Son Haberler

Afrika ve Kamerun`un umut kapısı Türkiye

Başkent üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Topluluğumuzun bir ilk olarak 2013 yılı için hazırlamış olduğu bu dergiye bir katkıda bulunmanın vermiş olduğu heyecan ve mutlulukla kaleme almış olduğum bu makalenin okuyuculara farklı bir perspektif ve anlayış kazandırmalarını ümit ediyorum. Bilgi’nin hızına ulaşamadığımız bu dönemlerde şüphesiz tarihsel olayların ve salt bilgilerin yanı sıra gözlemlerin de oldukça önem kazandığını ve pratik bilgilerin okuyucuların hafızalarında daha fazla yer edebileceğini düşündüğümden bu makalemde zaman zaman kendi gözlem ve deneyimlere de yer vererek akıcı ve sorgulayıcı bir pencere açmak istedim. Şüphesiz böyle bir pencere Türkiye için oldukça önem taşıyan ve Türk dış politikasının gündeminde aktif bir rol taşıyan Afrika Açılımını ve bu bağlamda Türkiye’nin, Kamerun ile ilişkilerini değerlendirirken bizlere oldukça yardımcı olacaktır.

Konunun teorik bölümüne girmeden önce sizlerde uyandırmak istediğim birkaç duygu var nitekim akademik bir makale olmasına rağmen Afrika’yı sadece satır aralarında yazılanlardan anlamak pek mümkün değildir. Orada ki insanların yaşam şartlarını, mücadele etmek zorunda oldukları koşulları, hayatlarının bizimkilerden ne kadar farklı bir durumda olduklarını anlamadan tarihsel süreçleri ve olayları değerlendirmek benim sizlere yansıtmak istediğim Afrika gerçeği açısından oldukça eksik kalacaktır. Dolayısıyla ara ara bu bilgileri sizinle paylaşmanın faydalı olacağını düşünüyorum.

Şok etkisi; Hayatımın yaklaşık 6 yılını yurt dışında geçirdim ve birçok Afrikalı ile tanıştım ancak bunların hepsi Avrupa da doğmuş ve kendi ülkelerine hemen hemen hiç gitmemişlerdi, kimileri ile sıkı dostluklarımda oldu ancak 2013 yılında hayatımda ilk defa hayatının hiçbir döneminde kendi ülkesinin sınırları dışında bulunmamış, televizyon ve internete erişimi olmayan, dış dünya ile iletişimi kesilmiş, dünya üzerinde yaşayan diğer insanlarında kendileri gibi aynı koşullarda yaşadıklarını zanneden, bugüne kadar beyaz insanlar tarafından her anlamda hor görülmüş, beyazların kendilerine selam verecek kadar değer bulmadığı, hayatı boyunca gördüğü karşılaştığı birkaç beyaz tarafından insan yerine bile konulmadığı, genlerine köleliğin ve itaat etmenin adeta işlendiği ve tek dertlerinin bizim sadece bir öğünde harcadığımız yemek parasını bir ayda çıkartabilmenin ve karnını yaşayabilmek için doyurmanın olduğu gerçek Afrikalılarla tanıştım. Elimi uzattım ve bir dost gibi sarıldım, kimileri benden yaşça büyüktü kimileri benimle yaşıt kimileri ise daha birer çocuk ancak hepsinin yüzlerinde ki ifade aynıydı. Hepsinin yüzlerinden hayatlarında ilk defa beyaz bir insan tarafından böyle bir içtenlikle karşılanmanın vermiş olduğu şaşkın ve şüpheci ifadeleri okumak mümkündü. İşte bu ifadelerin karşında adeta bir şok etkisi yaşamıştım. Hayatlarında bir daha karşılaşılması mümkün olmayan, onlar için gerçek dışı sayılabilecek bir durumla karşı karşıya kalmışlardı sanki. Onlara zaman ayırıp birer dostmuş gibi konuşmak, dertlerini dinlemek ve fikir alış verişinde bulunmak ilk defa kendilerine başka bir ırk tarafından saygı duyulduğunu hissettiriyor, başkalarının gözünde hala birer insan olduklarını hatırlatıyordu. Sanırım bu Dünya’nın sayılı yerlerinde yaşanabilecek bir tecrübeydi. Kamerun’da bulunmuş olduğum bir ay içerisinde bu ifadeleri hemen hemen tanıştığım bütün Kamerunlularda gördüm. Dolayısıyla Afrika ve özellikle Sahara altı Afrika ülkelerindeki ilişkilerden bahsederken buralarda yaşayan insanların içerisinde bulundukları sosyal ve psikolojik gerçekleri göz önünde bulundurmamız gerekir.

Bir diğer şok ise bu insanların mücadele etmek zorunda kaldıkları yaşam koşullarını birebir görmemden kaynaklanıyordu. Türkiye de bu koşullardan habersizce yaşayıp birdenbire bu insanların aslında çok farklı bir dünya da yaşadıklarını gözlemlemek yaşadığımız Dünya’nın içerisinde aslında sorgulanması gereken pek çok konunun önceliğini gösteriyordu. Türkiye’deki insanlar son model arabalarıyla öğle yemeklerini hangi restorant’ta yiyeceklerini düşünürken, burada ki insanlar karınlarını belki de günde bir kere anca doyuruyorlardı. Aynı zamanda Türkiye’deki insanların çoğu gelecek günlerinin, işlerinin, evlerinin, kazanacakları paraların, yeni alacakları telefonların, plazma televizyonlarının, tatilde gidecekleri yerlerin hayalini kurarken, alış-veriş merkezlerinde paralarını nasıl harcayacaklarını, hangi fotoğraflarını facebook’tan twitter’dan kiminle nasıl paylaşacaklarını düşünürken buradaki insanlar bütün hayatlarını yarını değil bugünü atlatmanın üzerine kuruyorlardı. Biz aslında onların hayal bile edemeyecekleri belki de daha yüzyıllar boyunca sahip olamayacakları lüks bir hayat içerisinde yaşıyoruz, ancak yine de bu bize yetmiyor. Bunun farkında bile değiliz beton yığınlarının etrafında metal parçalarına bağımlı bir şekilde yaşıyoruz. Böyle bir bağımlılığın gölgesinde Afrika’yı kendi gerçekleriyle, filmlerde ya da belgeseller de görüldüğü kadarıyla bile anlamak mümkün değildir. Dolayısıyla bu makalenin gereği gibi anlaşılması için bu gerçeklerin sizlere sunulmasını faydalı buluyorum.

Fransa’nın Sömürüsü;

Bugün Fransa’nın bir dünya ekonomisine dönüşmesinin nedenlerini şüphesiz öz verili, isabetli ve sürdürülebilir politikaların gerçekleştirilmesiyle açıklayabiliriz. Ancak sömürgeciliği bu politikalar arasında koymamız gerekirse nereye yerleştirmemiz gerekir? 1950 ve 1960’lardan itibaren bağımsızlıkların kazanılmasıyla birlikte sömürgecilik sadece kâğıt üzerinde sona ermiştir. Nitekim 1919 yılında Milletler Cemiyeti tarafından Fransa ve İngiltere arasında paylaştırılan Kamerun üzerinde Fransa’nın etkisi bağımsızlığın kazanılmasından sonra dahi devam etmiştir. Fransa siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda halen Kamerun üzerinde ki en baskın pozisyona sahiptir. Aynı zamanda bu ülkede asimilasyon politikalarını gerçekleştirmede başarılı olmuş, Kamerunluları kendi köylerinde Fransız dili ve kültürünün etkisiyle adeta yeniden şekillendirmiştir. Kamerun’da ki doğal kaynakların ve işletmelerinin büyük çoğunluğu Fransızların elindedir, aynı zamanda Afrika’ ya olan ihracatının büyük bir kısmını da burada gerçekleştirmektedir. Kalitesiz ve tarihi geçmekte olan ürünler burada pazarlanıp insanlara sunulmaktadır.

Kamerun adeta bir orman ülkesidir, metrelerce yükselen ağaçlar bugün tamamen kontrolsüzce kesilip Fransız ve çin Mobilyalarına dönüşmektedir. Fransızların teknoloji ve kalkınma anlamında getirdiği en büyük kuruluşlarından biriside Bira Tesisleridir. Fransız Castel şirketine ait olan bu tesislerde Kamerun’un hemen hemen her yerine dağıtımı gerçekleşen ve neredeyse temiz suyun bile bulunamadığı Kamerun da sudan ucuza bira satılmaktadır. İnglizlerin çin de uygulamış oldukları ve tarihe Afyon Savaşları olarak adını yazdıran Afyon politikası burada Fransızlar tarafından alkolle uygulanmaktadır. Böylelikle çocuğu yaşlısı demeden alkolizmin ülkede yaygınlaşmasının ana sebepleri Fransız bira tesisleridir. Dolayısıyla, temiz suyun bile bulunamadığı bir ülkede arıtma tesislerin yerine bira fabrikalarının kurulması sizce de sorgulamaya ve yazmaya değerli değil midir? Aynı şekilde Kamerun’da varlığını oldukça hissettiren çin Fransa’dan geri kalmamış Kamerun’da büyük arazileri satın alarak ya da kiralayarak tarım faaliyetlerine başlamış ve Kamerun topraklarında elde ettiği bu tarımsal faaliyetin sonucunda hem kendi ülkesine hem de diğer ülkelere ihraç etmeye başlamıştır. Ne acıdır ki Kamerunluları tarım teknolojilerini ve metotları konusunda eğitmek yerine Kamerun topraklarını çitlerle örterek tamamen kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmektedirler. Ekonomik açıdan halkın fakirlikle boğuşmak zorunda olduğu bu toprakların kaderi maalesef emperyalist devletler tarafından çizilmektedir. Siyasi anlamda da oldukça etkili ve baskın olan bu devletler kendi çıkarlarına karşı gelmeyen ve büyük oran da halktan kopuk rejimleri desteklemektedirler. Dolayısıyla bugün herkesin görmek için can attığı bazı ülkeler zenginliklerini sizce ne ye borçludurlar? Dolayısıyla kendi kimliklerinden, kültürlerinden, dillerinden, zenginliklerinden uzaklaştırılan bu toplumlara karşı Türkiye, yeni dış politika vizyonu ve Afrika Açılımı girişimleriyle, bütün dünya ülkelerine örnek teşkil edecek bir yaklaşım sergilemektedir.

Türkiye’nin Afrika Stratejisi

Türkiye ile Afrika arasındaki ilişkiler oldukça derin ve güçlü tarihsel-kültürel ilişkilerin sayesinde şekillenmiştir. Nitekim Türk devletlerinin Afrika kıtasına yerleşmeleri 9. yüzyılda İhşidler ve Tolunoğulları tarafından başlamış 12. Yüzyılda Eyyübilerin ardından Türk kökenli Memlük Devleti’nin Kuzey Afrika’da ki üç asırlık hâkimiyeti ile devam etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu ise 16. yüzyıldan Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, Sudan ve Etiyopya da kısmen ya da tamamen kontrolü elinde bulundururken kıyı bölgelerinde de hâkim olmaya çalışmıştır. Osmanlı Devleti bu topraklarda var olduğu sürece barış ve huzuru sağlamaya çalışmış, himayesi altında ki bölgelerde milli kimlikleri, kültürel ve dini değerleri korumayı amaçlamıştır. Afrika üzerinde ki sömürge politikalarına karşı durmuş özellikle İspanya ve Portekiz’in bu doğrultuda ki amaçlarına engel olmuştur. Osmanlı Devleti Kuzey Afrika da görüldüğü kadar Güney Afrika’da da etkili olmaya çalışmış, Sahra altı Afrika’da Sudan, Eritre, Etiyopya, Cibuti, Somali, Nijer ve çad gibi bazı Afrika ülkelerini de kısmen himayesi altına almıştır. Aynı zamanda 1861 yılından itibaren Güney Afrika da diplomatik temsilcilik bulundurmuştur. Osmanlı’nın Afrika üzerinde ki bu rolü 19. Yüzyılın başlarına kadar devam etmiş, dört asır süren bu himayesi 1830 da Cezayir ve 1881 yılında Tunus’un Fransızlar tarafından işgal edilmesi, 1882 yılında İngilizlerin Mısırı ele geçirmeleri ve 1911 de Trablusgarp’ın İtalyanlara bırakılmasının ardından, Osmanlı himayesi yavaş yavaş tükenmiş, resmi olarak 1912 Uşi Antlaşması ile Osmanlı Devleti Afrika’daki son toprağını da kaybederek Afrika üzerinde ki kontrolünü yitirmiştir. Dolayısıyla görmekteyiz ki Türkiye ve Afrika arasında ki bu yakın ilişki bizlere Osmanlı döneminden miras olarak kalmıştır. Bu miras maalesef cumhuriyet sonrası dönemlerde çeşitli iç ve dış sebeplerden dolayı arka planda tutulmuş 1923’ten itibaren Türkiye-Afrika ilişkileri en düşük seviyesine inmiştir. 1950’li yılların sonu ve 1960’ların başında başlayan dekolonizasyon süreciyle yayılan bağımsızlık rüzgârında Türkiye Afrika da bağımsızlıklarını kazanan yeni devletleri tanımış, bu devletler ile diplomatik ilişkiler kurmuş ve bazılarında daimi elçilikler bulundurmuştur. 1970’lere gelindiğinde Türk Dış Politikasında Açılım Politikaları uygulanmak istenmiş ancak Afrika ile sürdürülebilir siyasi, ekonomik ve ticari politikalar gerçekleştirilememiştir. Bu sürecin uzun vadeli bir plan ve stratejiden yoksun olarak gelişmesi, Türkiye’deki siyasi çatışmaların doğurduğu isabetsiz politikalar, Kıbrıs meselesi ve Avrupa Birliğinin baskılarından dolayı Türkiye Afrika ile arasında ki ilişkileri hak ettiği noktaya getirememiştir. Dolayısıyla Cumhuriyetten itibaren 2000’li yıllara kadar Türkiye Osmanlıdan miras kalan bu topraklardaki ilişkileri sahiplenememiş, gereken önemi gösterememiştir.

Türkiye’nin Afrika’ya yönelik açılım çalışmaları 1998 yılında Afrika Eylem Planı’nın kabulü ile başlamıştır. Bu planın kabulü sayesinde Türkiye Afrika konusunda geciktirmiş olduğu önemli politikaları hayata geçirme fırsatını yakalamıştır. özellikle 2003 yılında Afrika Stratejisi yürürlüğe girerek ekonomik ilişkiler ilerletilmiş Afrika’da ticari müşavirlikler açılmıştır. 2005 yılında Türkiye’de Afrika Yılı ilan edilmiş, çalışmalar Türkiye’nin Afrika Birliği toplantılarına katılımıyla hız kazanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda önce 2008’de toplanan Afrika Birliği Zirvesinde Türkiye stratejik ortak ilan edilmiş, aynı yıl Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliği için yapılan seçimlerde Afrika ülkelerinin desteğini alarak 2009-2010 dönemi üyeliğe seçilmiştir. Ağustos 2008’de ise Türk-Afrika İşbirliği zirvesi gerçekleştirilmiş, zirve sonunda “Türkiye-Afrika İşbirliği İstanbul Deklarasyonu: Ortak Bir Gelecek İçin İşbirliği ve Dayanışma” ve “Türkiye-Afrika Ortaklığı İçin İşbirliği çerçevesi” adlı iki belge katılımcılar tarafından kabul edilmiştir. Dolayısıyla Türkiye’nin Afrika’ya Açılım Politikasının temellerini atması ve bu yönde politikalarını somut adımlarla gerçekleştirmesiyle birlikte oldukça önemli gelişmeler yaşanmıştır. 2000’li yılların başında Afrika kıtası genelinde Türkiye’nin 12 ülkede diplomatik temsilcisi bulunurken bugün 31 ülkede temsilciliğimiz bulmaktadır. Siyasi alandaki bu gelişmeler ticari ilişkileri de etkilemiş Türkiye Afrika ile olan ekonomik işbirliğini güçlendirebilmiştir. Bu bağlamda Türkiye’nin 2003 yılında Afrika’ ya yapmış olduğu 2 milyar dolar tutarındaki ihracat günümüzde 13 milyar dolar düzeyine çıkmıştır. Siyasi ve ekonomik gelişmelerin yanı sıra İnsani yardım ve kalkınma konularında Türkiye’nin resmi yardım ajansı olan Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) ve Türk Sivil Toplum kuruluşları Türkiye’nin Afrika’ya yaptığı kalkınma projelerinin gerçekleştirilmesi konusunda önemli birer aktör haline gelmişlerdir. Bütün bu çalışmaların sonucunda görmekteyiz ki Türkiye özellikle AKP hükümeti ile birlikte gerçekleştirilen bu somut adımlarla Afrika kıtası üzerinde hassasiyetle durmuş, yıllar boyunca rafa kaldırılan Türk-Afrika ilişkileri hak ettiği değerine kavuşma yolunda önemli gelişmeler kat edilmiştir.

Türkiye Kamerun İlişkileri

Kamerun devleti 1919 yılında Milletler Cemiyeti kararıyla Fransa ve İngiltere arasında paylaştırılmıştır. 1960 ve 1961 yıllarında bu devletlerden kazanılan bağımsızlık sonucunda kurulan Federal Cumhuriyet 1972 yılında hazırlanan anayasa ile üniter bir devlete dönüştürülmüştür. Bu dönüşümün aksine ülke de siyasi, ekonomik ve sosyal refah gerçekleştirilememiş bağımsızlığını ilan etmesine rağmen Fransa’nın etkisinden kurtulamamıştır. Kamerun 1960 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra Türkiye tarafından tanınmış ve başkent Yaounde’deki büyükelçiliğimiz 15 Ocak 2010 tarihinde açılmıştır.

Kamerun Orta Afrika ülkeleri arasında bir geçiş noktası olmasından dolayı stratejik bir önemi bulunan, yer altı ve yer üstü kaynaklarıyla diğer devletler için potansiyel bir pazar olarak önem kazanan bir ülkedir. Nitekim Kamerun ihracatının %41,5’ i Ham petrole dayanmaktadır. Bunun ardından Kereste %15, Kakao ve ürünleri %12, Pamuk %2,8 gelmektedir. Fransa Kamerun’daki en büyük pazar payına sahip olan ülkedir nitekim 1978 yılında Kamerun Fransa’nın Afrika’dan yapmış olduğu ithalatın üçte ikisini karşılamakta, aynı zamanda Fransa Afrika ya olan ihracatının da yüzde atmışını Kamerun da gerçekleştirmektedir. Günümüzde %20’lerin üzerinde bir oranla Kamerun pazarlarına sahip olan Fransa’nın ardından çin, Belçika, Almanya ve Türkiye gelmektedir.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Mart 2010 yılında Kamerun’da gerçekleştirmiş olduğu ilk resmi ziyaretinin ardından iki ülke arasında önemli adımlar atılmış, diplomatik alanda, Tarım Alanlarında Teknik, Bilimsel ve Ekonomik İşbirliği Protokol’ü imzalanmıştır.

Türkiye 50 yıllık bir gecikmenin ardından Kamerun ile ilişkilerini siyasi, ekonomik ve sosyal anlamda geliştirmek için önemli adımlar atmaya başlamıştır. Mayıs 2012’ de bu atılan adımlar yeni bir büyükelçinin atanması ile adeta yeni bir boyut kazanmıştır. Nitekim kısa bir sürenin ardından Aralık 2012’ de Türk Hava Yolları Kamerun’a ilk seferini gerçekleştirmiş iki ülke ilişkileri açısından bir dönüm noktası olmuştur. Bu seferle birlikte Diyanet İşleri Başkanı’nın Kamerun’a gerçekleştirdiği resmi ziyaret Türkiye-Kamerun arasında ki bağları kuvvetlendirmiştir. Bu ziyaretle birlikte Kamerunlu Müslümanlar ilk defa taleplerini gündeme getirebilme fırsatını yakalamış aynı zamanda dini liderle yapılan toplantılarda Türkiye bütün dinlere karşı olan barışçıl ve samimi tutumunu bir kez daha göstermiştir. Bu ziyaretin ardından Kamerun ve Türkiye arasında ki ilişkiler pekişmiş, Türkiye’ye yapılan vize başvurularında patlama yaşanmıştır. 2013 Mart ayında Kamerun Devlet Başkanı Türkiye’ ye ilk resmi ziyaretinde bulunmuş, Türkiye Cumhuriyeti Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı KOSGEB Başkanlığı ile Kamerun KOBİ, Sosyal Ekonomi ve El Sanatları Bakanlığı arasında Mutabakat Muhtırası, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) ile Kamerun Radyo Televizyon Kurumu (CRTV) Arasında İkili İşbirliği Protokolü (Televizyon Alanında), Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile Kamerun Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Arasında Diplomasi Eğitimine, Bilgi ve Belgelerin Değişimine İlişkin Mutabakat Zaptı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kamerun Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşması, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kamerun Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji ve Hidrokarbon Alanlarında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kamerun Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Madenler Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kamerun Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Denizcilik Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşmalar sayesinde Türkiye Kamerun ilişkileri açısından 2015 yılı ticaret hacminin 500 Milyon dolara ulaşması amacıyla önemli adımlar gerçekleştirmiştir. Aynı zamanda Türk Büyükelçisinin daveti üzerine Mart ayında Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Kamerun’a gelerek Kardeş Şehir İyi Niyet Antlaşması Protokolü imzalanmış, Nisan ayında ise Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Kamerun’a gelerek Maroua bölgesinde Kardeş Şehir Protokolünü imzalayarak Türkiye’deki yerel yönetimlerin kalkınma alanlarında ki tecrübelerini Kamerun şehirleri ile paylaşılabilmesinin yolunu açmışlardır. Kamerun Büyükelçisi ömer Faruk Doğan’ın girişimleri doğrultusunda T.C. Başbakanlık Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ortaklaşa olarak Kamerun’da Bal üretim Teknikleri adı altında bir eğitim projesi de hayata geçirilmiştir.

Bütün bu olumlu gelişmeler bizlere göstermektedir ki, Türk Dış Politikası Afrika’ ya Açılım Projesi üzerinde itinayla durmaktadır. Nitekim dünya kaynaklarının yüzde 20’sinden fazlasına sahip olan, 53 ülkenin bulunduğu ve 1 milyar insanın yaşadığı bu topraklar Türkiye için siyasi, ekonomik ve sosyal anlamda olmak la birlikte kültürel ve tarihsel açıdan oldukça önemli bir konumdadır. Türkiye Osmanlı İmparatorluğunun mirasına artık sahip çıkmaya başlamış, bu topraklarda gerçek anlamda barışı, huzuru ve kalkınmayı amaçlayan tek devlet haline gelmiştir. Nitekim Türk Devleti Kamerunlulara kendilerinin herhangi bir dış güce bağımlı olmadan kalkınabilmelerinin mümkün olabileceğini göstermiştir. Bu başarılı politikalar sayesinde şüphesiz hem Kamerun hem de Türkiye devleti arasında önemli gelişmeler gerçekleşecektir.

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası