Son Haberler

Belirsizlik ortamında global riskler artıyor

– Dünya Ekonomik Forumu’nun geçen ay yayımlanan Global Riskler Raporu’n göre belirsizlik giderek artarken, global riskler de büyüyür. Raporda, jeoekonomik çatışma ilk sırada yer alıyor. Artan korumacılık, uluslararası ilişkileri ve ticareti tehdit ediyor, çatışma riskini derinleştiyor. Bunun hemen ardından, devletlerarası silahlı çatışma, aşırı hava olayları ve toplumsal kutuplaşma gibi riskler geliyor. Ekonomik, politik ve çevresel tehditler artık birbirleriyle iç içe geçmiş durumda.

– Orta vadede jeoekonomik çatışma, yanlış bilgi ve dezenformasyon, toplumsal kutuplaşma, aşırı hava olayları, devlet temelli silahlı çatışmalar, siber güvenliksizlik, eşitsizlik gibi riskler öne çıkıyor. Uzun vadede çevresel bozulma ve teknolojik riskler gittikçe daha baskın hale geliyor. Özellikle aşırı hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı, kritik ekosistem değişimleri ve doğal kaynak kıtlığı önümüzdeki 10 yılın en ciddi tehditleri arasında sayılıyor.  

Belirsizliğin giderek arttığı günümüzde global riskler, hemen her alanda hızla büyüyor ve çeşitleniyor. Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum, WEF) tarafından Ocak ayında 21 ncisi yayımlanan Global Riskler Raporu (Global Risks Report) bu değişimi çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Raporda mevcut veya yakın vadede (2026’da), kısa ve orta vadede (2028’e kadar) ve uzun vadede (2036’ya kadar) riskler inceleniyor. Raporda 2026 küresel risk manzarasının temel karakteristiği “belirsizlik” olarak tanımlanıyor. WEF 2026-2036 dönemini “rekabet çağı” (Age of Competition) olarak adlandırıyor. Bu çağda çok taraflı iş birliği mekanizmalarının giderek zayıfladığı, devletler ve aktörler arasında iş birliğinin yerini jeoekonomik rekabetin aldığı bir dünya öne çıkıyor. Bu yeni çerçevede, ekonomik araçların diplomasi silahına dönüştüğü bir tablo gözlemleniyor.

JEOEKONOMİK ÇATIŞMA RİSKİ SIÇRADI

Raporun kısa dönem risk sıralamalarında jeoekonomik çatışma ilk sırada yer alıyor. Geçmiş yıllarda risk haritalarında daha gerilerde yer alan bu konu, kısa vadeli perspektifte %18 ile en yüksek kriz tetikleme potansiyeline sahip risk olarak değerlendiriliyor. Artan korumacılık, uluslararası ilişkileri ve ticareti tehdit ediyor, çatışmaya olan eğilimi artırıyor. Bunun hemen ardından, %14 ile devletlerarası silahlı çatışma, %8 ile aşırı hava olayları ve %7 ile toplumsal kutuplaşma gibi riskler geliyor. Bu değişim, risk algısında ekonomik, politik ve çevresel tehditlerin artık birbirleriyle daha sıkı şekilde iç içe geçtiğini gösteriyor. Rapor, büyüyen belirsizlikler, artan jeopolitik ve ekonomik çatışmalar ile teknolojik ve çevresel risklerin giderek iç içe geçtiği bir dünyaya işaret ediyor.

RİSKLER DOMİNO ETKİSİ YARATABİLİR

Orta vadede jeoekonomik çatışma, yanlış bilgi ve dezenformasyon, toplumsal kutuplaşma, aşırı hava olayları, devlet temelli silahlı çatışmalar, siber güvenliksizlik, eşitsizlik gibi riskler öne çıkarken uzun vadede çevresel bozulma ve teknolojik riskler gittikçe daha baskın hale geliyor. Özellikle aşırı hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı, kritik ekosistem değişimleri ve doğal kaynak kıtlığı önümüzdeki 10 yılın en ciddi tehditleri arasında sayılıyor.  Yanlış bilgi ve dezenformasyon ile yapay zeka teknolojilerinin olumsuz sonuçları ise en önemli teknoloji riskleri arasında yer alıyor. Uzun vadeli bu riskler, ekonomik ve politik risklerle birleştiğinde domino etkisi yaratma potansiyeline sahip. Bu durum çevresel risklerin sadece ekolojik bir sorun değil aynı zamanda ekonomik, insani ve jeopolitik bir risk unsuru olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

TEKNOLOJİ GÜCÜN YANI SIRA KIRILGANLIK DA GETİRİYOR

Teknolojik riskler de raporun dikkat çektiği önemli başka bir konu başlığı olarak karşımıza çıkıyor. 2026 raporu, teknolojik ilerlemenin fırsatlarının yanı sıra bu alandaki yetersiz yönetişim ve düzenlemelerin potansiyel risklerini vurguluyor. Dijitalleşme ve yapay zeka gibi alanlarda yaşanan hızlı ilerleme, ekonomik verimlilik ve yaşam kalitesi için fırsatlar yaratırken; bilgi manipülasyonu, siber güvenlik açıkları ve otonom sistemlerin kontrolü gibi yeni ve önemli tehditler doğuruyor. Bu bağlamda, teknolojinin hem güç getirirken hem de kırılganlık yarattığına ilişkin algının güçlendiği görülüyor. Önceki dönemde çevresel riskler kısa vadede daha öne çıkarken, bu yıl ekonomik ve jeopolitik baskıların önceliği daha belirgin hale geliyor. Bu alanlardaki risklerin, sadece teknoloji sektörünü değil toplumsal güveni, demokratik süreçleri ve kritik altyapıları etkileyebilecek boyutta olduğu görülüyor.

RİSKLER KARMAŞIK AĞLAR İÇİNDE BİRBİRİNİ BESLİYOR

Rapor, risklerin sadece tek başına birer olay olmadığını, birbirleriyle etkileşen ağlar halinde ortaya çıktığını ve sistemik etkiler yaratabildiğini vurguluyor. 2025’te ortam, devam eden jeopolitik gerilimler, teknolojik gelişmeler ve çevresel belirsizliklerle şekillenirken kısa dönem riskler daha dengeliydi. 2026’da ise jeoekonomik risklerin baskınlığı göze çarpıyor. Bu sadece risklerin kendi içindeki değişimini değil, aynı zamanda küresel risk algısının da nasıl evrildiğinin ipuçlarını veriyor. Riskler artık tek tek alanlarda değil, karmaşık ağlar içinde birbirini besleyen unsurlar olarak ortaya çıkıyor. Jeoekonomik güç mücadeleleri, çevresel bozulma, teknolojik kırılganlıklar ve toplumsal gerilimler birbiriyle çakıştığında, bunların etkisi daha da büyüyor.

KÜRESEL GÜÇ MÜCADELESİ STRATEJİK ARAÇLARLA BÜYÜYOR

Global Risk Raporu 2026, küresel risk ortamının dinamiklerini, değişen öncelikleri ve riskler arasındaki etkileşimleri analiz eden kapsamlı bir çerçeve ortaya koyuyor.  Rapor, küresel güç mücadelesinde ticaret, finans ve teknolojinin stratejik araçlar olarak kullanıldığını ortaya koyuyor. Rapor aynı zamanda, rekabet çağında riskleri tanımlamak kadar onlarla nasıl baş edileceğine dair daha derin bir diyalog ve eylem çağrısı niteliği de taşıyor. Rapor karar vericilere üç temel mesaj veriyor. Birincisi, riskler artık sınır tanımayan, çok boyutlu ve birbirine bağlı bir yapıda; ikincisi, mevcut belirsizlik ortamında geleneksel çözümler yetersiz kalıyor ve daha kapsamlı yenilikçi çözümlere ihtiyaç bulunuyor. Üçüncüsü ise çevresel ve teknolojik risklerin uzun vadeli etkilerinin bugünden yönetilmesi, sadece krizlerin önlenmesi değil aynı zamanda sürdürülebilir bir gelecek için de zorunluluk.

KURUMSAL RİSK YÖNETİMİ İHTİYACI YÜKSELİYOR

Bu rapor, riskleri sadece listeleyen bir katalog değil, daha dirençli ve uyum sağlayabilen bir küresel sistem arayışının temel bileşenlerine dair bir uyarı niteliği taşıyor. Bu yüzden politika yapıcılar, sadece tek bir risk alanıyla değil, sistemler arası bağlantılarla başa çıkabilmek için disiplinler arası stratejiler geliştirmek zorunda. Bunun yanı sıra işletmeler, kurum ve kuruluşların da faaliyetleri esnasında bu riskleri etkin bir şekilde dikkate alması ve bu risklerle başa çıkabilecek etkili ve dinamik risk yönetimi mekanizmaları uygulamaları önem taşıyor. Bunun için de tüm risklerin entegre bir şekilde dikkate alınması, tanımlanması, değerlendirilmesi, ölçülmesi ve etkili bir şekilde yönetilmesini esas alan kurumsal risk yönetimi metodolojilerinin hayata geçirilmesi ve etkili bir şekilde uygulanması bir ihtiyaç olarak karşımızda duruyor.

Not: Görseller, yapay zeka asistanı Gemini tarafından oluşturulmuştur.

Gürdoğan YURTSEVER

yurtsever@turcomoney.com

 

 

Yorum yok

Yorum Yazın

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

*

*

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

İlgili Haberler

Site Haritası