Türkiyeli olmak moda

turkiyeli_olmak_moda_2.jpg♦ Arap ve İslam dünyasında model ülke olarak görülen Türkiye, küresel aktör olabilmek için, bölgesel birliktelikler kurarak, elini güçlendirmeli.

♦ 280 Türk iş adamıyla Kahire’ye gittik ve 1400 Mısırlı iş adamıyla, 3000 görüşme yapıldı. Mısır’la 5 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşmak için 5 maddelik öneri hazırladık.

♦ Türk girişimciler, Afrika’daki 2.7 trilyon dolarlık pazar fırsatını kaçırmamalı. Somali’nin, dünyanın bir numaralı uranyum ve titanyum yataklarına sahip olduğunu unutmamalıyız.

♦ Türkiye sürdürülebilir büyüme ve kalkınma için kadın iş gücünü mutlaka devreye sokmalı. Türk kadını, değişen ve gelişen dünyayı evinin penceresinden izlememeli.

KüRESEL AKTöRLüK İçİN BöLGESEL BİRLİKTELİK ŞART
İstanbul’da gri tonların hakim olduğu bir sonbahar günü ve biz oldukça renkli bir kişiliğe sahip Türk-Mısır İş Konseyi Başkanı Zuhal Mansfield ile boğaza nazır otelin lobisinde kahvemizi yudumluyoruz. Yüksek öz güveni ve hayattan ne istediğini bilen duruşuyla dikkat çeken iş kadını, kendisine hayatta en derin hazzı tattıran anneliğin yanında birçok şapkaya sahip…

Mansfield, “bilginin zekatı” olarak tanımladığı yaşam felsefesini, iş hayatını ve birikimlerinden yola çıkarak Türkiye’nin içinde bulunduğu konuma dair düşüncelerini bizlerle paylaşmaya başlıyor.
Daha 30 yaşındayken dünyanın etrafını beş kez gezip dolaşan ve çeşitli ülkelerde yatırımları bulunan başarılı iş kadını, Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkileri anlatırken; “Küresel aktör olabilmek için, bölgesel birliktelikler kurmak şart” diyerek Türkiye’nin üstlenmesi gereken misyonun ne olması gerektiğine dikkat çekiyor.

Ortadoğu’daki olaylara karşı sessiz kalmayan Türkiye’nin, doğru adımlar attığını dile getiren Mansfield, bu nedenle “Arap Baharı”nın yaşandığı ülkelerde Türkiye’ye karşı duyulan ilginin zirveye ulaştığını ve bunun sokaklara yansıdığını belirterek, “Türkiyeli olmak adeta moda oldu” şeklinde ilginç bir tespitte bulunuyor.

Dış politikanın yanında ülkenin iç dinamikleriyle ilgili de çarpıcı hususlara dikkat çeken ve Türkiye’de yaşayan 60 milyonun maalesef üretimden uzak olduğunu, gerçekte sadece 10 milyon insanın çalıştığını söylüyor. Ekonomide, siyasette, üretimde ve yönetimdeki kadın sayısının arttırılmasının şart olduğunu belirten Mansfield, sürdürülebilir kalkınmanın ve büyümenin ancak bu şekilde mümkün olabileceğini savunuyor.
Türk – Mısır ilişkilerinden Afrika’ya, ekonomiden dış politikaya ve kadının iş yaşamındaki rolüne kadar uzanan tüm sorularımızı içtenlikle yanıtlayan Türk-Mısır İş Konseyi Başkanı Zuhal Mansfield, etkileyici ve bir o kadar önemli açıklamalarıyla merak edilen tüm konulara açıklık getiriyor:

TüRKİYE ROL MODEL OLABİLİR
Arap ve İslam coğrafyası için model olma konumunda olan Türkiye, bölgesinde kuracağı sağlam birlikteliklerle küresel bir güç olma yolunda önemli adımlar atabilir.

♦ Birçok şapkanız var, değişik alanlarda oldukça aktifsiniz. Bütün bunları hayatınıza sığdırmayı nasıl başarıyorsunuz?
O halde öncelikle bu şapkaları sayarak işe başlayalım. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nda (DEİK) Türk-Mısır İş Konseyi Başkanıyım. Ayrıca DEİK bünyesindeki Afrika İş Konseyinde de başkan yardımcısıyım. Fas ve Tunus’ta yürütme kurulundayım. Bir başka şapkam var ki; çok övünerek taktığım bir başka şapka bu; TOBB, Türkiye Odalar Borsalar Birliği’nin, Kadın Girişimciler Kurulu’nda Bilecik İli Kadın Girişimciler Kurulu Başkanıyım. Ayrıca güçlü bir STK olan Kadın Girişimciler Derneği’nin (KAGİDER) kurucu üyelerindenim.

öte yandan Afrika-Türkiye Ticaret Odası’nın Yönetim Kurulu’nda görevim var. Asya Pasifik Ticaret ve Sanayi Odaları Konfederasyonu’nda (CACCI) Türk kadın girişimcileri temsil ediyorum. Bunlar taşıdığım şapkalar.

Aslında bu bir gönüllülük, kendimi bu anlamda “Toplum Gönüllüsü” olarak tanımlayabilirim. Memlekete hizmet etmek ‘’Bilginin Zekâtı”nı vermek diyorum. Yaklaşık 25 yıl yurt dışında yaşadım. Dünyanın çeşitli ülkelerinde kah turist olarak, kah ikamet ederek kaldım. Henüz 30 yaşına gelmeden Dünyanın etrafında belki üç, belki beş kez dolaştım. Birçok farklı ülkede firmalarım, çalışanlarım var. Elde ettiğim birikimle bu anlamda önemli bir bilgi sermayesine sahip olduğumu ve bunu da ortaya koyduğum faaliyetlerle, rol model olarak toplumla paylaştığımı düşünüyorum.

Bu misyonla insanlara, gençlere faydalı olmayı hedefliyorum. Sadece ‘’geleceğimizi tasarlayabiliriz’’ ilkesiyle hareket ediyorum. Şikâyet etmeden, hiçbir beklenti içine girmeden ve hiçbir şartın veya kurulun maddi olanaklarını kullanmaksızın; kendi çabalarımla genelde ülkem ve gelecek adına, özellikle de gençler ve gelecekteki torunlarım adına bir şeyler yapmaya çalışıyorum.

zuhal_mansfield.jpgARAP BAHARI TüRKİYE HAYRANLIĞINI ARTTIRDI
♦ Son gelişmelerin ışığında Türkiye’yi ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda nasıl konumlandırıyorsunuz?
Türkiye’ye nereden baktığınız önemli tabii. Amerika’dan bakıyorsanız Amerikalı gibi değerlendirme yaparsınız. Arap coğrafyasından bakıyorsanız Müslüman gibi değerlendirmeniz gerek. Avrupalı, ya da Avrasyalı gibi bakıyorsanız o açıdan değerlendirmeniz lazım. Ama Akdeniz coğrafyasından bakalım diyorsanız ki; son günlerdeki gelişmelerden dolayı bu konjonktür önemli, şu anda Türkiye modası var diyebilirim. Türkiye, kelimenin tam anlamıyla model olarak görülüyor.

‘’Türkiyeli olmak moda’’ ve Türkiye artık yükselen bir trend. Neden mi? çünkü takdir edersin ki; Arap Baharı yaşanmakta, Akdeniz’i kışa çeviren bir Arap baharı bu. Halk ayaklanmalarıyla ortalık karışınca, Arap Baharı olarak tanımlanan gelişmelerle birlikte birçok ülkedeki karşılıklı ticaret kesilme noktasına geldi. Kimi ülkelerde ticaret tamamen durdu. Bütün bu karışıklığın içinde büyüyen ekonomisi, sosyal ve kültürel değerleriyle tüm dünyanın dikkatini çeken Türkiye, özellikle Arap Baharının yaşandığı ülkelerde hayranlıkla izleniyor.

“Türkiye kendisine duyulan bu hayranlığı ekonomiye de yansıtarak önemli birliktelikler kurabilir” diye 2011 Şubat ve Mart aylarında neredeyse her yerde söyledim ve tespitim doğruydu. Şimdilerde Türk İş Dünyası yeni bir misyonla hareket etmeli, ekonomik kalkınma için ‘’yatırımda çeşitlilik, pazarda çeşitlilik ve ticari ürünlerde çeşitlilik’’ eylem planına geçmeli.

Bu üç çeşitliliğe çok önem vermeliyiz. Mesela önümüzdeki günlerde Mısır’da kimyevi maddeler sabun deterjandan, elektronik ve inşaat alanına varıncaya kadar farklı ticaretimiz ve yine bu alanlarda farklı yatırımlarımız olacak ve gelecekte bu çeşitlilikle, daha farklı pazarlara girecek, ticaretimize her alanda zenginlik katacağız.

280 TüRK İŞ ADAMI, MISIR’DA 1400 İŞ ADAMIYLA KARŞILANDI
♦ Türkiye’nin, Afrika’daki olaylara karşı yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz. Bundan sonraki süreçte ticari ilişkiler için neler planlıyorsunuz?

Dünya liderleri Afrika’daki olayları seyrederken, Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan “Biz buna seyirci kalmayacağız” dedi ve yola çıkıldı. Eylül ayında Sayın Başbakanımız ve 280 Türk iş adamıyla Kahire’ye gittik. Orada bizleri 1400 Mısırlı iş adamı karşıladı, İskenderiye’den de, Port Sait’den de gelenler vardı. Bu ziyarette bir araya gelen iki ülkenin iş adamları, yaklaşık 3000 görüşme yaptı.

Elbette bu iş bağlantılarının önümüzdeki dönemde ekonomiye olumlu yansımaları olacak.
Akdeniz’e komşu olan 21 ülke var. İki adayı (Malta-Kıbrıs) çıkarttığınız zaman 19 ülke kalıyor ve bunların arasında ayaklarının üzerinde dimdik durabilen tek ülke Türkiye. Hepsi domino etkisinde kalmış, hepsinde bir kargaşa başlamış monarşi rejimleri yıkılmış, ekonomiler dağılmış ve yarınları belirsizlik kaplamış. Akdeniz’in kuzeyinde, Arap Baharını yaşayan ülkeler dışında, Akdeniz’in güneyinde kalan İspanya, Portekiz, İtalya gibi ülkelerde de ekonomilerin zayıflığı sosyal hayata yansımaya, ayaklanmalar olmaya başladı.

Hani komşu desen, Yunanistan’dan bir bardak şeker isteyemezsin, hali malum ve Akdeniz’in doğusunda ise durum ortada. İşte Irak ve Suriye’nin hali.
Bütün bu fotoğrafları yan yana koyduğunuzda Türkiye’nin çok ama çok kritik bir ülke olduğu sonucuna varırsınız. Türkiye, şu anda konjonktürel açıdan çok önemli bir pozisyonda. ülkemizin attığı adımlar bu nedenle mühim, bundan sonrası da çok önemli. çünkü biz şu an bir soğuk savaşın galibiyiz. Bir takım oyunlara gelebiliriz, getirilebiliriz. Onun için çok ama çok dikkatli olmamız lazım ki; ben bu konuda Türkiye’nin, dikkatli ve tedbirli davranacağına inanıyorum. Gelecek Türkiye için daha güzel olacak.

♦ Peki sular ne zaman durulur? Arap Baharı, Mısır ve diğer ülkelere demokrasiyi getirebilecek mi?
Benim yaşımdakiler çok net hatırlarlar; bizde de darbeler oldu. Devrim yaşandı 1960 ve 1980’li yıllarda ülkemiz sıkıntılı günlerden geçti. Bu parçalanmışlık elbette bir anda düzelmiyor ve bir süreç gerekiyor. Bugün Mısır için de aynı şeyler geçerli ve daha önceki yönetimlerin kalıntıları, bugünden yarına değil en az 5-10 yıllık süreçte silinmeye başlar. Biz bütün bunları göz önünde tutarak, Mısırlı kardeşlerimizin en kısa sürede hak ettiği yönetime kavuşmasını ve işlerin düzene girmesini diliyoruz. çünkü Mısır halkı uzayan bu kötü günleri ve kaosu hak etmiyor.

GELİR DAĞILIMINDA ADALETSİZLİK ARAP BAHARINI TETİKLEDİ
♦ Peki Afrika’daki olayların perde arkasındaki en büyük neden neydi size göre?
İnsanlarını daha müreffeh şartlarda yaşatmak için gerekli adımları atmayan ülkelerin; Kuzey Afrika’daki halk ayaklanmaları, ya da Yunanistan ve diğer bazı Avrupa ülkelerindeki gibi sokak ayaklanmaları yaşaması kaçınılmaz. Bu tür olayları yaşamak istemeyen ülkeler, bir an evvel gerekli reformları hayata geçirmeli. Halkın gelir düzeyinin arttırılması ve gelir dağılımında adaletin sağlanması gibi kavramlarda iyileştirmelere gidilmeli.

Bugün baktığınızda petrol zengini ülkelerde işsizliğin yükseldiğini görüyorsunuz. Zaten sorunlar bu nedenle patlak vermedi mi, dünya bu sebepten sıkıntı yaşamıyor mu? Arap baharının temelinde de yoksulluk ve gelir dağılımında ki adaletsizlik gibi problemler var. Bu durum tüm dünyaya ders olmalı. Herkes bu bahardan dersini almalı.

İŞTE TüRKİYE-MISIR TİCARİ İLİŞKİLERİNİ

ZİRVEYE TAŞIYACAK 5 MADDELİK öNERİ
♦ Mısır ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi ne durumda, bundan sonrası için hedefleriniz ve planlarınız nedir?
Ticaret hacmimiz 10 yıl evvel sadece 60 milyon dolar seviyelerindeydi, şimdi 3.2 milyar dolar ve sürekli büyüyen bir hacme sahibiz. Hedefimiz Türkiye ile Mısır arasındaki ticaret hacmini arttırmak ve Başbakanımızın koyduğu hedef 5 milyar dolarlık seviyelere ulaşmak. DEİK Türk-Mısır İş Konseyi olarak ticaret hacminin artması için 5 maddelik öneri paketini her platformda dile getiriyoruz:

İlk olarak diyoruz ki; bu kargaşada bir de böyle sınır kapılarıyla uğraşılmasın, Mısırlı ve Türk iş adamlarımıza 3-5 beş yıllık vizeler verilsin. çünkü bir ülkeden, diğer ülkeye giriş-çıkışınız ne kadar rahat olursa entegrasyon ve ticaret hacminin artışı da o kadar hızlı olur. ülkeler arasında ticaretin gelişmesine katkı sağlayacak bu entegrasyon, aynı zamanda halklar arasındaki sosyal ve kültürel yakınlaşmayı da sağlar.

Böyle bir durumda insanlar sadece ticaret içinde gitmezler. örneğin ben ticaret yaptığım çin’de, oradaki insanların evlerine de gidiyorum, düğününe de katılıyorum, çocuğu doğuyor hayırlı olsuna gidiyorum, cenazesi oluyor baş sağlığı diliyorum ve böylece ilişkiler sağlamlaşıyor sürdürülebilir bir büyüme sağlanıyor.

Gelelim ikinci önerimize; biliyorsunuz Mısır ile Türkiye arasında bir kara bağlantısı yok. Oysa Mısır bizim karşı komşumuz. Mısır’la, Türkiye arasında kısaca RORO dediğimiz seferler başlatılabilir. Bu seferler; iki ülke arasındaki ürünün, hızla hareket etmesini sağlar ve neredeyse 24 saatte ürün nihai tüketicinin elinde olur.

Normal şartlarda fabrikada üretilen ürün kamyona, kamyondan limanda konteynera yükleniyor ve konteyner gemiye yükleniyor. Sonra konteyner karşıya gidiyor, ürün orada tekrar indiriliyor, bindiriliyor. Bahsettiğimiz bu RORO seferleri başlarsa; Türkiye’de mal yüklemesi yapılacak, karşı taraf direk malını teslim alacak. Bu çok büyük bir kolaylık sağlar ve ürünle, paranın yer değiştirmesi hızlanır.

üçüncü önerimiz; bankalarla ilgili. Madem ticaret hacmi bu kadar artacak o halde bu potansiyelin başka bankalar üzerinden yapılması yanlış olur. Buna bağlı olarak Türkiye ve Mısır’ın karşılıklı olarak bankaları olmalı. Karşılıklı bankamız olması lazım ki; bu ticari hacim direk bankalarımız üzerinden havale edilsin.

Bir başka önerimiz de Mısır’la yapmış olduğumuz serbest ticaret anlaşmasıyla alakalı. Serbest Ticaret Anlaşması 2005 yılında imzalandı. 2007 yılında devreye girdi. Dört bölümden oluşan Serbest Ticaret Anlaşması, 2020 yılında tamamlanacak. Mesela ikinci bölümü makine ihracatındaki gümrük muafiyetiyle alakalıydı. 2009 yılında 1 Ocak’ta devreye girdi ki; ticaretimiz ivme kazanmaya başladı. Arzu ettiğimizi şey şu: 2020‘de tamamlanacak olan bu serbest ticaret anlaşmasının 2015 yılına çekilmesi. 5 yıllık süreç bize çok ciddi katkılar sağlar.

Beşinci önerimizde ise “Kardeş Şehir” çalışmaları yapılsın diyoruz. Hem karşılıklı yatırımlar olsun, hem ilişkiler geliştirilsin istiyoruz. örneğin Gaziantep ile İskenderiye’nin kardeş şehir olmasını planlıyoruz. Gaziantep desin ki; İskenderiyeli kardeşlerimizi örneğin 200 tekstil işçisini, tekstil fabrikalarımızda eğitelim, yetiştirelim. Karşı tarafda desin ki; şu kadar kişiyi, öğrenci değişim programıyla eğitelim. özetle gerçek, içi dolu bir kardeşlik programı olsun istiyoruz. Keza; kurulacak ilişkilerin karşılıklı belge ve plaket verme törenleriyle sınırlı kalması hiç kimseye fayda sağlamaz.


AFRİKA’YA AçILAN ALTIN KAPI: MISIR

Arapların, batıda nasıl muamele gördüğünü biliyoruz. Dolayısıyla kimse kendisine terörist muamelesi yapan ülkeleri, Türkiye’yle aynı konumda tutmaz. Türkiye bu şansını iyi kullanmalı.Türk girişimciler; Mısır ve bölgedeki diğer alanlar üzerinde yoğunlaşmalı.

♦ Mısır’ın, Türkiye için özel önemi ve anlamı nedir?
öncelikle Mısır, Afrika’ya açılmak isteyen herkesin mutlaka görmesi gereken bir ülke. Bu nedenle Afrika’ya gitmek isteyenlerin, Mısır üzerinden gitmesini tavsiye ediyorum. Golden Gate, “Altın Kapı” olarak tanımlanan Mısır, Afrika’ya açılmak isteyen için önemli. Ayrıca Mısırlı iş adamları, ülkemize değer veriyor. Hani insan istendiği yerde olmaktan hoşlanır ya; bu anlamda Mısır; hem turistlik amaç, hem ticari hedefler açısından Türkiye’ye kucak açacak ve işleri kolaylaştıracak bir ülke.

Yüz yılların getirmiş olduğu ortak kültür ve yakınlıktan dolayı Mısır ve diğer ülkeler, Türkiye’ye pozitif bakıyor. Elbette bu bakış açısı karşılıklı. Arapların batıda ve Amerika’da nasıl muamele gördüğünü biliyoruz. Dolayısıyla kimse kendisine terörist muamelesi yapan ülkeleri, Türkiye’yle aynı konumda tutmaz, nitekim tutmuyor da. Türkiye bu şansını iyi kullanmalı. Yatırım ve üretim yapmak isteyen özellikle genç girişimciler, Mısır, Afrika ve bölgedeki diğer alanlar üzerinde yoğunlaşmalı. Buradaki üreticilerle bir araya gelerek iş potansiyelini ve pazarını kullanmalı, fırsatları değerlendirmeliyiz diye düşünüyorum.

AFRİKA’DA 2.7 TRİLYON DOLARLIK PAZAR FIRSATI
Afrika‘daki 2.7 trilyon dolarlık pazar fırsatını iyi değerlendirmeliyiz. Somali’ye baktığımızda bu ülkenin, dünyanın bir numaralı uranyum yataklarına sahip olduğunu görürüz. Dünyanın ikinci büyük titanyum yatakları da Somali’de ama Somali açlık, yoksulluk içinde. Sanki birileri “Afrika ölsün” istiyor.

♦ Mısır’ın yanında Afrika geneline de değindiniz, buradaki fırsatları biraz açar mısınız?
Afrika’da 2.7 trilyon dolarlık bir pazar var. önümüzdeki 20 yıl için konuştuğumuzda bu bölgedeki ekonominin büyük fırsatlarla dolu olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’nin biran evvel Afrika’da yapılanması ve iş adamlarımızın buralarda yer edinmesi gerekir. Türkiye tarafından gerçekleştirilen üst düzey ziyaretlerin bu anlamda önemi büyük ve bunların daha sık yapılması gerekiyor. Afrika aslında çok zengin bir kıta.

Hatta, “Afrika’nın toprağının altı bu kadar zengin olduğu sürece, bu toprağın üstünde yaşayanlar eziyet çekmeye mahkumdurlar” diye acımasız ama bir o kadar da doğru bir söylem vardır. Bu kıtanın zengin olmasına karşın açlık ve sefaletin koynunda yaşaması birilerinin işine geliyor olmalı. Bu aslında batının, dünyaya göstermek istediği resimdir. Bu nedenle Türkiye’nin, Somali ile yakın ilişkileri son derece önemli. Somali’ye baktığımızda bu ülkenin, dünyanın bir numaralı uranyum yataklarına sahip olduğunu görürüz. Dünyanın ikinci büyük titanyum yatakları da Somali’de ama Somali açlık, yoksulluk içinde. Sanki birileri “Afrika ölsün” istiyor. Ben bu nedenle özellikle genç girişimcilerimize diyorum ki; lütfen üreticilerle bir araya gelin ve bu ülkelerde yapılanmaya çalışın.

Bu cesarete ve vizyona sahibiz, bunu yapabilecek bilgi ve birikimimiz de var. Dil konusunu hiç dert etmeyin çünkü; Afrika’nın yarısından fazlası İngilizce konuşuyor. Artı orada sizinle Türkçe konuşacak insanlarla da karşılaşacaksınız. Dünyanın her yerinde Türkçe konuşan insanlar var. Türkiye ekonomik ve siyasi birliktelikler kurarak Afrika’da mutlaka yerini almalı. Afrika’yla Akdeniz’i paylaşıyoruz, iyi bir komşuyuz ve Afrikalılar bunun farkında.

Dolayısıyla ortak paydalarımız, menfaatlerimiz olmalı. üstelik bunu Afrikalılar da istiyor, bu çok önemli. Neden istiyor? çünkü biliyor ki; ‘beyaz adam’ geldiğinde, elinin değdiği her şeyi götürdü ama Afrika, bizim dostluğumuzu, birlikte hareket etmekten mutlu olacağımızı ve onlara “balık tutmayı” öğreteceğimizi biliyor, bunun farkında. Bu nedenle Türk iş adamlarımıza, girişimcilerimize çok iş düşüyor. Herkes üzerine düşeni yaptığı takdirde Afrika’nın şekillenmesinde önemli rol oynarız. Bunun için olabileceğimiz her yerde var olmalıyız. Burada önemli olan nokta şudur; ‘’Türkiye bölgesel birliktelikler sağlayarak, küresel oyuncu olabilir’’.

Bir başka deyişle küresel oyuncu olmak istiyorsak, bölgesel birliktelikler kurmak zorundayız. Bu da Türkiye‘nin Comesa, Ekowas, Afrika Birliği gibi kuruluşların içinde var olmasını gerektiriyor.

TüRKİYE, KANADA MODELİNİ DENEMELİ
Kanada yakın geçmişte “500 bin dolarını 5 yıl vadesiz ülkemize yatıranlara Kanada pasaportu vereceğiz” teklifinde bulundu ve (ikinci pasaporttan sonra, ikinci vatandaşlık ihtimaliyle) 3 milyon kişi başvuruda bulundu. Türkiye, bu modelle Arap sermayesini çekmeyi denemeli.

♦ Yaşanan sürecin ardından Arap sermayesi, ülkemizi güvenli liman olarak görüp parasını ülkemize yönlendirir mi?
Türkiye güvenli bir ülke elbette. Bu anlamda Arap sermayesi için doğru bir adresiz. Fakat bunun için bekli de bizim bazı adımlar atmamız gerekiyor! 1996’lı yıllarda Hong Kong’ta yaşıyordum ve 97’de, Hong Kong, çin’e devredilecekti, birden bir şehir efsanesi yaratıldı. Doğru olmayan bu söylentiye göre; Hong Kong, çin’e devredilince bütün varlıklara el konulacaktı, kimse buna inanmıyordu ama içlerine kuşku düşmüştü bir kere, herkes mevcut durumuna alternatif aramaya başlamıştı.

Tam da bu kargaşanın ardından Kanada, “500 bin dolarını 5 yıl vadesiz ülkemize yatıranlara Kanada pasaportu vereceğiz” teklifinde bulundu ve (ikinci pasaporttan sonra, ikinci vatandaşlık ihtimaliyle) eminim en az 3 milyon kişi başvuruda bulundu. Kazançlı çıkan Kanada, bu yolla önemli bir zenginliği kendine çekti ve bugün dünyanın en zengin bankaları yine bu ülkede. Buradan yola çıkarak diyorum ki; Arap baharının yaşanıp, Türkiye hayranlığının arttığı bu dönemde biz de; ekonomik, sosyal, kültürel, tarihi ve hatta akrabalık bağlarımızın bulunduğu Arap coğrafyasındaki iş adamlarımıza teklif sunalım:

“500 bin dolar, ya da 1 milyon dolarını Türkiye’ye 5-10 yıllığına vadesiz yatıranlara Türkiye pasaportu verilecek…” Bu teklifle 1 milyon kişi ülkemize parasını yollar mı, yollarsa ne olur? O zaman Türkiye’nin, ne cari açık derdi, ne dış borç endişesi kalmaz. Devlet büyüklerimizin bu fikrin altyapısını hazırlatarak, adım atmasını teklif ediyorum.

TüRK KADINI DüNYAYI, EVİNİN PENCERESİNDEN İZLEMEMELİ
♦ Türkiye ekonomisindeki en önemli sorun nedir sizce?
En büyük sorun maliyetlerin yüksek oluşu. Türkiye; üretmek için de, yaşamak için de pahalı. İşsizlik sorunumuza ise daha farklı bakıyorum. ülkemizde nüfusun yarısını kadınlar oluşturuyor, dolayısıyla nüfusun yarısı devre dışı. Demek ki; üretmeyen 35 milyon kişi ve artı olarak yüzde 10 işsizlik var. Diğer yandan yaşlılar ve çocukları da eklediğinizde karşımıza neredeyse 50 milyon çalışmayan-üretmeyen insan çıkıyor.

Bu nedenle kadınların mutlaka çalışıp, ekonomiye katkı sunması lazım. Ben hep söylüyorum kadınlarımıza: “Kocanı seviyorsan çalış, çocuğunu seviyorsan çalış, anneni-babanı seviyorsan çalış, geleceğini-ülkeni seviyorsan çalış ama mutlaka çalış…”

özetle; kadınlarımız 21. Yüzyılda hızla gelişen ve değişen dünyayı, evinin penceresinden izlediği sürece Türkiye ekonomisi sürdürülebilir bir büyüme ve kalkınma sağlayamaz. Bu düşüncenin hayata geçmesi için bugüne kadar birçok faaliyete imza attık. örneğin 28-30 Ekim tarihleri arasında Sayın Aynur Bektaş’ın başkanlığını yaptığı TOBB Kadın Girişimciler Kurulu olarak Bilecik İli Kadın Girişimcilerinin Projesini hayata geçirecek, Türk kadın girişimcilerimizi Mısır’a götüreceğiz.

Ekonomi Bakanımız Sayın Zafer çağlayan bunu kalben desteklemekten öte, bir kısmına da teşvik verecek. Cumhuriyet Bayramımızı orada kutlayacağız. Türk iş dünyasının kadınları olarak biz, bize düşeni yapacak, ülkemizin ekonomisine katkıda bulunacağız.

HANGİ İŞİ YAPTIĞINIZ DEĞİL, NASIL YAPTIĞINIZ öNEMLİDİR
♦ Türkiye’nin yetiştirdiği önemli bir iş kadını olarak okuyuculara ve özellikle gençlere mesajınız var mı?
Yaşamım boyunca örnek olmaya çalıştım. Bunun için hem söylemim, hem yaşam tarzım, hem de iş hayatımla bir bütünlük sağlamaya gayret ettim. Gençlere vizyon sahibi olmalarını ve kendilerini en iyi şekilde yetiştirmelerini, donanımlı olmalarını tavsiye ediyorum. Her iş layıkıyla yapmaya çalışsınlar. önemli olan hangi işi yaptığınız değil, nasıl yaptığınızdır.

Başarının sırrı ise insanın, sevdiği işi yapmasıdır. Hedefleriniz erişebileceğiniz seviyelerden çok yukarılarda olmamalı, başardıkça çıtayı yükseltmeyi denemelisiniz. çünkü yüksek hedeflere kilitlendiğinizde, başarısızlık hüsran getirebilir. Kendinize, hayat arkadaşınıza ve hayata karşı dürüst olun ve size karşı yapılmasından hoşnut olmayacağınız şeyleri başkasına yapmayın.

Kendinizi yetiştirmekten yorulmayın. Elmasın, pırlantaya dönüşmesi için işlenmesi gerekir, siz de öyle düşünün ve kendinizi işlemeyi ihmal etmeyin. Bu arada eğlenin çünkü hayat özellikle de gençlik çok kısa. Hayatın tadını çıkartın. Hobileriniz olsun, kazanca dönüşen veya sizi dinlendiren hobileriniz.

Turcomoney – Ekim 2011

Röp: Cesur çAçA

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası