Son Haberler

600 MİLYON DOLARLIK YATIRIM YAPTI

DüNYADAKİ SAĞLIK TURİZMİ PASTASININ 100 MİLYAR DOLARI BULDUĞUNA DİKKAT çEKEN MEDICANA HASTANELERİ‘NİN PATRONU DR. HüSEYİN BOZKURT; SEKTöRDEKİ “BüYüK FIRSAT”A İŞARET EDİYOR VE İDDİALI KONUŞUYOR:

TüRKİYE SAĞLIK TURİZMİNDE üSSE DöNüŞEBİLİR!

Türkiye’de herkesin diline pelesenk olduğu halde unutulan meşhur biz söz var: “Her şeyin başı sağlıktır” diye… Bizler de “önce sağlık” diyoruz ve ülkemizde özel hastaneciliğin öncü markalarından biri olan Medicana Sağlık Grubu’nu bu sayıda sayfalarımıza taşıyoruz. Röportaj için Beylikdüzü Medicana’dayız. Hastanenin girişi 5 yıldızlı bir otelin lobisini aratmıyor. özgün mimarisiyle dikkat çeken akıllı binanın içi de oldukça modern ve şık detaylara sahip. Medicana Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Bozkurt ile özel söyleşimiz için 9. kattaki odasında buluşuyoruz. Geniş odanın bir duvarını boydan boya kaplayan cam duvar açılıyor ve başarı öyküsünün kahramanı karşımıza çıkıveriyor. çocukken diş ile alakalı kötü anıları bulunan biri olarak, bu kez diş hekiminin karşısında rahat görünüyorum. Zaman kaybetmeden kendisiyle sohbete başlıyoruz. Sorularımızı oldukça nazik ve kelimeleri özenle seçerek yanıtlamaya başlayan Bozkurt, hekim olmanın da sağladığı avantajla markasını nasıl bugünlere taşıdığını adım adım anlatmaya başlıyor. İşte faaliyet alanı; insanlara şifa sunmak olan, kapısı bir kez açıldı mı 24 saat hiç kapanmayan, başka deyişle anahtarı olmayan tek işletmenin hikâyesi ve “insana hizmet” felsefesiyle büyüyen Medicana Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Bozkurt ile yaptığımız çok özel söyleşinin ayrıntıları:

Türkiye’nin en önemli hastane zincirlerinden birini kurdunuz, yola nasıl çıktınız?

İlk muayenehanemi Bahçelievler’de açtım. Daha sonra gece çalıştığım klinik, hastaneye dönüştürülence; hem diş kliniği bölümü sorumlusu, hem de sembolik ortak sıfatıyla burada çalışmaya başladım.

çalıştığım hastane iyi yönetilmediği için battı. 1993 yılında doktor arkadaşlarımla elimizde avucumuzda ne varsa bir araya getirdik. Kimi eşinin bileziklerini, kimi yazlığını, kimi ise arabasına sattı ve 35 yataklı küçük bir hastane açtık. İkinci el cihazlar alarak yola çıktık, işimizi iyi yaptık ve başarılı olduk. O zamandan beri tüm kazancımızı yine hastanelere yatırarak büyüdük ve bugünlere ulaştık. 21 yıldır aralıksız sürdürdüğümüz yatırımın tutarı yaklaşık 600 milyon doların üzerinde. Yatırımlarımızı devam ettirmeyi ve 2 yıl sonra hastane sayımızı iki katına çıkarmayı hedefliyoruz.

Ciddi bir sermaye birikiminiz olmadan yola çıktınız, buna nasıl cesaret ettiniz?

Bana göre en büyük risk, risk almamaktır! İlk diş polikliniğini açarken cebimde 100 lira vardı. O gün için bu para hiçbirşey değildi. Deyim yerindeyse full risk alarak adım attık. Sonuçta öngörülerimiz doğru çıktı ve başardık. Daha önceden beraber çalıştığım arkadaşlarımın patronu oldum.
Elbette bunun zorlukları da var ama o arkadaşlarımla bugün halâ birlikte çalışmak oldukça keyifli.

Yola çıkarken işin buralara gelebileceğini düşünmüş müydünüz?

Yola çıkarken hayallerimiz vardı. çalışarak hayallerimizi, hedeflere dönüştürdük. Bugün gelinen noktada hayallerimizin tamamı olmazsa da büyük bölümü gerçekleşti. Sağlık sektöründe yaşanan hızlı gelişim ve dönüşüm hedeflerimizin gerçekleşmesinde önemli rol oynadı. Faaliyet gösterdiğimiz sektör özelikle son yıllarda hükümetimizin gerçekleştirdiği reformlar ve aldığı kararlarla ivme kazandı. Yurt içinde sektörün kalitesi yükselirken, yurt dışından gelen hasta sayısı arttı. Türkiye’deki sağlık sektörü; medikal kadro, bilgi birikimi, modern cihazlar ve fiziksel şartlar anlamında gelişmiş dünya ülkelerindeki hastanelerle boy ölçüşecek seviyeye ulaştı. Hatta gururla bazı alanlarda öne geçtiğimizi söyleyebilirim. 10 yıl önce sezaryen hastasını 1 hafta yatırırdık, şimdi 1 günde çıkıyor. Teknoloji geliştikçe hastanın iyileşme süresi de hızlandı.

Genelde Türkiye’nin, özelde grubunuzun sağlık turizmine ilişkin hedefleri hakkında neler söyleyeceksiniz?

Dünyada yaklaşık 100 milyar dolarlık sağlık turizmi pastası var. Bir yanında Avrupa, diğer yanında Asya olan Türkiye önemli bir destinasyon. Orta Doğu, Arap ülkeleri, Türk Cumhuriyetleri ve Balkanlardan çok sayıda hasta alıyoruz. Bu ülkelerdeki sağlık altyapısının yetersiz olması, Türkiye’yi müthiş bir cazibe merkezi yapıyor.

özellikle Mısır, Cezayir İran, Irak, Libya, Fas, Tunus, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Bosna Hersek, Kosova ve Dubai gibi ülkeler öne çıkıyor. Avrupalı hastalar ise genellikle diş, göz ve estetik için geliyorlar. Türkiye olarak bu fırsatı değerlendirebilirsek uzun vadede 100 milyar dolarlık sağlık turizm pastasının, yüzde 10’luk kısmına sahip olabiliriz. Ancak devlet ve özel sektörün birlikte çalışmasıyla gerçekleşebilecek bu hedef, Türkiye ekonomisi için oldukça kritik öneme sahip. Türkiye’ye gelen normal turist ortalama 600-700 dolar bırakırken, sağlık hizmeti alabilmek için gelen hastanın 4-5 bin dolar bıraktığı düşünüldüğünde konunun önemi daha iyi anlaşılabilir. Yabancı hastalar, Medicana olarak bizim toplam ciromuzun yüzde 10’unu oluşturuyor. Bu rakamı önümüzdeki dönemde yüzde 50’lere çıkarmayı hedefliyoruz. Türkiye, yurtdışındaki potansiyeli iyi kullanırsa sağlık sektöründe ciddi bir üsse dönüşebilir.

Avrupa’da 6-7 milyon Türk, 25 milyon da Müslüman yaşıyor. Bu insanlarımızı Türkiye’ye getirip tedavi etme şansımız var. Hem kendi memleketine gelip daha ekonomik fiyatla tedavi olacak, hem Türkiye döviz kazanacak. Avrupa’da 5 bin Euro’ya yapılan ameliyat, Türkiye’de 2 bin, 3 bin liraya yapılabiliyor. Burada devletimize önemli bir görev düşüyor. Türkiye, uluslararası anlaşmalar ile bu işin önünü açmayı başarırsa, hatırı sayılır bir döviz kazancının da yolunu açar. özel sektörü aşan bu anlaşma ancak devletlerarası yapılabilir! Bugün Türkiye’den bir hasta Avrupa’da ameliyat olmaya karar verse, oradaki ücret neyse onu ödüyor. Ancak Avrupalı Hans, ülkemizde ameliyat olmak isterse çok düşük bir ücret ödüyor ve arada büyük bir uçurum sözkonusu. Evvela bu yanlışlığın düzeltilmesi gerekiyor. Bu olursa sağlık sektöründen Türkiye ekonomisine 10 milyar dolar katkı sağlanabilir. Hele ki; yurt dışındaki Türklerin, ülkemizde tedavi olması sağlanırsa, bu kazanç garanti olur. Bunun için Sağlık ve çalışma Bakanlıklarımızın, Avrupa’ya; “Vatandaşımın, ülkemde tedavi olmasını sağla, bunun yoluna aç” demesi gerekiyor.

“HASTANECİLİK” UZUN BİR MARATON KOŞUSUDUR

Sağlık sektörüne yatırım yapmış olmaktan memnun musunuz?

Sağlık sektörü meşakkatli bir iştir. Yatırım yaptığınızda hemen yarın ekonomik dönüş alamazsınız. Bizimkisi uzun bir maraton koşusu gibidir, bir gönül işidir aslında. Bu anlamda sağlık sektöründe taş üstüne taş koyan herkesi tebrik ediyorum. Bir gönül ve sevda işidir çünkü. 1999 depreminde İstanbul’da yıkım yaşandığında Avcılar’daki hastanemizde 2000 hastaya hiçbir ücret almadan baktık.

Bütün çalışanlarımız günlerce evine gitmedi ve her türlü imkanımızı sonuna kadar kullanarak, son tablet ilacımıza kadar bu hizmeti sunduk. Helalühoş olsun. Allah göstermesin yine olsa aynısını yaparız. Hiçbir sektörde böyle bir şey yoktur. özellikle bizim kuruluşumuzdaki felsefe insana hizmettir. Kurucularımızın tamamına yakını doktor olduğundan bizim için para ikinci plandadır. Zaten yıllarca kazandığımız bütün parayı yine sağlık sektörüne yatırdık.

DOKTORDAN, HAYAT KURTARACAK öNERİLER

Hekim ve iş adamı olarak yoğun tempoda, stres altında çalışanlara mesajınız ne olacak?
Klasik bir söz gibi algılanacak ama gerçekten de “her şeyin başı sağlık…” Sağlık olmayınca hiçbir şey olmuyor. Maalesef bunu ancak sağlığımızı kaybedince anlıyoruz. Bu anlamda tüm iş adamlarımıza ve okuyuculara şunu söylüyorum: Kendinize mutlaka zaman ayırın. özellikle belli yaştan sonra yılda bir kez check-up yaptırın. Maalesef sağlam görünen insanların kalp krizi geçirdiğini veya kansere yakalandığını görüyoruz. “Bana bir şey olmaz” diyenler, ortaya çıkan ciddi hastalıkları karşısında büyük şaşkınlık yaşıyor. özellikle yüksek tempo ve stres altında çalışanların dikkatli olması şart. Ben de bir gün; Kartalkaya’da kalp krizine yakalandım. Aspirinin bile olmadığı bir yerdi, hiçbir sağlık kuruluşu yoktu. Allah’tan hızlı bir şekilde müdahale yapıldı ve hastaneye yetiştirildim, stend takıldı. O nedenle bana bir şey olmaz dememek lazım. Allah korusun ama her an her şey olabilir!

YILDA 1.5 MİLYONDAN FAZLA HASTAYA HİZMET VERİLİYOR

Sağlık grubunuza bağlı kaç hastane var, hangi branşlarda hizmet veriyorsunuz?

Grubumuza bağlı 8 genel, 2 diş olmak üzere toplam 10 hastanemiz İstanbul, Ankara, Konya ve Samsun’da hizmet veriyor. İstanbul dışındaki hastanelerimiz Anadolu’nun en büyük hastaneleri konumunda. Bunlar; 250-300 yataklı, her türlü tıbbi cihaz ve aletin olduğu, tıp biliminin yapıldığı hastaneler. İddialı olduğumuz Anadolu’daki hastanelerimiz genel statüde hizmet veriyor. İstanbul’da ise genel hastanelerimizin yanında iki hastanemiz diş branşı üzerinde uzmanlaşmış hastanelerden oluşuyor. Dişin yanı sıra tüm branşlar ve öncelikli onkoloji, kardiyoloji, kalp damar cerrahisi, transplantasyon, tüp bebek merkezleri ile hizmet veriyoruz. Medikal kadromuzda 600 hekimimiz bulunuyor. Toplamda 5000’e yakın çalışanımız var. Yıllık toplam hasta sayımız, 1 milyon 670 bin (ayaktan ve yatarak) civarında.

5 YILDIZLI OTEL KONFORUNDA AKILLI BİNALARA SAHİP HASTANELER

Medicana Avcılar
Medicana çamlıca
Medicana Bahçelievler
Medicana Haznedar
Medicana International İstanbul
Medicana International Ankara
Medicana Diş Bahçelievler
Medicana Diş çiftehavuzlar
Medicana Samsun
Medicana Konya

MEDICANA HASTANELERİ GüNCEL OPERASYON RAKAMLARI

3.300 Ortopedik ameliyat
3000 ürolojik ameliyat
250 Böbrek nakli
70 Karaciğer nakli
500 Estetik ve rekonstrüktif cerrahi
15.000 Angio
4.000 Girişimsel kardiyolojik operasyon
4.000 Kalp ameliyatı

PEKİ NEDEN MEDICANA?

