Son Haberler

Girişimcilikte konuşulmayanlar

Hepimizin içinde yanan bir ateştir girişimcilik. Nasıl ki; biri doktorum dediğinde, hemen bir hastalıktan veya ağrıyan bir yanımızdan konuşuyorsak, biri “girişimciyim” dediğinde de herkesin paylaşmak istediği müthiş bir projesi vardır. İnanması zor ama dünyanın en kolay işidir girişimcilik. Amaç şirket kurup, para kazanma girişimciliği ise; ürünle paranın, sağlıklı yer değiştirmesidir. İşte bu kadar basittir girişimci olmak. Bunu uluslararası yapmak istiyorsak ithalat veya ihracat şeklinde araya bankalar ve gümrükler girer, fark bundan ibaret olur. Bugün dünyanın trendi haline gelen ve bin farklı şekilde anlatılan budur aslında.

HERKES GİRİŞİMCİ OLABİLİR Mİ?

Evet herkes girişimci olabilir. Peki abartılan konu nedir? Girişimcilikte asıl mesele “Sürdürülebilirliliktir…” Yani başlanan işin devamlılığını sağlayabilmektir aslolan. Kârın ve işin büyümesi, hayatın idame ettirebilmesi, iş sürekliliği şarttır. İşte sorun burada kendini göstermeye başlıyor. Devamlılık, takip, disiplin, düzen, kayıt, SGK, vergi, yükümlülük ve buna benzer bir yığın iş, girişimcilikle birlikte omuzlara yükleniyor. Basit al/sat işinin tekrarında bile bu işlemlerin hepsi gerçekleşmek zorunda. Yıllardır üniversitelere, kurumlara, derneklere konuşmacı olarak davet edilirim. Programın sonunda biraraya gelip durum değerlendirmesi yaparken; projesi olan her girişimciyi dinlerim. Bunların içinde en çaresiz gördüklerim; 657’ler, yani memurlar ve okuldan mezun olup şaşkınlığını üzerinden atamamış, henüz ne yapacağına karar veremediği için yüksek lisansa başlamış öğrencilerdir. Biri her şeyi gözlemleyip gerçek piyasa koşullarından habersizdir, diğeri her şeye akademik olarak sahipken, pratikten habersizdir. Bu ikilinin bir araya gelmeleri de yetmez!
Peki tek başlarına yola çıkma şansı olmayanlar ne yapmalılar? çoğu kişi için ilk akla gelen çözüm; “önce bir yere girip çalışmalı, sonra kendi işini kurmalı” şeklindeki düşüncedir. Bu her ne kadar bilinen ve uygulanan en etkin ve en yaygın yol gibi görünse de aslında hiç de etik bir yöntem değildir. Kendinizi bir anlığına işverenin yerine, elinizi de vicdanınıza koyun bakalım sizce doğru mu? İşe alacağınız kişi, “aslında amacım girişimci olup kendi işimi kurmak. Buraya tecrübe sahibi olmaya, büyük bir ihtimalle de müşterilerinizi öğrenmeye geldim’ dese iş verir misiniz? Peki bunu söylemediğinde “etik olur mu?”

Hadi çıkın işin içinden çıkabilirseniz… Diyelim işe aldınız ve bir süre sonra yolu, yordamı öğrenip verdi istifasını. Kendi şirketini kurdu ve bir süreliğine devam etti fakat sonunu getiremedi. Peki bu durumda sizin müşterilerinizin kafası karıştı mı, karışmadı mı? Siz onlarca kişiye istihdam sağlamanın, vergi vermenin ve size düşen birçok yükümlülüğü yerine getirmenin maliyetlerine katlanmaya çalışırken, öte yandan yeni kurulan firmaya elbette sizin elde ettiğiniz karın 1/4 yeter de artar. Yıllarca öz veriyle emek verdiğiniz müşteriniz, yıllarca kandırıldığını düşünmekle kalmaz, diğerinin yükselmesi ve ayakta kalması için size gösterdiği toleransın mislini yeni rakibinize göstermeye başlar. Kahrolup kızmak nafile. öylesine çaresizdir ki işveren ve öylesine destek görür ki müşterilerinizle çekip giden, öylece kalakalırsınız. Haksız rekabet davalarının neticelenmesinin yıllarca sürdüğünü veya işe alınanlarla yapılan kontratın yetersizliğini hepimiz biliyoruz. Peki ne yapmalı?

Mümkünse acilen TTK Türk Ticaret Kanunu’na ek madde getirip. Haksız rekabet davaları 3 ay içinde neticelendirilmelidir. Aslında bu süreli uygulama mümkünse ticari davaların tümüne uygulanmalı. Aksi durumunda haksızlık ve rekabet yıllarca devam eder. TTK etik olmayanı destekleyen veya uygulanamaz olmaya devam eder. Bize çok girişimci lazım kısmına katılırken, bu cümlenin eksik olduğunu düşünüyorum. Bugün ihracatımızın toplamının yüzde 70’ten fazlası ilk 1000 firma tarafından yapılıyorsa, onların bu çabaları devlet güvencesi altında olmalı. Ciddi vergi mükellefleri kaderleriyle baş başa bırakılmamalı. Bir başka ve önemli olduğunu düşündüğüm konu varlığının da, yokluğunun da dert olduğu düşünülen şey para…

VARLIĞI BİR DERT YOKLUĞU YARA: PARA

Hangi kanalı açarsanız açın dizilerin konusu ne olursa olsun, her ne hikmetse tüm kötü, acımasız, hak yiyen ve entrikalar çevirenlerin hepsi zengin. Bunun yanında hakkı yenen, entrikalara maruz kalan, masumların hepsi fakir. Ne garip ve çelişkili bir kodlamanın içindeyiz demekten kendimi alamıyorum.

Peki biz ne istiyoruz? Para kazanmayı seven kendine, ailesine ve dolayısı ile ülke ekonomisine katkıda bulunacak, istihdam yaratmasını beklediğimiz TTK ile koruma altına alınmış girişimci mi? Yoksa hiç bir etik kural tanımayan “hedef için her yol mübah” zihniyetli ve bir o kadar paraya düşman, sürdürülebilirlikten na-haber girişimci müsveddesi mi? O halde ekonomiye şekil vermelerini beklediğimiz, geleceğin patronları olacak pırıl pırıl güzide girişimcileri kanunlarla koruyalım ve parayı sevdirelim.

Zuhal Mansfield
DEİK / Türk Mısır İş Konseyi Başkanı

2 Yorum

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  • Avatar
    Yasemin A.
    6 Temmuz 2013 20:55 -

    Yazı çok güzel olmuş, gençlere yol gösterdiniz. Kaleminize ve yüreğinize sağlık…

  • Avatar
    Cihangir Kanatlıgil-Y.Mimar
    6 Temmuz 2013 22:35 -

    Sevgili Zühal; Aktif çalışmalarınızı zevkle izliyor ve sizlerle gurur duyuyorum.Washington Dc’de ikamet eden ve Amerikan vatandaşı olan İşletme masterli -Bankacılık deneyimli çok sevdiğim arkadaşım H.Nesrin Suddarth ile birlikte ”Türk Mermerlerinin Satışını ve organizasyonunu”yapmayı planlıyoruz.Oldukca geniş bir portföyü olan Arkadaşım ile birlikte böyle bir girişimde bulunmak istiyoruz.KOnu ile ilgili bize yol göstermenizi rica ediyorum.Brezilya ve Çinden -Meksika’dan mermer ithalatı yapılmakta olduğu bilgileri içeriğinde Türkiye’den neler yapılabilir? Sorusuna en güzel desteği sizlerden bulacağıma inanıyorum.Selam ve Saygılarımla…

  • Site Haritası