda belirli riskleri beraberinde getirecek.

Sonuç itibariyle, 2013’ ün AB açısından oldukça kritik yıl olacağı düşüncesindeyiz. Ekonomik yardımlar ile iflastan kurtarılan ülkelerin borçlarını geri ödeyebilme kabiliyeti ile ekonomileri kurtarılmaya muhtaç hale gelen diğer ülkelerin yeni taleplerinin ne kadarının karşılanmaya devam edileceği ve her şeyden önemlisi ödedikleri yüksek vergiler ile bu yardım ve kurtarma operasyonlarını finanse eden AB içindeki gelişmiş ülkelerin halklarının bu sürece nereye kadar tahammül edeceği yada sabır göstereceği gerçekten tartışmalı bir konu.

Bu nedenle, 2013 Avrupa Birliği ya borç batağında iflas etmiş yada daha fazla sorunla mücadele eden bir durum içinde olacağından dolayı toplam ihracatının neredeyse % 50’ ye yakın bir kısmını Avrupa ülkelerine yapan Türkiye’nin Avrupa Birliğindeki bu gelişmelere hazırlıklı olması ve yeni duruma göre pozisyon almasının son derece faydalı olacağı inancındayız.

Prof. Dr. Ali Rıza BüYüKUSLU

çalışma Ekonomisi ve
Global Yüksek öğretim Uzmanı

buyukuslu@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası