Son Haberler

ÇİMENTO SEKTÖRÜ ZİRVE YAPACAK!

cimento_sektoru_mega_projelerle_zirve_yapacak_2.jpg 2011 yılının ilk 10 aylık döneminde toplam 54,2 milyon ton çimento ve 45,2 milyon ton klinker üretilirken, çimento üretimi 2010 yılının ilk 10 aylık dönemine göre % 3,69 oranında, klinker üretimi ise % 4,4 oranında artış gösterdi. çimento üretimindeki artışın önümüzdeki dönemde de sürmesi bekleniyor. örneğin İstanbul Finans Merkezi ve nükleer santral projeleri çimento talebini olumlu etkileyecek.

Kentsel dönüşüm projeleri, depreme dayanıksız binaların yenilenmesi de, yurtiçi çimento talebini orta vadede yüksek tutacak ve üreticilerin ihracat ihtiyacı azalacak.

2013 Akdeniz olimpiyat oyunlarının Mersin’de yapılacak olması, 3. Köprü projesi, otoyol ve elektrik enerjisi santral projeleri çimento sektörünü canlandıracak olan diğer mega projelerdir. Türkiye‘de yenilenmesi gereken 8 milyon konut bulunması, 2B yasasının çıkması ile yeni arsa sahiplerinin yatırım yapabileceği ve mütekabiliyet konusunda yapılacak düzenlemeyle yabancı yatırımcıların Türkiye‘ye daha çok yatırım yapar hale geleceği düşünmekte ve bu değişikliklerle, 2012‘de konut hızının yavaşlaması bekleniyor.

Hükümetin programında yer alan büyük ölçekli ve 2015’e kadar bitirilmesi öngörülen projelerin 4 yıllık periyotta önemli fırsatlar oluşturacak. Şu an Türkiye‘de 500 kilometrenin üzerinde hızlı tren, 500 kilometre otoyol projesi yapım aşamasında.

Hidroelektrik santrallerinin kurulu kapasitesi kadar daha yatırım şu an inşaat halinde. Diğer taraftan; önümüzdeki yıldan itibaren yurtdışı satışlarında tekrar toparlanıp artacağı tahmin ediliyor.
özellikle Ruya’da düzenlenecek olan kış olimpiyatları, Brezilya’da yapılacak olan Dünya Kupası gibi etkinliklerin yanında Kuzey Afrika’da yaşanan siyasi değişikliklerle birlikte bu ülkelerde beklenen yeniden toparlanma çabaları ile birlikte çimento talebinin oldukça artması bekleniyor. 2011 yılının ilk 10 aylık dönemindeki satış rakamlarına baktığımızda 44,3 milyon tonluk çimentonun iç piyasaya satıldığı ve 9,8 milyon tonluk çimentonun ihraç edildiğini görüyoruz.

EN FAZLA üRETİM VE TüKETİM MARMARA’DA
Bölgesel üretim ve tüketimin en yüksek olduğu bölge yine Marmara bölgesi oldu. İlk 10 aylık süreçte Marmara bölgesinde toplam 12,9 milyon ton (% 23,9) çimento üretildi ve 11,1 milyon ton (%24) çimento satışı (ihracat hariç) gerçekleştirildi. üretimde ikinci büyük bölge ise % 21,2 ile Akdeniz olurken tüketimde ise istatistik değişmemiş yine ikinci büyük bölge % 19,3 ile İç Anadolu bölgesi oldu.

çİMENTO üRETİMİNDE MALİYETİN YüZDE 65’İ ENERJİ
TçMB‘ye göre sektör maliyetlerinin % 40‘ını yakıt, % 25‘inin ise elektrik olmak üzere yaklaşık % 65‘ini enerji oluşturuyor. Yeni yürürlüğe giren elektrik tarifeleri de sektörü kötü yönde etkileyen diğer bir etken oluyor. üretici, özellikle gece tarifelerinde % 46.1 olarak gerçekleşen fiyat artışından oldukça şikayetçi.

OVP’ye göre 2012’de % 4 GSYH büyümesi bekleniyor, büyüme dönemlerinde inşaat sektörünün oranı ortalamanın üzerinde gerçekleşiyor. GAP ve DOKAP (Doğu Karadeniz Projesi) kapsamında altyapı yatırımları sürecek. 5 yıl önce çimento kullanımının % 17’sini sağlayan altyapı projelerinin toplamdaki payının % 30 seviyelerine çıkmış olması ve altyapı projelerinin devamlılığı ile talebin sürmesi bekleniyor. Kamu altyapı yatırımlarına özel sektörün katılımı artırılacak; bunun finansman kolaylığı ve hız getirmesi öngörülüyor.

ORTADOĞU’DAKİ KARIŞIKLIK çİMENTOYU VURDU
2011 yılında yurtdışı satışları beklentilerin üzerinde düşüş yaşadı. özellikle Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde meydana gelen iç karışıklıklara karşın yurtiçi talepteki artış, yurtdışı satışlarda gerilemeye neden olurken, en çok gerileme başta Mısır olmak üzere, Libya ve Cezayir gibi ihracatımızın yüksek olduğu ülkelerde görülüyor.

Kuzey Afrika’da politik ve Avrupa’da ekonomik sorunların çözümünün kısa vadeli olmamasından dolayı 2011’deki ihracat hacminin 2012’de aynı seviyelerde kalmasını bekliyoruz.

TüRKİYE HAZIR BETONDA AVRUPA BİRİNCİSİ
Türkiye‘de hazır beton sektörü, 2011‘de yaklaşık % 10 oranında büyüdü. Bu büyüme performansıyla beton üretiminde Avrupa birinciliğini üst üste 3 yıldır korumaya devam eden Türkiye’yi; Avrupa‘da, İtalya ve Almanya izliyor.

Türkiye‘de beton sektöründeki büyümenin 2012 yılı için de en az % 8 seviyelerinde devam etmesi bekleniyor. Betonu oluşturan malzemeler açısından da Türkiye çimentoda; çin, Hindistan ve Japonya‘dan sonra en büyük 4‘üncü üretici ve en çok ihracat yapan 3‘üncü ülke konumunda bulunurken, yatırımların yeniliği ve sektörün genç yaşından dolayı da en genç ve en modern beton üretim ekipmanlarına sahip.

ülkemiz, yüksek pompalama oranlarından dolayı 5 bin aktif beton pompası ile en büyük araç ve ekipman parklarından birine sahip durumda.
2010 yılında 80 milyon metreküp beton üreten Türk hazır beton sektörü yıllık 150 milyon metreküplük beton üretim kapasitesiyle, Türkiye‘nin tüm büyüme hamlelerinde inşaat sektörünün en sağlam kolu olarak hizmet ediyor.

İNŞAATTA MALİYETLER ARTACAK!
2011 yılını yüzde 10 büyüme ile kapattığı tahmin edilen inşaat sektörü, 2012’ye tedirgin girdi. Sektör mütekabiliyet ve kentsel dönüşümde yasasının çıkmasını bekliyor. Bu iki yasa çıkarsa sektörün 2012 yılı büyümesinin % 10 civarında, çıkmazsa sektörün büyümesinin % 2,5’u geçmesi bekleniyor.
İnşaat sektörünün en önemli maliyet bileşeni olan demir malzemesinin fiyatlarındaki yaklaşık % 40’lık artış ve yine petrol ürünlerindeki % 20’ye yakın artış, inşaat maliyetlerinin yükselmesine sebep olacak ve 2011 yılının son çeyreği ve 2012 yılının ilk döneminde sektördeki gelişmeyi olumsuz olarak etkileyecek.

Her durumda 2012 yılında hem inşaattaki maliyet artışına paralel beklenen zamlar, hem de dışarıdaki krizin etkisiyle alınacak yeni tedbirler üreticilerin zorlu bir yıl geçireceğini gösteriyor.

Türk çimento üreticilerinin satış hacimlerini koruyabilmek amacıyla marjlarından fedakarlık etmek durumunda kalmasını, doğalgaz alış ve satış fiyatları arasındaki % 30’luk farkın da orta
vadede azalarak, elektrik fiyatlarına yansıyacağını, elektrik fiyatlarının 2012-2014 yılları arasında yıllık % 9’luk bir bileşik büyüme oranı kaydetmesi ile birlikte ve artan maliyetlerinin fiyatlara tam olarak yansıtılamayacağı ve bu nedenlerle çimento şirketlerinin marjlarında baskı oluşması bekleniyor.
2012’de devam edecek talep ve cazip ihracat fiyatları ile yurtiçi çimento satış fiyatlarının enflasyon ile paralel oranda artması ve 2012 yılında yurtiçi çimento satışlarının % 4 oranında yükselmesi bekleniyor

GAYRİMENKUL ALTINDAN SONRA İKİNCİ SIRADA
Ekonomideki daralma ve maliyetlerdeki artış nedeniyle kaygılı bir döneme giren gayrimenkul sektörü, mütekabiliyet ve 2B yasaları ile 2012 yılını başarıya çevirmeyi hedefliyor.
Ekonomideki seyrin etkisini üzerinde en fazla hisseden sektörlerden biri olan inşaat sektörü, 2012 yılına düşünceli giriyor. Bunun nedeni ise; ekonomideki büyümenin 2011’e göre ciddi şekilde yavaşlayacak olması, enflasyondaki artışın en azından yılın ilk yarısındaki yüksek seyri ile faizlerdeki çitf haneli seyrin devam edecek olması ve TCMB ‘nin uygulamış olduğu iç talebi sınırlama amaçlı önlemlerin inşaat sektörü üzerindeki baskısı olarak sıralayabiliriz. TCMB’nin cari açığın nedeni olarak kredi büyümesinin önüne geçmek için aldığı tedbirler ve BDDK’nın uygulamaları konut kredilerindeki yıllık % 9 seviyelerine düşen faizlerin % 15’ler seviyesine yükselmesine neden oldu. Bu da ekonomide yavaşlama beklentileri ve kredi maliyetindeki artış nedeniyle talebin ertelenmesine neden olacak. Konut arzının, talepten fazla olması konut stoklarındaki azalmanın önüne set çekerken, diğer taraftan bina maliyetlerinin de çimento, demir-çelik fiyatlarındaki artıştan dolayı % 13’lük artışının konut fiyat artışlarının (% 4,8) üzerinde kalması, sektörde kar marjlarında azalmayı beraberinde getirecek.

Gayrimenkul’ün, altından sonra en çok akla gelen ikinci yatırım aracı olması faizlerin düştüğü ortamda sektördeki patlamayı da beraberinde getirebilir. 2010’un yıldız sektörlerinden olan Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı sektörü 2011 yılında beklenen patlamayı gerçekleştiremezken, 2012 yılına da pek de umutlu giriş yapmadı. 2012’de sektör kentsel dönüşüm, mütekabiliyet ve 2B yasasının Meclisten geçmesini bekliyor, bu beklentilerin gerçekleşmemesi durumunda ise ekonomideki yavaşlama, kredi ve bina maliyetlerindeki artışla talepte sert gerileme sonucu % 10-15 arasında daralma bekleniyor.

2B tasarının yasalaşmasıyla birlikte bu vasıftaki araziler kayıtdışı olmaktan çıkacak ve satışları ilk etapta devlete ciddi bir kaynak yaratacak. Kayıt altına alınma hem gayrimenkul değerleme şirketlerinin hem banka ve sigortaların kredi ve sigortalama işlem hacimlerinin artmasına imkan tanıyacak.Yeni arsa stoklarının oluşması ve kentsel dönüşüm projesiyle birlikte eski konutların yıkılıp yerine yenilerinin yapılacak olması inşaat malzemeleri sektörünü, hem arsa portföylerini arttırma, hem de devlete kentsel dönüşüm projelerinde hizmet vererek ek projeler yaratma fırsatı bulan Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları’da bu işlemlerden olumlu etkilenecekler.Bu yasa çıkana kadar ise 2012’de GYMO sektöründe yatırım sürecinde olan ve yatırım portföyü yüklü GMYO’lar nakit akımlarında sorun yaşayabilirler. Dolayısıyla defansif olmakta ve konut satışı yerine kira getirisi ağırlıklı hisselerin ön plana çıkması bekleniyor.

ENFLASYON ARTIŞI KONUTTA ALIM FIRSATI YARATACAK
Enflasyon büyüme eğiliminde. Bu durumda fiyatlar da stabil olacak. Fiyatların bu durumda enflasyonu takip etme şansı olmayacak. Gerek ikinci elde, gerekse yeni konutlarda alım fırsatı doğar. özellikle de likitte olan bireysel yatırımcı için bu durum bir fırsat oluşturabilir. Konut pazarında özelikle 2012’nin ilk 6 ayında talebin düşmesi, sektörde hareketlenmenin en erken 2012’nin Eylül ayında olmasını beklenebilir. Sonuç olarak 2012‘de gayrimenkul sektöründe % 10-15 arasında daralma oluşabilir. Kentsel dönüşümü hızlandırmak için hükümetin hazırladığı yeni düzenlemeler, konut alamayan yabancıların mütekabiliyet yasası ile önünün açılması, 2B arazilerinin satışı konuları sektörün ivme kazanmasına yardımcı olacak.

Türkiye’de 54 ülke vatandaşları mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde Türkiye’de gayrimenkul sahibi olabilirken, bu hakka sahip olmayan 39 ülke vatandaşları da konuyla ilgili yeni düzenlemeleri bekliyor. Engellerin ortadan kalkmasıyla başta körfez ülkeleri, Türki Cumhuriyetler ve Rusya olmak üzere bir çok ülkenin vatandaşlarının Türkiye’de gayrimenkul edinebilecek hale gelmeleri bekleniyor.

LOJİSTİK ALAN PİYASASI YİNE DURAĞAN
Ekonomi ve ticaretteki hızlı genişlemeye, lojistik talebe ve lojistik alanlara olan ilgiye rağmen yılın üçüncü çeyrek döneminde lojistik piyasası göreceli durağan bir dönem geçirdi. Lojistik piyasası Tekirdağ-İstanbul-İzmit aksında yer almayı sürdürüyor. üçüncü çeyrekte lojistik pazarı kiracı talebinde hızlı bir düzelme yaşanmakla birlikte yeni kiralama işlemleri çok sınırlı kaldı. Lojistik alan kiraları da 5-7 dolar arasında durağan seyretmeye devam ediyor. Lojistik alan kiralama/kullanıcı talebinde özellikle perakende sektöründen kaynaklanan artış ve değişim de öne çıkıyor. Buna bağlı olarak yeni ve kaliteli arzlar tetiklenebilir.

YENİ SANAYİ VE LOJİSTİK BİNA YATIRIMLARI ARTIYOR
Yeni sanayi binaları ve depoları için alınan yapı ruhsatları büyüklüğü 2011 yılının üçüncü çeyreğinde 1.68 milyon m2 olmuş ve yılın en yüksek seviyesine çıkmıştır. Sanayi ve lojistik alan yatırımları iştahı ve eğilimi ve yılın üçüncü çeyreğinde en üst seviyeye yükseldi.

ALIŞVERİŞ MERKEZİ CİROLARINDA MEVSİMSEL ALGALANMA
2011 yılı üçüncü çeyrek döneminde mevsimsellik etkisi ile Eylül ayı sonunda toplam ciro endeksi 137 ile yılın en düşük seviyesine indi. Kiralanabilir alan m2 endeksinde ise artış devam ediyor. M2 başına ciro endeksi de bu gelişmelere bağlı olarak üçüncü çeyrek son ayı itibarı ile 91 puanla yılın en düşük seviyesine geriledi.

Yine mevsimsellik etkisi ile Ekim ayında ise hem toplam cirolarda hem de m2 başına ciro endeksinde kuvvetli bir toparlanma görülüyor. 2011 yılının üçüncü çeyrek döneminde ofis piyasasında hareketlilik sürdü. Dünya ve Avrupa’daki ekonomik bozulmaya karşın İstanbul ofis piyasasında canlılık devam etti.

Bununla birlikte Türk Lirası‘nın değer kaybı nedeniyle bazı satın alma işlemleri ertelenmiş veya kiralama işlemlerinde pazarlık süreçleri uzadı. Türk Lirası‘nın değer kaybı nedeniyle bir dönem ofis kiralarında döviz bazında artış beklenmiyor. Ofis arzında hızlı genişleme sürüyor. İlk üç çeyrek sonunda İstanbul’da A sınıf ofis arzı 227 bin m2 genişledi. Son çeyrekte de 190 bin m2 ilave arz katıldı. Mevcut ofis bölgelerine ek olarak finans merkezi Ataşehir, kentsel dönüşüm sürecindeki Kartal ve Kağıthane bölgeleri hızlı genişleme gösteriyor. Kiralama talebi de canlılığını koruyor. Yabancı şirketlerin kiralamaları sürüyor. Ancak hem yerli, hem de yabancı şirketlerin daha küçük metrekare ofislere talep eğilimi artıyor.

İstanbul ofis piyasasında ofis boşluk oranları ilave yeni arzlara rağmen düşük kalmaya devam ediyor. MıA bölgesinde A sınıfı ofis boşluk oranları 0.9 puan artarken B sınıfı ofis boşluk oranları 0.6 puan daha geriledi. MıA dışı pazarda ise A sınıf ve B sınıf ofis boşluk oranları Avrupa bölgesinde geriledi, Asya bölgesinde ise arttı. 2011 yılının üçüncü çeyrek döneminde ofis binası için alınan yapı ruhsatları 1.52 milyon m2 ile hızlı bir genişleme gösterdi ve yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Ofis binası yatırım iştahı ve eğilimi kuvvetli seyretti. Ofis binası alınan yapı kullanım izin belgesi ise üçüncü çeyrekte 773 bin m2 olarak gerçekleşti.

İMKB’DEKİ AYRIŞMA TCMB’NİN ESERİ
2012’in ilk haftası TCMB açısından istisnai günlerin olduğu bir süreçti ve bu istisnai süreçte faiz, sepet, kur yukarı giderken. İMKB satışlarla karşılaştı, geriledi ve ayrıştı. Ardından normal günler başladı ve İMKB’de filizler yeşerdi. Yurtdışında da EFSF’den ESM’ye hızlı geçiş süreci not indirimlerine rağmen olumluluğun devamına neden oldu. Olumsuzluklar göz ardı edildi, Yunanistan’ın sorunu bile gündeme geldi, gitti. çin’den parasal genişleme beklentisi oluştu, ABD’den QE3’de Martta mı geliyor bahisleri yükseldi, IMF’de 500 milyar dolar kaynak arayışına girdi ve başta BRIC ülkelerinin kapısını çaldı. Bu süreçte sorun istenmiyordu ve İran’a petrol ambargosu bile 6 ay sonraya ertelendi.

Türkiye’de ise Avrupa’nın, ESM için önce Mart ayını Şubata çekmesi ardından, Ocak sonuna tarih vermesi, Fransa’nın notunun düşürülmesine ve ECB’ye gönderilen paraların her geçen gün artmasına karşın global olumlu trende TCMB’nin desteği ile ayrıştığımız bir süreç yaşadık. İstisnai günler belirsizlik, belirsizlik bankalar ve faiz üzerinde baskı yarattı.

Zaten gelişmekte olan ülkeler arasında Brezilya’dan sonra en yüksek faiz Türkiye’deydi, TCMB’de çok fazla piyasalara müdahale etmeyerek piyasalara, “kendi dengenizi kendiniz bulun” mesajı yolladı. Bu belirsizliklerin ve baskının azalmasına neden olunca zaten ortalama % 19 iskontolu işlem gören İMKB’nin önünün açılmasına imkan tanıdı. TCMB 5.75’den fonlamaya başladığında sepet 2.1350 seviyesindeydi.

Euro/Dolar paritesinin satış yemesi Dolar/TL’ye gelen satışlar birleşince Euro/Dolar’da 2.0950’ya kadar gerileme gördük. AB’den gelen olumlu haberlerle Euro/Dolar paritesindeki yükselişle birlikte sepette bir miktar değerlenme görebiliriz. Bu 2.13 seviyelerinin görülebileceği anlamına geliyor. Faiz tarafında ise hacmin az olmasın karşın yabancı girişleri ile birlikte gerileme görülüyor. Sonuç olarak TCMB’nin hamleleri ile belirsizliğin azaltılması İMKB’nin ayrışmasının altında yatan nedendir.
Merkez Bankası’nın normal gün yaklaşımının devam etmesi bankacılık üzerindeki belirsizliğin azalmasına neden olduğundan ve İMKB’de ciddi bir realizayon görülmesi bekleniyor. Yabancı girişlerinin devam etmesi de buna destek veriyor.

54,800 seviyesinin 100 günlük ortalamaya denk gelmesi bu seviye üzerinden kar realizasyonları ile karşılaşmamıza neden olabilir. Yurtdışından Yunanistan’ın temerrüde düşmesi durumu haricinde hem İMKB’de geri çekilmelerin alım yönünde değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

HİSSE SEçİMİNDE DöVİZ KURU ETKİSİ
Merkez Bankası’nın Kasım 2010’da uygulamaya koyduğu politikalar ve cari açıkla başlayan, önce küçük çaplı, ardından boyutlarının arttığı kurlardaki dalgalanma bu süreçte açık pozisyonda kalan şirketlerin mali tablolarını doğal olarak olumsuz, uzun pozisyonda olan şirketlerin performansında olumlu etkiledi ve etkilemeye devam ediyor.

Şirketler kurdan iki şekilde etkilenirler. İlki sahip oldukları döviz pozisyonlarına göre kur farkından dolayı oluşan gider ya da gelirler, ikincisi ise; gelirleri yada giderleri döviz üzerinden olan şirketlerde, gelirlerinde ya da giderlerinde artışlar ya da azalışlar yoluyla.

Döviz fazlası olan şirketler; kurlardaki yükselişle birlikte kur farkı geliri elde ederken, bunu açıkladıkları bilançolarında Gelir Tablosunda Diğer Faaliyet Gelirleri kalemindeki artışla görebiliriz. Tam tersi durumda yani döviz açığı olan şirketlerde ise kur farkı giderleri şeklinde yansıma olacak. Gelirleri döviz bazlı olan şirketlerin faaliyet kar marjlarında görülen iyileşme şirketlerin karlılıklarına ek katkıda bulunmaya devam edecek.

Maliyetleri TL, gelirleri ise döviz cinsinden olan şirketler TL‘deki erimeden olumlu etkilenecek.
Faizlerdeki yükselişi ve TL‘deki erimenin talep üzerindeki olumsuz etkilerinin bu alanda faaliyet gösteren şirketleri de olumsuz etkileyeceği, döviz yükümlülüğü fazla olan şirketlerin kredilerden kaynaklanan kur risklerinin önümüzdeki dönem bilançosuna bir hayli olumsuz yansıyacağı da unutulmamalı.

Diğer taraftan döviz kuru açığı olmayan, bilançosunda döviz fazlası olan şirketler en azından dalgalanmanın ve belirsizliğin arttığı içinde bulunduğumuz dönemde yatırımcılar
tarafından gözaltına alınmış olacaklar. Bu hisseler genellikle endeksteki sert düşüşlerde diğer hisselere oranla sınırlı etkilenme potansiyeline sahiptir.

Yüksek ihracatla çalışan şirketlerde kurdaki artış satış gelirlerinin artmasına kurdaki artışın trend haline dönmesi ise bu avantajın uzun süreli kullanılacağı anlamına geliyor. Bu durumda da ihracatı yüksek şirketlere bakmakta fayda görüyoruz. Fakat ihracatın büyük çoğunluğunun AB ülkelerine gerçekleştirilmesi ve AB ülkelerinin resesyonla karşı karşıya olmaması talepte daralmaya neden olacağından satış miktarlarında azalma riskini doğuruyor.

Dokuz aylık verilere göre baktığımızda yatırımcıların hisse tercihlerinde döviz pozisyonlarına odaklandığını söylemek fazla iddialı olur. çünkü döviz borcu olan şirketlerin % 20’si son bir yılda pozitif getiri sağlarken, net döviz pozisyonu olan şirketlerde bu oran % 26’ya çıkmış durumda. Bu da yatırım tercihlerinde döviz pozisyonlarına bakıldığını, fakat önem sırasının arkalarda yer aldığını gösteriyor

Turcomoney – Şubat 2012

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası