Son Haberler

Jeopolitik gerilimler, ekonomiyi nereye sürüklüyor?

– Pandemiyle başlayan süreç; savaşlar, enerji krizleri, tedarik zinciri kopuşları, teknoloji savaşları ve iklim politikalarıyla derinleşti. Geleneksel iktisat literatürü, uzun yıllar ekonomi ile siyaseti analitik olarak ayırmaya çalıştı. Bugün bu ayrım, büyük ölçüde anlamını yitirmiş durumda. Merkez Bankası kararları, enerji fiyatları, savunma harcamaları ve teknoloji yatırımları gibi birçok faktör, jeopolitik dinamikler tarafından şekillendiriliyor.

– ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin şahin politikaları, jeopolitik riskleri iyice arttırdı.  Küresel entegrasyonun derinliği, finansal piyasaların anlık tepkileri, enerji ve teknolojide stratejik bağımlılık, küresel fiyatlama davranışlarını etkiliyor. Venezuela üretim/sevkiyatının yaptırımlar veya iç karışıklık nedeniyle kısıtlanması, özellikle ağır ham petrol segmentinde arzı daraltabilir.Bu da enflasyon üzerinde baskı yaratabilir.

– Grönland, son dönemde Trump’ın ABD’nin güvenliğini gerekçe göstererek Danimarka’dan yönetimi alma talebi, bölgesel jeopolitik tartışmaları ve riskleri arttırdı. Tayvan’la ilgili gerilim artışı, “stoklama” davranışı doğuruyor; elektronik/otomotiv/savunma sanayinde maliyet ve teslim sürelerinin uzamasına neden oluyor. Tayvan Boğazı’nda risk algısı yükselirse navlun ve sigorta primleri artar. Asya borsaları ve teknoloji hisseleri dalgalanır; güvenli limanlara yönelim artar.

– Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa’da enerji maliyetleri ve arz güvenliği hassasiyeti artırıyor, talebi, sanayi üretimini ve rekabet gücünü etkiliyor. Savaşın devam etmesi enerji fiyatları yanında Karadeniz lojistiği ve tarım ihracatı üzerindeki riskler ile buğday/mısır/ayçiçek yağı gibi önemli kalemlerde fiyat oynaklığı yaratıyor. Savunma harcamalarındaki artış, Karadeniz lojistiği ve ekonomik büyüme üzerinde baskı oluşturuyor.

– İran kaynaklı gerilim yükselirse  “enerji arzı”nda riskler artabilir. Hürmüz Boğazı gibi boğazlar üzerinden geçen akışa dair endişe, petrol ve LNG fiyatlarını sıçratabilir. Körfez–Kızıldeniz hattı riskli algılanırsa gemi rotaları uzar, sigorta maliyetleri artar, küresel tedarik zincirinde gecikmeler olur. Bu durum, enflasyonu besler. Bankacılık kanalları ve ticaret finansmanı daha pahalı ve zor hale gelir; bölge ülkelerinin risk primleri artabilir.

2020’li yıllar, küresel ekonomi açısından yalnızca konjonktürel dalgalanmaların değil, yapısal bir kırılmanın da yaşandığı bir dönem olarak tarihe geçiyor. Pandemiyle başlayan süreç; savaşlar, enerji krizleri, tedarik zinciri kopuşları, teknoloji savaşları ve iklim politikalarıyla derinleşti. 2026’ya girerken artık şu soru daha yüksek sesle soruluyor: Ekonomik risklerin kaynağı gerçekten piyasalar mı, yoksa jeopolitik kararlar mı?

Geleneksel iktisat literatürü, uzun yıllar boyunca ekonomi ile siyaseti analitik olarak ayırmaya çalıştı. Bugün gelinen noktada bu ayrım, büyük ölçüde anlamını yitirmiş durumda. Merkez Bankası kararlarından enerji fiyatlarına, savunma harcamalarından teknoloji yatırımlarına kadar pek çok başlık doğrudan jeopolitik dinamikler tarafından şekillendiriliyor.

Bu dosya yazısında, 2026 perspektifiyle küresel jeopolitik gerilimlerin ekonomi üzerindeki etkilerini, bölgesel risk alanlarını ve olası senaryoları detaylı biçimde ele alıyoruz.

JEOPOLİTİK RİSKLER ARTIYOR…

Devletler arası çatışmalar, savaş ihtimali, diplomatik krizler, yaptırımlar, ticaret savaşları ve bloklaşmalar gibi unsurların ekonomik karar alma süreçlerini bozma potansiyeli olarak tanımlanabilir.

Bu riskler üç temel kanaldan ekonomiye sirayet eder:

  • Belirsizlik kanalı (Yatırımların ertelenmesi): Jeopolitik gerilimlerin ekonomi üzerindeki en hızlı ve görünmez etkisi belirsizlik kanalı üzerinden ortaya çıkar. Siyasi risklerin arttığı dönemlerde şirketler ve yatırımcılar, geleceğe dair öngörü yapabilme yeteneklerini kaybeder. Bu durum, özellikle uzun vadeli ve sermaye yoğun yatırımların ertelenmesine yol açar. Firmalar açısından temel soru; artık “kârlı mı?” değil, “yarın hangi koşullarda faaliyet göstereceğim?” sorusudur. Savaş ihtimali, yaptırım riski, ticaret kısıtlamaları ve ani politika değişiklikleri; yatırım kararlarını beklemeye alma refleksini güçlendirir. Sonuç olarak özel sektör yatırımları zayıflar, kapasite artışı yavaşlar ve potansiyel büyüme aşağı çekilir.
  • Maliyet kanalı (Enerji, lojistik, sigorta): Jeopolitik risklerin ekonomi üzerindeki en somut ve hissedilir etkisi maliyet kanalı üzerinden gerçekleşir. Çatışmalar, ticaret yollarındaki güvenlik sorunları ve enerji arzına yönelik tehditler; üretim ve ticaret maliyetlerini doğrudan yukarı çeker. Özellikle enerji piyasalarında jeopolitik gerilimler; petrol ve doğalgaz fiyatlarında ani sıçramalara, fiyat oynaklığının artmasına, uzun vadeli enerji sözleşmelerinde risk priminin yükselmesine neden olur. Enerji maliyetlerindeki bu artış, sanayiden ulaştırmaya kadar tüm sektörlere zincirleme şekilde yansır.
  • Finansal kanal (Sermaye akımları, risk primleri): Jeopolitik gerilimlerin en kritik sonuçlarından biri finansal kanal üzerinden ortaya çıkar. Küresel belirsizlik dönemlerinde sermaye, riskten kaçınma refleksiyle güvenli limanlara yönelir. Bu süreçte gelişmiş ekonomiler avantaj sağlarken, gelişmekte olan ülkeler daha kırılgan hale gelir. Risk algısındaki bozulma; ülke risk primlerinin (CDS) yükselmesine, dış borçlanma maliyetlerinin artmasına, döviz piyasalarında oynaklığın güçlenmesine neden olur. Yabancı sermaye çıkışları, yerel para birimleri üzerinde baskı yaratırken merkez bankalarının politika alanını daraltır. Finansal kanal aynı zamanda kamu maliyesini de etkiler. Artan faiz giderleri, bütçe dengeleri üzerinde baskı oluşturur ve kamu yatırımlarının sınırlandırılmasına yol açabilir. Böylece jeopolitik riskler, yalnızca özel sektörü değil kamusal karar alma süreçlerini de doğrudan etkiler.

2026’DA JEOPOLİTİK RİSKLER NEDEN DAHA DERİN?

2026 ile ilgili durağan iyileşme beklentileri hakimken ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin ortaya koyduğu şahin yaklaşım, jeopolitik risklerin etkisinin geçmiş dönemlere kıyasla daha güçlü hissedilmesine neden oluyor. Küresel entegrasyonun derinliği, finansal piyasaların anlık tepkileri ve enerji ve teknolojide stratejik bağımlılık artık tek bir bölgedeki kriz, yalnızca bölgesel değil küresel fiyatlama davranışlarını etkiliyor.

VENEZUELA’DAKİ İÇ KARIŞIKLIK PETROL ARZINI DÜŞÜREBİLİR

Venezuela üretim/sevkiyatının yaptırımlar veya iç karışıklık nedeniyle kısıtlanması, özellikle ağır ham petrol segmentinde arzı daraltabilecektir. Maduro ve eşinin bir devlet başkanı iken Amerikan güçleri tarafından alıkonulması kalkınma ve gelir dağılımı adaletinin sağlanması yerine, bölgesel istikrarsızlığı artırıyor, diplomasinin sorgulanmasına ve savunma harcamalarının artmasına neden oluyor. Ekonomik açıdan bu durum, doğrudan rafineri marjlarını ve bazı ürün fiyatlarını (özellikle ABD Körfezi/Atlantik havzası) oynatıyor ve şirketler için uyum ve sigorta maliyetleri artırmakta; ticaret finansmanı zorlaşıyor. Latin Amerika varlıklarına risk iştahının azalması ve ülke risk primlerinin (CDS) yükselmesi ve kur oynaklığının artması gibi riskleri artırıyor. Durum göç ve insani kriz baskısı, komşu ülkelerde bütçe ve sosyal harcama baskısı yaratma, petrol ürünleri ithalatçısı ülkelerin, rafineri, taşımacılık, Latin Amerika riskli varlıkların daha riskli hale gelmesine neden oluyor.

GRÖNLAND’A MÜDAHALE TARTIŞMALARI JEOPİLİTİK RİSKLERİ ARTIRIYOR

Grönland, son dönemde Trump’ın ABD’nin güvenliğini gerekçe göstererek Danimarka’dan yönetimi alma talebi, önce ciddiye alınmasa da Venezuela’da yapılan askeri harekat sonrasında bölgesel jeopolitik tartışma ve risklerin artmasına neden oldu. Sadece ABD güvenliği değil ancak iklim değişikliği ve buzulların erimesi ile ortaya çıkan, geniş ve bakir toprakların vadettiği kritik mineraller ve arktik deniz yolları adanın küresel güç rekabetinin merkezine hızla yerleştirdi. Bu gelişmeler Grönland’ı yalnızca Danimarka’nın özerk bir bölgesi olmaktan çıkarıp, ABD–AB–Çin üçgeninde stratejik bir ekonomik alan haline getirdi.

Grönland, özellikle nadir toprak elementleri açısından Avrupa için hayati bir potansiyele sahip. Bu mineraller özellikle yenilenebilir enerji teknolojileri, elektrikli araçlar, savunma ve yarı iletken sanayi için vazgeçilmez girdiler sağlıyor. Özellikle AB’nin Çin’e olan kritik hammadde bağımlılığını azaltma çabası hızlanması, ada üzerinden ABD ve AB şirketleri arasında yatırım ve ruhsat rekabeti artıyor. Bu durum, transatlantik ilişkilerin artık tam uyumdan çok kontrollü işbirliği dönemine girdiğini gösteriyor.

Çin, Grönland’ı “Kutup İpek Yolu” vizyonunun parçası olarak görüyor. Rusya, arktik yolları askeri ve enerji alanında stratejik derinlik olarak konumlandırıyor. Bu iki aktörün varlığı ABD’nin güvenlik refleksini sertleştiriyor, AB’nin jeopolitik pozisyonunu daha karmaşık hale getiriyor. Ekonomik ve politik açıdan Grönland gerilimi şunu gösteriyor; küresel rekabet artık sadece sıcak çatışma bölgelerinde değil, kaynaklar, iklim ve lojistik üzerinden şekilleniyor.

TAYVAN BOĞAZI’NDA RİSK ALGISI YÜKSELİRSE, NAVLUN VE SİGORTA PRİMLERİ ARTAR

Tayvan, ileri seviye yarı iletken üretiminde kritik bir düğüm noktasıdır. Gerilim artışı bile “stoklama” davranışı doğuruyor; elektronik/otomotiv/savunma sanayinde maliyet ve teslim sürelerinin uzamasına neden oluyor. Tayvan Boğazı’nda risk algısı yükselirse navlun ve sigorta primleri artar; Asya-ABD/Asya-Avrupa hatlarında gecikmeler ve alternatif rota maliyetleri görülür. Riskten kaçış dönemlerinde Asya borsaları ve teknoloji hisseleri daha sert dalgalanır; güvenli limanlara yönelim artar. Firmalar üretimi Vietnam, Hindistan, Meksika gibi alternatiflere kaydırır. Kısa vadede maliyet artışı ortaya çıkarken küresel otomotiv tedarik zincirleri, elektronik ithalatçıları olumsuz etkilenir.

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI, ARZ GÜVENLİĞİ HASSASİTEYİNİ ARTIRIYOR

Devam eden ve kısa vadede çözülecek gibi görünmeyen Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa’da enerji maliyetleri ve arz güvenliği hassasiyeti artırıyor, talebi, sanayi üretimini ve rekabet gücünü etkiliyor. Artan savunma harcamaları ve enerji oynaklığı enflasyon beklentilerini zorlaştırıyor. Savaşın devam etmesi enerji fiyatları yanında Karadeniz lojistiği ve tarım ihracatı üzerindeki riskler ile buğday/mısır/ayçiçek yağı gibi önemli kalemlerde fiyat oynaklığı yaratıyor. Savunma harcamalarındaki artış yanında enerji ve hammadde ticaretinde “rota değişimi” kalıcı maliyet artışları doğurarak Avrupa sanayisi, enerji yoğun sektörler, gıda ithalatçısı ekonomiler, Karadeniz lojistiği ve ekonomik büyüme üzerinde baskı oluşturuyor.

İRAN’LA İLGİLİ GERİLİK ARTARSA, ENERJİ ARZINDA RİSK ARTAR

İran kaynaklı gerilim yükseldiğinde piyasaların ilk tepkisi genelde “enerji arz riski” olur. Hürmüz Boğazı gibi boğazlar üzerinden geçen akışa dair endişe, petrol ve LNG fiyatlarını sıçratabiliyor. Körfez–Kızıldeniz hattı riskli algılanırsa gemi rotaları uzar, sigorta maliyetleri artar, küresel tedarik zincirinde gecikmeler olur. Bu durum, enflasyonu besler. Bankacılık kanalları ve ticaret finansmanı daha pahalı ve zor hale gelir; bölge ülkelerinin risk primleri artabilir. Enerji kaynaklı maliyet artışı petrokimya ve gübre fiyatlarını etkileyerek tarım maliyetleri üzerinden ikinci tur enflasyon yaratabilir. Bu durumdan en çok etkilenenler ise enerji ithalatçıları, deniz taşımacılığı, petrokimya/gübre, Körfez bağlantılı varlıklar olur.

JEOPOLİTİK GERİLİMLERİN FİNANSAL PİYASALARA ETKİSİ

Ekonomi artık yalnızca rakamlarla değil, haritalarla da okunmak zorunda. Jeopolitik gerilimler arttıkça ülkemizin de içinde olduğu gelişmekte olan ülkelerin risk primleri (CDS’leri) yükseliyor, sermaye çıkışı hızlanıyor, güvenli limanlara yönelim artıyor. Bu durum, özellikle dış finansmana bağımlı ülkemiz gibi ekonomiler için kırılganlık yaratıyor.

Kısaca;

Enflasyon Riski ↑ (Enerji + Lojistik + Sigorta)

Büyüme ↓ (Yatırım Erteleme + Maliyet baskısı)

Finansman Maliyeti ↑ (CDS ↑, Riskten kaçış ↑)

Türkiye, bu coğrafyada enerji transit ülkesi, lojistik merkez ve diplomatik arabulucu olarak öne çıkmakla birlikte dış finansman ve enerji bağımlılığı enflasyonda yüksek kırılganlık yaratıyor.

2026’nın ikinci ayında küresel ekonomi için en belirleyici unsur, klasik göstergelerden çok jeopolitik kararlar olmaya devam edecek gibi görünüyor. Enflasyon, büyüme ve yatırım denklemleri artık sadece ekonomik değil, stratejik analiz gerektiriyor. Bu yeni dönemde başarılı olan ülkeler ve şirketler; riskleri erken okuyan, çeşitlendirme yapan, jeopolitik farkındalığı yüksek olanlar olacak.

Not: Görseller, yapay zeka asistanı Gemini tarafından oluşturulmuştur.

Prof. Dr. Mehmet YAZICI

Antalya Bilim Üniversitesi Turizm Fakültesi Dekanı

yazici@turcomoney.com

 

Yorum yok

Yorum Yazın

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

*

*

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

İlgili Haberler

Site Haritası