Son Haberler

Kriz Söylemleri, AB Borçları ve Türkiye

Geçen ay finansal piyasalar açısından oldukça stresli geçti. Avrupa’da bankalara yapılan strest testleri önemliydi. 8 Banka’nın stres testini geçemediği duyuruldu. Toplam 91 banka stres testine girdi. Başarısız olan 8 bankadan, 5‘i İspanyol, 2‘si Yunanistan, biri ise Avusturya‘dan… Bu bankaların toplam sermaye eksiğinin 2.5 milyar Euro (3,5 milyar dolar) olduğu hesaplandı. Sonuçlara göre, İtalyan, Portekiz ve İrlanda bankalarının tümü stres testini geçti. Stres testi, Euro Birliğinin aktiflerinin yüzde 65‘ini oluşturan 21 ülkeden 91 bankaya uygulandı. Testte iki senaryo uygulandı. İlk senaryoda, makro ekonomik tahminler temel alındı. İkinci senaryoda ise 2011-2012 döneminde yaşanabilecek ekonomik bir şok senaryosu uygulandı. Bu kriz senaryosuna göre, Euro Bölgesi‘nde gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) bu yıl yüzde 0,5 daralacak, Avrupa Birliği borsaları yüzde 15‘ten fazla değer kaybedecek, emlak piyasasında yine bir patlama yaşanacak. Stres testine en fazla 25 banka ile İspanya, 13 banka ile Almanya, 6 banka ile Yunanistan katıldı.

Bu haber açıklandıktan sonra piyasaların çok olumsuz ve büyük bir reaksiyonu olmadı. çünkü stres testleri açıklanmadan önce de piyasalar kaç bankanın stres testini geçemediği haberini almıştı.

Gelişmelerin hepsi tabii ki bununla bitmedi. Bu yazının yazıldığı sırada, ortaya bir de ABD borç tavanı stresi çıktı. Şu ana kadar mutlaka duymuşsunuzdur. Eğer 2 Ağustos 2011 tarihine kadar ABD kongresi, 14.3 trilyon dolar olan borç limitini artırmazsa, ABD borçlarını ödeyemeyecek duruma gelecek. Piyasalar şu an için bunu fiyatlara pek yansıtmıyor ve nasıl olsa Cumhuriyetçiler ve Demokratlar anlaşacaklar diye bakıyorlar. Fakat, derecelendirme kuruluşları boş durmuyor. Moodys ve S&P kredi derecelendirme kuruluşları ABD’nin 1917’den bu yana AAA olan kredi notunu negatif izlemeye aldı. Standard & Poor’s, federal hükümetin borçlanma tavanının artırılması konusunda yakın zamanda bir anlaşmaya varılamaması halinde ABD’nin AAA olan kredi notunun indirilmesi olasılığının yüzde 50 olduğunu bildirdi. S&P yaptığı açıklamada Beyaz Saray ve Cumhuriyetçiler arasında bu ay içinde bir anlaşmaya varılamaması halinde ABD’nin kredi notunu indirebileceğini ve bu not indiriminin bir veya daha fazla kademe olabileceğini duyurdu. S&P açıklamasında, “Bugünkü kredi notu açıklamaması, bizim görüşümüze ilişkin bir sinyal, borçlanma limitinin artırılması konusundaki politik tartışmanın dinamiklerine bağlı olarak ABD’nin uzun vadeli kredi notunun gelecek 90 gün içinde indirilmesi olasılığı ikide bir. ABD’nin kısa vadeli kredi notunu negatif izlemeye aldık. Bu cari durumun ABD’nin kredibilitesi için ciddi bir belirsizlik oluşturduğunu görüşümüzü yansıtıyor” ifadelerine yer verdi. Tabi ki siz bu yazıyı okuduğunuz sırada borç sorunu çözülmüş olabilir ama sorunun çözüm şartları, ABD’nin AAA olan kredi notunun değişmeyeceğini de garanti etmez. Kanımca sorun çözülse bile, kredi derecelendirme kuruluşları not indirebilir. Böyle bir durumda kimseye sürpriz olmamalı.

Şu sıralar dünyada iyi şeyler olmuyor. Geçen ayın belki de en önemli gelişmelerinden bir diğeri de, Bernanke’nin gerekirse üçüncü bir parasal genişleme yapabilecekleri sinyalini vermesiydi. Bu sinyal sonrasında ABD borsalarındaki bozulma en azından bir süreliğine durmuştu. Temmuz ayının piyasalar açısından çok sıcak geçmesinin bir diğer nedeni de Yunanistan’ın durumuydu. AB liderlerinin Yunanistan ile ilgili 21 Temmuz toplantısı hem Avrupa, hem de dünya piyasaları için büyük önem taşıyordu. Nihayetinde Avrupa’lı liderler anlaştı ve Yunanistan’a yaklaşık olarak 160 milyar Euro’luk bir kaynak daha aktarılacak. Bunun 45 milyar Euro’sunu ise özel sektör üstlenecek. Bu karar sonrasında, Avrupa’da piyasalar olumluya döndü. Borçlu ülkelerin CDS’leri düşmeye başladı. Avrupa derin bir nefes aldı.

Peki bu nefes ne zamana kadar yetecek?

Bildiğiniz üzere geçen ay içinde Moodys isimli derecelendirme kuruluşu İtalya’nın kredi notunu negatif izlemeye almış ve İtalyan bankalarından bazılarının notlarını düşürmüştü. İtalya’nın 1.6 trilyon Euro borcu var ve bu borcun GSYIH’ya oranı yüzde 120’nin üzerinde bulunuyor. Bu nedenle önümüzdeki aylarda yapacağı itfalar ve borç ödemeleri önemli olacak. Buna Portekiz ve İspanya’yı da eklediğimizde şöyle bir resim ortaya çıkıyor. İtalya’nın en büyük borç geri ödemesi Eylül ayında olacak ve toplamda 62 milyar Euro’ya yakın bir borcu çevirmesi gerekecek. İspanya ise Ekim ayında 23 milyar Euro borç bulmak zorunda. Portekiz ise en kötüyü atlatmış durumda ama onların da IMF yardımı ve kurtarma paketiyle bu krizi atlattığını unutmayalım.

Ağustos-Aralık 2011 döneminde Portekiz, İspanya ve İtalya’nın toplam 180-185 milyar Euro tutarında yeni kaynak bulması gerekiyor. Buna İzlanda ve İrlanda dahil değil. Onları da eklediğimizde 200 milyar Euro sınırı aşılıyor. Ama en önemli ödemeler Eylül-Ekim ayalarına denk geliyor. Eğer İtalya veya İspanya’ya da kurtarma veya kaynak sağlama adı altında fon bulma girişimi olacak olursa, işte o zaman film kopar. Yunanistan krizi ertelendi ama Avrupa’nın borç sorunu her geçen gün derinleşiyor. Bizlerin yapacağı en önemli şey, ayağımızı yorganımıza göre uzatmak.

İşte bu resmi gören Ekonomi yönetimi vatandaşı, dünyada bir kriz olacağına dair uyarmaya başladı. Geçen ay yapılan PPK toplantısı sonrasında Merkez Bankası’nın açıklamaları vardı. Faizler olduğu gibi bırakıldı. Bu zaten bekleniyordu. Ama daha da ilginç şeyler söyledi. Merkez Bankası çok ciddi bir şekilde global kriz bekliyordu. Sayın Erdem Başçı Denizli’de konuştu. Bu konuşmada aynen şunları söyledi;

*Türkiye ile ilgili konuşulan tek risk unsuru cari açık.

*İkinci çeyrekte bir önceki çeyreğe göre sıfıra yakın bir büyüme öngörüyoruz, ithalattaki artış durdu, Nisan’dan itibaren enerji dışı ithalat düşmeye başladı.

*İkinci çeyrekte net ihracatın bir önceki çeyreğe göre büyümeye artı katkı yapmasını bekliyoruz.

*Türkiye’nin durumu şu anda iyi, biraz fazla mı iyi diye bakıyoruz.

*Hem büyümenin sağlıklı ilerlemesi, hem finansal istikrar açısından Türkiye ekonomisi geçmişle karşılaştırılamayacak kadar iyi.

*Türkiye dış şoklara karşı geçmişe göre çok daha dayanıklı.

*Haddinden fazla endişelenmeye gerek yok, durumu yakından izliyoruz, çeşitli senaryolara karşı hazırlıklarımız var.

*Enflasyon hedeflemesi kesinlikle devam edecek.

*2. çeyrekte net ihracatın bir önceki çeyreğe göre büyümeye artı katkı yapmasını bekliyoruz; 3. ve 4. çeyrekte bu katkı artarak devam edebilir.

*Enflasyon hedeflemesi aynen yürürlükte, daha fazla araçla enflasyonla mücadele ediyoruz

*Finansal istikrar açısından da TCMB’nin üzerine düşenin azamisini yapmaya çalışıyoruz.

*Dün AB liderlerinin aldığı kararlardan sonra kriz bugün o kadar yakın görünmüyor.

*Büyüme beklentileri hâlâ artıda ama küresel ekonomide yavaşlama riski 3 ay öncesine göre daha fazla.

*Cari açık son çeyrekten itibaren düşmeye başlayacak. IMF’nin cari açık tahminleri bizim tahminlerimizden daha yüksek biz daha düşük tahmin ediyoruz ama rakam vermiyoruz.

Bu konuşmada dikkatinizi çekmişse, bazı kısımları kırmızıya boyadım. “Enflasyon hedeflemesi kesinlikle devam edecek” deniliyorsa, demek ki enflasyon hedeflemesine ara verilmiş olduğunu anlıyoruz.

“*Enflasyon hedeflemesi aynen yürürlükte, daha fazla araçla enflasyonla mücadele ediyoruz” sözünün tam olarak tefsiri nedir?

Cevap vereyim;

“Aslında enflasyon hedeflemesinde faizin kullanıldığını ve en etkin aracın faiz olduğunu biliyoruz. Fakat Hükümetimizin emri var ve faizleri yükseltmek gibi bir seçenek zaten elimizden alındı. Biz eskiden olduğu gibi öZERK falan değiliz. Bu yüzden daha fazla araçla enflasyonla mücadele ediyoruz.”

Faizler kur üzerinde baskı kurmak veya iç talebi kısarak cari açığı azaltmak ve tasarrufları artırmak amacıyla asla kullanılmayacak. çünkü yasaklandı. Ama cari açığın da önlenmesi lazım. Cari açığı önlemek için iştahla uygulamaya konulan munzam karşılıkların artırılması aracından artık vazgeçildi. çünkü hiçbir işe yaramadığı görüldü. Ardından BDDK tedbirler almak zorunda kaldı. çünkü Merkez Bankası’nın elinde başka araç kalmadı. Ama kredi maliyetlerinin BDDK yoluyla artırılması hemen sonuç verecek bir politika değil. O zaman bir başka yol daha var.

Ekonomi yönetimi büyük bir krizin gelmekte olduğunu söylesin ve böylelikle vatandaş tasarruf etmeye yönelsin ve öyle kredi falan alıp harcamasın. Yani beklentileri kriz söylemiyle yönetelim. Bu arada enflasyon hedeflemesi konusunda zaten vazgeçmiş görünümü verildiği için (aslında açıkça söylenmiyor) kurların yukarı gideceği de biliniyor. Daha önceleri kurlar yükselip de 1.70′lere tırmandığında satış yapan yerliler artık satmıyorlar, çünkü yönetenlerimiz “kriz geliyor” diyor. Yabancılar da zaten Merkez Bankası’na güvercin diyorlar, yani “enflasyon konusunda hiç bir kaygısı olmayan” anlamına geliyor. MB zaten faizleri bu yıl artırmayacağını açıkça söylüyor ve “başka araçlarla enflasyonu önlemeye çalışıyoruz” diyor.

Ama Merkez Bankası gizli gündemini çok da iyi yönetiyor. Kurların yükselmesine seyirci kalır ve hatta bilinçli olarak kurların yükselmesine neden olacak şüpheli ortamı yaratırsanız ne olur? Yani dolaylı yollarla kurların yükselmesine sebep olursanız, İthalat pahalanır ve ihraç mallarınız ucuzlar. Bu durumda cari açık daralmaya başlar. Böylelikle yıl sonu geldiğinde, evet enflasyon biraz artmış ve hedefleri aşmış olur ama cari açık daralmış ve böylece bu ekonomik sorundan kurtulmuş olursunuz.

Geçen ayın sonuna doğru bu anlattığım sebeplerden dolayı kurlar hızla yukarı gitti. Dolar 1.75 seviyelerini görürken, Euro 2.50 seviyelerine yaklaştı ve kur sepeti de tarihi sınır olan 2.00 seviyesini geçerek 2.10’a doğru yol aldı. Ardından Merkez Bankası, döviz alım ihalelerini durdurdu ve 1 yıldan uzun vadeli döviz tevdiat hesaplarına uygulanan munzam karşılıklarını 1 puan aşağıya çekti. Bu durum piyasaları bir nebze olsun rahatlattı dersek Sayın Başbakan da, para politikasının bundan sonra nasıl devam ettirileceğine dair mesajını verdi ve “Kurlarda orta bir yeri bulacağız” dedi.

önümüzdeki dönemde Avrupa’nın borç sorunu önümüze gelmeye devam edecek. Yılın ikinci yarısında ekonomimiz gözle görünür biçimde yavaşlayacak. Faizlerde ise bir süreliğine şu anki seviyelerde gideriz ama yılsonuna doğru enflasyonda yükseliş göreceğimizi ve bunun da kurları yeniden yukarı yönlü iteceğini düşünüyorum. Reel sektörde yeni yatırım yapmak isteyenler birkaç kere düşünmelidirler. çünkü Global ekonomilerde de büyüme motorundan pek ses gelmiyor.

Mübarek Ramazan ayınızı kutlar, sağlık ve esenlikler dilerim.

Doç. Dr. Yaşar ERDİNç

erdinc@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası