Son Haberler

Dünya ekonomisi diken üstünde peki çözüm ne?

Euro bölgesi ülkelerinin tahvillerini ellerinde bulunduran bankaların, Avrupa bankacılık sistemiyle olan entegrasyonu nedeniyle riskleri artıyor. Bu durum, bu bankaların ve bu bankaları destekleyen ülkelerin not indirimi tehdidi altında kalmasına yol açıyor. Kriz çözülmedikçe yayılma riski de taşıyor! Peki ne yapılmalı?

Avrupa‘da birçok ülkede bütçe açıkları yüksek seviyelere çıkmış durumda. Finans sektörü zor bir süreçten geçiyor. Avrupa Merkez Bankası, tahvil alımlarını sürdürse de tahvil faizleri yükselmeye devam ediyor. Borçlanma maliyetleri artıyor. Euro bölgesi ülkelerinin tahvillerini ellerinde bulunduran bankaların, Avrupa bankacılık sistemiyle olan entegrasyonu nedeniyle riskleri artıyor. Bu durum, bu bankaların ve bu bankaları destekleyen ülkelerin not indirimi tehdidi altında kalmasına yol açıyor.

Kriz çözülmedikçe yayılma riski de artıyor. IMF’de bu çerçevede önümüzdeki dönem için büyüme tahminlerini düşürdüğünü açıkladı. Büyüme görünümünün zayıflaması resesyon beklentileri arttırıyor. Borçlu ülkelerin borçlarının yapılandırılması ve bankaların yeniden sermayelendirilmesi konusunda kapsamlı bir plan hazırlanıp üzerinde uzlaşılması ve detayların belirlenmesi gerekiyor. Bunun için ihtiyaç duyulan kaynakların nereden sağlanacağı ve yönteminin de belirlenmesi lazım. Avrupa Birliği’nde 17 ayrı ülke, 17 ayrı parlamento ama tek merkez bankası varken, bu kararların hızlı alınmasının kolay olmadığı da çok açık. çünkü alınan kararların her parlamentoda ayrı ayrı onaylanması gerekiyor. Yunanistan’daki yeni hükümet ve İtalya’da, AB tarafından istenen ekonomik paketin onaylanması ve ardından yeni hükümet için adımlar atılması, çözüme katkı yönünde atılmış olumlu bir adım olarak görülmekle birlikte çok fazla soru işareti taşıyor.

Geçen ay para basılması, ya da ortak tahvil ihracı da gündeme geldi. Bu tür çözümler kısa vadede piyasaları rahatlatsa da, orta vadede sorunları çözmeye yetmiyor. Euro bölgesinde siyasi liderler kendi kamu oylarından tepki almaktan çekindiklerinden, orta ve uzun vadeli karar almakta zorlanıyorlar, daha ziyade kısa vadeli ve piyasaları yatıştırmaya yönelik tedbirler alınıyor. Bu yaklaşım sorunları ötelerken, piyasalarda kaygıların ve belirsizliklerin sürmesine yol açıyor. Uzun vadeli kalıcı çözümler şart. çözüm için güçlü hükümetler ve güçlü siyasi irade gerekiyor.

Dolayısıyla piyasalarda kaybolan güvenin kazanılabilmesi için siyasi iradenin kararlı, güçlü ve net somut adımları ivedilikle atması kaçınılmaz. Dünyada G20 içinde yer alan büyük ekonomileri yöneten siyasilerin de merkez üssü Euro bölgesi olan krizin çözümüne katkı sağlamaları, beraber ortak koordineli hareket etmeleri gerekir; aksi takdirde sorunların çözümü kolay olamayacak ve zaman alacak.

DüNYA LİDERLERİ KAYGILI
Küresel krizle ilgili dünyadaki önemli siyasilere baktığımızda: ABD Başkanı Obama, “Euro Bölgesi‘ndeki sonlanmayan krizden büyük kaygı duyuyorum.” Almanya Başbakanı Merkel, “ikinci dünya savaşından bu yana en zor dönemi yaşıyoruz.” Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın ise, “Son yüzyılın hiç bir dönemi ile mukayese edilemeyecek karmaşıklıkta bir dönem, kimse ya biz bu kadarını da beklemiyorduk dememeli ” açıklamasını yaptığını görüyoruz.

Bu açıklamalara bakıldığında son aylarda dünya borsalarında yaşanan dalgalı seyrin daha da devam edeceği anlaşılıyor. Dolayısıyla yatırımcılar ciddiye alınması gereken bir dönemden geçtiğimizi iyi anlamalı, kararlarını alırken azami dikkat göstermeli ve temkinli olmalı. çözüme ilişkin atılacak adımları net olarak görüp, gelişmelere göre orta ve uzun vadeli hareket etmek daha sağlıklı olur.

TüRKİYE’DE DURUM İYİ AMA KRİZE AİT RİSKLER DİKKATLE İZLENMELİ?
Avrupa’da bunların yaşandığı bir süreçte, Türkiye G-20 ülkeleri içinde 2008’den bu yana istihdamı en çok arttıran ülke, dünyada ise en çok büyüyen ikinci ülke oldu. Avrupa‘da sorunun kaynağı olarak görülen bütçe açıkları ve bankacılık sitemi Türkiye’de güçlü ve sağlam. Siyasi açıdan güçlü bir hükümet var; karar alma mekanizmaları hızlı. Son yıllarda yakaladığı yüksek büyüme hızı, yüksek ihracat rakamları ve sağlıklı işleyen finansal sektörü ile önemli bir pazar konumuna kavuşmuştur.

Türkiye ekonomisi dünyada küresel bir ekonomik durgunluk döneminin yaşandığı bir ortamda olumlu bir tablo sergiliyor. Fakat şunu da unutmamak gerekir ki; sorunların merkez üssü olarak gözüken Avrupa ile ciddi ihracat bağlarımız var. 2010 yılı verilerine göre, AB ihracatımızda yüzde 46 pay sahibi, bu nedenle Euro bölgesindeki sorunlar derinleşirse, dış talepteki daralmaya bağlı olarak olumsuz gelişmelerden kısa vadede bizim de etkilenme olasılığımız yüksek.

Hızlı büyüyen, genç nüfusa sahip ülkemizde enerjiye olan talep de artıyor. Cari açık problemine ilişkin son aylarda alına tedbirlerin olumlu etkileri gözlenmekle birlikte, cari işlemler açığına en büyük etki eden petrol fiyatlarının yükselen seyri dikkat çekiyor. 2010 yılında 50 milyar dolara çıkan cari işlemler açığına en büyük etki Türkiye’nin, petrol ve doğalgaz ithalatındandır. Enerji ithalatının dış ticaret açığına oranı 2010 yılında % 47.5 gibi yüksek bir oranda gerçekleşmiş olup bu durum yükselen petrol fiyatlarının etkisiyle 2011 yılında da devam ediyor.

Cari açık problemini uzun vadeli çözmek için katma değeri yüksek, ithalatı ikame edecek ürünlere geçişi sağlayacak tedbirler alınmaya çalışılıyor. Bu konuda AR-GE yatırımları desteklenmeye başlandı. Doğrudan sermaye girişinde artış sağlanmaya yönelik tedbirler alınıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin önümüzdeki dönemde alacağı yapısal tedbirlerle bunu aşacağını umuyorum.

Geçen ay içerde dikkat çekici gelişme ise özellikle dolar kurunda yaşanan yükselişti. Yabancı ve döviz borcu olan yatırımcıların küresel piyasalara ilişkin belirsizlik ve kaygıların artması nedeniyle pozisyon kapama isteği bunda etkili. Yatırımcıların riskli enstrümanlardan çıkıp ellerindekini koruma düşüncesi ile hareket ettikleri ve nakde döndükleri gözleniyor. Kurlarda yaşanan yükselişin enflasyon üzerindeki etkisini önümüzdeki aylarda göreceğiz. Komşularımız arasında en uzun kara sınırına sahip olduğumuz Suriye‘deki gelişmeler de piyasalar tarafından yakından izleniyor.

İMKB YöNETİM YAPISI DEĞİŞİKLİĞİ
Resmi gazetede yayınlanan kararname gereğince İMKB Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerinin görevleri 31 Aralık 2011 tarihinde sona eriyor. Yönetim yapısı da değişiyor. İMKB yönetim kurulu, devletin atadığı bir başkan ile banka ve aracı kurumlardan oluşan genel kurulun seçtiği dört üyeden oluşuyordu. Borsanın yeni yönetim kurulu bir başkan ve altı üyeden oluşan 7 kişilik yönetim kurulu tarafından yönetilecek. Borsa başkanı ve yönetim kurulunun üç üyesi ilgili bakanın teklifi üzerine müşterek kararname ile atanacak. Diğer üç üye ise genel kurul tarafından, grup ayrımı yapılmaksızın, borsa üyeleri tarafından seçilecek. Yani dört üye hükümet tarafından atanacak, diğer üç üye ise genel kurul tarafından seçilecek.

Bu karar sonrası kamu etkisinin arttırıldığı eleştirilerine karşın da şunu belirtmek isterim: 2023 vizyonu olarak, ülkemizi dünyanın 10 büyük ekonomisinden biri , İstanbul’u dünyadaki ilk 10 finans merkezinden biri, İMKB’de işlem gören Türk şirketi sayısının 1000 olacağı ve işlem gören yabancı şirket sayısının Türk şirketlerinden fazla olacağı ve en az 10 farklı ülkeden oluşacağı şeklinde de oldukça iddialı hedefler belirlemiş ve bu vizyona sahip bir hükümetin bu kararname ile sermaye piyasalarının büyümesi ve gelişmesi dışında bir hedefi olduğu düşünülemez.

özelleştirmelere hız verildiği, İstanbul’u bir finans merkezi yapma çalışmalarının sürdüğü bir ortamda İMKB’nin de şirketleştirilmesi daha sonra da özelleştirilmesi gündeme gelebilecektir. Eski yönetim yapısıyla bu adımların atılmasının kolay olmadığı açık. İMKB’nin Yönetim kuruluna atama yapmasına ilişkin çıkarmış olduğu kararnameye bu çerçeveden bakılması faydalı olacaktır. İMKB’nin yeni atanacak yönetim kurulu üyelerinin de bu vizyona uygun, piyasanın büyümesi ve gelişmesi yönünde reform niteliğinde kararlara imza atmasını bekliyor ve istiyoruz.

Son yıllarda ülke ekonomisi ve bankalar hızlı bir ivme ile büyüyüp karlılıklarını artırırken, aracı kurumlar bu büyüme hızının ve karlılığın gerisinde kaldı. Bankalar milyar dolara alıcı bulurken aracı kurumlar sektörü daraldı ve beraberinde istihdam azaldı. En önemli geliri komisyon geliri olan aracı kurumların, rekabet ve teknolojik gelişim sonucu komisyon oranları çok düştüğünden, borsanın işlem hacmi artsa da, gerçekte aracı kurumların karlılığı tam tersi geriye gitti.

Aracı kurumlardan bazıları piyasadaki kar marjlarının düşmesiyle birlikte kendi istekleriyle faaliyetlerini geçici olarak durdurdular. Kamuoyunda “Foreks” olarak bilinen Kaldıraçlı alım satım işlemlerinin yalnızca Kurul tarafından bu faaliyette bulunmak üzere yetkilendirilmiş olan aracı kurumlar ve vadeli işlem aracılık şirketleri tarafından yerine getirebileceğinin açıklanmasından sonra, aracı kurumlara olan ilginin tekrar arttığını görüyoruz. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ülkemiz sermaye piyasalarına olan güveni arttırıcı, yatırımcı haklarını koruyucu, şeffaflığı arttırıcı, reform niteliğinde önemli kararlar almaya başladı. Bazı önemli düzenlemelere baktığımızda Kurumsal yönetim ilkeleri çerçevesinde İMKB-30 Endeksinde yer alan, bankalar haricindeki halka açık anonim ortaklıklara bağımsız yönetim kurulu zorunlu hale getirildi. Bir başka düzenleme ile, payları İMKB ‘de işlem gören tüm şirketlerin paylarını ödenmiş/çıkarılmış sermayesinin %10‘u kadarını İMKB‘de geri alabilmelerine imkan sağlandı. Daha önceki yazılarımda SPK’ nın almış olduğu bu önemli ve olumlu kararları detaylı irdeleme imkanı bulmuştuk. İMKB nin yeni atanacak ve seçilecek yönetiminin, hükümetin de desteğiyle borsanın büyümesi ve gelişmesi için gereken kararları almasını ve ayrıca herkes tarafından benimsenen İstanbul’u global finans merkezine dönüştürme çalışmalarına katkı sağlayacak adımları hızla atmasını bekliyoruz.

Alper NERGİZ

nergiz@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası