Son Haberler

Cihad Vardan, Turcomoney`e konuştu

cihad_vardan_turcomoneye_konustu_2.jpg♦ Türkiye’deki ihracatın % 15’ini gerçekleştiren MüSİAD‘ın üretim hacmi 90 milyar doların üzerine çıktı. Yaklaşık 1.2 milyon kişiye istihdam sağlayarak ülke ekonomisine katkı sunuyoruz.

♦ İstikrar ortamında, istihdam oluşturan, inovasyon odaklı imalat prensibini benimsemeliyiz. Bu formül bize, ileri teknoloji üretmeyi, teknolojik ürünler imal etmeyi ve yüksek katma değer kazandıracak ihracat yapmayı sağlar.

Türkiye ekonomisinde önemli bir yer tutan ve özellikle son yıllarda ağırlığını daha da hissettirmeye başlayan Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MüSİAD) üyeleriyle verilen davette bir araya geliyoruz. Bütün misafirlerini nezaketle kapıda karşılayan MüSİAD Başkanı ömer Cihad Vardan, burada yaptığı konuşmada ekonomiye ilişkin olumlu beklentilerini açıkladı.

Birkaç gün sonra özel röportaj için yeniden ömer Cihad Vardan’a; Türkiye ekonomisi ve MüSİAD’ın yükselen trendi hakkında merak ettiğimiz soruları yöneltiyoruz ve çarpıcı yanıtlar alıyoruz. Turcomoney’in sorularını yanıtlayan Vardan, “Sermayenin rengi tartışmalarından MüSİAD’ın Türkiye ekonomisindeki yerine, yeni bir küresel krizin yaratacağı etkilerden terör ve sınır ötesi harekâtla ilgili konulara varıncaya kadar merak edilen tüm konulara açıklık getirdi:

♦ Türkiye’de değişen dengeler ve yeni konjonktürle bazı kesimlerce “Yeşil Sermaye” olarak tanımlanan MüSİAD’ın, artık TüSİAD gibi güçlü bir konuma geldiği yönünde görüşler seslendiriliyor, buna katılıyor musunuz? Roller değişiyor mu?
Açıkçası, devamlı MüSİAD–TüSİAD karşılaştırmasının yapılmasını uygun bulmuyorum. Ayrıca bu, beni rahatsız da ediyor. Artık herkes iyi bir şekilde biliyor ki, Türkiye’de iş dünyasını temsil eden birçok kuruluş ve STK var. MüSİAD kurulmadan önce durum farklıydı, şimdi farklı. Eğer 1990 öncesinde TüSİAD, Türk iş dünyasının tüm ihtiyaçlarının tamamını karşılayabiliyor olsaydı, o gün MüSİAD kurulmazdı. Sonuçta ülke kalkınması için benzer düşüncelere sahip olduğumuz gibi, farklı düşüncelere sahip olduğumuz ve farklı çalışma metotları izlediğimiz de ortada.

Ancak MüSİAD’ın bugüne gelinceye kadar birtakım önemli sıkıntılar çektiğini, engellemelerle karşı karşıya kaldığını unutmamak lazım. Şu bir gerçek ki, MüSİAD yaptığı çalışmalarla sadece yurt içinde değil, yurt dışında da benzeri kurumların oluşmasına, kurulmasına vesile oldu, onlara model oldu.

Geldiğimiz nokta itibariyle şunu düşünüyorum ve ümit ediyorum ki; özellikle küresel krizle herkesin boğuştuğu günümüzde, ülkemizde yaşayan herkes, sermayenin rengi olmadığını net bir şekilde anlamıştır. Burada asıl olan sermayenin kimde olduğu değil, ülkemizde ne derece büyüdüğü ve yaygınlaştığı ve bunun da ülke ekonomisine ne kazandırdığıdır.

MüSİAD 1.2 MİLYON KİŞİYE İSTİHDAM SAĞLIYOR

♦ 20. yılında MüSİAD’ın Türkiye ekonomisi için neler ifade ettiğini ve bugün itibariyle gelinen noktayı kısaca özetleyebilir misiniz?
5 Mayıs 1990’da kurulan MüSİAD bu yıl 21. yılını geride bıraktı. Hamdolsun, bu geçen 21 yıl zarfında; hem üyelerimizin, hem de ülkenin kalkınmasına yönelik bir dizi faaliyet gerçekleştirildi.

cihad_vardan_turcomoneye_konustu_3.jpg İlk başlarda üyelerin birbirini, dışarıyı tanıması, yurtdışına giderek yabancı işadamlarıyla tanışması, yabancı heyetleri MüSİAD’da ağırlayarak temas kurması gibi faaliyetlerle başlayan süreç, zaman içinde birçok üyenin ufkunun açılmasına vesile oldu.

öyle ki, o günlerde yani 1990’larda, pasaportu dahi olmayan, yurt dışına hiç çıkmamış üyelerimiz vardı. Şimdi bunların birçoğunun, onlarca, yüzlerce ülkeye ihracat yapıyor olması, MüSİAD’ın onlara neler kattığının açık ispatıdır. Türkiye’nin yaptığı ihracatın yaklaşık % 14-15’ini MüSİAD üyeleri gerçekleştiriyor. Bu tablo oldukça önemli ve anlamlı.

Rakamlar bize, MüSİAD üyelerinin yaklaşık 90 milyar dolar üretim hacmine ulaştıklarını, yaklaşık 1.2 milyon kişiye de istihdam sağladıklarını söylüyor. Sonuçta MüSİAD yaptığı birçok faaliyet, hazırladığı ve yayınladığı birçok rapor, çalışmayla ülkemizin kalkınmasında önemli bir paya sahip ve bugün bunun haklı gururunu yaşıyoruz.

Bundan sonra da MüSİAD hem benzer çalışmaları yapmaya devam edecek, hem de yeni projelerle ülkemizin kalkınmasına katkı sağlamayı sürdürecek. Türkiye bundan 10 yıl, 20 yıl önceki Türkiye değil. 2023 vizyonunu geliştirmiş, buna yönelik hedefler tayin etmiş ve bu hedeflere doğru koşar adımlarla ulaşmayı arzu eden bir ülkeyiz. Bu nedenle biz de, MüSİAD’ın faaliyet ve çalışmalarını geliştiriyoruz, üyelerimizden de kendilerini bu yeni vizyona göre adapte etmelerini talep ediyor.


EKONOMİYE 4-İ REçETESİ

♦ Geçtiğimiz günlerde Başbakan Erdoğan ve bazı bakanları ziyaret ederek temaslarda bulundunuz, bu görüşmelerle ilgili izlenimlerinizi paylaşabilir misiniz?
Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ve kabinedeki bakanlara hazırladığımız bir raporu sunduk. Burada hem onlara geçtiğimiz dönem ülke için yaptıklarından dolayı teşekkür ettik, hem de yeni dönem için başarılar diledik.

Bununla birlikte, “Ekonomi Raporu”muzun özeti anlamında, yeni dönemde yapılmasını arzu ettiğimiz konuları da paylaşma imkanı bulduk. Konuşulan konuların içinde bizce en önemlisi, Ekonomi Raporumuzun başlığında da ifade edildiği üzere, Türkiye’nin dünyanın takdirini topladığı ekonomideki büyümesini sürdürülebilmesi için, ülkenin “Stratejik bir Dönüşüm”e ihtiyaç duyduğu konusuydu.

Türkiye’de topyekün bütün kesimlerin 2008’de başlayan krizden sonra oluşan yenidünya düzenine göre kendini konumlandırması gerekiyor. Bir zihniyet değişikliğine gitmemiz lazım. Bakınız, Türkiye, 2.000-3.000 dolar kişi başına milli gelirden 10.000’lere çıkmış bir ülke. Oldukça önemli bir başarı elde ettik. Bir başka ifadeyle, biz düşük gelirli ülke sınıfından orta gelir düzeyine girmiş bir ülkeyiz. Ayrıca 2023 hedefimiz var, o da kişi başına milli geliri 25.000 dolara çıkarmak.

Dolayısıyla artık rakiplerimiz üst ligdeki ülkeler olacak. Yani biz eğer dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi içinde yer alacaksak rakiplerimiz, üst gelir grubundaki ülkeler olacak ve onların teknolojik seviyesiyle rekabet edeceğiz. Bunun bilincinde olmamız gerekiyor. özetle, biz bundan sonraki dönemde kısaca 4-i formülüyle tanımladığımız gibi, “İstikrar ortamında, istihdam oluşturan, inovasyon odaklı imalat” prensibini benimsemeliyiz.

Doğal formülün bize, ileri teknoloji üretmede, teknolojik ürünler imal etmede ve yüksek katma değer kazandıracak ihracat yapmada oldukça önemli katkı sunacağını düşünüyoruz. Aksi halde orta gelir tuzağına düşmekten kendimizi alamayacağız. Sayın Başbakanımız ve Bakanlarımızla yaptığımız görüşmelerde önümüzdeki dönemde bu misyona uygun olarak, eğitim sisteminde, kamu yönetiminde ve nihayetinde yargı sisteminde başlayan reformları tamamlamamız gerektiği hususlarında görüşmelerimizi bildirdik. Görüşmelerin oldukça olumlu geçtiğini ifade edebilirim.

♦ Türkiye’nin istikrarlı büyümeye kavuşması için MüSİAD’ın reçetesi nedir? üretim ve yatırımın artması için özel sektöre hangi desteklerin verilmesi lazım?
Türkiye zaten yüksek büyüme formülünü başarıyla bulan ve uygulayan sağlam bir ekonomi haline geldi. önemli olan bunun sürdürülebilirliğini sağlamaktır. Bunun için de, var olan istikrarın devamı şarttır. Bundan sonraki dönemde, üzerinde durulması gereken en önemli husus ise rekabet gücümüzün artırılmasıdır. Bu bağlamda, Ar-Ge ve inovasyon teşvikleri, işgücü piyasasının etkinleştirilmesi, bölgesel kalkınma gibi faktörlere öncelik verilmelidir. KOSGEB gibi nitelikli desteklere de kesinlikle devam edilmesi gerek.

cihad_vardan_turcomoneye_konustu_4.jpg

Başbakan Erdoğan ile geçtiğimiz ay biraraya gelen MüSİAD heyeti; hazırladığı ekonomi raporunda yer alan 4-i reçetesinin uygulanmasını istedi.

♦ Türkiye’nin genel fotoğrafıyla ilgili görüşünüz nedir, size göre ekonominin önündeki en büyük riskler nelerdir? İşsizlik hakkında neler düşünüyorsunuz?
öncelikle, işsizlikte şu an için bir büyüme değil, aksine bir gerileme dönemi içerisindeyiz. Mayıs ayı işsizlik oranı %9,4 olarak açıklandı. Bu rakam, kriz öncesi döneme dönüldüğünü açıkça gösteriyor. Bunun sebebi ise, yüksek büyümenin istihdama yansımış olmasıdır. Son bir senede 1,4 milyon kişi istihdam edildi. Bu, önemli bir rakam.

üstelik bu rakamın, 1 milyon civarında tarım dışı istihdam yarattığı düşünüldüğünde, işgücü piyasalarında gözle görülür bir toparlanma olduğu aşikar. Genç nüfustaki işsizliğin de dikkat çekici oranlarda düştüğünü ve kriz öncesinden bile daha iyi bir duruma geldiğini müşahede etmek de bizi sevindiriyor. Yine de, tüm bu olumlu gelişmelere rağmen, elbette işsizliği daha da düşürmek durumundayız. Bizim de, MüSİAD olarak, bu konuda bazı önerilerimiz var. Bunların başında, işgücü piyasalarının etkinleştirilmesi geliyor. Bunun için de, başta nitelikli işgücü ihtiyacını giderecek çözümlerin uygulamaya geçirilmesi gerekiyor. Emek piyasalarının esnekleştirilmesi de, üzerinde durulması gereken bir diğer husus, diye düşünüyoruz.

♦ Cari açık tehlikesiyle ilgili ne tür tedbirler alınmalı?
Cari açık, elbette çözüme kavuşturulması gereken bir problem. Ancak bu konuda panik yapmamamız gerektiğini düşünüyoruz. Zira, cari açık yüksek ekonomik büyümenin bir maliyeti olarak karşımıza çıkıyor. örneğin, son yaşanan finansal krizde, ekonomik daralmayla birlikte cari açığımız nasıl düşüş gösterdiyse, bugün de büyümeyle birlikte yükseliş gösteriyor.

Tabii, cari açığın yapısal sorunlarına çözüm bulmak, önceliğimiz olmalı. Bu bağlamda, cari açığın baş müsebbibi dış ticaret açığını azaltmak adına, ithal ikameci ve rekabetçi bir yaklaşıma kavuşmamız gerekiyor. Bu amaçla da, ithalat bağımlılığını azaltıcı, yüksek katma değerli, ileri teknolojili, yenilikçi ürünlerin ülkemizde üretilmesi şart. Bu yüzden de Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarına ağırlık verilmeli. Bunun yanı sıra, enerji bağımlılığımızı da ortadan kaldırmak için alternatif kaynakların kullanımı devreye sokulmalı ya da artırılmalı.


CARİ AçIK TEHLİKELİ AMA PANİK YAPMAMALIYIZ

♦ Geçtiğimiz günlerde Başbakan Erdoğan ve bazı bakanları ziyaret ederek temaslarda bulundunuz, bu görüşmelerle ilgili izlenimlerinizi paylaşabilir misiniz?
Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ve kabinedeki bakanlara hazırladığımız bir raporu sunduk. Burada hem onlara geçtiğimiz dönem ülke için yaptıklarından dolayı teşekkür ettik, hem de yeni dönem için başarılar diledik. Bununla birlikte, “Ekonomi Raporu”muzun özeti anlamında, yeni dönemde yapılmasını arzu ettiğimiz konuları da paylaşma imkanı bulduk. Konuşulan konuların içinde bizce en önemlisi, Ekonomi Raporumuzun başlığında da ifade edildiği üzere, Türkiye’nin dünyanın takdirini topladığı ekonomideki büyümesini sürdürülebilmesi için, ülkenin “Stratejik bir Dönüşüm”e ihtiyaç duyduğu konusuydu.
Türkiye’de topyekün bütün kesimlerin 2008’de başlayan krizden sonra oluşan yenidünya düzenine göre kendini konumlandırması gerekiyor. Bir zihniyet değişikliğine gitmemiz lazım. Bakınız, Türkiye, 2.000-3.000 dolar kişi başına milli gelirden 10.000’lere çıkmış bir ülke. Oldukça önemli bir başarı elde ettik. Bir başka ifadeyle, biz düşük gelirli ülke sınıfından orta gelir düzeyine girmiş bir ülkeyiz. Ayrıca 2023 hedefimiz var, o da kişi başına milli geliri 25.000 dolara çıkarmak.

Dolayısıyla artık rakiplerimiz üst ligdeki ülkeler olacak. Yani biz eğer dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi içinde yer alacaksak rakiplerimiz, üst gelir grubundaki ülkeler olacak ve onların teknolojik seviyesiyle rekabet edeceğiz. Bunun bilincinde olmamız gerekiyor. özetle, biz bundan sonraki dönemde kısaca 4-i formülüyle tanımladığımız gibi, “İstikrar ortamında, istihdam oluşturan, inovasyon odaklı imalat” prensibini benimsemeliyiz.

Doğal formülün bize, ileri teknoloji üretmede, teknolojik ürünler imal etmede ve yüksek katma değer kazandıracak ihracat yapmada oldukça önemli katkı sunacağını düşünüyoruz. Aksi halde orta gelir tuzağına düşmekten kendimizi alamayacağız. Sayın Başbakanımız ve Bakanlarımızla yaptığımız görüşmelerde önümüzdeki dönemde bu misyona uygun olarak, eğitim sisteminde, kamu yönetiminde ve nihayetinde yargı sisteminde başlayan reformları tamamlamamız gerektiği hususlarında görüşmelerimizi bildirdik. Görüşmelerin oldukça olumlu geçtiğini ifade edebilirim.

♦ Türkiye’nin istikrarlı büyümeye kavuşması için MüSİAD’ın reçetesi nedir? üretim ve yatırımın artması için özel sektöre hangi desteklerin verilmesi lazım?
Türkiye zaten yüksek büyüme formülünü başarıyla bulan ve uygulayan sağlam bir ekonomi haline geldi. önemli olan bunun sürdürülebilirliğini sağlamaktır. Bunun için de, var olan istikrarın devamı şarttır. Bundan sonraki dönemde, üzerinde durulması gereken en önemli husus ise rekabet gücümüzün artırılmasıdır. Bu bağlamda, Ar-Ge ve inovasyon teşvikleri, işgücü piyasasının etkinleştirilmesi, bölgesel kalkınma gibi faktörlere öncelik verilmelidir. KOSGEB gibi nitelikli desteklere de kesinlikle devam edilmesi gerek.

♦ Türkiye’nin genel fotoğrafıyla ilgili görüşünüz nedir, size göre ekonominin önündeki en büyük riskler nelerdir? İşsizlik hakkında neler düşünüyorsunuz?
öncelikle, işsizlikte şu an için bir büyüme değil, aksine bir gerileme dönemi içerisindeyiz. Mayıs ayı işsizlik oranı %9,4 olarak açıklandı. Bu rakam, kriz öncesi döneme dönüldüğünü açıkça gösteriyor. Bunun sebebi ise, yüksek büyümenin istihdama yansımış olmasıdır. Son bir senede 1,4 milyon kişi istihdam edildi. Bu, önemli bir rakam.

üstelik bu rakamın, 1 milyon civarında tarım dışı istihdam yarattığı düşünüldüğünde, işgücü piyasalarında gözle görülür bir toparlanma olduğu aşikar. Genç nüfustaki işsizliğin de dikkat çekici oranlarda düştüğünü ve kriz öncesinden bile daha iyi bir duruma geldiğini müşahede etmek de bizi sevindiriyor. Yine de, tüm bu olumlu gelişmelere rağmen, elbette işsizliği daha da düşürmek durumundayız. Bizim de, MüSİAD olarak, bu konuda bazı önerilerimiz var. Bunların başında, işgücü piyasalarının etkinleştirilmesi geliyor. Bunun için de, başta nitelikli işgücü ihtiyacını giderecek çözümlerin uygulamaya geçirilmesi gerekiyor. Emek piyasalarının esnekleştirilmesi de, üzerinde durulması gereken bir diğer husus, diye düşünüyoruz.

♦ Cari açık tehlikesiyle ilgili ne tür tedbirler alınmalı?
Cari açık, elbette çözüme kavuşturulması gereken bir problem. Ancak bu konuda panik yapmamamız gerektiğini düşünüyoruz. Zira, cari açık yüksek ekonomik büyümenin bir maliyeti olarak karşımıza çıkıyor. örneğin, son yaşanan finansal krizde, ekonomik daralmayla birlikte cari açığımız nasıl düşüş gösterdiyse, bugün de büyümeyle birlikte yükseliş gösteriyor.

Tabii, cari açığın yapısal sorunlarına çözüm bulmak, önceliğimiz olmalı. Bu bağlamda, cari açığın baş müsebbibi dış ticaret açığını azaltmak adına, ithal ikameci ve rekabetçi bir yaklaşıma kavuşmamız gerekiyor. Bu amaçla da, ithalat bağımlılığını azaltıcı, yüksek katma değerli, ileri teknolojili, yenilikçi ürünlerin ülkemizde üretilmesi şart. Bu yüzden de Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarına ağırlık verilmeli. Bunun yanı sıra, enerji bağımlılığımızı da ortadan kaldırmak için alternatif kaynakların kullanımı devreye sokulmalı ya da artırılmalı.

RİSKLİ DE OLSA SICAK PARAYA İHTİYAç VAR!

♦ Sıcak paranın Türkiye ekonomisine etkileriyle ilgili neler düşünüyorsunuz?
Sıcak para, diğer bir adıyla portföy yatırımları, yabancıların kısa vadeli aldıkları borsa ve kamu kağıtlarıdır. Buradaki endişe, fonun ülkeye hızla girdiği gibi, hızla çıkmasından ileri geliyor. Ayrıca ülkeye çok fazla sıcak para girdiği zaman, döviz ucuzlar, ithalat hız kazanır, ihracat yavaşlar. Bu da sıcak paranın olumsuz bir etkileri arasında yeralıyor.

Ne var ki, cari açığımızı finanse edebilmemiz için portföy yatırımlarına ihtiyacımız var. Yani sıcak para olmadan yapamayız. Ancak, belirttiğim hususlar dolayısıyla devlet, sıcak paranın girişini haklı olarak sınırlı tutmaya çalışıyor. Tabii sıcak para kendine karlı getirilerin yanı sıra, emin limanlar aradığı için Türkiye hala yatırımcılar için cazibesini korumaya devam ediyor.

Bu da demektir ki, bu kırılgan global kontext içerisinde ülkemize fon girişinin devam etmesi beklenebilir. Tabii arzu edilen, cari açığı finanse etmekte, kalıcı ve risksiz olan doğrudan yabancı sermayeyi çekebilmemizdir. Bunun için de, bu tür yatırımları çekme konusunda etkinliğimizi artırmamız gerekiyor.

YENİ KüRESEL KRİZ DALGASINA HAZIR MIYIZ?

♦ Avrupa ve ABD ekonomilerine ilişkin kaygılı bekleyişle ilgili neler söyleyeceksiniz, yeni bir küresel kriz kapıda mı ve bu durum Türkiye ekonomisini nasıl etkiler?
Geçtiğimiz günlerde S&P tarafından ABD’nin kredi notunun düşürülmesi, ilk etapta Amerikan piyasalarında bir krize yol açar gibi bir izlenim oluşturdu. Ancak, yatırımcılar bu gelişmeye pek de kulak asmayarak yine Amerikan tahvillerine yöneldiler. Bu da, faiz oranlarının düşmesine sebep oldu. Dolayısıyla, uzun vadeli düşük faizlerle Amerika’nın, borçlar konusunda kısa ve orta vadede kriz şeklinde bir sıkıntı yaşamasını beklemiyoruz.

Hatta bu düşük faizler, piyasadaki likiditeyi artıracağından, güvenli liman arayan yatırımcılar, paralarını Türkiye gibi ekonomik göstergeleri sağlam ülkelere akıtacaklardır. Bu da, cari açık finansmanımızda bize yardımcı olacaktır.
Tabii, Avrupa’da da birçok ülke sıkıntılı bir dönem geçiriyor. Avrupa Merkez Bankası’nın aldığı tedbirler İtalya gibi bazı ülkelerde etkisini göstermeye başladı. Yine de, bölgede sorun yaşayan birçok ülke olduğu için AB’de bir krizin patlak verip, vermeyeceğinden emin değiliz. Kriz çıktığı takdirde ise, dış ticaretimizin neredeyse yarısı AB’ye bağlı olduğu için, elbette biz de etkileniriz. Ancak bu çok ciddi bir seviyede olmaz diye düşünüyoruz.

Zira, bu gelişme ve dolayısıyla zayıflayacak dış talep ihtimali karşısında, T.C. Merkez Bankası şimdiden önlemler almaya başladı. Bu minvalde, faizi düşürerek, oluşabilecek bir dış krize karşı, ülkede ekonomik canlılığı koruma tedbirini bugünden almış oldu.

Tüm bunların yanı sıra, Türkiye ekonomisi sıra dışı bir büyüme performansı gösterdi ve göstermeye devam ediyor. Artık enflasyonun yüksek ve kronik olduğu o kırılgan dönemleri çoktan aştık. Bu yüzden, “Kriz geliyor mu?” sorusuna cevap ararken, diğer makroekonomik göstergelere de bakmak gerekiyor. İşsizlik, kriz öncesi seviyelere geriledi.

Yani, istihdam cephesinde işler yolunda gidiyor. Büyüme istihdam yaratıyor. Kamu maliyesi olağanüstü bir gidişat sergiliyor. Zira, bütçe, yılın ilk yarısında 41 yıl aradan sonra ilk defa fazla verdi. Bankacılık sektörü de 2001 krizi sonrası alınan ciddi tedbirlerle oldukça güçlendi. Hatta gücünü son yaşanan krizde ispatladı. Dolayısıyla, bu sağlam yapıyla, en kötü global senaryolarda dahi Türkiye’nin kriz yaşama ihtimali bizce gözükmüyor.

KüRT SORUNU ŞİDDETLE çöZüLEMEZ!

♦ Kürt sorunu hakkında neler söyleyeceksiniz, siyasi kaos yaratma çabalarının Türkiye ekonomisini tehdit edeceği görüşünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kürt sorunu elbette Türkiye’nin çözmesi gereken sorunların başında geliyor. Bu yönde yapılan çalışmalar, ileri demokrasi adına atılan adımlar niteliğinde olduğundan önem taşıyor. Tabii çözüm arayışları içindeki bir ortamda da, şiddet ve terör, ancak çözüme giden yola taş koyar. Bu yüzden sürecin barış ortamında yürütülmesi sorunun her paydaşına fayda sağlar.

Kaos yaratma çalışmalarının, böyle bir ortamda, hükümetin kararlı ve akılcıl politikalarıyla bertaraf edileceğine inanıyoruz. Türkiye, geldiği bu pozisyonda gerek ekonomik, gerekse siyasi anlamda bu tür oyunla zayıflamayacak kadar güçlü.

♦ Terör olayları nedeniyle Türkiye’nin şu dönemde sınır ötesi harekatı başlatması ekonomiyi ve istikrarı nasıl etkiler?
Bu oldukça sıkıntılı bir durum. İş, artık demokratik hak aramaktan çok farklı bir hale dönüştü. Yapılan terör olaylarıyla, insanların canına kıyma ve kan akıtmayla bir yere varılamaz. Doğal olarak bunların hiçbirisi, sözde talep edilenlere gerekçe olamaz. Bu tür olayların ne ülkemize, ne de özellikle güneydoğu veya doğudaki illerimize bir yarar getirmez, bölgenin ne demokratik ne de ekonomik kalkınmasına hizmet etmez.

Dolayısıyla özellikle bölge halkının bu tür terör olaylarına karşı net bir tavır sergilemesi lazım ki, arzu ettikleri yatırımlar bölgeye gelebilsin. Aksi halde huzurun ve güvenliğin olamadığı bir bölgede ne bir yatırım olur ne de ileri demokrasiden bahsedilebilir. Tabii ki burada işin en büyüğü parlamentodaki iktidar ve muhalefet partilerine düşüyor. Hiç kimse, “bu benim işim değil” deme lüksüne sahip değildir.

Turcomoney – Eylül 2011

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası