Son Haberler

KÖKLÜ MEDENİYETİN MİRASÇISI İRAN

YENİ RUH YENİ DöNEM HALKIN UMUDU, ILIMLI LİDER HASAN RUHANİ

İranlı siyasetçi, diplomat ve akademisyen… İran İslam Cumhuriyeti‘nin 7. Cumhurbaşkanı. İran‘ın Simnan şehri yakınlarında d oğdu. Kum kentinde klasik medrese eğitimi aldı. Tahran üniversitesi‘nde hukuk eğitimi de aldı. Eğitimine Batı‘da İngiltere’de devam eden Ruhani, Glasgow Caledonian Universitesi‘nde yüksek lisans ve doktora dallarında eğitim aldı. Genç yaşlardan itibaren Ruhullah Humeyni‘nin takipçilerinden biri olan Hasan Ruhani, İran‘ı dolaşarak Şah hükümeti aleyhinde vaazlar verdi. Bu nedenle pek çok defa tutuklandı ve vaaz vermesi yasaklandı. 1979‘da gerçekleştirilen İran İslam Devrimi‘nin ardından, Devrim‘e istikrar kazandırmak için ilk olarak düzensiz haldeki İran ordusunu ve askeri üsleri disipline etmekle işe başladı. İran-Irak Savaşı esnasında üst düzey komutanlıklarda bulundu, 1988-89 yılları arasında Genelkurmay Başkan yardımcılığı yaptı.

1980‘de İslam Danışma Meclisi‘ne seçildi. 20 yıllık meclis üyeliği boyunca muhtelif görevlerde bulundu; iki dönem Savunma Komisyonu Başkanı, iki dönem de Dış Politika Komisyonu başkanlığı ve Meclis Başkanvekilliği’nde (1992-2000) bulundu. 1989‘da kurulan Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi‘nin sekreterliğini 2005 yılına kadar sürdürdü. Meclis Başkanvekili ve Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi Sekreteri olarak, özellikle Nükleer Başmüzakerici sıfatıyla, yabancı yetkililerle pek çok toplantı ve müzakerelerde bulundu.

Haziran 2013‘te yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri‘nde adaylığını koyan Ruhani, hem ülkenin reform yanlısı kesimlerin sempatisini kazanmış ılımlı görüşleriyle hem de dini liderlikle olan yakın bağları nedeniyle adaylar arasında öne çıktı. Seçimleri yüzde 52 oy oranıyla kazarak İran İslam Cumhuriyeti‘nin 7. Cumhurbaşkanı seçildi.

İRAN YENİ SAYFA MI AçIYOR?

Bugünkü İran topraklarına kurulan ilk büyük uygarlık Perslere ait. Yakın tarihteki en önemli dönüm noktasını 1979 yılında yaşayan İran, Ayetullah Ruhullah Humeyni‘nin liderliğinde büyük bir ayaklanmaya sahne oldu. Şah’ın ülkeyi terk etmesiyle Pehlevi Hanedanı sona erdi ve yerine bugünkü İran İslâm Cumhuriyeti kuruldu. 1980 yılında Şattul Arap suyolu üzerindeki egemenlik haklarına ilişkin olarak Irak‘ın, İran‘a saldırması üzerine 8 yıl süren İran-Irak savaşı patlak verdi. 1989 yılında dini lider Humeyni‘nin vefat etmesi üzerine yerine Ali Hamaney ömür boyu görev süresi ile seçildi. Bu süreçte Meclis Başkanı olan Rafsancani Cumhurbaşkanlığı’na seçildi. 2005 yılında gerçekleştirilen genel seçimlerde eski Tahran Belediye Başkanı Mahmud Ahmedinejad Cumhurbaşkanlığı görevine seçildi. Ardından 2013 Haziran’ında Cumhurbaşkanlığına ılımlı lider Hasan Ruhani geldi ve İran için yeni dönem için ümitler tazelendi.

DüNYANIN EN BüYüK 17. üLKESİ

Dünyanın en büyük 17. ülkesi olan İran, 1.648.195 km²‘lik yüz ölçüme sahip. 8.731 km‘lik ülke sınırına sahip ülkede bu sınırların; 767 km‘sini Azerbaycan, 40 km‘sini Ermenistan, 1.206 km‘sini Türkmenistan, 945 km‘sini Afganistan, 978 km‘sini Pakistan, 486 km‘sini Türkiye, 1.609 km‘sini Irak, 657 km‘sini Hazar Denizi, 784 km‘sini Umman Denizi, 1.259 km‘sini Basra Körfezi teşkil ediyor. Yüz ölçümünün yarısını dağlar, yüzde 25‘ini göller, yüzde 25‘inden daha azını ise ekilebilir alanlar oluşturuyor.

BİLİNENİN AKSİNE KADINLAR İŞ VE SOSYAL HAYATTA AKTİF!

İran’ı yakından tanımayan, ya da bu ülkeyi hiç ziyaret etmemiş olanlar “kadınlar, bu ülkedeki hep geri plandadır” diye düşünür. Oysa gerçek bu değil! özellikle Tahran’da gezdiğinizde caddelerde, araba kullananların neredeyse yarı yarıya kadınlar olduğunu görürsünüz. İstanbul’da bile bu kadar fazla oranda kadın sürücü görmeniz belki mümkün değildir. Giyim, kuşam ve makyaj konusunda diğer ülkelerden geri kalmayan birçok İranlı kadının; alışveriş merkezlerinde, otellerde, müzelerde ve Milad Kulesi’nde çalıştığını görebilirsiniz. Sosyal hayatta da bir hayli önde görünen İranlı kadınlar, aile içinde de egemenliği elinde tutuyor. Oldukça lider bir ruha sahip olan İranlı kadınlar birçok ailede babadan daha fazla söz sahibi… İran’daki ailelerin öne çıkan bir diğer özelliği de çocuklarının eğitimine büyük önem vermeleridir. Bu ülkede birçok kişi, daha çocuk yaştayken İngilizce öğreniyor.

TAHRAN’IN SİMGESİ: MİLAD KULESİ

İran’ın en yüksek noktası olan Demavend Dağı 5.671 metre yüksekliğe sahip. Tahran’ın önemli simgeleri arasında yeralan Gülistan Sarayı ve diğer tarihi yapıtların bulunduğu ormanlık alanlar, şehre nefes aldıran en önemli mekanlar… Başkent’in dikkat çeken diğer sembollerinden birisi ise Milad Kulesi… 12 kattan oluşan Kule, dünyanın en yüksek 4. gökdeleni. 435 metre yükseklikten Tahran’a bakmak oldukça heyecan verici. Başkent’teki halı ve saat müzeleri de kültürel zenginlik açısından önem taşıyor. Ortadoğu’nun en büyük metro ağına sahip Tahran, buna rağmen yoğun bir trafiğe sahne oluyor. Caddelerde, sayıları epeyce fazla olan ve genel anlamda çok da kontrollü sürüşe sahip olmayan motosikletler dikkat çekiyor. Hava kirliliği de şehrin öne çıkan diğer sorunları arasında. Tahran’daki ev kiraları yüksek, çalışanların ücretleri ise düşük. Asgari ücret 150-200 dolar civarında.

EKONOMİNİN %85’İ DEVLETİN ELİNDE

İran, ekonomik ve sosyal sorunların çözümü yönünde özelleştirme plânları yapıyor. Büyük oranda ithal ikamesine dayanan ekonomiyi verimli bir şekilde yapılandırmayı hedefleyen ülke; petrol gelirlerine bağımlılıktan kurtularak petrol dışı malların ihracatını arttırma ve ekonomiyi çeşitlendirme arayışında. İran’da özellikle 2011 yılının Kasım ayından itibaren yaşanan hızlı devalüasyon süreci İran Riyali’nin değerini ve İran halkının alım gücünü önemli ölçüde azalttı. 2011 yılının Nisan ayından 2012 yılının Eylül ayına kadar olan süreç içerisinde İran Riyali çok önemli oranda değer kaybına uğradı. Nitekim 1 Dolar, bu dönem içinde önce 35 bin Riyal sınırını aştı, sonra bir miktar gerileyerek 30 bin seviyesine geriledi.

DEVALüASYON ALIM GüCüNü VURDU

Döviz girdilerinin yüzde 80‘ini petrol gelirlerinden elde eden İran’da genel olarak ekonomiyi devletin; yüzde 40’ını doğrudan, yüzde 45’ini ise “Bonyad” olarak adlandırılan, dini liderlik makamına karşı sorumlu bir tür İslami esaslı vakıflar aracılığı ile elinde tuttuğu söylenebilir. Kalan yüzde 15’lik kesim ise siyasal yelpazede muhafazakâr olarak tanımlanabilecek bir noktada duran İran özel sektörünün (bazaar) elinde bulunuyor.

SAVAŞ VE SONRASINDA AMBARGO DARBESİ

Irak ile 8 yıl devam eden ve ekonomide büyük tahribat oluşturan savaşın ardından ülke ekonomisi ciddi yara aldı. Petrol gelirlerinin yüksekliğine (2011 yılında 114,7 milyar ABD Doları) rağmen, hızla büyüyen nüfus baskısı, enflasyon ve işsizliğin artması, yaygın yoksulluk, temel ihtiyaç malzemelerine uygulanan sübvansiyonların bütçe üzerinde giderek artan yükü, verimsiz, büyük ve hantal kamu sektörü, devlet monopollerinin (bonyad) denetimindeki belirsizlikler en büyük sorun olmaya devam ediyor. özellikle savaşın ardından Birleşmiş Milletler, ABD ve AB’nin, bu ülkeye uyguladığı ağır yaptırımlar İran ekonomisinin karşılaştığı en ciddi sıkıntı olarak öne çıkıyor. 2010 yılının Haziran ayından itibaren uygulamaya konulan Birleşmiş Milletler yaptırımları ve yine 2010 yılından itibaren kapsamı ve etkisi çok genişleyen ABD ve AB yaptırımlarının sonucunda İran ekonomisi önemli zorluklarla karşılaşıyor. öyle ki İran, en önemli gelir kaynağı petrol dahil önemli hiçbir şeyi alamıyor, satamıyor, para transferini gerçekleştiremiyor. Bu da ülkede işsizlik başta olmak üzere birçok önemli soruna yol açmış.

SEKTöREL BAZDA İRAN EKONOMİSİ ENERJİDE PETROL VE DOĞALGAZ DEVİ

İran ekonomisi son 40 yıllık dönemde ham petrol fiyatlarına bağlı bir gelişim sergiledi. 2000‘li yılların başında 99,5 milyar varil petrol rezervi ile dünya sıralamasında dördüncü sırada iken son yıllarda bulunan yeni rezervlerle 137,5 milyar varil ile dünya petrol rezervleri açısından ikinci sıraya yükselmiştir. Dünyanın kanıtlanmış ham petrol rezervlerinin yüzde 11,5’i İran’da… Ayrıca 26,69 trilyon m³’lük doğalgaz rezervleriyle Rusya’dan sonra doğalgaz açısından da ikinci büyük rezervleri elinde tutuyor. Döviz girdilerinin yüzde 80’ini petrol ihracatından elde eden İran, bu haliyle petrol fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı aşırı duyarlı halde bulunduğu için son yıllarda petrol dışı endüstrileri geliştirme programlarını yürürlüğe koydu. Petrol fiyatlarının 90’lı yılların sonları boyunca düşüşü sırasında ülkenin kaybının 6 milyar doları bulduğu ve bu rakamın bütçenin üçte biri düzeyinde olduğu göz önüne alınırsa petrol dışı endüstrilere yönelmenin önemi daha iyi anlaşılıyor. Ancak söz konusu dönemde Tahran yönetimi, kaynak yetersizliği nedeniyle petrol dışı endüstrilere yönelik önemli bazı projeleri askıya almak zorunda kaldı.

İran hükümeti petrol üretimini 2015 yılında 5,8 milyon varile yükseltmeyi hedefliyor. Mevcut durumda 25‘i onshore olmak üzere 32 sahada üretim yapılıyor. İran, günlük 4 milyon 200 bin varil ham petrol üretme kapasitesine sahip olup, günlük ham petrol üretimi 4 milyon 106 bin varil civarında.

PETROL İHRACATI DA OLUMSUZ ETKİLENİYOR

Son olarak 2011 yılının Aralık ayında karara bağlanan ve 1 Temmuz 2012 tarihinden itibaren tam anlamıyla yürürlüğe giren AB Yaptırımları çerçevesinde, AB ülkeleri İran’a petrol ambargosu uygulamaya başladı. Belirtilen uygulamanın ve ABD, AB kaynaklı ilave yaptırımların İran Merkez Bankası üzerindeki etkilerinin İran’ın bütçe gelirlerinin önemli bir bölümünü oluşturan petrol ürünleri ihracatını çok büyük oranda etkilemesi ve İran’ın potansiyel müşteri kaybının, söz konusu ülkenin, hali hazırda petrol ürünleri satabildiği çin ve Hindistan gibi ülkelere olan satış fiyatlarını ve anılan ülkelerden sağlayabileceği petrol gelirlerini azaltması bekleniyor. 2012 yılının Mart ayında yürürlüğe giren yeni AB yaptırımları çerçevesinde, uluslararası bankacılık sistemlerine aracılık eden Belçika merkezli SWIFT (The Society for Worldwide Interbank Financial Telecommunication) adlı kuruluş, yaptırım uygulanmakta olan İran bankalarına hizmet vermeyi durdurdu. Madalyonun öbür yüzüne bakıldığında ise ambargonun; İran’ı birçok konuda üretici olmaya ve kendi kendine yeter ülke konumuna ulaşmaya mecbur ettiği gözlemleniyor.

DOĞAL KAYNAKLAR VE MADENCİLİKTE YATIRIM FIRSATLARI

Ekonomisi içerisinde ciddi bir yer tutmamasına rağmen İran sadece petrol ve doğalgaz rezervleri bakımından değil aynı zamanda birçok maden cevheri bakımından da zengin bir ülke. İran dünyanın en büyük çinko rezervlerine sahip. Ayrıca dünyanın ikinci en büyük bakır rezervleri ve dokuzuncu büyük demir rezervleri İran‘da yeralıyor. Kromit, uranyum, kurşun, manganez, kömür ve altın İran da mevcut diğer maden cevherleridir. Bununla birlikte, İran‘da madencilik sektörünün yeterince geliştiği söylenemez. Maden yataklarının geliştirilmesi Hükümetin öncelikleri arasında yer alıyor ve bu nedenle sektörde yatırımlar teşvik ediliyor. Ekipman, “know-how” ve yatırım imkânı sağlayan yabancı firmalar için önemli imkanların mevcudiyetinden söz edilebilir.

SANAYİDE PETROKİMYA VE OTOMOTİV öNE çIKIYOR

İran, Kalkınma Programları çerçevesinde ekonomisini petrole bağımlılıktan kurtarmayı ve ihracatını geliştirmeyi öncelikli hedefi sayıyor. Şah Rıza Pehlevi döneminden beri devam eden ithal ikameci politikalar çerçevesinde ülkenin çeşitli yerlerinde üretim tesisleri açılıyor. Ancak üretim teknolojilerinin, makine ve ekipmanların eski oluşu, firmalarda doğrudan veya dolaylı olarak devlet mülkiyeti bulunması ve iç rekabetin düşük olması üretim kalitesini düşürüyor. İran‘da devlet yatırımlarının büyük bir bölümü petrol sektörüne kanalize ediliyor. İran petrolden elde edilen gelirlerin bir kısmını petrokimya sanayi gibi diğer bir takım alanlara aktararak petrol sektörüne olan bağımlılığı azaltmaya çalışıyor. İran sanayisinin lokomotif sektörü, ortalama yıllık 1,5 milyon adetlik üretim ile otomotiv sektörüdür. İran otomotiv sektörü üretim hacmi bakımından dünyada 14. sırada yer alıyor.

TARIMDA HANGİ üRüNLER İTHAL EDİLİYOR?

Kimyasal ilaç ve gübre kullanımından uzak durulması nedeniyle sebze-meyve üretimi doğal olan İran 23,6 milyon hektarı bulan ekilebilir alanları ile dünyada tarım üretimi çeşitliliği (çiftlik ve bahçe üretimi dahil) açısından dördüncü sırada. İran‘daki tarım alanlarının yüzde 56-60‘lık kısmı düzenli olarak sulanamıyor. ülkede tarımsal üretimi etkileyen farklı iklim özellikleri var ve bu durum çok çeşitli tarım ürünlerinin yetişmesini mümkün kılıyor. Bununla beraber yine de İran, tarımsal üretimde kendi kendine yetmiyor. Bu yüzden tarım ve gıda ürünleri dış ticaretinde halen net ithalatçı ülke konumunda. İran‘da halihazırdaki tarım tekniklerini modernize etmek amacıyla önemli teşvikler veriliyor, birçok baraj inşa ediliyor. Nispeten dışarıya kapalı bir ülke olması nedeniyle özellikle dünyadaki modern teknolojinin tarıma nasıl yansıtılabileceği konusu, üzerinde en çok tartışılan hususlardan biri. Bu bağlamda ülkemizdeki tarım teknolojilerinin gelişkin ve Avrupa pazarlarına nazaran ucuz olması İranlı ithalatçılara, Türkiye pazarını cazip kılıyor. Geniş ölçekli sulama programlarıyla birlikte çiçek ve fıstık gibi ihracata yönelik tarımsal mal gruplarında artan üretim bu alanda İran‘da hiçbir sektörde olmadığı kadar sağlıklı bir ekonomik yapı ortaya çıkarıyor. İran’ın ithalatında buğday, arpa, mısır, şeker, pirinç, çay, et ve tarım makineleri önemli yer tutan kalemler arasında yer alıyor.

BANKACILIKTA YABANCILAR YOK!

Yabancı bankaların İran’da tesis veya şube açmalarına olanak veren yasa 2009 yılının başlarında yürürlüğe girdi. Halihazırdaki süreçte yabancı bankalar sadece temsilcilik düzeyinde faaliyet gösterebiliyor. özel banka kuruluşuna izin veren yasa 2002 yılında yürürlüğe girdi. özel bankalara kuruluş izni verilmesi İran Merkez Bankası’nın yetkisinde olup, denetimleri de Merkez Bankasının sorumluluğundadır. özel bankalar, İran‘daki bankacılık faaliyetlerinin yüzde 15‘lik bir bölümünü gerçekleştirebiliyor. Ticaretin temel unsurlarından biri olan para transferi yönünden bakıldığında, İran bankalarına uygulanan uluslararası yaptırımlar ve ABD ile AB tarafından uygulanan yaptırımların uluslararası bankacılık sistemi üzerindeki caydırıcı etkisi neticesinde, İran’a ihracatımızdan elde edilebilecek potansiyel gelirlerin ülkemize transferine yönelik kanallar çok azalmış görünüyor.

TüRKİYE-İRAN EKONOMİK VE TİCARİ İLİŞKİLERİ

Taşıdığı büyük işbirliği potansiyeline rağmen İran ile ekonomik ve ticari ilişkilerimiz son yıllara kadar ülkenin kapalı rejiminden kaynaklanan sorunlar nedeniyle arzu edilen noktaya ulaşamadı. Yaşanan siyasi krizler, korumacı ekonomi siyaseti ve buna bağlı ithalat-ihracat kontrolü, yüksek tarifeler, tarife dışı engeller, ulaşım ve sınır kapılarındaki yetersizlikler ticari ilişkileri olumsuz etkiledi. Ayrıca bankacılık sistemindeki sorunlar, İran‘a komşu illerimizin sınai ve ticari altyapısının yeterince gelişmemiş olması, kara yolu ve demir yolları ağlarının yetersizliği, uçak seferlerinin sayısının düşük düzeyde kalması ve sınır kapılarında karşılaşılan sorunlar nedeni ile sınırlı kaldı. Son yıllarda küçük ve orta ölçekli işletmelerin, İran‘da yatırım yapmak amacı ile düzenledikleri iş gezilerinin yoğunlaştığı görülüyor. Türk sanayicileri ve iş adamları bakımından İran pazarı cazibesini muhafaza ediyor. Bunda Türk firmaları ile rekabet edecek Avrupa firmalarının İran‘da yeterince mevcut bulunmaması da önemli bir rol oynuyor. İran, Türk iş adamları için bir komşu ülke. Yani coğrafi yakınlığı, kültürel benzerlikler, halkın önemli bir bölümün Türkçe konuşması, Türkiye’ye büyük bir sempatiyle bakılması ile rekabetin çok geniş olmadığı 76,5 milyonluk önemli bir Pazar konumunda. 2011 yılında İran‘a ihracatımız 3,590 milyar dolar, İran’dan ithalatımız ise, 12,461 milyar dolar olarak oldu. Türkiye başlıca demir ve çelik, tekstil elyafı ve mamulleri, buzdolabı, çamaşır makinesi, kapı kilitleri, klima cihazları ve otomotiv yan sanayi ürünleri ile bazı orman ürünlerini ihraç ederken, ithalatımızın çok büyük bir bölümünü ham petrol (yüzde 59,35) ve doğalgaz (yüzde 28,54) oluşturuyor.

İRAN, DİNİ TEOKRASİ VE BAŞKANLIK SİSTEMİYLE YöNETİLİYOR

İran İslam Cumhuriyeti, iktidarın ulema ile halk tarafından seçilen temsilciler arasında hiyerarşik olarak paylaşıldığı dini teokrasi ile Başkanlık sistemi karışımı kendine özgü bir yönetim biçimi. İran‘da kuvvetler ayrılığı prensibi geçerli olmakla beraber erkler Dini liderin denetimine tabi. Şah yönetimi 11 Şubat 1979 tarihinde devrilmiş ve ülkede aşamalar halinde dini esasa dayalı bir devlet düzeni kuruldu. Devrimden bu yana aradan geçen 30 yıl zarfında kurumsallaşan sistem içinde ulema ağırlığını koruyor. ülkedeki en güçlü otorite olan ‘‘Dini Lider‘‘in seçimi, Cumhurbaşkanı ve Milletvekilleri seçimlerine katılacak adayların ön denetimi ile yasaların onaylanması yetkisi, çoğunluğu veya tamamı ulema tarafından oluşturulan Uzmanlar Meclisi, Anayasayı Koruyucular Konseyi ve Devlet Uzlaştırma Konseyi gibi kurumlara ait. Yargı Erki de tamamen ulemanın denetimi altında.

İRAN, İTHALATI KISITLAYICI POLİTİKALAR UYGULUYOR

Uzun süre ithal ikamesine dayanan bir sanayileşme politikası izleyen ve tüm ithalatın devletin kontrolü altında gerçekleştiği İran’da son yıllarda uygulamaya konan dışa açılma politikaları ve DTö’ye üye olma hedefi doğrultusunda, ithalâttaki tarife dışı engeller kısmen kaldırıldı. İthalatı yasak çok sayıda maddenin ithalatı mümkün hale geldi ancak yerli sanayinin ve üretimin korunması amacıyla ithalatta alınan vergi oranları yüksek tutularak ithalâtın cazip hale gelmesi engellendi.

öDEME SİSTEMİNDE İKİ KANAL İŞLİYOR

Uluslararası bankacılık sistemi gelişmemiş olan İran’da ödeme sistemi açısından başta peşin ödeme olmak üzere akreditif, vesaik mukabili ve mal mukabili yöntemlerin tamamının kullanılabilmesi mümkün. Uygulamada ise özellikle Türkiye ile yapılan ticarette iki çeşit ödeme yöntemi var. Bunlardan birincisi, ithalatçı İran firmasının gerçekleştireceği ithalat tutarında meblağı (ya da bu meblağa tekabül eden gayrı menkulü) bankasına bloke/ipotek ettirmesi ve bankanın da bu blokaj (ya da ipotek) karşılığında parayı yurt dışında mukim ihracatçı firmaya transfer etmesi ve azami bir yıl sonra parayı ithalatçı firmadan tahsil ederek blokajı/ipoteği çözmesi. İkinci yöntem ise “sarraf” adı verilen kimselerin aracı olarak kullanılması. Bu sistem içerisinde adeta bir banka ve bir gümrük komisyoncusu gibi çalışan ve adına “sarraf” denilen kimseler, ciddi miktarda ticarete aracılık ediyor. İthalâtçının ithal etmek istediği mala ilişkin meblâğı çalıştığı sarrafa vermesini müteakip, ihracatçı da bahse konu malı ithalâtçının değil ona aracılık eden sarrafın adına (genellikle CIF teslim şekli üzerinden) gönderiyor. Sarraf, gelen malı alıcısına, parayı ise satıcısına teslim etmekte ve bu işlem için önceden anlaşılan komisyonu alarak görevini tamamlıyor. Ancak anılan durum sağlam bir hukuki temele dayanmadığından anlaşmazlık çıkması halinde büyük risk taşıyor.

YASAKLANAN YABANCI YATIRIMA YENİDEN YEŞİL IŞIK

İran 1979 yılında rejim değişikliğine uğradığında, güçlü bir petrol endüstrisi ve çoğu tarım sektöründe faaliyet gösteren orta boy işletmelerden oluşan özel sektöre sahipti. Irak’la 8 yıl süren savaş ve devrimin etkileri ile bu tablo değişti. Devrimi izleyen yıllarda çiftlikler, şirketler ve bankalar devletleştirildi ve dünyadaki eğilimin aksine yabancı sermaye yasaklandı. 1985’te karşılıklılık şartına bağlı olarak yabancı şirketlerin pazarlama ve satış ofisi açmaları hakkındaki yasak kaldırıldı. 1993 yılında Serbest Bölgeler Kanunu ve ardından Haziran 2002 yılında, yeni Yabancı Yatırımı Teşvik Kanunu yürürlüğe sokularak yabancı sermaye, ülkeye çekilmeye ve özel sektöre dinamizm kazandırılmaya çalışıldı.

İRAN’DA YABANCI YATIRIM TEŞVİK VE DESTEKLEME KANUNU NASIL İŞLİYOR?

Yabancı sermaye yatırımlarına ilişkin olarak 2002 yılının Haziran ayında yayımlanan Yabancı Yatırımı Teşvik ve Destekleme Kanunu (FIPPA) çerçevesinde, devletin kararları doğrultusunda ortaya çıkabilecek şirket zararları ile ana sermaye ve karların yurt dışına transfer edilmesi devlet garantisi altına alındı, yabancı sermayenin bir İran şirketi ile ortaklığı belli bir yüzde ile sınırlandırıldı, yabancı sermayenin ülkeye giriş ve çıkışında serbest piyasa kurunun geçerli olması garanti altına alındı, yabancı şirketler için vergiler yüzde 60’lardan yüzde 25’lere indirildi, ayrıca yatırım yapılan bölgelere göre 5 ilâ 10 yıllık vergi muafiyeti dönemleri öngörüldü, makine ve teçhizat gibi yatırım mallarının ülkeye girişi gümrük vergisinden muaf tutuldu. Diğer taraftan yatırımın İranlı bir ortakla gerçekleştirilmesi halinde ülkenin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak İran bankalarından düşük faizli uzun vadeli, yatırımın yüzde 80’ine varacak oranlarda, kredi temin etme imkânı da mümkün.

1- çalışma izinin aslı ve bir adet fotokopisi.
2- Okuduğu veya çalıştığı yerden bir resmi dilekçe.
3- Pasaport sahibinden 5 adet yeni çekilmiş olan fotoğraf.
4- Banka makbuzu 120.000 Riyal.
5- çalışma izini formlarını doldurmak.
6- Pasaport ve vizenin aslı ve fotokopisi.
7- Oturma iznini talep eden şahıs başvuruda bulunamadığı aşamalarda anılan kişinin vekili, vekâletname ile beraber başvuruda bulunabilirler.

İŞTE FIPPA (YABANCI YATIRIMI TEŞVİK VE DESTEKLEME KANUNU) KAPSAMINDAKİ TEŞVİK VE HİMAYELER

Genel kamu yararının gerektirdiği haller istisna teşkil etmek üzere kamulaştırma yapılamaması ve kamu yararı sebebi ile kamulaştırma gerektiren hallerde ise, kamulaştırma bedeli ile uygun miktarda tazminatın İran Devletince ödenmesi.

Yabancı yatırım kapsamında mutabakata varılan projelerinin uygulamasının yasaklanması veya durdurulmasından ötürü ortaya çıkabilecek zararların tazmini.

Devletin tek alıcı olması veya üretime konu ürünlerin sübvanseli fiyattan dağıtıcısı olması hallerinde ürün ve hizmet alım garantisi.

Yabancı yatırımcıların yerli yatırımcılar ile aynı haklara sahip olması garantisi.

%100 yabancı sermaye yatırımı izni.

Ana sermaye ve ona bağlı nakdi ve ayni hakların transferi garantisi.

Yabancı yatırımda ortaya çıkabilecek sorunların uluslararası kuruluşlara yansıtılabilmesi.

Turizm yatırımları ödemekle mükellef oldukları yıllık vergiden %50 oranında muaftırlar.

Yabancı yatırımcılara, yabancı yatırım kapsamındaki yönetici, uzman ve diğer çalışanlar ile bunların ailelerine temdit edilebilir 3 yıllık oturma ve çalışma izni verilmesi.