Kapsamlı Sağlık Hizmetleri
Profesyonel Yönetim
Hasta memnuniyeti (%92)
Uzmanlık (20 yıllık deneyim)
Hasta konforu
Hasta memnuniyeti çalışmaları ( CRM vs)
Ulusal ve uluslararası anlaşmaları
Eğitim ve kalite çalışmaları
Bilimsel çalışmalar
Sosyal sorumluluk çalışmaları

AMERİKA’DA NE VARSA BİZDE DE O VAR

ülkemizdeki sağlık sektörünün gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Amerika, İngiltere ve Fransa gibi dünyanın gelişmiş ülkelerinde kullanılan teknoloji ve cihazlar hemen hemen aynı tarihte Türkiye’ye geliyor. Sadece teknik anlamda değil, medikal kadro ve hekim tecrübesinde de iyi bir noktadayız. öte yandan hastanelerimizi kurarken, fiziki şartlar üzerinde uzun süreli projeler yürütüyoruz. Aylarca mimarlarla çalışıyoruz. Sonuçta teknolojiyle donatılmış akıllı binalar inşa ediyoruz. Bizler için hastanın ve çalışanın konforu birinci derecede önemli. Uluslararası kalite standartlarını temsil eden Joint Commission International Accreditation (JCI) tarafından denetlenerek puanlandırılıyoruz. Bu standartlarda hizmet sunmak Türkiye’nin yurtdışından daha fazla hasta çekmesine neden oluyor.

100 MİLYAR DOLARLIK FIRSATI

Mısır, Cezayir İran, Irak, Libya, Fas, Tunus, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Bosna Hersek, Kosova ve Dubai gibi ülkeler öne çıkıyor. Avrupalı hastalar ise genellikle diş,göz ve estetik için geliyorlar.

Türkiye’de herkesin diline pelesenk olduğu halde unutulan meşhur biz söz var: “Her şeyin başı sağlıktır” diye… Bizler de “önce sağlık” diyoruz ve ülkemizde özel hastaneciliğin öncü markalarından biri olan Medicana Sağlık Grubu’nu bu sayıda sayfalarımıza taşıyoruz. Röportaj için Beylikdüzü Medicana’dayız. Hastanenin girişi 5 yıldızlı bir otelin lobisini aratmıyor. özgün mimarisiyle dikkat çeken akıllı binanın içi de oldukça modern ve şık detaylara sahip. Medicana Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Bozkurt ile özel söyleşimiz için 9. kattaki odasında buluşuyoruz. Geniş odanın bir duvarını boydan boya kaplayan cam duvar açılıyor ve başarı öyküsünün kahramanı karşımıza çıkıveriyor. çocukken diş ile alakalı kötü anıları bulunan biri olarak, bu kez diş hekiminin karşısında rahat görünüyorum. Zaman kaybetmeden kendisiyle sohbete başlıyoruz. Sorularımızı oldukça nazik ve kelimeleri özenle seçerek yanıtlamaya başlayan Bozkurt, hekim olmanın da sağladığı avantajla markasını nasıl bugünlere taşıdığını adım adım anlatmaya başlıyor. İşte faaliyet alanı; insanlara şifa sunmak olan, kapısı bir kez açıldı mı 24 saat hiç kapanmayan, başka deyişle anahtarı olmayan tek işletmenin hikâyesi ve “insana hizmet” felsefesiyle büyüyen Medicana Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Bozkurt ile yaptığımız çok özel söyleşinin ayrıntıları:

Türkiye’nin en önemli hastane zincirlerinden birini kurdunuz, yola nasıl çıktınız?

İlk muayenehanemi Bahçelievler’de açtım. Daha sonra gece çalıştığım klinik, hastaneye dönüştürülence; hem diş kliniği bölümü sorumlusu, hem de sembolik ortak sıfatıyla burada çalışmaya başladım.

çalıştığım hastane iyi yönetilmediği için battı. 1993 yılında doktor arkadaşlarımla elimizde avucumuzda ne varsa bir araya getirdik. Kimi eşinin bileziklerini, kimi yazlığını, kimi ise arabasına sattı ve 35 yataklı küçük bir hastane açtık. İkinci el cihazlar alarak yola çıktık, işimizi iyi yaptık ve başarılı olduk. O zamandan beri tüm kazancımızı yine hastanelere yatırarak büyüdük ve bugünlere ulaştık. 21 yıldır aralıksız sürdürdüğümüz yatırımın tutarı yaklaşık 600 milyon doların üzerinde. Yatırımlarımızı devam ettirmeyi ve 2 yıl sonra hastane sayımızı iki katına çıkarmayı hedefliyoruz.

Ciddi bir sermaye birikiminiz olmadan yola çıktınız, buna nasıl cesaret ettiniz?

Bana göre en büyük risk, risk almamaktır! İlk diş polikliniğini açarken cebimde 100 lira vardı. O gün için bu para hiçbirşey değildi. Deyim yerindeyse full risk alarak adım attık. Sonuçta öngörülerimiz doğru çıktı ve başardık. Daha önceden beraber çalıştığım arkadaşlarımın patronu oldum.
Elbette bunun zorlukları da var ama o arkadaşlarımla bugün halâ birlikte çalışmak oldukça keyifli.

Yola çıkarken işin buralara gelebileceğini düşünmüş müydünüz?

Yola çıkarken hayallerimiz vardı. çalışarak hayallerimizi, hedeflere dönüştürdük. Bugün gelinen noktada hayallerimizin tamamı olmazsa da büyük bölümü gerçekleşti. Sağlık sektöründe yaşanan hızlı gelişim ve dönüşüm hedeflerimizin gerçekleşmesinde önemli rol oynadı. Faaliyet gösterdiğimiz sektör özelikle son yıllarda hükümetimizin gerçekleştirdiği reformlar ve aldığı kararlarla ivme kazandı. Yurt içinde sektörün kalitesi yükselirken, yurt dışından gelen hasta sayısı arttı. Türkiye’deki sağlık sektörü; medikal kadro, bilgi birikimi, modern cihazlar ve fiziksel şartlar anlamında gelişmiş dünya ülkelerindeki hastanelerle boy ölçüşecek seviyeye ulaştı. Hatta gururla bazı alanlarda öne geçtiğimizi söyleyebilirim. 10 yıl önce sezaryen hastasını 1 hafta yatırırdık, şimdi 1 günde çıkıyor. Teknoloji geliştikçe hastanın iyileşme süresi de hızlandı.

Genelde Türkiye’nin, özelde grubunuzun sağlık turizmine ilişkin hedefleri hakkında neler söyleyeceksiniz?

Dünyada yaklaşık 100 milyar dolarlık sağlık turizmi pastası var. Bir yanında Avrupa, diğer yanında Asya olan Türkiye önemli bir destinasyon. Orta Doğu, Arap ülkeleri, Türk Cumhuriyetleri ve Balkanlardan çok sayıda hasta alıyoruz. Bu ülkelerdeki sağlık altyapısının yetersiz olması, Türkiye’yi müthiş bir cazibe merkezi yapıyor.

özellikle Mısır, Cezayir İran, Irak, Libya, Fas, Tunus, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Bosna Hersek, Kosova ve Dubai gibi ülkeler öne çıkıyor. Avrupalı hastalar ise genellikle diş, göz ve estetik için geliyorlar. Türkiye olarak bu fırsatı değerlendirebilirsek uzun vadede 100 milyar dolarlık sağlık turizm pastasının, yüzde 10’luk kısmına sahip olabiliriz. Ancak devlet ve özel sektörün birlikte çalışmasıyla gerçekleşebilecek bu hedef, Türkiye ekonomisi için oldukça kritik öneme sahip. Türkiye’ye gelen normal turist ortalama 600-700 dolar bırakırken, sağlık hizmeti alabilmek için gelen hastanın 4-5 bin dolar bıraktığı düşünüldüğünde konunun önemi daha iyi anlaşılabilir. Yabancı hastalar, Medicana olarak bizim toplam ciromuzun yüzde 10’unu oluşturuyor. Bu rakamı önümüzdeki dönemde yüzde 50’lere çıkarmayı hedefliyoruz. Türkiye, yurtdışındaki potansiyeli iyi kullanırsa sağlık sektöründe ciddi bir üsse dönüşebilir.

Avrupa’da 6-7 milyon Türk, 25 milyon da Müslüman yaşıyor. Bu insanlarımızı Türkiye’ye getirip tedavi etme şansımız var. Hem kendi memleketine gelip daha ekonomik fiyatla tedavi olacak, hem Türkiye döviz kazanacak. Avrupa’da 5 bin Euro’ya yapılan ameliyat, Türkiye’de 2 bin, 3 bin liraya yapılabiliyor. Burada devletimize önemli bir görev düşüyor. Türkiye, uluslararası anlaşmalar ile bu işin önünü açmayı başarırsa, hatırı sayılır bir döviz kazancının da yolunu açar. özel sektörü aşan bu anlaşma ancak devletlerarası yapılabilir! Bugün Türkiye’den bir hasta Avrupa’da ameliyat olmaya karar verse, oradaki ücret neyse onu ödüyor. Ancak Avrupalı Hans, ülkemizde ameliyat olmak isterse çok düşük bir ücret ödüyor ve arada büyük bir uçurum sözkonusu. Evvela bu yanlışlığın düzeltilmesi gerekiyor. Bu olursa sağlık sektöründen Türkiye ekonomisine 10 milyar dolar katkı sağlanabilir. Hele ki; yurt dışındaki Türklerin, ülkemizde tedavi olması sağlanırsa, bu kazanç garanti olur. Bunun için Sağlık ve çalışma Bakanlıklarımızın, Avrupa’ya; “Vatandaşımın, ülkemde tedavi olmasını sağla, bunun yoluna aç” demesi gerekiyor.

“HASTANECİLİK” UZUN BİR MARATON KOŞUSUDUR

Sağlık sektörüne yatırım yapmış olmaktan memnun musunuz?

Sağlık sektörü meşakkatli bir iştir. Yatırım yaptığınızda hemen yarın ekonomik dönüş alamazsınız. Bizimkisi uzun bir maraton koşusu gibidir, bir gönül işidir aslında. Bu anlamda sağlık sektöründe taş üstüne taş koyan herkesi tebrik ediyorum. Bir gönül ve sevda işidir çünkü. 1999 depreminde İstanbul’da yıkım yaşandığında Avcılar’daki hastanemizde 2000 hastaya hiçbir ücret almadan baktık.

Bütün çalışanlarımız günlerce evine gitmedi ve her türlü imkanımızı sonuna kadar kullanarak, son tablet ilacımıza kadar bu hizmeti sunduk. Helalühoş olsun. Allah göstermesin yine olsa aynısını yaparız. Hiçbir sektörde böyle bir şey yoktur. özellikle bizim kuruluşumuzdaki felsefe insana hizmettir. Kurucularımızın tamamına yakını doktor olduğundan bizim için para ikinci plandadır. Zaten yıllarca kazandığımız bütün parayı yine sağlık sektörüne yatırdık.


DOKTORDAN, HAYAT KURTARACAK öNERİLER

Hekim ve iş adamı olarak yoğun tempoda, stres altında çalışanlara mesajınız ne olacak?
Klasik bir söz gibi algılanacak ama gerçekten de “her şeyin başı sağlık…” Sağlık olmayınca hiçbir şey olmuyor. Maalesef bunu ancak sağlığımızı kaybedince anlıyoruz. Bu anlamda tüm iş adamlarımıza ve okuyuculara şunu söylüyorum: Kendinize mutlaka zaman ayırın. özellikle belli yaştan sonra yılda bir kez check-up yaptırın. Maalesef sağlam görünen insanların kalp krizi geçirdiğini veya kansere yakalandığını görüyoruz. “Bana bir şey olmaz” diyenler, ortaya çıkan ciddi hastalıkları karşısında büyük şaşkınlık yaşıyor. özellikle yüksek tempo ve stres altında çalışanların dikkatli olması şart. Ben de bir gün; Kartalkaya’da kalp krizine yakalandım. Aspirinin bile olmadığı bir yerdi, hiçbir sağlık kuruluşu yoktu. Allah’tan hızlı bir şekilde müdahale yapıldı ve hastaneye yetiştirildim, stend takıldı. O nedenle bana bir şey olmaz dememek lazım. Allah korusun ama her an her şey olabilir!

YURT DIŞINDAKİ HASTALARDAN 10 MİLYAR DOLAR GELEBİLİR

Türkiye’de herkesin diline pelesenk olduğu halde unutulan meşhur biz söz var: “Her şeyin başı sağlıktır” diye… Bizler de “önce sağlık” diyoruz ve ülkemizde özel hastaneciliğin öncü markalarından biri olan Medicana Sağlık Grubu’nu bu sayıda sayfalarımıza taşıyoruz. Röportaj için Beylikdüzü Medicana’dayız. Hastanenin girişi 5 yıldızlı bir otelin lobisini aratmıyor. özgün mimarisiyle dikkat çeken akıllı binanın içi de oldukça modern ve şık detaylara sahip. Medicana Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Bozkurt ile özel söyleşimiz için 9. kattaki odasında buluşuyoruz. Geniş odanın bir duvarını boydan boya kaplayan cam duvar açılıyor ve başarı öyküsünün kahramanı karşımıza çıkıveriyor. çocukken diş ile alakalı kötü anıları bulunan biri olarak, bu kez diş hekiminin karşısında rahat görünüyorum. Zaman kaybetmeden kendisiyle sohbete başlıyoruz. Sorularımızı oldukça nazik ve kelimeleri özenle seçerek yanıtlamaya başlayan Bozkurt, hekim olmanın da sağladığı avantajla markasını nasıl bugünlere taşıdığını adım adım anlatmaya başlıyor. İşte faaliyet alanı; insanlara şifa sunmak olan, kapısı bir kez açıldı mı 24 saat hiç kapanmayan, başka deyişle anahtarı olmayan tek işletmenin hikâyesi ve “insana hizmet” felsefesiyle büyüyen Medicana Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Bozkurt ile yaptığımız çok özel söyleşinin ayrıntıları:

Türkiye’nin en önemli hastane zincirlerinden birini kurdunuz, yola nasıl çıktınız?

İlk muayenehanemi Bahçelievler’de açtım. Daha sonra gece çalıştığım klinik, hastaneye dönüştürülence; hem diş kliniği bölümü sorumlusu, hem de sembolik ortak sıfatıyla burada çalışmaya başladım.

çalıştığım hastane iyi yönetilmediği için battı. 1993 yılında doktor arkadaşlarımla elimizde avucumuzda ne varsa bir araya getirdik. Kimi eşinin bileziklerini, kimi yazlığını, kimi ise arabasına sattı ve 35 yataklı küçük bir hastane açtık. İkinci el cihazlar alarak yola çıktık, işimizi iyi yaptık ve başarılı olduk. O zamandan beri tüm kazancımızı yine hastanelere yatırarak büyüdük ve bugünlere ulaştık. 21 yıldır aralıksız sürdürdüğümüz yatırımın tutarı yaklaşık 600 milyon doların üzerinde. Yatırımlarımızı devam ettirmeyi ve 2 yıl sonra hastane sayımızı iki katına çıkarmayı hedefliyoruz.

Ciddi bir sermaye birikiminiz olmadan yola çıktınız, buna nasıl cesaret ettiniz?

Bana göre en büyük risk, risk almamaktır! İlk diş polikliniğini açarken cebimde 100 lira vardı. O gün için bu para hiçbirşey değildi. Deyim yerindeyse full risk alarak adım attık. Sonuçta öngörülerimiz doğru çıktı ve başardık. Daha önceden beraber çalıştığım arkadaşlarımın patronu oldum.
Elbette bunun zorlukları da var ama o arkadaşlarımla bugün halâ birlikte çalışmak oldukça keyifli.

Yola çıkarken işin buralara gelebileceğini düşünmüş müydünüz?

Yola çıkarken hayallerimiz vardı. çalışarak hayallerimizi, hedeflere dönüştürdük. Bugün gelinen noktada hayallerimizin tamamı olmazsa da büyük bölümü gerçekleşti. Sağlık sektöründe yaşanan hızlı gelişim ve dönüşüm hedeflerimizin gerçekleşmesinde önemli rol oynadı. Faaliyet gösterdiğimiz sektör özelikle son yıllarda hükümetimizin gerçekleştirdiği reformlar ve aldığı kararlarla ivme kazandı. Yurt içinde sektörün kalitesi yükselirken, yurt dışından gelen hasta sayısı arttı. Türkiye’deki sağlık sektörü; medikal kadro, bilgi birikimi, modern cihazlar ve fiziksel şartlar anlamında gelişmiş dünya ülkelerindeki hastanelerle boy ölçüşecek seviyeye ulaştı. Hatta gururla bazı alanlarda öne geçtiğimizi söyleyebilirim. 10 yıl önce sezaryen hastasını 1 hafta yatırırdık, şimdi 1 günde çıkıyor. Teknoloji geliştikçe hastanın iyileşme süresi de hızlandı.

Genelde Türkiye’nin, özelde grubunuzun sağlık turizmine ilişkin hedefleri hakkında neler söyleyeceksiniz?

Dünyada yaklaşık 100 milyar dolarlık sağlık turizmi pastası var. Bir yanında Avrupa, diğer yanında Asya olan Türkiye önemli bir destinasyon. Orta Doğu, Arap ülkeleri, Türk Cumhuriyetleri ve Balkanlardan çok sayıda hasta alıyoruz. Bu ülkelerdeki sağlık altyapısının yetersiz olması, Türkiye’yi müthiş bir cazibe merkezi yapıyor.

özellikle Mısır, Cezayir İran, Irak, Libya, Fas, Tunus, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Bosna Hersek, Kosova ve Dubai gibi ülkeler öne çıkıyor. Avrupalı hastalar ise genellikle diş, göz ve estetik için geliyorlar. Türkiye olarak bu fırsatı değerlendirebilirsek uzun vadede 100 milyar dolarlık sağlık turizm pastasının, yüzde 10’luk kısmına sahip olabiliriz. Ancak devlet ve özel sektörün birlikte çalışmasıyla gerçekleşebilecek bu hedef, Türkiye ekonomisi için oldukça kritik öneme sahip. Türkiye’ye gelen normal turist ortalama 600-700 dolar bırakırken, sağlık hizmeti alabilmek için gelen hastanın 4-5 bin dolar bıraktığı düşünüldüğünde konunun önemi daha iyi anlaşılabilir. Yabancı hastalar, Medicana olarak bizim toplam ciromuzun yüzde 10’unu oluşturuyor. Bu rakamı önümüzdeki dönemde yüzde 50’lere çıkarmayı hedefliyoruz. Türkiye, yurtdışındaki potansiyeli iyi kullanırsa sağlık sektöründe ciddi bir üsse dönüşebilir.

Avrupa’da 6-7 milyon Türk, 25 milyon da Müslüman yaşıyor. Bu insanlarımızı Türkiye’ye getirip tedavi etme şansımız var. Hem kendi memleketine gelip daha ekonomik fiyatla tedavi olacak, hem Türkiye döviz kazanacak. Avrupa’da 5 bin Euro’ya yapılan ameliyat, Türkiye’de 2 bin, 3 bin liraya yapılabiliyor. Burada devletimize önemli bir görev düşüyor. Türkiye, uluslararası anlaşmalar ile bu işin önünü açmayı başarırsa, hatırı sayılır bir döviz kazancının da yolunu açar. özel sektörü aşan bu anlaşma ancak devletlerarası yapılabilir! Bugün Türkiye’den bir hasta Avrupa’da ameliyat olmaya karar verse, oradaki ücret neyse onu ödüyor. Ancak Avrupalı Hans, ülkemizde ameliyat olmak isterse çok düşük bir ücret ödüyor ve arada büyük bir uçurum sözkonusu. Evvela bu yanlışlığın düzeltilmesi gerekiyor. Bu olursa sağlık sektöründen Türkiye ekonomisine 10 milyar dolar katkı sağlanabilir. Hele ki; yurt dışındaki Türklerin, ülkemizde tedavi olması sağlanırsa, bu kazanç garanti olur. Bunun için Sağlık ve çalışma Bakanlıklarımızın, Avrupa’ya; “Vatandaşımın, ülkemde tedavi olmasını sağla, bunun yoluna aç” demesi gerekiyor.

“HASTANECİLİK” UZUN BİR MARATON KOŞUSUDUR

Sağlık sektörüne yatırım yapmış olmaktan memnun musunuz?

Sağlık sektörü meşakkatli bir iştir. Yatırım yaptığınızda hemen yarın ekonomik dönüş alamazsınız. Bizimkisi uzun bir maraton koşusu gibidir, bir gönül işidir aslında. Bu anlamda sağlık sektöründe taş üstüne taş koyan herkesi tebrik ediyorum. Bir gönül ve sevda işidir çünkü. 1999 depreminde İstanbul’da yıkım yaşandığında Avcılar’daki hastanemizde 2000 hastaya hiçbir ücret almadan baktık.

Bütün çalışanlarımız günlerce evine gitmedi ve her türlü imkanımızı sonuna kadar kullanarak, son tablet ilacımıza kadar bu hizmeti sunduk. Helalühoş olsun. Allah göstermesin yine olsa aynısını yaparız. Hiçbir sektörde böyle bir şey yoktur. özellikle bizim kuruluşumuzdaki felsefe insana hizmettir. Kurucularımızın tamamına yakını doktor olduğundan bizim için para ikinci plandadır. Zaten yıllarca kazandığımız bütün parayı yine sağlık sektörüne yatırdık.


DOKTORDAN, HAYAT KURTARACAK öNERİLER

Hekim ve iş adamı olarak yoğun tempoda, stres altında çalışanlara mesajınız ne olacak?
Klasik bir söz gibi algılanacak ama gerçekten de “her şeyin başı sağlık…” Sağlık olmayınca hiçbir şey olmuyor. Maalesef bunu ancak sağlığımızı kaybedince anlıyoruz. Bu anlamda tüm iş adamlarımıza ve okuyuculara şunu söylüyorum: Kendinize mutlaka zaman ayırın. özellikle belli yaştan sonra yılda bir kez check-up yaptırın. Maalesef sağlam görünen insanların kalp krizi geçirdiğini veya kansere yakalandığını görüyoruz. “Bana bir şey olmaz” diyenler, ortaya çıkan ciddi hastalıkları karşısında büyük şaşkınlık yaşıyor. özellikle yüksek tempo ve stres altında çalışanların dikkatli olması şart. Ben de bir gün; Kartalkaya’da kalp krizine yakalandım. Aspirinin bile olmadığı bir yerdi, hiçbir sağlık kuruluşu yoktu. Allah’tan hızlı bir şekilde müdahale yapıldı ve hastaneye yetiştirildim, stend takıldı. O nedenle bana bir şey olmaz dememek lazım. Allah korusun ama her an her şey olabilir!

EN BüYüK HAYALİ üNİVERSİTE KURMAK

En büyük hayalim üniversite kurmak. Bunun için Medicana üniversitesi Vakfı’nı kurduk. Arsa tahsisi bekliyoruz. üniversite kurarken ticari beklentimiz yok. Sadece ülkemizin geleceğine yatırım yaparak, Türkiye’nin hatta dünyanın önemli üniversitelerinden biri olmayı hedefliyoruz. Bunun için belki de onlarca yıl gayret sarf etmek gerekecek ama insanımıza hizmet edecek bu proje için çalışmaya ve beklemeye değer diye düşünüyoruz.

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası