Son Haberler

Çinlilerin yaşam felsefesi: Sessizlik, sabır ve denge üzerine kurulu bir medeniyet aklı

Çinlilerin yaşam felsefesinden söz ederken yapılması gereken ilk şey, tek bir “Çinli” olmadığını kabul etmektir. Bugün 1,4 milyarı aşan bir nüfustan, kıta büyüklüğünde bir coğrafyadan ve kesintisiz binlerce yıllık bir tarihten söz ediyoruz.

Elbette her Çinli aynı düşünmez, aynı yaşamaz, aynı beslenmez. Ama bütün bu çeşitliliğin içinde, kolay kolay kaybolmayan bir ortak zihniyet omurgası vardır. Bu omurga; tarih, gelenek, mutfak, sağlık anlayışı ve bilgelik üzerinden şekillenir.

Bunu kitaplardan öğrenmek mümkündür ama yeterli değildir. Çin’i gerçekten anlamak için orada yaşamak, beklemek, hayal kırıklığına uğramak ve sonra tekrar düşünmek gerekir. Ben Çin’e ilk gittiğimde, zihnimde daha çok büyük stratejiler, enerji politikaları, devlet yapıları ve uzun vadeli planlar vardı. Zamanla fark ettim ki Çin’i anlamanın yolu toplantı salonlarından çok mutfaklardan, resmî söylemlerden çok sessizliklerden, rakamlardan çok beden dilinden geçiyor.

Çinlilerin yaşam felsefesi, yüksek sesle ilan edilen bir ideoloji değildir. Sessizdir. Gösterişsizdir. Ama son derece dirençlidir.

SESSİZLİK: GERİ ÇEKİLMEK DEĞİL, BİRİKTİRMEK

Çinlilerin en belirgin ortak özelliklerinden biri sessizliktir. Bu sessizlik Batılı göz için çoğu zaman pasifliktir; bizim gibi daha tepkisel kültürlerden gelenler içinse belirsizliktir. İlk yıllarımda, müzakere masasında karşımdaki Çinli uzun süre konuşmadığında bunun olumsuz bir işaret olduğunu düşünürdüm. Sonra şunu fark ettim: Çinli susuyorsa vazgeçmiş değildir; düşünüyordur, tartıyordur, zaman kazanıyordur.

Çin kültüründe sessizlik bir boşluk değil, birikim alanıdır. Tepki vermemek bastırmak değildir; doğru anı beklemektir. Ama bu sakinlik aldatıcıdır. Çinliler öfkelendiğinde, bu öfke anlık patlamalar hâlinde değil, birikmiş ve sert biçimde ortaya çıkar. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Sabır Çin’de bir erdemdir ama sınırsız değildir; düzen bozulduğunda sonuç son derece acımasız olabilir.

SABIR: ÖĞRETİLMEZ, YAŞANIR

Çin’de sabır bir eğitim konusu değildir; hayatın kendisidir. Bunun kökeninde tarım vardır. Pirinç ekimi aceleye gelmez. Mevsim beklenir, su beklenir, güneş beklenir. Sabırsız çiftçi aç kalır. Bu nedenle sabır, Çin zihniyetinde ahlaki bir meziyet değil, hayatta kalma becerisidir.

Bu sabır bireysel hayatta olduğu kadar devlet aklında da hissedilir. Çinlilerin “uzun oyun” anlayışı buradan gelir. İlk başlarda beni en çok şaşırtan şey, Çinli muhatapların kısa vadeli kazançlara ne kadar mesafeli olduğuydu. Biz bir anlaşmayı “hemen” sonuçlandırmak isterken, onlar “zamanı gelince” derler. Bugün Çin’in küresel yükselişi de bu sabrın ürünüdür. Bir gecede olmak istemezler; yirmi yıl, elli yıl, hatta yüz yıl sonrası hesaplanır.

SAĞLIK: HASTALIKLA DEĞİL, DENGEYLE İLGİLENMEK

Çinlilerin sağlık anlayışı, Batı tıbbının alışık olduğu yaklaşımdan kökten farklıdır. Batı tıbbı hastalıkla ilgilenir; Çin geleneği dengeyle ilgilenir. Ben bu farkı ilk kez Çin’de bir rahatsızlık yaşadığımda net biçimde hissettim. Batı’da beklenen teşhis–ilaç–müdahale zinciri yerine, karşıma çıkan Çinli hekim önce uykumu, beslenmemi, stresimi, yaşam ritmimi sordu. “Hastalık nerede?” değil, “denge nerede bozuldu?” diye baktı.

Geleneksel Çin tıbbında beden parçaların toplamı değildir. Organlar ayrı ayrı ele alınmaz; beden bir akış sistemidir. Enerji dolaşımı, yani yaşamın kendisi, sağlığın merkezindedir. Hastalık bu akışın bozulmasının sonucudur. Bu nedenle amaç hastalığı tedavi etmek değil, hastalığın oluşmasını engellemektir.

Qİ: GÖRÜNMEYENİ CİDDİYE ALMAK

Çin yaşam felsefesinin merkezinde “Qi” kavramı vardır. Batılı zihin için soyut, hatta mistik gelebilir. Ben de başta öyle yaklaştım. Zamanla Qi’nin sadece bedensel enerji değil, zihinsel, duygusal ve çevresel akışın toplamı olduğunu anladım.

Qi Gong gibi uygulamaların amacı performans artırmak değil, uyum sağlamaktır. Hareketler yavaştır çünkü hız akışı bozar. Süreklilik esastır çünkü denge tekrar ister. Çinlilerin yaşlandıkça neden daha sakin, daha dengeli ve çoğu zaman daha sağlıklı olduklarını bu perspektiften bakınca daha iyi anlıyorsunuz.

BESLENME: AZ, ÇEŞİTLİ VE MEVSİMSEL

Çin mutfağı bugün dünyada en çok yanlış anlaşılan mutfaklardan biridir. Kızgın yağda pişmiş, ağır soslu yemekler Çin’in modern şehirlerinin ürünüdür. Oysa geleneksel Çin beslenmesi uzun süre sebze ağırlıklı, az porsiyonlu ve mevsimsel olmuştur.

Kırsalda uzun yaşayan Çinlilerle konuştuğunuzda ortak bir nokta görürsünüz: Az yerler, çeşit yerler ve acele etmezler. Et tarihsel olarak nadiren tüketilmiştir. Uzun ömrün sırlarından biri de budur. Son yıllarda bu denge bozuluyor; Çin de bunun farkında ve geleneksel sağlık yaklaşımlarına bilinçli bir dönüş gözleniyor.

BİLGELİK GELENEĞİ: GÜNLÜK HAYATA SIZMIŞ FELSEFE

Çin’in yaşam felsefesi birkaç büyük düşünürün etrafında şekillenmiştir ama bu düşünceler soyut metinler olarak değil, davranış kalıpları olarak yaşar.

Konfüçyüs, Çin toplumunun ahlaki omurgasını kurar: düzen, görev, hiyerarşi ve sorumluluk. Çin’de aile bağlarına, yaşlılara saygıya, ast–üst ilişkilerine baktığınızda bunun tesadüf değil, binlerce yıllık bir ahlaki mimari olduğunu hissedersiniz. Toplum düzensizse birey mutlu olamaz; bu düşünce hâlâ canlıdır.

Laozi ise Çin’e esneklik kazandırır. Hayatla kavga etmemeyi, zorlamamayı, su gibi olmayı öğretir. Çinlilerin bekleyebilme yeteneği, çoğu zaman bu Taoist refleksin sonucudur. En güçlü olan, en sert olan değil; en uyumlu olandır.

Zhuangzi bu düşünceyi daha da derinleştirir. Mutlak doğrularla dalga geçer, çelişkilerle barışık olmayı öğretir. Çinlilerin belirsizlikle rahat yaşaması, aynı anda hem sakin hem son derece pragmatik olabilmesi buradan gelir.

Strateji söz konusu olduğunda ise Sun Tzu’nun etkisi hissedilir: En iyi zafer, savaşmadan kazanılandır. Çinli iş insanlarının ve müzakerecilerin doğrudan çatışmadan kaçınması, karşı tarafı zamanla yormayı tercih etmesi bu zihniyetin modern yansımalarıdır.

Sonuç: Hayata hükmetmek değil, onunla uyumlanmak

Çinlilerin yaşam felsefesi hayata hükmetme üzerine kurulmaz. Hayatı kontrol etmeye çalışmazlar; hayatla uyumlanmaya çalışırlar. Bu nedenle gürültüsüzdürler. Bu nedenle bekleyebilirler. Bu nedenle uzun vadede ayakta kalırlar.

Benim Çin’le kurduğum uzun ilişkinin bana öğrettiği en temel ders şudur:

Çin’i anlamak için onu fethetmeye çalışmamak gerekir.

Onu dinlemek, beklemek ve kendi hızınıza değil, onun ritmine uyumlanmak gerekir.

Belki de Çin’i zor ama öğretici kılan tam olarak budur.

Çin size ne düşüneceğinizi söylemez.

Sizi, nasıl düşünmeniz gerektiğini fark etmeye zorlar.

Ve bu da Çin’i yalnızca bir ülke değil, bir yaşam öğretisi hâline getirir.

Not: Kapak görseli, yapay zeka asistanı Grok tarafından oluşturulmuştur.

Mehmet Öğütçü

Global Resources CEO

ogutcu@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

*

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İlgili Haberler

Site Haritası