Son Haberler

Yeni yıla girerken Türkiye Ekonomisi

Türkiye’de sanayi üretim endekslerinin yüksek frekansı sonuç çıkarmayı zorlaştırmakla birlikte son açıklanan verilere göre, Türkiye’nin sermaye birikimi ve işgücündeki niceliksel ve niteliksel artışla, büyümesi arasındaki paralel gidişatın bozulan seyri devam ediyor. Mevcut endeks 2010 yılı üçüncü çeyreğindeki seviyenin hala altında.

Sermaye malı üretimi için Türkiye’nin gerekli koşulu ve yeterli büyüklüğü tam olarak sağlayan bir ara malı üretim seviyesi ve kalitesi yoktur. Türkiye’de sermaye malı üretimindeki artış, dayanıklı ve dayanıksız mallar üretimi dışındaki sektörlerle daha fazla ilişkilidir. Sermaye malı üretimi montaja ve ithal girdiye daha bağımlı olduğu için Türkiye’nin ara malı üretimi ile sermaye malı üretimi arasındaki düşük korelasyon hala devam ediyor.

Ayrıca talep esnekliğinin düşük olan sektörlerden, talep esnekliği yüksek olan sektörlere doğru geçişkenliğin devam etmesi, gelişmekte olan Türk ekonomisi için en belirgin özelliktir.

Büyüme kendi kendini besleyemiyor
Tarım dışı istihdam arzının, sanayi sektöründeki talebin üstüne çıkmış olması, kayıt dışılığı destekleyen en önemli etkendir. İmalat ve inşaat sektörlerinin ağırlıkta olması Türk ekonomisinin geçici şoklardan etkilenme derecesini göreceli olarak artırıyor. Bütçe ve Cari açık engeli yüzünden Türkiye, 2012 yılında büyüme potansiyelini zorlamadı. Ancak son açıklanan verilere göre ortaya çıkan seviyeye razı olmamak gerekir. Türkiye’de büyüme kendi kendini besleyemiyor. öncelikle Türkiye’nin potansiyel büyüme oranını artırmak lazım. Yüzde 5-6 arasındaki bir seviyenin altında gerçekleşen büyüme oranları, Türkiye için yetersizdir. Bu seviyenin üzerindeki büyüme oranları daha çok bütçe açığı ya da cari açık biçiminde ortaya çıkıyor.

Konjonktürel sebeplerle iç talep aşağıya çekildi
Türkiye’de tasarruf oranları artmadan, ithalatın rekabet edilebilir bölümünü yerli üretimle ikame etmenin yolunu bulmadan, kayıt dışılığı gidermeden, geleneksel üretim süreçlerini değiştirmeden, imalat sanayinin yüksek ara malı ithalatı bağımlılığını azaltmadan büyüme ile kamu finansmanın ve yine büyüme ile dış finansmanın arasındaki bağ kopartılamaz. Büyümenin, kamu finansmanı ve dış finansman arasındaki bağı kopartılmadan istikralı ve sürdürülebilir bir büyüme sağlanamaz. Konjonktürel ve tercihli sebepler yüzünden iç talep, yönlendirici politikalarla aşağıya çekildi. İç talebin düşük seviyesinin 2013 te de devam ettirilmesi halinde, bu kez yavaşlayan iç talebin büyümeyi engelleyen yapısal sorun haline gelmesi kaçınılmaz.

Türkiye’nin bilgi teknolojileri üretimine yönelmesi gerekir
Uzun vadede sürdürülebilir büyümeyi sağlayacak temel unsur verimlilik artışları olmakla birlikte verimlilik rekabetinde Türkiye’nin Global ölçekten pozitif yönde ayrışması artık pek mümkün gözükmüyor. Dış ticaretin büyümeye katkısını sürdürmek için Türkiye’nin yüksek katma değer üreten bilgi teknolojileri üretimine yönelmesi gerekir. Oysa bilgi teknolojileri üretimi konusunda Türkiye, devam eden bir politikasızlık içerisindedir.

Şu anda örtük olarak savunulan sıfır reel faiz hedeflemesi, tasarrufların artırılması yönündeki vizyonel hedef ve amacına terstir. Ekonominin bozulan makro dengeleri yeniden kurulmuş olmakla birlikte, Türkiye önüne koyduğu vizyonel hedefler arasında yer alan 2 trilyon dolarlık gayri safi milli hasılaya ulaşabilmek için her yıl milli gelirinin ¼’ü oranında yatırım harcaması yapılması gerekiyor. Kesintisiz olarak önümüzdeki 10 – 15 yılda yüzde 7-8 oranında büyümek gerekiyor. Ancak bu seviyedeki bir yatırım için cari açık sorunsalına neden olmadan mevcut tasarruf oranlarının en az 2 kat artırılarak 15 yıl öncesinde ulaşılan seviyeye çıkartılması gerekiyor. Hâlbuki şu anda örtük olarak savunulan sıfır reel faiz hedeflemesi bu amaca terstir.

Zira mevcut faiz politikalarının yönü tasarrufları caydırıcı etki yapıyor. Ayrıca, dalgalı kur rejimine geçilmiş olmasına rağmen, sorunun yapısal olduğu göz ardı edilerek politikalar hep kur ekseninde yapılmaya devam ediyor.

2013 büyüme öngörüsü yüzde 4
Sanayi üretiminde belirgin bir artışın olmaması ve kapasite kullanım oranın artışında devam eden düşüş eğilimi, yurtiçi kredi gelişmeleri ve yurt içi-yurt dışı talep seviyeleri dikkate alınır ise 2012 yılının tamamında en fazla yüzde 3 oranında bir büyüme beklenebilir. 2013 yılında ise Orta Vadeli Programın hedeflediği yüzde 4 civarında bir büyümenin gerçekleşeceğini öngörüyoruz. Ancak bu seviyedeki düşük büyüme oranları potansiyelin oldukça altında kalıyor.

Mevcut politika bariyerlerini, bütçe hedeflerini, para politikasındaki duruşun olası seyrini, enflasyon eğilimini izleme paralelinde; finansal ve mali politikalardaki yerinde sıkılaştırmaları, büyüme oranlarının hala pozitif olmasını, yeni istihdam olanaklarının yaratılmasını, bankacılık ve finans sektörlerinin sağlamlığını, kamu dengelerinin ekonomi üzerinde yük olmaması gibi pozitif makro pozisyonları öncelikle önemsiyoruz. Diğer taraftan yavaşlatılan iç talebin yeniden canlanmasını ve olası canlanma kaynaklarını merak ediyoruz.

Rating için bu başlıklar önemli
Cari açığın, göreli olarak kolaylaşan yönetilebilirliği ile kısa dönemli dışsal şoklara karşı azalan kırılganlığının enflasyona ve cari açığa sebep olmadan kritik seviyenin altına inip inmeyeceği ve büyüme ile ilişkisinin azalıp azalmayacağı rating açısından en özellikli izlenme alanıdır. Bütçede başlayan bozulmaların ileride borç yapısında ve diğer kamu dengelerinde bir bozulma meydana getirip getirmeyeceği ve yine aşağıya doğru baskılanan faiz oranlarının iç-dış talep dengelenme sürecini ne ölçüde bozacağı hususu izlenmektedir.

Kredi büyümesi, yükselen siyasi tansiyonun seyri ve OVP hedeflerinin gerçekleşme seviyelerinde eğilim yönünün ortaya çıkması için henüz yeterli bir zaman geçmediği için bunların da izlenmesi gerekiyor. Ayrıca Avrupa’daki borç krizi, Amerika’nın mali uçurum problemi, çin ekonomisindeki yavaşlamanın neticelerini ve küresel ekonominin Türkiye’ye yansımalarını da görmek gerekecektir. Mevcut kısır siyasi gündemi aşacak içerikte geniş kapsamlı bir anayasa değişikliği süreci doğal olarak izlenecektir. Genel dış politik faktörlerin, iç tedirginlik unsurlarının ve özellikle komşu ülkelerle ilişkilerin kısa ve ortada vadede yarattıkları stres verileri not üzerinde iyice belirginleşmiş ve negatif baskılama süreci devam ediyor.

İhracatta yapısal dönüşüm sağlandı
Türkiye durgunluğa karşı güçlü bir ticari direnç sağladı. Küresel ekonomide belirsizliklerin artarak devam ettiği bu dönemde Türkiye ekonomisi yumuşak iniş sürecini başarıyla gerçekleştirdi. Bankacılık kesiminin finansal sağlığı devam ediyorr. Türkiye’de hem ihracat, hem ihracatçı firma sayısı artıp, hem de firma ölçekleri büyüdü. Yani ihracat alanında ekonomiden beklenen yapısal dönüşüm sağlandı. Gelişmiş birçok ülkede istihdam kayıplarının telafi edilemediği bir ortamda Türkiye istihdam yaratma konusunda dünyada en fazla mesafe kaydeden ülkelerden birisi oldu. Türkiye’nin güçlü ticari performansının durgunluğa karşı yarattığı direnci oldukça önemsiyoruz.

Gevşek para politikası sürdürülebilir değil
Merkez Bankası tarafından çok araçlı olarak uygulanan dinamik para politikasının prestiji yerel ve uluslararası piyasalarda oldukça yüksektir. özellikle bu aşamadan itibaren TCMB’nin daha gevşek para politikasının büyüme üzerinde olumlu etkileri olacaktır. Ancak bu etkiler sınırlı kalacaktır. TCMB’nin para politikasını hem daha fazla gevşetme hem de gevşek para politikasını uzun süre sürdürme olanağı sınırlıdır. özellikle petrol fiyatları ve enflasyonun yüksek düzeyde seyrediyor olması gevşek para politikasının sürdürülebilirliğini sınırlayacaktır.

Ekonominin yavaşlaması sürecinde Merkez Bankası’nın yeni enstrümanları da dâhil uyguladığı bilumum politikalar oldukça etkili oldu. Fakat yeniden başlaması gereken büyüme sürecinde de Merkez Bankası politikalarının sağladığı aynı pozitif etkilerinin devam edip etmeyeceği henüz test edilemedi.

Kırılganlık riski hala yüksek
Cari açık düzeyi hala kritik seviyenin üzerinde. Böyle bir açık düzeyi bile Türkiye için oldukça ürkütücü. Alınan önlemler yüksek cari işlemler açığını düşürmüş ve açığın ağırlıklı olarak kısa vadeli borçla finanse edilmesi olgusunu bir miktar değiştirdi. Ancak, şu andaki cari açık düzeyi, hala çok yüksek. Zira yüzde 3‘lük bir büyümeye karşın, hala milli gelirin yüzde 7-7,5‘i belki de yüzde 8’i gibi bir cari açık olması kırılganlık riskinin önemini yüksek düzeyde koruduğunu ortaya koyuyor. Düşük büyüme hızına rağmen yüksek dış kaynak ihtiyacı önemli bir yapısal sorun olmaya devam ediyor.

Türkiye‘nin kırılganlıklarından en önemlisi net olarak petrol ve enerji ithalatçısı olmasıdır. Petrol fiyatlarındaki artış büyüme, enflasyon ve ticari dengeler üzerinde olumsuz bir etkiye sahip. Ekonominin dış şoklara karşı direncinin artması, ekonominin büyümesinde görülen hız kaybının avantajı olarak ortaya çıkmış olmakla birlikte, ekonomik büyümedeki yavaşlamayla buna bağlı olarak azalan dış dengesizlik şeklinde bir ikilem problemi ile Türkiye karşı karşıya.

Düşen cari açık ile yavaşlayan büyüme ikileminin lehe ve aleyhe doğuracağı aksi neticeleri veya bu neticelerin yönünü net olarak görmeden, sadece cari açıktaki azalmaya bakılarak farklı bir değerlendirilme yapılması, rating açısından uluslararası metodolojik alt yapıya uygun değil. Türkiye’nin Cari açık sorunu kritik değerin hala altına düşmemiş ve ana risk özelliğini hala devam ettiriyor. Cari açık seviyelerindeki düzelme eğilimi büyümedeki yavaşlamadan kaynaklanıyor. Düşen cari açık ve yavaşlayan büyüme göstergelerinin üreteceği lehte ve aleyhteki yansımaların net sonucu ortaya çıktığında cari açığın, yeni bir not değişikliği gerektirip gerektirmeyeceği sorusunun yanıtını kolaylaştıracaktır.

Orhan öKMEN

JCR EURASIA RATING Başkan
Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası