Son Haberler

Reel sektörün “açık pozisyon” sorunu çözülür?

Bugün Türk reel sektörünün en önemli sorunlarından biri, büyük bir döviz pozisyon açığına sahip olmasıdır. Bu rakam, yaklaşık 180 milyar dolar seviyesinde.

Reel sektörün döviz kredisi kullanabilmesi geçmişte çoğunlukla ihracat ve yurtdışı müteahhitlik hizmetleri gibi döviz kazandırıcı işlemlerin varlığına bağlıydı. Özellikle 2009 yılında Türk Parasının Kıymetini Koruma hakkındaki 32 sayılı Kararın 17’inci maddesinde yapılan değişikliklerle bu şartlar gevşetildi ve reel sektörün bankacılık sektörü kanalı ile döviz ve dövize endeksli kredi (DEK)’lere, erişimi kolaylaştırıldı.

Aşağıdaki tablodan da görüleceği üzere, bu gelişmelere bağlı olarak reel sektörün döviz pozisyon açığı hızla artarak TCMB verilerine göre Aralık 2014 tarihi itibari ile 180 milyar dolara yükseldi. Bu tutar Ağustos 2015 dönemi itibari ile bir miktar azalarak 177 milyar dolara geriledi. Henüz yayımlanmamış olmakla birlikte sözkonusu açık pozisyon rakamında ciddi bir değişikliğin olmadığı tahmin ediliyor.

Yukarıda verilen tablodan da anlaşılacağı üzere; bu rakam reel sektörün yurtiçi ve yurtdışından sağladığı döviz kredilerine ilişkin toplamı göstermiyor. Bu hususa özellikle dikkat edilmesi gerekiyor. Bu rakam bir döviz açığıdır. Türk reel sektöründe faaliyet gösteren tüm firmaların dövizli varlık ve alacakları düşüldükten sonra ihtiyacı olan ve ödemek zorunda olduğu dövizli borç ve yükümlülüklerinin miktarını gösteriyor. Anılan bu pozisyon açıklarının ciddi bir tehlike oluşturup oluşturmadığını söyleyebilmek için dört bilgiye ihtiyaç var.

  • Bu pozisyon açıklarının türev ürünleri ile koruma (hedge) altına alıp alınmadığı,
  • Anılan pozisyon açıkları karşılığında ilgili şirketlerin yurtiçi ve yurtdışında yeterli döviz varlığının olup olmadığı,
  • Sağlanan bu döviz kaynaklarının karşısında ne düzeyde bir döviz alacağının (ihracat vs..) yaratılabileceği,
  • Bilançoların pasifinde yer alan yurtdışından sağlanan bu dövizli kaynağın ne kadarlık bölümünün şirketlerin hakim hissedarlarına ait olduğu.

HATALAR, ŞİRKETİ İFLASA GÖTÜREBİLİR

Birinci durum ile ilgili olarak olumlu bir cevap verebilmek mümkün değil. Çünkü, Türk reel sektörü aradan geçen bunca yıla rağmen “düşük enflasyon, dolayısıyla da düşük kar marjı“ gerçeğine kendini adapte edemedi. Hala 2002 öncesinde olduğu gibi “yüksek enflasyon, yüksek kar marjı” dönemi devam ediyormuş gibi; kurumsallaşmadan bihaber, risk yönetimi, iç kontrol ve iç denetimden oluşan iç sistemlerin ne kadar önemli olduğunu bilmeden, maliyet analizlerini önemsemeden, bütçe yapmadan, sağlıklı bir kayıt ve muhasebe sistemi kurmadan faaliyet göstermeye devam ediyor. Oysa artık günümüzde yüksek kar marjları yoktur. O dönemde yapılan hatalar, yüksek kar marjları arasında kaybolup gidiyordu. Günümüzde ise bu hatalar bütün bir yılın karını götürebildiği gibi, o şirketin iflasına bile neden olabiliyor.

Günümüzde; bu yeni döneme göre kendini uyarlayan ve gerekli önlemleri alan firmalar, sağlıklı bir biçimde faaliyetlerine devam ediyor. Hala eski alışkanlıklarını sürdürmekte ısrar eden şirketler ise çok zor duruma düşüyor. Bu ikinci grup şirket tipi maalesef reel sektörün ağırlığını oluşturuyor.  Reel sektörün bu belirttiğimiz yapısını dikkate aldığımızda, 180 milyar dolar gibi devasa boyutlara ulaşan bu döviz pozisyon açığının, çoğunlukla türev enstrümanlarla koruma altına alındığını söyleyebilmemiz mümkün değil.

İkinci durumda belirtilen, reel sektörün bu döviz pozisyon açıkları karşısında yurtiçi veya yurtdışında yeterli döviz varlığının olabilme ihtimali de düşük görülüyor. Geçmişte yürürlüğe konan “Varlık Barışı” uygulamalarının sonucuna baktığımızda böyle bir tahminde bulunabiliriz.

VARLIK BARIŞI, NE GETİRİYOR?

19.08.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6736 sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun”da yer alan “Varlık Barışı” konusunda getirilen yeni düzenlemeler, ciddi oranlarda açık pozisyonu olan şirketler için önceki düzenlemelere göre göreceli olarak önemli avantajlar getiriyor. Borçların kapatılmasında kullanılacak varlıklarınülkeye getirilme zorunluluğunun olmaması gibi yeni düzenlemeler anılan şirketler için önemli bir fırsat yaratıyor. Bu süreç devam ediyor. Bu nedenle bu düzenlemenin mevcut açık pozisyon sorununa yapması beklenen katkının boyutunu görebilmek için biraz zamana ihityaç var.

317 ŞİRKET, GSYİH’NIN YÜZDE 20’SİNİ OLUŞTURUYOR

Üçüncü ve dördüncü duruma ilişkin ise elimizde net veriler bulunmuyor. Ancak burada sorunun önemli oranda çözümüne katkı sağlayacak bir varlık ve alacağın bulunmadığı tahmin ediliyor. Nitekim TCMB’nin 2014 Finansal İstikrar Raporu’na göre; Borsa İstanbul’da işlem gören 317 şirket, Türkiye GSMH’sının yüzde 20’sini oluşturuyor. Bu şirketlerden yüzde 58’i yani 185’inin açık döviz pozisyonu var.  Açık pozisyonu olan 44 firmanın ise hiç döviz geliri yok.

Bugün Türk bankacılık sektöründe ve banka dışı finansal kesimde bu sektörlerden kaynaklı ciddi bir açık pozisyon tehdidi yoktur. Bu sefer tehlike, reel sektör kaynaklıdır. Yani olası kur artışlarında yine aynen 1994, 2000 ve 2001 yıllarında ülkemizde  yaşanan krizlerde olduğu gibi, fazla kar hırsı ile bilinçsizce yaratılan bu döviz pozisyon açıklarının reel sektöre dolayısıyla da başta bankacılık sektörü olmak üzere banka dışı finansal kurumlara ve nihayetinde de Türk ekonomisine büyük zararlar verebileceğini tahmin etmek hiç de zor değil. Nitekim son aylarda kurlarda görülen artışlar bu olumsuz tablonun daha da belirgin bir biçimde ortaya çıkmasına neden oldu.

 

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ…

Türk reel sektörünün döviz pozisyon açığı sorununun çözümü elbette mümkün. Ancak bu çözüm, çok kısa vadeli olamaz. Ayrıca tek bir önlem alınarak da çözülemez. Bu noktada önerilerimizi şöyle sıralayabiliriz;

1-  Sorunun etkin ve nihai biçimde çözümünün;

Reel sektör, mutlaka kurumsallaşmalı. Yüksek kar marjları artık geçmişte kaldı. Bu gerçeği görmek gerekir. Firmalar, “düşük enflasyon, düşük kar marjı”na göre kendilerini yapılandırmalı ve risk yönetiminin temel prensiplerine uygun davranmalı. “Zararın neresinden dönülürse kardır” denilerek biran önce bu önlemler alınmalı. Aksi halde ileride çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalınacağı çok açıktır.

2- Bankacılık sektöründe olduğu gibi reel sektörde faaliyet gösteren belirli büyüklükteki (halka açıklık bir kriter olabilir) firmalara, sahip olacakları döviz pozisyon açıklarını öz kaynakları ile ilişkilendirerek sınırlama getirilmeli. Ancak bu düzenlemelere uygun davranılıp davranılmadığı kontrol edilmeli.

3- Şirketlerin dövizli borçlanmalarına yönelik olarak, dövizli varlık ve alacak yaratabilme kapasitelerine göre bazı düzenlemeler yapılması da yararlı olacaktır.  Dövizli borçlanmayı daha da kolaylaştıran 2009 yılında 32 sayılı Karar’ın 17’inci maddesinde yapılan değişikliklerin de bu paralelde tekrar gözden geçirilmesi, mevcut sorunun çözümüne, en azından büyümesini engelleyerek katkı sunacaktır.

4- Şuana kadar gerçekleştirilen varlık barışı uygulamalarında arzu edilen seviyelerde olmasa da belirli bir sonuç elde edildi. Bu uygulamalar genellikle kurların yatay seyrettiği dönemlerde gerçekleştirildi. Oysa bugün çok farklıdır.

Varlık Barışı” konusunda getirilen yeni düzenlemeler, ciddi oranlarda açık pozisyonu olan şirketler için önemli bir fırsat sunuyor. Bu konu ilgili otoritelerce ısrarla ve önemle takip edilmelidir. Tabi bu noktada bu borç ve taahhütlerin kapatılmasında kullanılacak varlıkların suçtan elde edilmemiş olmasına da özellikle dikkat edilmesi gerekiyor. Aksi takdirde suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi mücadelesi yürüten FATF ve FinCEN gibi uluslararası kuruluşlarla zaten sorunlu olan ilişkilerimiz daha da başımızı ağrıtabilir.

5- Elde herhangi bir veri olmamasına rağmen pozisyon açıklarına neden olan yurtdışı borçlanmaların bir bölümünün bu borçlanmaları gerçekleştiren şirketlerin hakim hissedarlarına ait olma olasılığı vardır.

Diğer yandan pozisyon açığı bulunan şirketlerin daha çok ihracat geliri yaratabilme ve dolayısıyla da pozisyon açığı riskini azaltabilme potansiyeli de sözkonusudur. Her iki durumun varlığı kuşkusuz pozisyon açığı tehlikesini azaltacak, ancak çoğunlukla ortadan kaldırmayacaktır. Dolayısıyla mevcut sorunun çözümü için alınması gereken bir başka etkili önlem de, şu ana kadar hep ihmal edildiği üzere; döviz pozisyon açıkları konusunda bir farkındalık yaratılması hususudur. Bu bağlamda bu açıklardan korunmak için türev ürünler konusunda reel sektör bilinçlendirilmeli ve yönlendirilmelidir.

Bu meyanda Bankalar Birliği ile irtibata geçilerek maliyeti yüksek olduğu için caydırıcı da olduğu bilinen Türev Ürün Sözleşmeleri konusunda gerekli adımların atılması, bu pozisyon açıklarının koruma altına alınmasını teşvik edecektir. Bu maddede belirtilen önlemin diğerlerine göre daha kısa vadede sonuç alıcı ve etkili  bir önlem olduğu şüphesizdir.

Özetle sorun tek bir önlem alınarak çözülemeyecek kadar büyük ve önemlidir. Ülke ekonomisini de çok yakından ilgilendiriyor. Bu nedenle yukarıda belirttiğimiz önlemlerin ilgili taraflar arasında tartışılmasında ve gerekli önlemlerin ivedi olarak alınmasında fayda görüyoruz.

Dr. Ramazan BAŞAK

basak@turcomoney.com

 

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası