Son Haberler

Ekonomideki kırılganlıklara dikkat!

Son bir ay içerisinde Türkiye’de makro-ekonomik dengelerin beklenmedik şekilde negatife döndüğünü gördük. Bunun nedenlerine ortaya koyarken olaya nereden baktığımıza bağlı olarak çok farklı tablolar görüyoruz. Yurtdışındaki gelişmeler, iç politik gelişmeler, lobiler, vb. aktörlerin etkilediği söylenebilir. Temel makro-ekonomik kırılganlıklarımızın mevcudiyeti olmasa bu faktörlerin piyasalar üzerine etkisi kısa ve geçici olmaktan öteye geçemeyecek. Türkiye’nin tarihsel olarak ortalama büyümesi yüzde 4 civarındadır. Bu oranın altında büyüme yıllarında piyasalarda ciddi sıkıntıların yaşandığını gördük. Bu sıkıntının boyutu büyümenin yüzde 4’ten ne kadar uzak olduğuna bağlı olarak değişiyor. Son dönemde yaşanan gelişmeler ülkemizde büyümeye ilişkin endişeleri gündeme taşıdı. En olumlu ve ılımlı yorumlarda dahi büyümenin yüzde 3,5 seviyesine düşeceği tahmin edilirken olası olumsuzlukların arttığı ortamda büyümenin yüzde 2 ve altına düşmesinden söz ediliyor. Böylesi bir ortamda birçok firmanın sıkıntıya düşeceği ve işsiz vatandaşlarımızın sayısında artış olacak.

FAİZ ARTIŞI KAçINILMAZ AMA…

Tasarruf açığı olan bir ülke olarak net faizin bu kadar düşük, hatta negatif olması zaten başlangıcından bu yana tartışmalı. İç tasarruf açığı olan ülkemiz büyümesini ve yatırımlarını devam ettirebilmek için yabancı ülke hane halklarının ve kuruluşlarının tasarruflarına ihtiyaç duyuyor. Tabii ki bu ihtiyaç birçok ülke için gereklilik göstermektedir ancak bu gerekliliğin geçici olması esastır. ülkemiz açısından baktığımızda ise bu süreç kalıcı olma noktasına gelmiş durumda. O nedenle ülkemizde iç tasarrufları artırmak olmazsa olmaz noktasındadır. önümüzdeki dönemde uluslararası piyasalarda faizlerin artacağı artık kuşkusuz beklendiğine göre Türkiye’de de faizlerin artacağı tahmin ediliyor.

Madem durum böyle acaba bu aşamada faizleri artırma anlamında Türkiye daha proaktif davranmalı mıdır? Daha sonra faizlerde yapılacak artışların piyasaya etkisi daha az olabilecek.

ENFLASYON çİFT HANEYE çIKACAK

Son iki yıllık dönemde gerek uluslararası piyasaların müsaade ettiği olumlu havaya ve gerekse de ülkemizdeki mutedil atmosfere rağmen enflasyon ancak yüzde 8 seviyelerine indi. Artık yeni yılla birlikte dış dünyada gelişmeler bizim açımızdan olumlu olmayacak, içeride ise seçimlerin olması ve politik gelişmeler makro göstergelerin bozulmasına yol açma eğiliminde olacak. Kurlarda yaşanan artış, faizlerin artması ve olumsuz beklentiler enflasyonun artışını hızlandıracak. Bu durum Türkiye’de 2014 yılında çift haneli enflasyonu gündeme getirecek. Tabii bunun sonucunda da faizlerin hangi seviyelerde olması gerektiği sorusuna da cevap aranabilecek.

DöVİZ KURLARINDAKİ ARTIŞ GEçİCİ OLABİLİR Mİ?

Yabancı yatırımcılara en çok ihtiyacı olan ülkelerin başında Türkiye geliyor. Gerek portföy yatırımları ve gerekse de direkt sermaye yatırımları yoluyla yabancı ülke yatırımcıların ilgisinin en azından aynı şekilde devam etmesi lazım. Bunun için ise ülke olarak yabancı yatırımcılara cazip bir politik-ekonomik ortamın hazırlanması büyük önem arz ediyor. Eğer bu ortamla ilgili tereddütler oluşmaya başlarsa ve algı bozulursa bu maliyetleri arttırıcı sonuçlar ortaya çıkabilir. Yeni yılın ilk ayında sepetin 2,60 seviyelerinde olduğu ve dolar kurunun 2,25, euro kurunun 3,03 seviyelerine ulaştığı gözleniyor. Kurlardaki bu artışın geçici olup olmayacağı ülkemizdeki yatırım ortamıyla ilgili yabancı algısına ve dış piyasalardaki değişimlere bağlı olacak. Ancak gerek mevcut değişkenler ve gerekse de beklenen değişimler kurlardaki artışın geçici olmadığını ve artışın devam edebileceğini gösteriyor.

Finansal Bakış

Rafi Karagöl

JCR Eurosia Rating Başkan Vekili

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası