Son Haberler

Türkiye büyümeye kilitlenmeli

Türkiye’nin 2009’dan bu yana 4,-4,5 yıldır pozitif olarak büyümesi sürerken, 2013 yılından itibaren büyüme öngörülerinde belirsizlik arttı, manevra alanı daraldı ve temel trendin esasen giderek zayıfladığı ortaya çıktı. Oysa Türkiye daima büyümek zorunda. çünkü büyüme ile toplumsal mutabakat ve siyasi atmosfer arasındaki korelasyonun katsayısı Türkiye açısından hemen hemen 1’e yakın. Bu oran diğer ülkelere göre yüksek. Büyümedeki zayıflık diğer birçok ülkeye göre sosyal dokuyu ve politik atmosferi çok kolay bir şekilde bozabiliyor. Bunun nedeni dinamik nüfus ve jeopolitik konumdur. Ancak Orta Vadeli Programda iç tasarrufların artırılması birincil öncelik olarak belirlenmiş olması gerekli bir tedbir olmakla birlikte, büyüme sıkıntılarını bir miktar artıracağa benziyor.
Yüzde 4’e yakın büyüme beklentileri olan Türkiye‘nin ekonomik büyüme dinamikleri FED‘in parasal sıkılaştırmasına karşı oldukça duyarlı. Ancak genelde ekonominin temel göstergelerinin gücü ve uyumu, özelde ise güçlü kamu maliyesi olası bir krizi (ödemeler dengesi krizi) çok net olarak önleyecek. Türkiye’nin makul düzeydeki kamu borcu, bütçe açığı, borçlanma vadelerinin uzamış olması, sağlıklı bankacılık sistemi, hane halkı borçluluk seviyelerinin düşüklüğü, özel sektörün proaktif davranışları ve deneyimi ekonominin dayanıklılığını artıran temel faktörlerdir.

Büyüme daha çok iç talepteki (Kamu talebi + Hane halkı talebi) ve kredilerdeki artışa dayanıyor. Ancak finansal koşullardaki sıkılaşma iç talebin Türkiye’deki büyümeyi tek başına taşımasına izin veremez. Uzun vadede Türkiye’de cari açık ve verimlilik temel sorunlar olarak durmaya devam ediyor.

MERKEZ BANKASI
Merkez Bankası töhmet altında. Zira, “..Yakın dönemde faizde artırım da, indirim de beklemeyin…” şeklindeki bir açıklama para politikasını töhmet altında bıraktı. Tekrar genişlemeye başlayan cari açığa rağmen Merkez Bankası politika faizini yükseltmedikçe, para politikasının siyasi otoritenin baskısında kaldığı yönündeki piyasa algısı artarak devam edecek.

Küresel gelişmeler yükselen ekonomilerin ve Türkiye’nin para politikalarının sıkılaşmasını zorluyor. Şimdilik TL üzerindeki baskının azalmış olması geçici bir durum. Merkez Bankası, çok hedefli bir politikada ısrar etmemeli. Merkez Bankası faizde istikrar istiyorsa-ki istiyor- kurlar üzerinde bir hedef oluşturmalı. Oysa Merkez Bankası’nın şu andaki para politikasının ana çerçevesi, enflasyonla mücadele yönünden uzun vadeli araçlardan yoksun. TCMB’nin başarılı olması gereken esas alan hedeflenen enflasyona ulaşıp ulaşamadığıyla ilgilidir. Ama 2006 yılından bu yana Merkez Bankası, enflasyon hedeflemesini tutturamıyor. Hedef-realizasyon farkı ortalama yüzde 60 civarında. Bu olağanüstü bir fark. üstelik Türkiye’de enflasyonun iki haneli seviyelere ulaşma riski sıfır değil.

RATİNG AKSİYONU
Esasen fiyatların ve bölge risklerinin küresel düzeyde dengeleneceği noktayı perdeleyen sis yoğunluğu azalmadan Türkiye ve yükselmekte olan birçok ülkeyi yeniden sınıflandırmak ve sıralamak bu aşamada rating açısından oldukça zor. Türkiye’nin mevcut rating notu oluşturulurken; cari açıkta bir aşağı yönlü dönüşümün olma olasılığının düşük olacağını, 2013 ve devamında büyüme dinamiklerinin zayıflayacağını, enflasyon mevcut yüksek seviyesini ve yükselen eğilimini korumaya devam etmesini, açık pozisyona sahip olan reel sektörün Türk Lirası’nın değer kaybından etkilenmesini, doğrudan yatırımlarda önemli bir artış olmamasını içeren senaryo hesaplamalara dahil edildi. Şu anda içinde bulunan durum bu senaryoya göre işliyor. Dolayısıyla Türkiye için mevcut durumda pozitif, ya da negatif yönde yeni bir reyting aksiyonu söz konusu olamaz. Ancak cari açık kaynaklı döviz piyasalarında oluşacak özel bir kriz, reel sektörün dış borç oranlarında meydana gelecek hızlı artışlar, seçim harcamalarında mali disiplinin bozulması ve politik aşırılıklar doğal olarak ratingi negatif olarak etkileyecek. Diğer taraftan yaklaşan seçimlere rağmen orta ve uzun vadede kamu tasarruflarının artması ratingi pozitif etkiler.

IMF HEYETİNİN DEĞERLENDİRMELERİ
IMF herhangi bir borç alacak ilişkisi olmasa bile üye ülkelerde yıllık olağan Consultation (İnceleme ve Müzakere) yapma görevi ve yetkisi var. Bu inceleme neticesinde henüz ayrıntılı rapor yok ama IMF’in, Hazine’ye sunduğu kısa notta yer alan genel tespitlerine, para politikasına yönelik tespitlerine ve finansal istikrara yönelik önerilerine büyük ölçüde katılıyoruz. Ancak maliye politikasına yönelik tespitleri biraz risk korkusu taşıdığını düşünüyoruz. Halbuki biz buna katılmıyoruz. Türkiye’nin düşük de olsa pozitif büyümesini sürdürmesi lazım. Yönetilebilir veya olumsuz sonuçlarına katlanılabilir risklerin alınmaması toplumsal ilerlemeye katkı sağlamaz.

ABD(BüTçENİN ONAYLANMAMASI-BORç TAVANI)
ABD’de ekonomik bir krizden ziyade bir yönetim sıkıntısı söz konusu. Bu yönetim sıkıntısı nedeniyle ABD hükûmetinin bütçesi onaylanamıyor, ulaşılan borç tavanı değiştirilemiyor. Ekonomik temelli olmayan bu durum rating şirketlerinin temerrüt tanımına tam olarak benzemediği ve adeta doğal afet gibi bir mücbir sebep sayıldığı için ABD’nin kredi notunda bir değişiklik olmayacak. Muhtemelen bu yazının yayımlanacağı tarihe kadar bu sorun senato-kongre-hükumet arasında çözülmüş olacak.

DEMOKRATİK PAKET
Demokratikleşme bir süreç sorunudur. Açıklanan paket demokrasiyi elbette biraz daha güçlendirmiş olmakla birlikte, haklar temelinde, çoğulcu bir yapı pakette şimdilik bulunmuyor. Demokrasiyi ve Türkiye’yi aşağı çeken temel sorunlarına henüz değinilmedi. Demokrasi açısından Devletin çürüme alanlarının en büyüğü uzun süredir devam eden iç kargaşa alanında oluştu. Bu alana şimdilik dokunulmadı. Ancak anladığımız kadarıyla bu nihai adım değil, ilerleyen dönemlerde peyder pey ilaveler yapılacak. Zira bu haliyle toplumsal kesimlerde ve dış dünyada yaratılan yüksek beklentileri karşılamaktan oldukça uzak bir görüntü var.

Makro Analiz
Orhan ökmen
JCR Eurasia Rating Başkanı

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası