Son Haberler

Bugünün nedeni, dün…!

Şöyle gerilere bakıyorum da Temmuz ayları benim için nedense hep uğursuzluklarla dolu…Yazımız konusu olmadığından, bunun nedenlerini tek tek anlatmayacağım ama sonuncusu 15 Temmuz’da ülkemizde yaşananlardır.

Ülkemizi 40 yıl öncesine götürecek bir darbe teşebbüsü, kabus gibi bir gündü. Güzel ülkemiz bu hale nasıl getirildi. Kardeş kardeşi neden öldürüyor? Neyin kavgasını yaşıyor bu millet? Toplum neden ileriye değil, geriye gidiyor. Evrensel demokrasiyi, birey hukukukunu üst düzeyde uygulayamıyor olmamızın sebebi nedir? Bütün bunlar sorgulanmalı ve tekrarına yer verilmeyecek tedbirler mutlaka alınmalıdır.

PERŞEMBE’NİN GELİŞİ ÇARŞAMBA’DAN BELLİDİR

Kanaatimce, ülke olarak, içinde bulunulan durumun asıl nedeni, düne kadar uygulanan politikalar, alınan kararlar, yapılan yanlış uygulamalardır. Önce, yıllar boyunca, çok açık bir şekilde ve göz göre göre içimizde canavarlar yetiştiriyor, sonra da canavar bize saldırdığında şaşırıyoruz. Oysa o canavarların beslenemeyeceği/yaşayamayacağı ancak, ülkesini ve milletini seven insanların yetişeceği objektif bir iklim yaratılmalı, yapılanlardan ders çıkarılmalıdır.

Kişiler için de aynı durum geçerli. Yanlış kararlar, doğru sonuçlar vermiyor, vermez. Diyalektiğe aykırı. Eğer bugün mutsuzsanız, nedeni dünkü yanlışınızdır.  Konu bu kadar basit. O halde ne yapılmalı? Bugünden alınan kararın sağlıklılığı konusunda, eni-konu düşünme, analitik bakış, bilimsellik, adil-objektif yaklaşımlar sağlanmalıdır. Aksi halde ne mi olur? Alınan kararın getireceklerini o kişi dibine kadar öder, bazen de aynı kararlar kişiyi yeni yanlışlara götürür. Zira, Einstein yaklaşımıyla, aynı veya benzer hatayı tekrar etmek, gerçekten aptallıkla eş değer. “Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir” Bunu görmezden gelmek, olsa olsa geri dönüş maliyetini katlanmaz hale getirir. Yapılması gereken, geleceği kurtarmak için, eleştiri-özeleştiri kültürüyle kararların sağlıklı bir şekilde alınmasına özen gösterilmesidir.

 

KARARI, TEK KİŞİ ALIRSA…

Konumuza gelecek olursak, aynı durum işletmeler için de geçerlidir. İşletmenin içinde bulunduğu durum, bugüne kadar alınan kararlar ve uygulamaların ne ölçüde isabetli olduğuyla yakından ilişkili. Peki işletmelerde kararlar nasıl alınıyor. Karar alma süreçlerinde bir tek kişi mi yoksa grup/takım kararları mı alınmalı?

Tek ortaklı ya da ağırlıklı patron işletmelerinde, kararlar çoğunlukla tek kişi tarafından alınır. Sonuca da patron tarafından katlanılır. Tek kişinin aldığı kararlarda, hız ve risk yüksektir ama isabet oranı çoğu kez düşüktür. Zira, deneyime dayalı, tek taraflı bakış açısını yansıtan, bilimsellikten uzak, subjektif kararlar ağırlıktadır. Hal böyle olunca,  önünde sonunda duvara toslama olasılığı vardır. İşletmeye yüksek getiri sağlayabileceği gibi, her şeyin kaybedilme olasılığını da içerir. Oysa, kurumsallaşmaya adım atmış şirketlerde, detaylı araştırma ve bilimsel metotlara dayalı, kararların her boyutuyla tartışıldıktan sonra oluştuğu durumlarda süreç uzun, risk düşük ama kararlarda isabet oranı yüksek olur. Bu nedenle, büyük/kurumsal yapılarda, alınan kararların isabetli olması adına, bilimsel yaklaşımlardan yararlanılır, grup kararları – sinerji  önemsenir, kıyaslamalar yapılır, konuyla ilgili kişilerin görüşleri alınır vs. Kararlar kurullarca olgunlaştırılır ve uygulamaya ondan sonra geçilir. Dolayısıyla isabet oranı artar.

Toplam kalite sistemi uygulayan işletmelerdeki grup Çalışmaları, kalite çemberleri, arama konferansları, toplantılar, bilimsel kurumlarla işbirliği, kıyaslama çalışmaları da bu yaklaşımın bir sonucu olarak çoğu kez sağlıklıdır.

OTORİTER YAPILARDA HATA PAYI YÜKSEK OLUR

Aşırı otoriter liderlerin/yöneticilerin yer aldığı organizasyonlarda da isabet oranlarında hata payı yüksektir. Zira, “ben merkezcil” ve “otoriter “anlayışa sahip liderler kararları çok hızlı uygulamaya alabilirler ama çoğu zaman önemli konuların gözardı edilmesinin yaratacağı sıkıntıların da temelini atarlar. Bu durumun maliyeti çoğu kez sanıldığından fazla olabiliyor. Oysa, gerçek bir lider, esasen “geleceği tahmin etme”, “olayları doğru yorumlama”, “isabetli kararlar alıp  vuygulayabilme”, “çalışanlarının bilgi ve kabiliyetlerinden üst düzeyde yararlanabilme”, “sıkıntılı durumlardan en kolay şekilde çıkabilme”, “grup psikolojisini doğru yönetebilme” vb. konularda fark yaratabilmeli, dönemine adeta damga vurabilmelidir. Dolayısıyla, bugün alınan kararın isabetliliği, yarın daha müreffeh olunmasını sağlayacaktır. Dün yapılanlar bugünkü, bugün yapılanlar ise yarınki sonuçları oluşturur.

Özetle, etkin kararlar veri ve bilgilerin analiz sonuçlarına dayandırılmalı, yarının müreffeh olması için doğru kararlar alınmasına özen gösterilmelidir.

SAĞLIKLI KARAR İÇİN 10 ADIM

Sağlıklı karar alınmasının temelde on adımı vardır.(*) Bu adımlar aşağıdaki şekildedir.

  1. Sorunu tanımla,
  2. Bilgi topla,
  3. Analiz et,
  4. Farklı açılardan bak,
  5. Esas nedeni bul,
  6. Alternatif üret,
  7. Sonuçları tahmin et,
  8. Seç,
  9. Uygula,
  10. Değerlendir.

Elbette bu adımların uygulanması ve doğru sonuçlar elde edilmesi; içinde bulunulan ortam, şirketin imkanları, karar alıcıların niteliği, ortak akla olan inanç,  verilerin doğruluğu, hedefe uygunluk, olası sonuçlar ve etkilerinin önemle dikkate alınmasına bağlıdır. Bunun yanında, objektif, ön yargıdan uzak, konuyu akıl süzgecinden geçirmek de gözden kaçırılmamalıdır.

(*) Kigem-Faruk Yavuz

Şaban Çağıran

cagiran@turcomoney.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası