Faiz oranı artarsa ne yapmalı?

Enflasyonu önlemek, merkez bankalarının görevidir. Merkez bankaları, para politikasını uygulayabilmek için faiz oranları üzerinde de belirleyici olurlar. Enflasyon oranı ve-veya kurlar yüksek iken merkez bankası faiz oranını düşürme eğiliminde olsa bile faiz oranları düşmez.

Üniversiteye başladığımız yıllarda, iktisatta liberalleşmeye dönük meşhur 24 Ocak Kararları uygulamaya yeni başlamıştı. 8-10 ana başlıktan oluşan bu kararların her biri çok önemliydi, ancak faiz oranlarının önemli ölçüde artırılarak atıl fonların ekonomiye kazandırılmak istenmesi en önemlilerinden biriydi. Liberal iktisatçıların büyük çoğunluğu yüksek faizin erdemini ve topluma olan katkısını anlata anlata bitiremiyorlardı. Zira ekonomide kaynak yaratmak gerekiyordu ve atıl fonlara ihtiyaç vardı. Bunun sonucu olarak faiz oranları ilk etapta %5’lerden %50-60’lara kadar yükselmiş ve kaynaklar yastık altından çıkarak ekonomiye kazandırılmıştı.(!) İzleyen yıllarda, öyle bir yüksek faiz furyası çıktı ki bankalar ve bankerler adeta yüksek faiz verme yarışına girdiler. Sonuç ne mi oldu? Evini barkını satanlar, elde ettikleri paraları bankalara-bankerlere yatırdılar, bir-iki yılda koydukları paralar kadar gelir elde ettiler. Bu kişiler çalışmadan para kazanmanın ve geleceği kurtarmanın yolunu bulmuşlardı. Evini-arabasını satıp bankerlere yatırmayanlara adeta enayi gözüyle bakılmaya başlanmıştı. Bu yarış bir süre devam ettikten sonra saadet zinciri doğal olarak bozuldu ve filmin sonunda, tasarruf sahipleri anapara + faizlerinin (yani ev + araba paraları) neredeyse tamamını kaybettiler. İzleyen dönemlerde filmlere konu olan bu sürecin topluma olan sosyal ve maddi maliyeti ise oldukça yüksek oldu ve tahrifatı yıllarca sürdü.

          FAİZ ORANLARI, NİÇİN YÜKSELİYOR?

Şimdilerde ise faiz oranı bakımından tam tersi yönde bir yaklaşımla karşı karşıyayız. Politika belirleyiciler-siyasiler yüksek faiz oranlarına karşı durumdalar ve yüksek faizin ekonomiye ne şekilde zarar vereceğini uzun uzun anlatmaya çalışıyorlar. Bu görüşe katılmamak mümkün değil, zira paranın getirisi olan yüksek faiz en büyük sömürü aracıdır. Düşük faiz savunulmasına rağmen, 2-3 sene öncesinde %7-8’lere kadar düşmüş olan faiz oranlarının artmasına da bir türlü engel olamıyorlar. Bunun nedeni uygulanan iktisat politikaları ve yapısal sorunlardan kaynaklanıyor.

Görüldüğü üzere yakın tarihimizde, ikisi de liberal olan iktisatçılar/politikacılardan biri yüksek faizin erdemine, diğeri ise yıkıcılığına inanıyorlar. Bunlardan hangi yaklaşımın doğru olduğunu kestirmek kolay değil. Zira zaman-zemin, koşullar ve uygulanan politikalara bağlı bir konudur. İktisatta her dönem geçerli olan tek doğru diye bir kavram yoktur. Doğru yorum yapabilmek için enflasyon oranı, döviz kuru, borsa, borçlanma politikası, cari açık, ekonomik büyüme, üretim biçimi ile yaşanan siyasi ve iktisadi konjonktürü iyi analiz etmek gerekir.

Emeğin karşılığı ücret, sermayenin karşılığı kar, paranın karşılığı ise faizdir. Faiz, paradan vaz geçme bedelidir, zaman maliyetidir. Faiz oranı merkez bankaları için para politikası aracı olup, yatırım, tasarruf ve borçlanma üzerinde önemli etkileri yaratır. Faiz oranı ile yatırımlar ters orantılıdır. Faiz oranı arttıkça, girişimciler yatırım yapmaktan vaz geçer, harcamaları kısar, yatarak para kazanmayı tercih ederler. Faiz oranı düştüğünde ise vadeler uzar, tüketim ve yatırımlar artar.