Gelişmekte olan bölgelerde faaliyet gösteren maden yatırımları ile üretim birimleri 10 yıl süre ile gelir vergisinden muaftırlar.

FIPPA kapsamında makineler, teçhizatlar, ayni haklar, nakdi değerler, hammadde teknik bilgi ve manevi mülkiyet hakları sermaye olarak gösterilebilir.

Gelişmiş bölgelerde faaliyet gösteren maden yatırımları ile üretim birimleri 4 yıl süre ile gelirlerinin %80’inde gelir vergisinden muaftırlar.

Sanayi, tarım, dönüşüm endüstrileri alanında faaliyet gösteren yabancı yatırımcıların anılan sektörlerdeki ihracattan elde ettikleri gelirlerinin tamamı vergiden muaftır.

Ortak yatırımlarda İran’da kurulmuş şirket adına gayrimenkul iktisabı.


İRAN’DA NASIL ŞİRKET KURULABİLİR?

1-Bütün sayfaları şirket ortakları tarafından imzalanan şirket kuruluş sözleşmesi. Şirket kuruluş sözleşmesinin (Şirket Ana Sözleşmesi) milletlerarası özel hukuku açısından yabancılık unsuru içermesi halinde başta oturma ve çalışma vizelerinin alınması ve ödemeye esas teşkil eden vergi matrahının saptanması esnasında farklılıklara neden olması sebebi ile anılan sözleşmelerin yabancılar hukukunda deneyimli hukukçular tarafından hazırlanması büyük bir öneme haizdir.

2-Kurulacak şirket türüne göre doldurulmuş, ticari şirket tescil dairesinin hazırlamış olduğu matbu formlar.

3-Şirket ortaklarının onaylı kimlik sureti, yabancı uyruğa sahip olmaları halinde Pasaportlarının onaylı sureti ve ikametgah adresleri. Yabancı ortağın tüzel kişiliğe haiz ticaret şirketi olması durumunda

a) Yabancı tüzel kişiliğe ait kuruluş sözleşmesi onaylı sureti. (ticarî şirket ana sözleşmesi)

b) İran‘da kurulacak şirkete ortak olacak tüzel kişilik (ticarî şirket) ortaklarının onaylı imza sirkülerleri sureti.

c) İran‘da kurulacak olan şirkete ortak olunacağına ve ortaklığın kimin tarafından temsil edileceğini beyan eden yönetim kurulu kararının onaylı sureti.

4-Şirket ortakları tarafından seçilmiş en az iki murakıp ve bir sekretere ait nüfus cüzdanlarının onaylı sureti.

5-Ticari şirket tescil dairesine verilmek üzere anonim şirket sermayesinin en az %35‘inin bankaya yatırıldığına dair dekont.

İRAN’DA OTURMA İZNİ İçİN NE GEREKİYOR?

Taşıdığı büyük işbirliği potansiyeline rağmen İran ile ekonomik ve ticari ilişkilerimiz son yıllara kadar ülkenin kapalı rejiminden kaynaklanan sorunlar nedeniyle arzu edilen noktaya ulaşamadı. Yaşanan siyasi krizler, korumacı ekonomi siyaseti ve buna bağlı ithalat-ihracat kontrolü, yüksek tarifeler, tarife dışı engeller, ulaşım ve sınır kapılarındaki yetersizlikler ticari ilişkileri olumsuz etkiledi. Ayrıca bankacılık sistemindeki sorunlar, İran‘a komşu illerimizin sınai ve ticari altyapısının yeterince gelişmemiş olması, kara yolu ve demir yolları ağlarının yetersizliği, uçak seferlerinin sayısının düşük düzeyde kalması ve sınır kapılarında karşılaşılan sorunlar nedeni ile sınırlı kaldı. Son yıllarda küçük ve orta ölçekli işletmelerin, İran‘da yatırım yapmak amacı ile düzenledikleri iş gezilerinin yoğunlaştığı görülüyor. Türk sanayicileri ve iş adamları bakımından İran pazarı cazibesini muhafaza ediyor. Bunda Türk firmaları ile rekabet edecek Avrupa firmalarının İran‘da yeterince mevcut bulunmaması da önemli bir rol oynuyor. İran, Türk iş adamları için bir komşu ülke. Yani coğrafi yakınlığı, kültürel benzerlikler, halkın önemli bir bölümün Türkçe konuşması, Türkiye’ye büyük bir sempatiyle bakılması ile rekabetin çok geniş olmadığı 76,5 milyonluk önemli bir Pazar konumunda. 2011 yılında İran‘a ihracatımız 3,590 milyar dolar, İran’dan ithalatımız ise, 12,461 milyar dolar olarak oldu. Türkiye başlıca demir ve çelik, tekstil elyafı ve mamulleri, buzdolabı, çamaşır makinesi, kapı kilitleri, klima cihazları ve otomotiv yan sanayi ürünleri ile bazı orman ürünlerini ihraç ederken, ithalatımızın çok büyük bir bölümünü ham petrol (yüzde 59,35) ve doğalgaz (yüzde 28,54) oluşturuyor.

İran İslam Cumhuriyeti, iktidarın ulema ile halk tarafından seçilen temsilciler arasında hiyerarşik olarak paylaşıldığı dini teokrasi ile Başkanlık sistemi karışımı kendine özgü bir yönetim biçimi. İran‘da kuvvetler ayrılığı prensibi geçerli olmakla beraber erkler Dini liderin denetimine tabi. Şah yönetimi 11 Şubat 1979 tarihinde devrilmiş ve ülkede aşamalar halinde dini esasa dayalı bir devlet düzeni kuruldu. Devrimden bu yana aradan geçen 30 yıl zarfında kurumsallaşan sistem içinde ulema ağırlığını koruyor. ülkedeki en güçlü otorite olan ‘‘Dini Lider‘‘in seçimi, Cumhurbaşkanı ve Milletvekilleri seçimlerine katılacak adayların ön denetimi ile yasaların onaylanması yetkisi, çoğunluğu veya tamamı ulema tarafından oluşturulan Uzmanlar Meclisi, Anayasayı Koruyucular Konseyi ve Devlet Uzlaştırma Konseyi gibi kurumlara ait. Yargı Erki de tamamen ulemanın denetimi altında.

öDEME SİSTEMİNDE İKİ KANAL İŞLİYOR

Uluslararası bankacılık sistemi gelişmemiş olan İran’da ödeme sistemi açısından başta peşin ödeme olmak üzere akreditif, vesaik mukabili ve mal mukabili yöntemlerin tamamının kullanılabilmesi mümkün. Uygulamada ise özellikle Türkiye ile yapılan ticarette iki çeşit ödeme yöntemi var. Bunlardan birincisi, ithalatçı İran firmasının gerçekleştireceği ithalat tutarında meblağı (ya da bu meblağa tekabül eden gayrı menkulü) bankasına bloke/ipotek ettirmesi ve bankanın da bu blokaj (ya da ipotek) karşılığında parayı yurt dışında mukim ihracatçı firmaya transfer etmesi ve azami bir yıl sonra parayı ithalatçı firmadan tahsil ederek blokajı/ipoteği çözmesi. İkinci yöntem ise “sarraf” adı verilen kimselerin aracı olarak kullanılması. Bu sistem içerisinde adeta bir banka ve bir gümrük komisyoncusu gibi çalışan ve adına “sarraf” denilen kimseler, ciddi miktarda ticarete aracılık ediyor. İthalâtçının ithal etmek istediği mala ilişkin meblâğı çalıştığı sarrafa vermesini müteakip, ihracatçı da bahse konu malı ithalâtçının değil ona aracılık eden sarrafın adına (genellikle CIF teslim şekli üzerinden) gönderiyor. Sarraf, gelen malı alıcısına, parayı ise satıcısına teslim etmekte ve bu işlem için önceden anlaşılan komisyonu alarak görevini tamamlıyor. Ancak anılan durum sağlam bir hukuki temele dayanmadığından anlaşmazlık çıkması halinde büyük risk taşıyor.

İran 1979 yılında rejim değişikliğine uğradığında, güçlü bir petrol endüstrisi ve çoğu tarım sektöründe faaliyet gösteren orta boy işletmelerden oluşan özel sektöre sahipti. Irak’la 8 yıl süren savaş ve devrimin etkileri ile bu tablo değişti. Devrimi izleyen yıllarda çiftlikler, şirketler ve bankalar devletleştirildi ve dünyadaki eğilimin aksine yabancı sermaye yasaklandı. 1985’te karşılıklılık şartına bağlı olarak yabancı şirketlerin pazarlama ve satış ofisi açmaları hakkındaki yasak kaldırıldı. 1993 yılında Serbest Bölgeler Kanunu ve ardından Haziran 2002 yılında, yeni Yabancı Yatırımı Teşvik Kanunu yürürlüğe sokularak yabancı sermaye, ülkeye çekilmeye ve özel sektöre dinamizm kazandırılmaya çalışıldı.

Yabancı sermaye yatırımlarına ilişkin olarak 2002 yılının Haziran ayında yayımlanan Yabancı Yatırımı Teşvik ve Destekleme Kanunu (FIPPA) çerçevesinde, devletin kararları doğrultusunda ortaya çıkabilecek şirket zararları ile ana sermaye ve karların yurt dışına transfer edilmesi devlet garantisi altına alındı, yabancı sermayenin bir İran şirketi ile ortaklığı belli bir yüzde ile sınırlandırıldı, yabancı sermayenin ülkeye giriş ve çıkışında serbest piyasa kurunun geçerli olması garanti altına alındı, yabancı şirketler için vergiler yüzde 60’lardan yüzde 25’lere indirildi, ayrıca yatırım yapılan bölgelere göre 5 ilâ 10 yıllık vergi muafiyeti dönemleri öngörüldü, makine ve teçhizat gibi yatırım mallarının ülkeye girişi gümrük vergisinden muaf tutuldu. Diğer taraftan yatırımın İranlı bir ortakla gerçekleştirilmesi halinde ülkenin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak İran bankalarından düşük faizli uzun vadeli, yatırımın yüzde 80’ine varacak oranlarda, kredi temin etme imkânı da mümkün.

1- çalışma izinin aslı ve bir adet fotokopisi.
2- Okuduğu veya çalıştığı yerden bir resmi dilekçe.
3- Pasaport sahibinden 5 adet yeni çekilmiş olan fotoğraf.
4- Banka makbuzu 120.000 Riyal.
5- çalışma izini formlarını doldurmak.
6- Pasaport ve vizenin aslı ve fotokopisi.
7- Oturma iznini talep eden şahıs başvuruda bulunamadığı aşamalarda anılan kişinin vekili, vekâletname ile beraber başvuruda bulunabilirler.

İran İslam Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi

The Islamic Republic of Iran Ambassador to Ankara

Alireza BİKDELİ:

TüRKİYE’YLE 30 MİLYAR DOLARLIK TİCARET HACMİ HEDEFLİYORUZ

Son 400 yıl boyunca İyİ bİr sürece sahİp olan İran-Türkİye İlİşkİlerİ geçtİğİmİz 11 yıl İçerİsİnde sİyasİ, ekonomİk, kültürel, güvenlİk vE tüm alanlarda daha İyİ bİr düzeye geldi.

İran ve Türkiye arasındaki ticari ilişkiler son 10 yılda artış gösterdi; 2003 yılında 2 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2012 yılında 22 milyar dolara ulaştı. Komşularla ilişkilerin çok yönlü olarak geliştirilmesi İran İslam Cumhuriyeti’nin temel politikalarından biri olup, Türkiye bu bağlamda özel bir yere sahip. İran İslam Cumhuriyeti bu çerçevede ekonomi alanında Türkiye ile ilişkilere özel bir önem atfetmekte. Yeni dönemde Sayın Ruhani’nin dış politika açılımı ile iki ülke ilişkileri daha da gelişecek. İran İslam Cumhuriyeti makamları; ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi ve ticaret hacminin 2015 yılında 30 milyar dolara yaklaşan bir rakama ulaşması konusunda kararlıdır. Bu yolda hiçbir yardımı ve çabayı esirgemeyeceğiz.

Gelişmekte olan bir ülke olarak İran, sahip olduğu büyük gaz ve petrol rezervleri ile dünyada birinci ve ikinci sırada yer alıyor. Türkiye ise yaklaşık 1 trilyon dolarlık GSYİH ile dünyanın en büyük 17. ekonomisi. Her iki ülke göz önüne alındığında, aslında bölgenin iki büyük ekonomisi olmasına rağmen bugüne kadar mevcut kapasiteden yeterince yararlanılmadığı görülüyor. Maalesef iki ülkenin özel sektörlerinin birbirini yeterince tanımaması, karşılıklı yatırımların beklenen oranda gerçekleşmemesine neden oluyor.

ülkelerimizin çeşitli alanlarda sahip oldukları deneyimleri dikkate aldığımızda, iki ülke özel sektörünün sanayi, tarım ve hizmetler gibi çeşitli alanlarda yapacağı işbirliği ve gelecekte kararlaştıracakları projelerde ortaklaşa yapacakları yatırımlar ile bölgede İran ve Türkiye adıyla yeni ekonomik bir gücün doğuşuna tanık olacağımıza olan inancım tamdır.

Bana göre geçmiş yıllarda uygulanan yaptırımlar, İran İslam Cumhuriyeti ekonomisini daha da ileri taşıyan adımların atılmasına neden oldu. ülke ekonomisi, karşı karşıya olduğu bu yaptırımlar neticesinde, kendi kendine yetme, üretim ve yeni buluşlara yönelme yolunu seçmiştir. Nükleer enerji, yeni teknolojiler ve çeşitli alanlarda elde edilen başarılar, İran’ın bu yaptırımlar karşısında sergilediği duruşun beraberinde getirdiği kazanımlarıdır. Biz bu yaptırımları bilimsel, endüstriyel ve tarım gibi çeşitli alanlarda sahip olduklarımızı inceleyip gözden geçirmek, bağımsız olma ve kendi kendine yetme yolunda çaba göstermek ve bilahare İslam İnkılâbı’nın ekonomik alanlarda en önemli şiarlarından biri olan Müslüman ve komşu ülkelerle işbirliğine önem vermek açısından ülkemiz adına bir fırsat olarak görüyoruz. Sahip olduğu kapasiteleri dikkate aldığımızda Türkiye bu kapsamda özel bir yere sahip. Kullanılmayan kapasitelerin saptanması için gerekli imkânlar seferber edilir ve iki ülkenin ticari-ekonomik alanlarda faaliyet gösteren sektörlerinin birbirini tanıması sağlanırsa, 2015 yılına kadar iki ülke makamlarınca açıklanan 30 milyar dolar hedefine ulaşılması imkânsız ve uzak bir hedef olmadığı gibi bu rakamın üstüne de çıkılması mümkün.

İki ülkenin ekonomik ve ticari ilişkilerinin sınır ticareti, ulaştırma, endüstriyel, bilimsel, tarımsal, enerji ve maden gibi alanlarda daha da geliştirilmesi bölgenin iki büyük ülkesi olan İran ve Türkiye’yi ekonomik bir merkeze dönüştürecek.

T.C. Tahran Büyükelçisi

Republic of Turkey Ambassador to Tehran
ümit Yardım:

Türkİye-İran ekonomİk İlİşkİlerİ büyük bİr potansİyele sahİp

İran ve Türkiye ortak tarihi, insani ve kültürel değerlere ve mirasa sahip, ilişkileri yüzyıllara dayanan komşu ve dost iki ülkedir. Hiç şüphesiz bu ilişkinin en önemli ve vazgeçilmez bir parçasını, tarihi İpek Yolu Ticareti örneğinde görülebileceği gibi ticaret ve ekonomi boyutu oluşturuyor. Sadece iki ülkenin coğrafi yakınlığı ve jeo-ekonomik konumları, barındırdığı doğal zenginlikleri, nüfusu ve yetişmiş insan unsurları, tarih, kültür ve dil bakımından iki halkın ortak yanları ve ticaret alanındaki tecrübeleri gözönüne alındığında dahi Türkiye ve İran ticari-iktisadi potansiyelinin uygun şartlarda hangi boyutlara ulaşabileceği rahatlıkla tasavvur edilebilir.

Türkiye ve İran’ın bu büyük ticari potansiyelinin ancak geniş bir vizyon, doğru strateji ve politikaların belirlenmesi ve uygulanması ile gerçekleşebileceği şüphesizdir. Bu doğrultuda özellikle son dönemde önemli adımlar atılmıştır. 2002’de 333 milyon dolar olan ihracatımız 2011’de 3,6 milyar dolara, 2012’de 10 milyar dolara yükseldi. öte yandan 2002’de 1,25 milyar dolar olan ikili ticaret hacmimiz de 2011’de 16 milyar dolar, 2012’de 21,8 milyar dolar seviyesine çıktı. Hiç şüphesiz sözkonusu rakamlar iki ülke arasındaki gerçek ticari-ekonomik potansiyelin halen epeyce altında. Bununla birlikte son yıllarda ticari ilişkilerimizde yakalanan ivme 2015 yılı için belirlenen 30 milyar dolarlık ticaret hacminin zor olmadığına delalet ediyor.

öte yandan uzun yıllardan beri yürürlükte olan vize muafiyeti çerçevesinde ülkemize son yıllarda kaydadeğer sayıda İranlı turist (2011’de 1,885 milyon) geldi. Ayrıca çok sayıda İranlı öğrenci yükseköğretimleri için ülkemizi tercih etmektedir. Türk yapımı diziler ve televizyon programları İran’da çok seviliyor ve ülkemizin tanıtımına katkıda bulunuyor. Başta THY olmak üzere havayolu şirketlerimizin ilgi gösterdikleri destinasyonların arasında İran’ın ön sıralarda geldiğini söylemek yanlış olmaz. İranlı havayolu şirketleri de ülkemize çok sayıda sefer düzenliyor. İran’da sokakta dolaşırken mağazaların vitrinlerinde “Türk malı gelmiştir” ibareli reklamları görmek sıradan hale gelmiş durumda. Bütün bu hususlar çerçevesinde ülkemizin İran’da bir marka haline geldiğini söylemek mümkün. Ancak yukarıdaki bahsi geçen tüm başarılara rağmen İran’la ikili ticari-ekonomik ilişkilerimizin halen gerçek potansiyelinin çok aşağısında gerçekleştiğini bir kez daha vurgulamak gerekiyor.
İran ile ülkemiz arasında yürürlükte bulunan çeşitli işbirliği belgeleri bu alandaki ilişkilerimizi düzenleyerek, hukuki bir çerçeve çiziyor. öte yandan halen müzakereleri süren “Tercihli Ticaret Anlaşması”nın ikili ticaretimize önemli bir ivme kazandıracağını değerlendiriyorum.

İş çevrelerimizin yeterli bilgileri aldıktan ve gerekli incelemeleri yaptıktan sonra İran pazarını öncelikle değerlendirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bu vesileyle ülkemizdeki kamu kurumlarımızla beraber Büyükelçiliğimiz Ticaret Müşavirliği ile Tebriz ve Urumiye Başkonsolosluklarımızın firmalarımıza yönlendirici ve yardımcı olmaya hazır bulunduklarını belirtmek isterim. Bugünkünden daha ileri ve güçlü bir ticari/ekonomik işbirliği her iki ülkenin de öncelikli ve ilkesel hedefidir. Bu hedefe doğru gidilirken şüphesiz halen, karşılıklı atılması gereken bazı adımlar da var. Ticari-ekonomik ilişkilerimizin gelişmesinin önünde bizlerin dışında bazı uluslararası düzenlemelerden kaynaklanan sıkıntıların da bulunduğu malum. Ancak bu sıkıntıların da en kısa zamanda aşılacağına, iki ülkenin ortak arzu ve iradelerinin bu alandaki ilişkilerimizin daha da güçlenmesini sağlayacağına inanıyorum.

THY Tahran Müdürü Eyüp Sultan öZDEMİR:

THY’NİN EN KARLI 5 HATTINDAN BİRİYİZ

Dünyanın en iyi havayolu şirketlerinden Türk Hava Yolları (THY), bundan tam 35 yıl önce açtığı Tahran hattında büyüyerek hizmet vermeye devam ediyor. Bu ülkedeki pazar payını her geçen gün daha da arttırarak faliyetlerini sürdüren ve Türkiye-İran hattında günde 4 sefer düzenleyen THY; haftada 21 frekans İstanbul Atatürk Havalimanı, 7 frekans Sabiha Gökçen uçuşları gerçekleştiriyor. Geçen yıl toplam 330 bin yolcu taşıdıklarını ifade eden THY Tahran Müdürü Eyüp Sultan özdemir, yolcu profili ve hedeflerine ilişkin yaptığı açıklamada, “yurtdışında daimi ikamet eden İran vatandaşları (Amerika ve Avrupa ağırlıklı), yaz sezonunda Türkiye’ye tatil amaçlı gidenler, iş amaçlı seyahat edenler, yurt dışında eğitim gören İranlı öğrenciler, Nevruz ve tatil dönemi grupları yolcu profilimizin büyük bölümünü oluşturuyor. Yolcularımızın yaklaşık yüzde 33’ü direk Türkiye’ye, geri kalan yüzde 67’i ise Türkiye üzerinden THY’nin uçtuğu diğer dış hat noktalarına seyahat ediyor. Bu yıl sonunda yolcu ve kapasite artışına paralel olarak dış hat yolcu payımızı yüzde70’in üzerine çıkarmayı hedefliyoruz. 2012 yılında toplam satışlarda yaklaşık 85 milyon dolarlık seviyeye ulaştık. Doluluk oranımız yüzde 79. Bu rakamlara göre İran hattımız, THY’nin en karlı ilk 5 hattı arasında yeralıyor” diyor.

THY EN YAKIN RAKİPLERİNE BİLE FARK ATIYOR

Tahran çıkışlı en fazla yolcu taşıdıkları 10 dış hat uçuş noktasının sırasıyla; Toronto, Los Angeles, Londra, Stokholm, Copenhag, Paris, Newyork, Göteborg, Viyana, Milano olduğunu ifade eden başarılı Müdür özdemir, Tahran çıkışlı en fazla yolcu taşınan 5 iç hat uçuş noktasının ise İstanbul, Antalya, İzmir, Ankara ve Bodrum olduğunu ifade ediyor. THY’nin, Tahran çıkışlı seyahatlerin Avrupa noktaları içindeki payının yüzde 45 seviyelerinde olduğunu anlatan özdemir, kendilerine en yakın rakiplerin paylarını sırasıyla; yüzde 18’le Iranair, yüzde 8’le Emirates , yüzde 7’yle Lufthansa ve yüzde 6’yla Aeroflot olduğunu ifade ederek sözlerini şöyle sürdürüyor: “THY’nin, Tahran çıkışlı seyahatlerin Kuzey Amerika noktaları içindeki payı yüzde 25 seviyelerinde. Burada ise en yakın rakiplermizin payları sırasıyla yüzde 21’le Lufthansa, yüzde 18‘le Emirates, yüzde 5‘le KLM ve yüzde 5’le Alitalia‘dır. ‘‘

BüYüME HEDEFİ SüRüYOR

İran‘daki ekonomik durgunluk, yaşanan devalüasyon, Cumhurbaşkanlığı seçimleri, uygulanan ambargonun sıkılaştırılması vb. olumsuz etkenlerin yaşandığı 2013 yılında bile THY olarak kapasite artışı ve doluluk oranının düşmemesi yönünde önemli bir başarı yakaladıklarının altını çizen özdemir, bilet satışı konusunda yaşanan sorunlar ve Tahran’da GSA (Genel Satış Acenteliği) veya IATA- BSP türü acente ödemelerinin takibini düzenleyen bir sistem bulunmamasına rağmen hedeflerinin sürekli büyüdüğünü söylüyor ve ekliyor: “43 personelle hizmet veriyoruz. Tahran’da sattığımız biletlerin yüzde 15’ini kendi satış ofisimiz üzerinden düzenliyoruz. Bunun yanısıra bilet satışlarımızı 735 adet acente aracılığı ile yapıyoruz. Bu acentelerden 340 tanesi bilet stoğu yüklenen IATA acentelerden oluşuyor. Tahran’da satılan biletlerin yüzde 80’i IATA acenteler tarafından düzenleniyor. Voucher olarak adlandırılan 395 adet acente ise bilet stoğu olmaksızın yolculara hizmet veriyor.

TüRKİYE VE İRAN‘IN DOSTLUĞU YATIRIMLARLA GüçLENMELİ

DEİK Türk-İran İş Konseyi Başkanı

Ali Osman Ulusoy

Türkİye ve İran’ın dostluğu yatırımlarla güçlenmeli

70 yıldır fiili olarak iş hayatının içinde olan biri olarak; dünyadaki birçok ülkeyi ve özellikle İran’ı iyi tanıyor olmam nedeniyle gücümün yettiği, dilimin döndüğü kadar iki ülkenin ilişkilerinin gelişmesine katkı sundum, sunmaya devam ediyorum. ülkemi çok seviyor olmam ve İran’ı iyi tanımam sebebiyle iki ülke ilişkilerinin güçlenmesi için kendimi fahri elçi olarak görüyorum. Köklü bir geçmişe sahip Türkiye-İran ilişkileri özellikle 1980’li yılların ardından fevkalade iyi bir seyir izledi. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK), bugüne kadar 115 ülkede iş konseyleri kurdu. 2001 yılında DEİK Türk–İran İş Konseyi’nin kurulmasını, zamanın Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve Sayın Cumhurbaşkanımız Ahmet Nejdet Sezer teklif etmişti. Nitekim 76. iş konseyi olarak kurulan DEİK Türk-İran İş Konseyi, o günden bugüne başarılı çalışmalara imza attı. Son 13 yıllık dönemde Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, Sayın Başbakanımız R. Tayyip Erdoğan ve Sayın Bakanlarımızın da katıldığı toplam 80 toplantı düzenlendi. İran ve Türkiye’nin muhtelif illerinde iş dünyası olarak bir araya gelerek iki ülke çıkarlarına uygun şekilde iş hacmini geliştirmenin yollarını aradık. Geleceğe dair ortaya konan hedeflerde, her iki ülkenin iş adamları olarak daima hassasiyet içinde hareket ettik.

Masaya otururken, ilişkilerimizi güçlendirmeyi amaçladık ve bu konuda ülke çıkarlarının hiçbir zarar görmemesini sağladık. Sınır komşularımızdan İran İslam Cumhuriyeti’nin bölge valileri ve kendi valilerimizle gümrük kapılarıyla ilgili olumlu toplantılara imza atıyoruz. Bu anlamda çalışmalarımıza sunduğu katkıdan dolayı Sayın Cevdet Yılmaz Bey’e de şükranlarımızı ifade etmemiz gerekiyor.

AMBARGOYA RAĞMEN TİCARET HACMİMİZ ARTTI

ABD, AB ve BM’nin uyguladığı ambargo İran’ın, politik ve ekonomik şartlarını zorlaştırmış olabilir. Fakat buna rağmen İran da yatırım yapmış ve iki ülkenin yasalarına uygun faaliyetlerde bulunmuş Türk yatırımcılar, başarılı projelere imza atmıştır. Bu anlamda gelecekte de iki ülke ekonomik ilişkilerinin karşılıklı yatırımlarla daha da güçleneceğine inanıyoruz. 2000 yılında 1 milyar 100 milyon dolarla sınırlı olan ticaret hacmimiz, 2012 yılı sonunda 20 milyar dolar seviyesini aştı. Bu rakamlar iki ülke arasındaki ticaret hacminin ambargoya rağmen derinleştiğini gösteriyor. Artan bu ticaret hacmi yeni yatırım ve işbirlikleriyle daha da büyümeli ve iki ülke arasındaki dostane ilişkiler, yatırımlarla güçlendirilmeli.

İRAN’DAN TüRKİYE’YE 2,5 MİLYON TURİST GELİYOR

İran İslam Cumhuriyeti’nden, Türkiye’ye yılda yaklaşık 2,5 milyon turist geliyor. Bizim ülkemizden İran’a az sayıda turist gidiyor. Türkiye’ye tereddütsüz gelen İranlılar, ülkemizi çok iyi biliyor ve seviyor. Keza; Müslüman iki ülkenin tarihine baktığımızda Türkiye ile İran’ın dost ve kardeşliğini görürüz. Asırlara dayanan bu ilişkilerimizde kayda değer hiçbir sorunumuz olmamıştır. İran İslam Cumhuriyeti, iki ülke ilişkileriyle alakalı konulara hassasiyetle yaklaşıyor. Türkiye de uluslararası arenada İran’la olan dostluğun gerektirdiği şekilde üzerine düşen görevleri yerine getirmeye gayret ediyor. İran İslam Cumhuriyeti, yatırımların arttırılması için çeşitli imkanları devreye alarak, iş dünyasına yeni fırsatlar sunuyor. Sanayileşme başta olmak üzere birçok sektörde potansiyel iş imkanlarına sahip olan İran’da yatırım fırsatları iyi değerlendirilmeli.

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası