Son Haberler

2019, zorlu bir yıl olacak

İç talep, yüksek büyümeye eskisi kadar katkı sunamıyor. Ortaya çıkan net dış talebin pozitif olmasının büyümeye sağlayacağı katkı hep yetersiz kalacaktır. Enflasyon tek hanelere inene kadar yüksek faizler devam edecektir.

2018 yılında TL’nin değer kaybetmesi, faiz oranlarının artması ve talep koşullarının zayıflaması firma davranışlarının ve firma pozisyonlarının değişmesine yol açtı. Bu kapsamda büyük ölçekli imalat sanayinin öz kaynaklarının payı azalıyor. Dolayısıyla leverage rasyoları giderek artıyor. Zira 2013’ten bu yana büyük ölçekli İmalat sanayinde kısa vadeli kaynakların payı uzun vadeli kaynaklara göre daha hızlı artıyor. Fon girişlerinin ortalama %45’lik kısmını kısa vadeli yabancı kaynaklardan, %10’luk kısmını Uzun vadeli kaynaklardan, %35’lik kısmı ise kendi faaliyetlerinden, %2’lik kısmı ise öz kaynaklarından sağlanıyor. Leverage rasyoları giderek artıyor.  Fon kullanımları ise dönen varlıklar lehine artmaya başladı. Şu anda fonların %60-65 aralığındaki kısmı dönen varlıklara tahsis ediliyor, %30-35 ise duran varlıklara ayrılıyor. Yani yatırım eğilimi giderek azalıyor. Geriye kalan %3-3 ise vergilere ve zararlara ayrılıyor. Sonuçta büyük firmalar tarafından sağlanan fonların daha çok kısa vadeli olması nedeniyle bu gibi firmaların yatırım yapma üretim güçlerini artırma veya yenileme eğilimleri azalmış durumda.  Banka kredilerine erişimdeki yüksek maliyet engeli nedeniyle, İşletmeler stok tutma oranlarını azaltarak ve borç ödeme sürelerini uzatarak işletme sermayesi yönetimi yapıyorlar. Ama bu durum süründürülebilir değildir. Kendi faaliyetlerinden elde edilen fonların %50’nin altına düşmüş olması, faaliyet devamlılıklarının olmayacağını gösteriyor.

KÜÇÜK ÖLÇEKLİ FİRMALARIN YATIRIM YAPMA GÜCÜ ZAYIFLAYACAK

Diğer taraftan orta ve küçük ölçekli imalat sanayinde ise fon girişleri daha çok uzun vadeli kaynaklardan sağlanmaya devam ediliyor iken 2018 yılından bu yana artık ota ve küçük ölçekli firmalar da uzun vadeli fon temininde zorlanıyorlar. Ancak öz kaynaklara dayalı olarak bu grup firmalarda fon kullanımı daha çok duran varlıklarda devam ediyor. Yani yatırımlar devam ediyor. Ancak, küçük ölçeklilerden kendi orijinal faaliyetlerinden fon elde edileme eğilimi zayıfladığı için önümüzdeki dönemlerde bu kesimin yatırım yapma gücü de zayıflayacaktır.

LİKİDİTE İHTİYAÇLARINA RAĞMEN KREDİ ARZI ARTTIRILAMIYOR

Bankacılık açısından ise , yüksek faiz oranlarına, reel sektörün yüksek likidite ihtiyaçlarına rağmen kredi arzı arttırılamıyor. Yatırımcıların içine düştükleri sermaye hareketlerine kısıtlama endişesi giderilmelidir. Bu güven sağlanmadan uluslararası piyasalara erişim devam etse bile ucuz kaynağa erişim kısıtlı hale geldi.

İç talep, yüksek büyümeye eskisi kadar katkı sunamıyor. Ortaya çıkan net dış talebin pozitif olmasının büyümeye sağlayacağı katkı hep yetersiz kalacaktır. Enflasyon tek hanelere inene kadar yüksek faizler devam edecektir. Ortalama gelirde bir artış olmaması ve tam tersine işsizlikte de artış eğiliminin hızlanacak olması bundan sonraki sürecin en belirgin karakteristiği haline geldi. Dolayısıyla 2019 yılının bir başka zorlu yıl olacak şekilde şekilleneceğini bekliyoruz. Zira daha sıkı küresel likidite koşulları Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalar için önemli risk olacaktır. Çin ve Amerika arasındaki ticaret savaşları da gelişen piyasalar için bir diğer önemli risk olacaktır. Arz koşulları talep koşullarından daha destekleyici olacaktır büyüme açısından.

Yerel enflasyon oranlarının üzerindeki kur kaynaklı baskılar yerel faizleri ve tahvil fiyatlarını olumsuz etkileyecektir. Politik risk ve fırsatlar seçim atmosferine göre şekillenecektir.

Orhan ÖKMEN

JCR Eurasia Rating Başkanı

okmen@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası