Son Haberler

Gelin birlikte düşünelim…

09.02.2013 Cumartesi günü saat 11.20’de Samanyolu TV’de “Ayna” programını izlerken aklıma neler gelmedi ki… Program küçük bir Avrupa ülkesi olan “Portekiz”i anlatıyordu. ülke hem yüz ölçüm, hem nüfus itibariyle küçük olmasına rağmen sömürgecilikte oldukça büyük ülkeler arasında sayılıyor.

Yıllarca sömürgeden elde edilenlerden beslenen Portekiz, bugün turizmden büyük gelir elde ediyor. Turizmden gelir temin etmek oldukça zor bir iş. Hizmet sektörü başlı başına zor. Hizmet alan öncelikle emniyette olmayı arzu eder, sonra rahatlığını yani gözünün, vücudunun her yönüyle rahatlığını ister. Gıdasından, gezi alanlarına kadar her şeyde kalite arar.

Yıllardır “bacasız sanayi” olarak tanımlanan turizm ülkemize gelsin diye çaba sarf ediliyor, oteller yapılması teşvik ediliyor, krediler veriliyor, bir yerine iki ödeniyor, tahsil gecikmelerine göz yumuluyor. Yeter ki; yatak sayısı artsın vs. ama sadece otel-motelle iş bitmiyor. Anlayış ve davranış işin başında geliyor!

Dünyada birçok yere gitmek kısmet oldu. Yabancıların en çok gezdiği ülkelerdeki ortak anlayış; güven ve huzurun temin edilmesidir. Temizlik ve davranış biçimi de turizmi etkileyen başlıca faktörlerdendir. Turizmin geliştiği ülkelerde göz zevkini rahatsız edici hiçbir şey göremezsiniz. Televizyonda izlediğim o günkü programda gerek Portekiz’i, gerekse çek Cumhuriyeti’ni izlerken tepeden alınan filmlerde hiçbir binanın çatısında gözü tırmalayıcı en ufak bir görüntü kirliliğini görmedim. En ücra yerlerde, dağlarda, tepelerde, insanların piknik yaptığı yerlerde bile arabaların park edebileceği yerler çizgilerle belirtilmiş ve planlanmış. Böylece park eden yerli-yabancı arabalar yarım metre bile çizgi dışına taşmamışlar. Bu güzel uygulamalar Avrupa’da, Amerika’da böyle de bizde neden böyle değil?

İstanbul’daki en turistik yerlerden birisi İstiklal Caddesi’ne gelin, Galata Kulesine çıkın ve şöyle bir bakın çatılarda neler göreceksiniz! Galata Kulesi’ne çıkanlar sadece Haliç’e, Boğaz’a, Saray Burnu’na mı, Kız Kulesi’ne mi bakacaklar? Hayır, elbette gözün alabildiği her yere bakacak ve estetik dışı görüntüler görecek. Zevk ve estetik sahibi olmak elbette eğitimle de ilişkili ama Avrupa’daki herkes tek tip eğitim mi aldı diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bu mümkün mü? Elbette değil. Avrupa’da insanlara verilen eğitimin yanında, mahalli idarelerin de işi sıkı tutuyor ve gerekli takibatı tam anlamıyla yapıyor.

İstiklal Caddesi’nde gezintiye çıkın tökezlemekten yürüme zorluğu çekersiniz. Maalesef kıymetini bilemiyoruz İstanbul’un… Turistlerin gelip, görecekleri tarihi eserleri örneğin altın boynuz diye tanımlanan Haliç’i, Kız Kulesi’nin bulunduğu bölgeyi, boğazı değerlendiremiyoruz. Mesela dünyanın en eski tünellerinden biri olan Karaköy’den, İstiklal Caddesi’ne çıkan tünelin üzerinde bulunan tarihi bir binayı sadece İETT personeli işgal ediyor. Tarihi yapı olmamakla birlikte yine İstiklal Caddesi’nde; İstanbul’u seyreden binalardan birisi olan İstanbul Bankası’ndan, Ziraat Bankası’na intikal eden ve şimdi Ziraat Bankası ve T.H.Emlak Bankası tarafından kullanılan bina ne vazife görüyor? Buradaki personel başka yerlerde aynı vazifeyi yapamaz mı? Elbette yapar. Bu bahse konu binalar tanzim edilerek veya tarihi değilse yeniden yapılandırılarak (tarihi hatırlatacak şekilde) daha güzel, faydalı, iç ve dış turistlere hizmet verecek hale getirilemez mi? Bu ifade ettiklerimiz sadece parayla olmaz, ileriyi görebilecek düşünce ve ciddi karar mekanizmalarıyla olur.

İstanbul’da son 15 yılda çok güzel şeyler yapıldı. Yapılanlar 1994 yılına kadar ortaya konanların toplamından çok daha fazla. Bizim söylediklerimizde yapılsa, gözleri tırmalayacak şeyler yok edilse, sıkı denetime tabi tutulsa, yanlış yapanların biraz kulakları çekilse kıyamet mi kopar?
Haydi rastgele…

M. Zeki SAYIN
Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası