Türkiye, yeni küresel işgücü modeline hazır mı?

Ne geleneksel tarım işçisine, ne de sanayi devriminin işçi sınıfına benzemeyen yeni küresel işgücü; kendi orijinal sınıfını yaratıyor. Peki artık ekonomiyi kimler yönetecek, hangi meslek dalları ön plana çıkıyor ve Türkiye yeni küresel işgücü modeline ne kadar hazırlıklı?

Son bir kaç yıldır dünyanın en iyi üniversiteleri ve araştırma kurumlarında çalışan gerçek bilim adamları; global ekonomiye yön verecek, ileri ekonomileri, yeni gelişen ekonomileri ve gelişmekte olan ülkeleri küresel krizden en az hasarla çıkararak toparlanmayı sağlayacak yeni modeller üzerinde çalışıyor. Bu ekonomik reçetelerde mesafe alınması için gayret eden bilim adamları toplumsal faydanın sağlaması yönünde uyarıcı ve yol gösterici görevler yürütüyor.

Bu üniversiteler ve bilim üreten bilim adamları; 2000’li yıllarla birlikte yeni bir ekonomik gelişim, girişim, yatırım, büyüme ve istihdam için gerekli olan kapital-insan sermayesi birikim modeline ihtiyaç olduğunu, bu modelin itici gücünün ve merkezinin bizzat üniversitelerin kendisi, bilim kadrosu, çok disiplinli araştırma projeleri, endüstri ile birlikte çalıştıkları inovasyon merkezleri ve yetiştirdiği küresel işgücü olacağını söylüyor.

Burada üniversitelerin iki temel misyonu ön plana çıkıyor:

1) Bilim tabanlı teknoloji üretmek, sektörlere teknoloji transferi sağlamak suretiyle ürün gelişimine katkı sağlamak, inovasyon, yaratıcı düşünce ve markaya odaklanarak ekonominin büyümesi ve istihdam artışında doğrudan sorumluluk almak.

2) Yeni çağın yeni ekonomik düzenin talep ettiği bilgi ekonomisi, bilgiye, teknolojiye, yeteneğe, sanata, yaratıcı düşünceye dayalı yeni iş alanlarının ve küresel işgücü piyasalarının ve aynı zamanda bilgi bazlı toplumsal dönüşümün talep ettiği formatta yeni çalışan sınıfın (ki bunlar ‘THE NEW CREATIVE CLASS’ olarak tanımlanmakta) yetiştirilmesi ve eğitilmesi.

Yazımızın başlığı yeni kapitalist gelişim modeli olarak bilim ve teknoloji tabanlı sermaye stoku (the accumulation of capital) , teknoloji transferi ve dijital devrime bağlı global rekabet avantajı ile yeni üretim ve güç ilişkilerini teorik zeminde çözümlenmesini anlatıyor. Bu seferde, bilim ve teknolojideki baş döndürücü ilerlemenin diğer tamamlayıcı saç ayağını oluşturan ve özünde entelektüel sermayeye yatırımını ifade eden sonuçları itibariyle de yeni gelişen yaratıcı sektörlerde çalışacak, yeni çalışan sınıfı tanımlamak suretiyle yeni ekonominin şifrelerini de bütünüyle açıklamış ve resmin bütününü görmüş olacağız.

Esas itibariyle; yeni küresel işgücü ne geleneksel tarım işçisine, ya da bizim feodal sistemdeki ırgatlara, ne sanayi devriminin işçi sınıfına, ne Taylorist uzmanlaşmaya dayalı iş bölümüne (the division of labour), ne post-modern dönemin çok fonksiyonel esnek işgücüne benzememekte ve kendi orijinal sınıfını yaratmaya aday gözüküyor.

Yaratıcı çalışan profilinin kapsamına bilim adamları, bilgisayarcılar, yazılımcılar, grafikçiler, matematikçiler, mimar-mühendisler, sağlık ve yaşama dair yeni meslekler, psikologlar, mesleki eğitim uzmanları, kütüphaneciler, senaristler, eğlence, sanat, dizayn, tasarım, spor, sosyal medya, yönetim bilimi, finans, satış yöneticileri, beslenme uzmanları, sağlıklı gıda ve gıda servisi işleri, laboratuar teknisyenleri, genetikçiler, çevreciler vb meslek grupları giriyor. Listeyi uzatmak mümkün olmasına rağmen bunları aynı kategoriye koyan ve sınıfsal bir ayrıma tabii tutan ortak özellikleri üniversite eğitimi almış olmaları, bilgiye, teknolojiye, enformasyon teknolojileri, iletişim ve dijital algıya ve diline hakim olmaları, inovasyona ve yaratıcı düşünceye sahip olmaları, keşifçi, buluşçu ve analitik zekaları ile yeni bir üretim ve tüketim kültürünü temsil etmeleridir.

Bugün itibariyle baktığımızda Amerika da bu yeni yaratıcı bilgiye dayalı sınıfın oranı toplam işgücünün üçte birine tekabül ediyor, Avrupa da ise geldiği nokta % 25-30. Japonya da % 40’ları, özellikle İskandinavya da toplam işgücünün yarısından fazlasını oluşturmaya başladı. Yeni gelişen ekonomilerde (çin, Hindistan, Brezilya, Malezya, Rusya vb) ülkelerde de bu sınıfın yükselişte olduğu görülüyor. Bu yeni sınıf yeni bir yaşam biçimi, örgütlenme modelini ve kent kültürünü beraberinde getiriyor. Genelde araştırma üniversitelerinin, sanat ve tasarım merkezlerinin, ileri teknoloji ve inovasyon çalışma olanaklarının ve kurumlarının bulunduğu bu organize şehirlerde boş zaman , sağlık, spor, yeşil alan mekanları ile eğlence aktivitelerinin bu yeni yaratıcı ekonomiyi tamamlar nitelikte geliştiği biliniyor. Boston’ nın yüksek teknolojideki mucizevi ilerlemesinin arkasındaki MIT üniversitesini ve Silicon Valley’ in gelişiminde Stanford üniversitesinin rolünü bu çerçevede görmek ve değerlendirmek gerekiyor.

üniversiteler ile birlikte ileri teknoloji ve yaratıcı beyinlerin ön plana çıktığı bu yeni ekonomik modelin üç önemli çıktısı vardır;

a) Teknoloji üretebilmek

b) İşgücü pazarında yetenek düzeyinin artması (Bir çok ülke için beyin göçünün sağlanması anlamına geliyor)

c) Toleranslı insan-huzur toplumuna geçiş (entelektüel derinliği olan, kültürlü, çevreci, açık ve ileri düşünce sistematiğine sahip, sanatla tanışmış duygu yüklü, saygılı- okumuş çocuk profili).

Peki şimdi soruyorum Türkiye olarak biz bu modelin neresindeyiz? Yeni ekonomiyi şekillendiren bilim ve teknolojinin Türkiye’de durumu nedir? Düşük ücret ve emek sömürüsüne dayalı sermaye birikim ve üretim modelinin yeni ekonomide yeri olmadığına göre? Bilgi ve ileri teknoloji satın almak için sürekli borçlanmanızın artık sürdürülebilir rasyonel bir işletme politikası olmaması gerektiğinden ve sermaye stokunuzu ancak yaratıcı ekonomi, yaratıcı çalışan, inovasyon ve ar-ge çalışmalarına yoğunlaşarak gerçekleştirebileceğinizden dolayı acaba iş dünyası olarak yeni bir gündem üzerinde mesafe almanızın zamanı gelmedi mi?

Bu ülkenin anlı şanlı üniversiteleri ve ideoloji ve siyaset konuştuğu zaman mangalda kül bırakmayan, çok kızdıkları bu ülkenin merkez bankasından kimseyle rekabet etmelerine, ya da bilim üretmelerine gerek kalmadan maaş alan köşe yazarı medyatik hocalarımız neden konu bilim, teknoloji, inovasyon ve üretim olunca susuyorsunuz? Bu yeni sınıfı temsil ve istihdam edecek olan siz yöneticiler bu yeni ekonomik düzeni yönetmek için yeterli bilgi ve teknoloji altyapısına sahip olduğunuzu düşünüyor musunuz? Yoksa çoğunuzun yaptığı gibi tek takıntınız ve tasanız olan yüksek ücretinize, yeni gelen nesil karşısında kaybetmekten çok korktuğunuz makamınıza, sürekli birileriyle yarıştırdığınız marka aksesuarlarınıza, gösteriş alışkanlığınıza ve şirketinizin size hangi model araba tahsis ettiğine, diğer şirketlerdekilerin ne ye bindiğine İstinye park dedikoduları düzeyinde kafa yormaya devam mı ediyorsunuz? Ya siz patronlar, üst düzey yöneticiler, CEO’lar her krizde topu taç’a atıp suçu hükümete, faturayı da işçiye kesen sizler, bu yeni ekonomiye hazır mısınız? üniversitelerden bilgi ve teknoloji transferi talep ediyor musunuz? Daha da önemlisi inovasyona ve ar-ge ye ne kadar kaynak ayırıyorsunuz? Ya diğer kesimlerin ileri teknoloji, yaratıcı ekonomi ve toleranslı toplum projesi karşısındaki durumlarını yada her hangi bir çalışmalarını sormaya gerek var mı? Mesela siyasete, mesela bürokrasiye daha da üzücüsü işçi-işveren sendikalarına, sivil toplum örgütlerine, menfaat organizasyonlarına ve diğer ümmilere! Sizce sormaya gerek var mı?

Türkiye inovasyona, araştırma-geliştirmeye, global yükseköğretime ve genelde nitelikli eğitime yönelik ayırdığı bütçe, üretken beyin eksikliği, ezbere dayalı eğitim ve merkezi sınav sisteminin eseri olan mesleki, teknik ve analitik yetenek düzeyindeki düşüş ve dezavantajlı grupların eğitiminde (kadınların, engellilerin, yoksulların, işsizlerin vb) uluslar arası mukayeseler de verdiği olumsuz görüntü dışında içinde bulunduğumuz global kapitalizmin yeni üretim ve örgütlenme modeli ile küresel sermaye ve sayıları gün geçtikçe artan yeni çalışan sınıf arasındaki ilişkiyi göz ardı etmekte ve aynı zamanda becerikli beyin gücünü (yetenekli entelektüel insan kaynağını), girişimciliği, ileri teknoloji ve yüksek katma değerli yenilikçi üretimi ve ürünü besleyen bilim ve teknoloji çağını da maalesef ıskalamak üzeredir…

buyukuslu@turcomoney.com

3 Yorum

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  • Avatar
    sniper
    26 Şubat 2011 14:16 -

    tek kelimeyle sıradan….

  • Avatar
    arif sarıtürk
    6 Nisan 2011 17:01 -

    başdan aşagıya yazınızı okudum,herşeyi net şekilde yazmışsınız tebrikler hocam.Niye İsrail üzerine yazdık? Herşeyden önce dünyadaki bütün önemli güç dengelerinin arkasında başarılı ekonomi politikaları ve yatırımları vardır. İçinde yaşadığımız çağın yeni ve güncel kapital birikim modeli, bilim ve ileri teknolojiye dayalı üretimdir. Geleceğin dünyasının patronları ve gerçek hükümdarları elinde silah tutanlar, hamasi nutuklar atanlar, sıcak ya da kara para temsilcileri veya faizci sanal zenginler ile alemci petrolcüler değil, bilim ve teknoloji üretenler olacak. Bunda hiç kuşku yok.

  • Avatar
    Fehmi Algül
    24 Haziran 2011 13:34 -

    Hocam harikasınız. Her yazınız birbirinden güzel.

  • Site Haritası