 

       ENFLASYON MU FAİZ ORANINI BELİRLER, FAİZ Mİ ENFLASYONU BELİRLER?

Literatürde hep tartışılmıştır. Enflasyon oranı mı faiz oranını belirler, yoksa faiz oranı mı enflasyon oranını belirler. Kimilerine göre faizin enflasyona neden olduğu yönünde görüşler ağır basıyor ve bu nedenle faizin düşürülmesine çalışılıyor. Oysa faiz oranını belirleyen asli unsurlardan biri enflasyon oranıdır. Enflasyonun nedeni ise sadece faiz oranı değildir. Enflasyonu önlemenin, arz noksanlığı mı yoksa talep fazlalığından mı kaynaklandığına göre çözümleri farklıdır.  Enflasyon yüksek talep kaynaklı ise faiz oranının artması tüketim talebini düşürücü etki yaratacağından, diğer etmenler sabit olmak kaydıyla (ceteris paribus) uzun vadede enflasyonu aşağı yönlü etkiler.(1)  Enflasyon maliyet kaynaklı ise bu kez faiz oranlarının düşmesi enflasyonu aşağıya iter. (2)

             MEVDUATIN ARTMASI, REEL FAİZ VERMEKTEN GEÇER

Gerçek olan şudur ki mevduat/tahvil faiz oranı enflasyon oranından aşağı olamaz, olmamalı. Zira böylesi durumda negatif faiz oranı söz konusu olur ve tasarruf sahipleri parasını tahvile ve mevduata yatırmazlar. Paralar mevduat olarak bankalara veya tahvile gelmek yerine, döviz, gayrimenkul, borsa gibi başka alanlara gider. Bu durum faiz oranlarını daha da yukarı iter ve yatırımlar üzerindeki etkisi negatif olur. Bankalardaki mevduatın artması, mevduata enflasyonun üzerinde reel getiri sağlayan bir oranda faiz vermekten geçer. Bankalar mevduata ödedikleri reel faiz oranı yanında munzam karşılık, disponibilite oranı, sigorta giderleri, vergiler yanında bir de işletme maliyetlerine de katlanırlar. Böylece kredi maliyetleri oldukça yükseliyor.

Enflasyonu önlemek, merkez bankalarının görevidir. Merkez bankaları, para politikasını uygulayabilmek için faiz oranları üzerinde de belirleyici olurlar. Enflasyon oranı ve-veya kurlar yüksek iken merkez bankası faiz oranını düşürme eğiliminde olsa bile faiz oranları düşmez. Zira faiz oranının düzeyi, enflasyon-kur kadar güven, diğer göstergeler ve hatta dış dünyada olan bitenlere önemli ölçüde bağlıdır.

                                FAİZLER YÜKSELİRSE İŞLETMELER NE YAPMALI?

Faiz oranlarının yükseldiği dönemlerde işletmelerin kredi ve buna bağlı olarak toplam maliyetleri artar, bu durum yeni yatırımlara gidilme arzusunu azaltır, işsizliği tetikler. Eğer ürün veya hizmetin kalite yönüyle rekabet yönü düşük ise artan maliyetler satışları olumsuz etkiler.

Faizlerin arttığı dönemlerde işletmeler bakımından yapılması gerekenler,

  • Paranın günlük elde tutma maliyeti artacağından, onu en iyi şekilde değerlendirmek,
  • Ortalama tahsilat süresini borç ödeme vadesinin altına çekmek suretiyle vade yönetimini etkin bir şekilde uygulamak, (aksi durum ek kredi-sermaye ihtiyacını artırır. Şirket adeta büyüdükçe sona yaklaşır)
  • Alternatif ucuz ve uzun vadeli kaynak arayışını artırmak,
  • Halka açılmak,
  • Yeni ortaklığa gitmek,
  • Nakit sermaye artışına gitmek,
  • Düşük stok politikası izlemek,
  • Stok devir hızını artırmak,

İster faizler, ister kurlar, ister enflasyon yükselsin, işletme yönetimi uzun bir yolda 180 km hızla araba kullanmaya benzer. Dikkatin bir an bile olsa dağılmaması gerekir. Aksi halde duvara toslamak her zaman mümkün.

(1) Selva Demiralp/Milliyet (2) Mahfi Eğilmez

Şaban Çağıran

cagiran@turcomoney.com

 

 

 

Yorum yok

Yorum Yazın

Site Haritası