Son Haberler

Düşman içeride mi dışarıda mı?

Dış dünyayı yönetemeyiz ama kendi şirketimizi dış dünyaya uygun bir şekilde en iyi şekilde yönetebiliriz. Yani düşmanı dışarıda değil, içeride aramak gerekir.

Globalleşen ekonomik hayatımızda hemen her gün binlerce şirket kurulur, bir o kadarına yakını da ilk birkaç yıl içinde batar. Hep düşünmüşümdür, şirketler gerçekten piyasanın aşırı kapitalist tavrı karşısında mı yoksa kendi yanlış politikalarından mı batıyorlar? Bu soruyu, yeni kurulan ya da yaşayan her şirket kendine sormalı.  Acaba, faaliyette bulunulan sektör uygun mu, bu konuda yeterli araştırma yapıldı mı? Uygulamaya çalışılan stratejiler doğru mu? Yenilikler karşısında dayanma gücüne sahip bir yapı var mı? Nakit vadesi iyi yönetiliyor mu? Ya da yönetsel kararlar yerinde mi? Bu sorular daha da çoğaltılabilir.

Mesela, ülkemizde yakın tarihimizde pek çok banka battı. Bu batışların ana nedeni o zamanki iktisadi koşullar mıydı, yoksa bankaların yanlış strateji ya da yönetimleri mi idi?  Eğer iktisadi koşullar buna neden olmuş olsaydı, ayakta kalan irili ufaklı bankalar bunu nasıl başarabildi? Acaba, görünmez el (!) kimisine dokunuyor, kimisine dokunmuyor mu? Öyleyse, batanların nedeni nedir? Tamam,  belki piyasa suçlu ama oyuncuların hiç mi suçu yok?

ŞİRKETLER NİÇİN BATIYOR?

Sadece dünyada değil, ülkemizde de iflas eden şirketlere bakılacak olursa,  batışların pek çok nedeni var ama temelde aşağıdaki başlıklara dayandığı ifade edilebilecektir:

  1. Kuruluş öncesi/aşamasında yeterli araştırma yapılmaması, yatırımın fizibilite raporuna dayanmaması,
  2. Yanlış sektör seçimi,
  3. Şirketin yanlış /yetersiz politikaları,
  4. İçinde bulunulan piyasa, rekabet,
  5. Öz kaynak yetersizliği,
  6. Mevzuatın getirdiği değişikliklere uyum sağlayamama,
  7. Teknolojik değişikliklere/yeniliklere ayak uyduramama,
  8. Art niyetli yaklaşımlar vs.

DEĞİŞİME UYUM SAĞLAYANLAR, AYAKTA KALIR

Dikkat edilirse, faaliyet gösterilen piyasa, nedenlerin tamamı şirketin iç politikaları ile ilgili hususlardan oluşuyor. Capital Dergisi’nden Ebru Fırat’ın bir araştırmasına göre, ülkemizde kurulan şirketlerin %80’i 5 yıl içinde, %96’sı ise 10 yıl içinde batıyor. Kurulan şirketlerin ancak %1,8’i 40 yıldan fazla dayanabiliyor. Bunların nedeninin tamamen dış nedenler olmadığı açık.

Diğer yandan, dünyada şirketlerin ömrü her geçen gün giderek kısalıyor. Bunun nedeni,  küresel ekonominin sürekli değişkenlik arz etmesi, rekabet ve acımazsız liberal sistemdir. Sisteme adapte olamayanların işi gerçekten zor oluyor. Darwin’in belirttiği gibi, “Doğada akıllı ve güçlü olanlar değil, değişime uyum sağlayanlar ayakta kalır.” Değişime ayak uydurmak, şirketlerin iç düzenleme, organizasyon, politika ve stratejilerini doğru belirleyerek, dış dünyaya entegre olmak demektir. Bunu yapabilenlerin kesinlikle üstünlük sağlayacaklardır.

 

İNSANIN EN BÜYÜK DÜŞMANI, KENDİSİDİR

Bir geminin fırtınalı havada batmaması, fırtına çıkmaması için beklemeye değil, çıkacak her türlü fırtınaya dayanıklı bir şekilde dizayn edilmesine ve iyi yönetilmesine bağlıdır. Aynı şekilde şirketlerin de fırtınalı havalara dayanmalarının yolu, her türlü dış tehditlere dayanıklı, sağlıklı, güçlü bir yapı ve öngörüye sahip olmasına bağlıdır. Dış dünyayı yönetemeyiz ama kendi şirketimizi dış dünyaya uygun bir şekilde en iyi şekilde yönetebiliriz. Yani düşmanı dışarıda değil, içeride aramak gerekir.

Nietzsche’nin ifade ettiği gibi, ”bir kişinin en büyük düşmanı, yine kendisidir.” Şeyh Edebali de “Ey Oğul” adlı nasihatında “düşman, insanın kendisidir” demiş. Şirketler de öyle. Başarı ya da başarısızlığın asıl nedeni kendi uyguladığı politikalar ya da politikasızlıklardır.

Özetlersek, dış dünyayı yönetemeyiz ama kendi şirketimizi en iyi şekilde yönetebiliriz. Dış güçlere karşı güçlü olmanın yolu, ekonomik güçle birlikte bulunulan ortama uyum sağlama kabiliyetine bağlıdır. Yani düşmanı/tehlikeyi dışarıda değil, içeride aramak gerekir.

Şaban ÇAĞIRAN

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası