Son Haberler

Türkiye`nin gündemi ne olmalı, ne olmamalı?

Açıklanan ikinci çeyrek büyüme rakamlarına göre hane halkı talebi ile kamu talebinin büyüme destekleme seviyesi 1.çeyreğe göre düştü, özel kesim talebinin destekleme seviyesi ise arttı. Ancak özel kesimin talep yönünden GSYH içerisinde sağladığı destek hala güçlü değil. Talebin sürükleyicisi ise hane halkı ve kamudur. Net dış talep ise büyümeyi negatif etkiledi. Ekonomi 1. çeyrekte stokları azaltırken, 2. çeyrekte stoklara çalıştı. üretim yönünden ise büyümeye en fazla katkıyı sırasıyla mali aracı kuruluşların faaliyetleri, imalat sektörü, toptan ve perakendecilik ve İnşaat sektöründen geldi. Ancak 1. çeyreğe göre 2. çeyrekte mali aracı kuruluşların faaliyetleri ile inşaat sektörünün büyüme hızında gerileme söz konusu.

SURİYE SORUNU VE
EKONOMİYE ETKİLERİ
Suriye gerginliği, Beşar Esad rejiminin devrilmesinden ziyade giderek mezhep çatışmalarına, bölgede sınırların yeniden çizilmesine ve sorunun bölgeye yayılmasına doğru eviriliyor. Türkiye’nin ve küresel dünyanın yapması gereken; Sünni- Şii eksenli ayrılıklardan birine taraf olmaktan ve askeri müdahale yapmaktan ziyade bu tarihsel ayrılıkların uzlaşısı için uğraş vermek ve sorunun bölgeselleşmesinin önüne geçmektir. Suriye krizinin Türkiye’nin genel ekonomisine etkisi önemsizdir. Suriye ile ticaretin, Türkiye’nin toplam dış ticaretinde hayati bir önemi bulunmuyor. Ancak Suriye’ye yapılacak bir müdahale Türkiye’yi ekonomik açıdan daha çok iç ve dış güvenlik, iç barış ve diplomatik alanlarda doğrudan ve dolaylı olarak etkileyecek. Türkiye’nin, Şam rejimine karşı ön saflarda aldığı açık tavrın Suriye sorununda farklı görüş ve farklı çıkarlara sahip ve enerji ithalatçı olduğu İran, Irak ve Rusya gibi bazı komşuları ile ilişkilerini zayıflatıyor.
Türkiye’nin, Suriye muhalefetinden, mezhep eksenli bölge devletlerinden, uluslararası örgütlerden savaş için dayanak ve destek arayışı yerine ve yine Jeo-politik krizlerde askeri olarak yer alması yerine, kendi iç barışına önem vermesi, kendi ekonomik önceliklerine ve uluslararası arabuluculuk faaliyetlerine yönelmesi bölgesel liderlik beklentilerine daha uygundur. Kaldı ki; uluslararası kamuoyu Suriye’ye birleşik bir askeri müdahale istemiyor. Sınır komşusu bir ülke ile oluşan ihtilaflı bir durumun fiilen savaşa dönüşmesi hiçbir ülkenin notuna pozitif katkı sağlamayacağı son derece açık.

MERKEZ BANKASI, FAİZ VE KUR
Merkez Bankası’nın uzun vadeli araçlardan yoksun olan günlük, ya da haftalık faiz politikaları enflasyon hedeflemesine ve belirsizliğin azalmasına katkı yapamıyor. Merkez Bankası faiz yönünden kendi “araç özerkliğini bir kenara bırakarak, siyasi otoritenin düşük faiz amacı doğrultusunda, kur yükselişini faiz yükselişine tercih etmektedir. Hâlbuki TCMB’nin başarılı olması gereken esas alan hedeflenen enflasyona ulaşıp, ulaşamadığıyla ilgilidir. Türkiye’de enflasyonun iki haneli seviyelere ulaşma riski sıfır olmadığı gibi enflasyon açısından orta vadeli riskler de uç vermeye başlamıştır. Para politikasının enflasyon baskılarının hafifletilmesine tekrar yönelmesi gerekir. Türkiye’de kısa-orta-uzun vadeli faizlerin arasındaki korelasyon kopmuş durumda. Bu kopukluk enflasyon hedeflemesine zarar veriyor. Döviz kurlarında belirli bir hedef gözetilerek sık sık direkt, ya da dolaylı yollardan denetim ve müdahale yapan TCMB, esasen dalgalı kur rejimine ve sermaye hareketlerinde serbesti sağlama rejimine tam olarak geçememiş durumda.
TL’nin değer kaybının esas nedeni yatırımcı çıkışlarından ziyade, kısa vadeli faiz politikalarında uzun vadeli hedeflerin gözetilmemesi ve Merkez Bankası’nın piyasaya dönük yetersiz döviz arzıdır.
ABD tahvil faizlerindeki artış dengeleninceye kadar TL’nin değer kaybı uzun dönem devam edecek. Zira TL’nin kendi başına değer kazanması bu koşullarda mümkün gözükmüyor. FED’in politikaları sonucu bir iki yıl içerisinde yüzde 3, yüzde 4 bandına kadar artması kaçınılmaz olan ABD tahvil faizleri, TL’nin değer kaybının uzun dönem süreceğini ve TCMB’nin, ROM ve Munzam Karşılık politikalarının yetersiz kalacağını, bunların sonucunda da politika faizleri mutlak surette artırmak zorunda kalınacağını işaret ediyor.
TCMB’nin rezervleri ani dalgalanmaları ve talep fazlasını geçici olarak geciktirebilir. Zira Türk ekonomisinin şoklara karşı dirençli olduğu geçmişte oldukça iyi anlaşıldı. Ancak burada para politikasındaki yeni tercihin ana hedefi, ekonomik tahribatlara önlemek değilki bu mümkün gözükmüyor- bağımlı hale gelen Fed politikalarının gelişmekte olan ülkeler üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek olmalı.

TüRKİYE’NİN öNCELİKLERİ:
Küresel likiditenin zayıflamaya başlaması Türkiye’nin yapısal reform ihtiyacını arttırdı ve acil hale getirdi. Ayrıca Türkiye de dâhil olmak üzere gelişmekte olan ülkeler açısından düşük faiz dönemi sona eriyor.
Böylesine bir değişim dış yükümlülükleri fazla olan ülkeleri çok daha fazla zorlayacak. Mevcut konjonktür bir bütün olarak gelişmekte olan ülkelerin lehine gözükmüyor. Türkiye pazarları gelişmekte olan ülkeler arasında negatif yönde ayrıştı. Büyük cari işlemler açığı, kısa vadeli dış borcu, hızlı kredi büyümesi ve enflasyon gibi faktörler nedeniyle yükselen piyasalar arasında Türkiye dikkat çekiyor. FED‘in tahvil alımlarını azaltmasına dair açıklaması dünya genelinde faizlere yukarı yönlü ivme kazandırdı. Borsa endeksleri gelişmiş ülkelerde yukarı yönlü bir eğilime girerken, gelişmekte olan ülkelerde yabancı kaynak çıkışlarının tetiklemesiyle hem borsa endekslerinde, hem de yerel paralarının değerlerinde düşüş eğilimi başladı. Türkiye bu değişimden en fazla etkilenen ekonomilerin başında geliyor. İç tansiyonun yükselmesi, cari açığın yüksekliği ve Suriye’deki durum nedeniyle Türkiye pazarları gelişmekte olan ülkeler arasında negatif yönde ayrıştı.
ülke notu açısından mevcut durumda devam eden sıkı maliye politikası Türk ekonomisinin istikrarını koruyan en temel bileşendir. Döviz piyasaları politik ve ekonomik sorunların ilk uç verdiği alan olarak karşımıza çıkmış ise de mevcut durumda sıkı maliye politikası Türk ekonomisinin istikrarını ve notun devamlılığını koruyan temel bileşendir. Açık pozisyona sahip olan reel sektörün Türk Lirası’nın değer kaybından etkilenmesi, petrol piyasalarındaki yukarı eğilim, dolar ve petrolün eş zamanlı yükselmesi ve yaklaşan Mart yerel seçimleri rating açısından diğer önemli unsurlardır.

CARİ AçIK öNEMİNİ KORUYACAK!
Sonuç olarak FED’in takvimini ve hızını anlamadan, fiyatların ve bölge risklerinin küresel düzeyde dengeleneceği noktayı perdeleyen sis yoğunluğu azalmadan Türkiye ve yükselmekte olan birçok ülkeyi yeniden sınıflandırmak ve sıralamak bu aşamada rating açısından oldukça zorlaştı. Yatırım iştahı verileri ve finansman zorlukları düşünüldüğünde büyüme tarafında zayıflığı teyit eder değişiklikler belirmiştir. Ancak başlangıçta yüzde 4 olarak öngördüğümüz beklentimizi şimdilik koruyoruz. Türk Lirasındaki kalıcı değer kaybının, AB pazarında yaşanacak gelişmelerin cari açığı küçültüp küçültemeyeceğini izliyoruz. Ancak cari açıktaki düzeltme iç talepteki durgunluktan kaynaklanacak ise büyüme sorunu çıkacak. Mevcut durumda 65-70 milyar dolarlık yıllık cari açık tahminimizi koruyoruz. Cari açık son 2,5 yıldır görülen en düşük düzeyinde. Ancak şu anda yaşanan kırılganlığın ağırlığı yine de kritik seviyenin üzerinde devam eden cari açık nedeniyledir. Cari açık sorunu döviz piyasasında kur yoluyla uç veriyor. Kritik seviyenin altına düşmedikten sonra, cari açık önemini ve önceliğini hep koruyacak.

Makro Analiz
Orhan ökmen
JCR Eurasia Rating Başkanı

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası