Son Haberler

Adaletsiz gelir dağılımı ve artan yoksulluk

Türkiye, geçmiş yıllardaki birikimli hatalarının tekerrüründen kurtulmak için, şu andaki yüksek faiz maliyetine uzunca bir süre katlanmak zorunda.  Dış borçlanma yoluyla büyük kamusal yatırımların devreye alınması, Türkiye ekonomisinin daralmasına karşı önemli bir mali politika seçeneğidir.

Küresel ölçekte son 11 yıldır devam eden ve en az iki yıl daha devam edeceği şimdiden netleşmiş olan genişlemeci politikalar kapsamında piyasalara sunulmuş olan ucuz fonlama olanaklarından faydalanmanın önünü tıkayan yapısal, yönetsel ve güncel engellerin hızlıca giderilmesi Türkiye’nin birincil önceliğidir.

Vakitsiz yapılan faiz düşürme tartışmaları ortamın risk algısını bozuyor. Merkez Bankası’nın 2019-2020 yıllarında satış yoluyla gereksiz yere kaybettiği 126 milyar dolarlık döviz rezervlerinin aynen yerine koyulması kısa ve orta dönem için mümkün gözükmüyor.

Türkiye de ekonomik birimlerin fiyatlama davranış güdülerinin düzelmesi sağlanmadan enflasyonda kalıcı düşüş sağlanması mümkün değildir.  Enflasyon ataleti kırılmadan ve kalıcı düşüş sağlanmadan, faiz oranın yüzde 17’lik cari seviyesinin yüksekliğinden şikâyet edilmesi, hastanın tedavi sürecine itiraz etme anlamına geliyor.  

Hedeflerin oldukça uzağında gerçekleşen 2021 ilk aylarının enflasyon oranının yüksekliğine rağmen bankaların faiz oranlarını düşürme eğilimine girmesi çelişkidir.  TL’nin yılbaşına göre değerlenmesi nedeniyle döviz talebi ve yabancı para mevduat artış hızı durmuş, ancak henüz ters dolarizasyon süreci başlamadı.

Merkez Bankası’nın döviz rezervleri, SWAP işlemleri dışında, pozitif kalan vermeden yüksek seviyeli faiz oranları Türkiye’nin gündeminden düşmeyecek, düşmemesi de gerekir: Parası rezerv para olmayan ülkelerde, eksi rezerv ve düşük faiz politikalarının eş zamanlı olarak çalışmadığı artık anlaşılmış olmalıdır.

Vakitsiz yapılan faiz düşürme tartışmaları ortamın risk algısını bozuyor: Rezerv kayıplarını telafi edecek sermaye akımlarının giriş sürekliliği netleşmeden, yüksek faizin ekonomi üzerine yarattığı olumsuz etkiler öne çıkartılarak faiz düşürme yönünde tartışma yürütülmesi bile makro dengelere zarar veriyor ve ortamın risk algısını daha da bozuyor.

Merkez Bankası’nın 2019-2020 yıllarında satış yoluyla gereksiz yere kaybettiği 126 milyar dolarlık döviz rezervlerinin aynen yerine koyulması kısa ve orta dönem için mümkün gözükmüyor.

AÇIKLANAN ENFLASYON, FİİLİ DURUMU TAM OLARAK YANSITMIYOR

Açıklanan enflasyon, sepette yer alan ürün gruplarının pandemi koşullarını yansıtacak şekilde bilimsel ağırlıklandırılması yeniden yapılmadığı için fiili durumu tam olarak yansıtmıyor: TÜİK’in enflasyon hesabına esas teşkil eden sepette yer alan mal ve hizmet gruplarını yeniden ağırlıklandırması ve geçmiş bir yılın enflasyonunun buna göre revize etmesi gerekiyor.

Tekstil sektörü ürünlerindeki talep zayıflamasına bağlı olarak oluşan fiyat düşüklüğü 2021 ilk aylarının enflasyonuna olumlu katkı yapmış gözükmekle birlikte, sürdürülebilir değildir. Tekstil sektörü ürünlerindeki fiyat zayıflamalarının devam etmesi halinde bir kısım firmaların üretimden çekilmelere bağlı olarak arz koşullarındaki düşmelere dayalı ilerleyen dönemlerde yüksek fiyat artışlarıyla karşılaşılabilir.

Üretici fiyat endeksindeki birikmiş artışların tüketici fiyatlarına geçişmesi devam ettiği için tüketici fiyat endeksindeki yüksek seviyeler, beklentilerin aksine kısa dönemde aşağı düşmeyecek.  Üreticiler kendi üzerlerinde biriken fiyat artışlarını hızlı veya yavaş bir şekilde tüketicilere yansıtacaklar.  Gıda arzı ve ev-yaşam ürün fiyatlarındaki oynaklık fiyat istikrarını bozmaya devam ederken, kredi ve kur kanallarının tüketici fiyat istikrarını bozucu etkisi azaldı.

ENFLASYONUN YÜKSEKLİĞİNE RAĞMEN BANKALARIN FAİZ DÜŞÜRME EĞİLİMİNE GİRMESİ ÇELİŞKİDİR

Hedeflerin oldukça uzağında gerçekleşen 2021 ilk aylarının enflasyon oranının yüksekliğine rağmen bankaların faiz oranlarını düşürme eğilimine girmesi çelişkidir.  Faiz ve para politikasının mevcut duruşunun devamlılığı halinde; enflasyon düşmeye başlayacak, kesintiye uğraması halinde de fiyat istikrarını bozacak unsurlar yeniden güç kazanacaktır. Merkez Bankası’nın politik kararlılığı kilit unsur haline geldi.

Birden fazla sosyal ve ekonomik sorunların bütünleşik yumağı ve sonucu olan enflasyon olgusu çözülmeden Türkiye ekonomisinin büyüme oranları hiçbir zaman doğal potansiyeline ulaşamayacak. Bozulan yatırım ortamı, sermaye akımları, dış şoklar, istihdam, gelir dağılımı, kamu dengeleri gibi her türlü ekonomik göstergenin oluşum süreçleri fiyat istikrarını oluşturan faktörlerle direkt bağlantılıdır.

Enflasyonun orta vadeli hedef noktasının, geniş kitlelerce çıpa olarak kabullenilmesi sağlanmadan, fiyatlama davranış ve alışkanlıkları değişmeyecek ve enflasyon yüksek ataleti hep devam edecek.

FAİZ ORANININ YÜKSEKLİĞİNDEN ŞİKÂYET EDİLMESİ, HASTANIN TEDAVİ SÜRECİNE İTİRAZ ETME ANLAMINA GELİYOR

Türkiye de ekonomik birimlerin fiyatlama davranış güdülerinin düzelmesi sağlanmadan enflasyonda kalıcı düşüş sağlanması mümkün değildir.  Enflasyon ataleti kırılmadan ve kalıcı düşüş sağlanmadan, faiz oranın yüzde 17’lik cari seviyesinin yüksekliğinden şikâyet edilmesi, hastanın tedavi sürecine itiraz etme anlamına geliyor.  

Türkiye, geçmiş yıllardaki birikimli hatalarının tekerrüründen kurtulmak için, şu andaki yüksek faiz maliyetine uzunca bir süre katlanmak zorunda.  Dış borçlanma yoluyla büyük kamusal yatırımların devreye alınması, Türkiye ekonomisinin daralmasına karşı önemli bir mali politika seçeneğidir: 2020 yılında Türkiye ekonomisindeki daralmanın tersine çevrilebilmesi ve genel problemlerin çözümü için dış borçlanma yoluyla büyük kamusal yatırımların devreye alınması, zaman kazandırıcı ve pratik bir mali politika seçeneğidir.

UCUZ FONLAMA OLANAKLARININ ÖNÜNÜ TIKAYAN ENGELLERİN GİDERİLMESİ BİRİNCİL ÖNCELİKTİR

Küresel piyasalardaki ucuz fonlama olanaklarının Türkiye’ye yöneliminin önünü tıkayan engellerin hızlıca giderilmesi gündemin birincil önceliğidir: Küresel ölçekte son 11 yıldır devam eden ve en az iki yıl daha devam edeceği şimdiden netleşmiş olan genişlemeci politikalar kapsamında piyasalara sunulmuş olan ucuz fonlama olanaklarından faydalanmanın önünü tıkayan yapısal, yönetsel ve güncel engellerin hızlıca giderilmesi Türkiye’nin birincil önceliğidir.

Dış politikalarını uluslararası iş birliği paradigmasının dışında oluşturan ülkelerin ucuz fonlama imkanlarından yararlanmaları zorlaştı: Çok uluslu iş birliği ortamlarını bozan ülke ve politikaların zorlanacağı ve dışlanacağı bir sürece girilmiş olduğu için dış politikalarını uluslararası iş birliği paradigmasının dışında oluşturan ülkeler ucuz fonlama imkanlarından yararlanmaları zorlaştırıldı.

ADALETSİZ GELİR DAĞILIMI VE SERVET EŞİTSİZLİĞİ, ARTAN YOKSULLUK OLARAK KENDİNİ GÖSTERİYOR

2008 kriz yılında başlayan ve 2020 yılında pandemi etkisiyle daha da artarak devam eden kurtarma paketlerinin küresel düzeyde sebep olduğu adaletsiz gelir dağılımı ve servet eşitsizliği, Türkiye özelinde artan yoksulluk olarak kendini gösteriyor.

Yoksulluğun sebep olduğu sosyal ve toplumsal sorunların, kutuplaştırıcı politikalarıyla kitlesel tepkiye dönüşmesinin ertelenmesi uzunca bir süredir başarılabildi. Ancak, kutuplaştırıcı politikalara dayanılarak, sistematik yoksullaşma reaksiyonlarının toplumsal sahiplenmeye dönüşmesi, sonsuza kadar ertelenemez.

Ters dolarizasyon süreci henüz başlamadı: TL’nin yılbaşına göre değerlenmesi nedeniyle döviz talebi ve yabancı para mevduat artış hızı durmuş, ancak henüz ters dolarizasyon süreci başlamadı.  Zira, güncel DTH seviyesi ile yılbaşı seviyesi hemen hemen aynıdır.

Sistemdeki YP mevduat payının düşmesinin nedeni, TP mevduat hacminin taze paraya dayalı olarak artmasıdır: Yılbaşından bu yana yabancı para mevduatın, toplam mevduat içerisindeki payının yüzde 55,26 seviyesinden yüzde 53,56 seviyesine düşmesinin ters dolarizasyon süreciyle hiçbir ilgisi bulunmuyor. Bu düşüşün sebebi aynı süreçte TL mevduatlarda ortaya çıkan %7 civarındaki artıştır. TL mevduattaki bu artış ise sisteme giren taze paradır.

BEKLENEN TERS DOLARİZASYONUN HAREKETE GEÇİRECEĞİ POTANSİYEL HACİM 21 MİLYAR DOLARDIR

Başlaması beklenen ters dolarizasyonun harekete geçireceği potansiyel hacim 21 milyar dolar civarında olacak: Güncel 6.95’lik kur seviyesi 2020 Temmuz ayı seviyesine denk gelmektedir. 2020 Temmuz ayı sonunda bugüne ortalama 7.57 kur seviyesinden toplam 21 Milyar USD satın alınmış veya DTH ‘na ilave edildi.  Başlaması beklenen tersine dolarizasyonun ilk etaptaki realize olacak başlangıç potansiyel hacmi ve muhatabı bu 21 milyar dolarlık DTH sahipleri olacak.

Türk bankacılık sistemi, beklenen ters dolarizasyon süreçlerinin ekonomik etkilerini zorlanmadan elimine edebilme kapasitesine sahiptir. 

Son günlerdeki siyasi açıklama ve gündem konuları, para politikasındaki mevcut duruşun devam etmeyeceği ve tekrar zayıflayacağı algısını doğurmaktadır. Faiz artırmak yerine, munzam karşılık oranlarının artırılmasının sıkı para politikasına yardımcı olabilmesi, bankaların reaksiyon türüne bağlıdır.  Bankalar mevduat maliyetlerini değiştirmemek için kısa vadede faiz indirimi yapma yoluna gideceklerdir. Ancak sıkılaştırmanın ortaya çıkaracağı kaynak ihtiyacına bağlı olarak faiz indirim reaksiyonu orta-uzun vadede sonlandırılacaktır.

Mevduat munzam oranlarının artırılması politika faizini güçlendiremeyecek: Bankalar, artan munzam karşılıklarının doğuracağı ilave maliyetlerini, mevduat faizlerini indirerek telafi etme yoluna giderlerse, kısa vadede ortaya çıkacak olan faiz indirim etkisi, TL’nin değerine olumsuz yansıyacak. Şu andaki süreç bu yöne eviriliyor.

Orhan Ökmen

Sesmir Yönetim Kurulu Başkanı

okmen@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İlgili Haberler

Site Haritası