Son Haberler

Erbil/Arwan/Hewler/Arbil ile ticaret

Yılda yaklaşık 8.000 Türk girişimcisi tarafından ziyaret edilen Erbil’e, 12 milyar dolarlık ihracat yapıyoruz. Türkiye için bu durum, Avrupa‘dan sonraki en büyük 2. İhracat pazarı anlamına geliyor.

Böyle bir başlığı okur okumaz, bir saniyede kim bilir kaç bin farklı şey düşündünüz.
“ön yargıyı yıkmak, atomu parçalamaktan zordur” diyor Albert Einstein… Oysa inançlarında, düşüncelerinde özgür düşünebilen zeki bir canlı türüdür insan.

Uzun zamandır aklımdaydı Ebil, bir türlü vakit bulup gidemiyordum ve en son fuarda dostlar “bak kaç yıldır davet ediyoruz gel artık” dediklerinde bahane edecek bir mevsim kalmıştı. Artık eskiden olduğu gibi “otel yok ki” de diyemiyorduk. Dünyada görmediğim yer öyle az ki, ilk gidişimde garip bir telaş içinde olurum. Bazıları yeni bir yere gitmeden bir çok şey okur, araştırır, hazırlanır. Ben tam tersini yaparım hiç bir şey okumam, şartlandırmam kendimi ve gider yaşarım, dönünce saatlerce okur karşılaştırma yaparım.

Valiz hazırlarken ne giyinsem diye başladı telaşım. Aslında 26 derece sıcak ve güneş, dinmeyen yağmurlardan sonra iyi gelecekti ruhuma bu yolculuk. Uçağa binerken tüm heyecanımın yerini endişeler almıştı, yola çıkacağımın sabahını bulmuştu Bağdat‘da patlayan ve can alan bombalar.
2003‘te Irak/Amerika savaşından sadece 3 ay öncesinde Musul ve Bağdat‘ta bir hayli kalmış, birçok güzelliği dünya gözüyle görmüştüm, bu gurur elimden alındı ne yazık ki hepsi yerle bir oldu.
Alana indiğimde beni nelerin beklediğini az çok biliyordum, dünyadaki tüm pasaport kontrol memurlarının aynı sistemle yetiştirildiklerini düşündüğüm çok olmuştur, asık yüzleri, ne vardı buralara gelecek tavırları, bir filmin ağır çekim sahnesine benzeyen hareketleri ve malum mührün yorgun sesi ve işlemi biten pasaportun en bıkkın tavırla uzatılışı. Dünyanın bir çok ülkesinde hiç değişmeyen bu ortak ritüel için kim bilir kaç defa avazım çıktığı kadar; “bu bacasız sanayinin kıymetini, turistleri kaybedince mi anlayacaksınız ” diye bağırmak istemişimdir. Nedense onlara hiç hak vermem, zira ilk ve son izlenimler çok ama çok önemli.

İddia ediyorum; tebessümle karşılanan ve tebessümle yolcu edilenlerin aklında yıllar sonra dahi ziyaret ettikleri ülkeye ait sadece bu iki tebessüm kalır. Kısacası, uçaktan inerken bu ortak ritüele hazırlıyordum kendimi içimden selavat getirip, sabır diliyordum.

Alana sabahın birinde inmeme rağmen inanılmaz bir samimiyet ve nezaketle karşılandım. Herkes için aynı sıcaklığın ve nezaketin gösterildiğini görünce yıllardır savunduğum tezimin doğruluğunu bir kez daha teyit etmiş oldum.

Sabah gün erken başlayacaktı biraz para bozdurmalıydım ama sabahın biri banka kapalı, gümrük memuru veya polis olduğunu düşündüğüm kişiye parayı gösterdim “bir dakika, yardımcı olalım” dedi ve kapalı olan banka açıldı. Türkçe konuşması nedense bana çok normal geldi, malum havaalanındaydık, her gün sefer vardı. Pırıl pırıl taksiler sıradaki yolcuları alıyordu, “Allah’ım bizi de mevcut taksilerden kurtar” diye dua ettim. Keza birçoğu yazın sauna, kışın çöp bidonu gibi kokan küçücük taksilerimizi sevmiyorum. özelikle akşama kadar direksiyon başında ekmek derdinde olan şoförler için çok üzülüyorum.

Altın Köprü, Musul, Bağdat, Basra yol güzergahında olan Erbil sırasıyla; Asurlular, Muzafferüddin Kökböri, Abbasiler, Moğollar, Selçuklu ve 19. yüzyılda Osmanlılar tarafından yönetilmiş. Şu andaki mevcut nüfus Kürtler, Türkmenler, Araplar, Keldaniler’den ( Hırıstian Süryaniler) oluşuyor. Kurban olduğum Osmanlı nereye gitse eser bırakmış; Kale içindeki Kale Camii, Hacı Molla İbrahim Camii, ömerağa Medresesi ile Şeyh Şerif Tekkesi hala ibadete açık ve şehre otantik bir görünüm katıyor.
Kahvaltı sonrası sevgili DEİK Irak İş Konseyi Başkan Yardımcısı Ersin Taha beyin sevgili kardeşi Eşref beyle Ticaret Odasına gidiyoruz. Başkan Dara Jelil Al Kyat ve Başkan Yardımcısı Muhammed Bey hiç bir desteği esirgemiyor ve tüm misafirperverlikleri ile nezaket ve alçak gönüllülükle ağırlanıyoruz. Minik bir şehir turunda hayretler içinde kalıyorum.

İlk şoku atlatmam mümkün değil hala her fırsatta dile getiriyorum. Herkes ama herkes 3 dil konuşuyor nüfusun yarısı ise 5 dil konuşuyor. Arapça, Kürtçe, Farsça, Türkçe, İngilizce. Türkmence ve Fransızca bilenlerin sayısı hiç de az değil.

Gel de yüreğe sus de, karşılaştırma yapma, bizim kürtlerimizin çoğu, ya da Türkiye‘de yaşayan Kürtlerin çoğu Türkçe bilmez, bilen koyu bir aksanla konuşmayı marifet sayar, bir çoğu da konuştuğu tek dil olan Kürtçeyi ne okuyabilir, ne de yazabilir ve Türkiye‘deki Kürtler latin alfabesi kullanırken, Erbil Arap alfabesi kullanıyor.

Eşref hayatı kolaylaştırıyor, kebapçıda alıyoruz soluğu. Her bir porsiyon 4 kişilik geliyor. “Hayat burada daha sakin’ diyor Eşref. Ben, herşeyin resmini çekiyorum. “Bizim kebaplarımız daha güzel” diyorum, Eşref‘e gülüşüyoruz ama onların ekmekleri harika, inanılmaz lezzetli, tepsi kadar ekmeğin yarısını afiyetle yiyiyorum…

Erbil’de adeta yeniden ayağa kalkıyor; sıra sıra oteller, yeni yerleşim alanları ve inşaatlarla şehir dev bir şantiye görünümünde, her yerde Türk markaları ve mağazaları var. Halk herkesi hayretler içinde bırakacak kadar nazik, kibar ve bir o kadar mütevazi. Kalabalık caddelerde bir saniye bile başka bir yerde olduğumu düşünmeden dolaşıyorum. Bir defa dahi rahatsız edilmiyor, huzursuz olmuyorum. İkinci günü malum ziyaretlerimiz depo, stok kontrolleri, müşteri ziyaretleri derken kendimi bin bir çeşit Türkmen sofrasında buluyorum. Awraz gibi Türkmen olan eşi Bayan Awraz tüm marifetlerine döktürmüş; Türkmen dolması, Türkmen çorbası, Türkmen tavuğu ve değişik soslar her şey var. Uzun zamandır bu kadar farklı lezzetler tatmamıştık.

Kahvesini içmeye gittiğimiz Mohammed Newrozi‘nin ofisinde bizi karşılayan genç satış sorumlusu: bana, tam beş dilde hizmet verebileceğini, hangisini tercih ettiğimi sorunca, yatırım yapasım geliyor. Mohammed ile sohbetimizde karşılaştıklarımı , hayretlerimi, heyecanla anlatırken o kahkahalar atıyor. Sakin sakin açıklamaya çalışıyor neredeyse 5 yıldır birlikte çalıştığımız Awraz bey eksikleri tamamlıyor, ne de olsa oranın en eski Türkmen ailelerinden. Babasının, dedesinin evi Erbil kalesinin etrafında, bir anlamda şehrin kalbinde büyümüş Awraz. Mohammed Newrozi, Erbil‘in en büyük, en güzel projesini hayata geçiriyor gelecek için planlarını anlatırken sakinliğin yerini, coşku alıyor.

GELELİM TİCARETE

Türk Derneği‘ne yaptığımız ziyarette kardeşimiz Bülent bey bizi bilgilendiren müthiş bir brifing veriyor en çarpıcı kısmı, Erbil‘in yılda yaklaşık 8.000 Türk girişimcisi tarafından ziyaret ediliyor olması. 12 milyar dolar ihracatımız var. Bu Avrupa‘dan sonraki en büyük 2. İhracat pazarı anlamına geliyor. Her ne üretiyorsanız veya satın alıyorsanız her iki taraf içinde en doğru yerdesiniz demektir. Bölgeye en yakın ve en kaliteli üretimi Türkiye yapıyor. üretim avantajımızdan yeterince yararlanılmadığını düşünüyorum. Organize edilen fuarlar ihmal edilmemeli ve pazar yakından takip edilmeli çünkü bu pazarda her ürünün ve üreticinin şansı var.

Zuhal Mansfield

Türk-Mısır İş Konseyi Başkanı

3 Yorum

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  • Avatar
    mohamed newrozi
    6 Haziran 2013 00:02 -

    guzel dusunceleriniz ve guzel yaziniz icin sizi tebrik ediyorum ve cani gunulden kutliyorumaziz ve sev gili dostum

  • Avatar
    avnı kozn
    6 Haziran 2013 12:41 -

    öncelikle yazınız çok güzel olmuş , ayrıca başarılarınızdan da gurur duyuyoruz. elinizdeki bayrağı daha ileriye götüreceğiniz inancımla tebrik ve takdir ediyorum.selam ve hürmetler.

  • Avatar
    Mehmet Kara
    17 Haziran 2013 12:15 -

    Zuhal Hanım ellerinize sağlık. Pek çok kişiden pek çok şey dinlemiştim. Ama sizin yazılarınızla da Erbil’e gitmiş kadar oldum. Teşekkürler…

  • Site Haritası