Son Haberler

Öncelik devlet mi yoksa millet mi?

Bürokraside öne geçen düşünce, tayin edilen bürokrat devletin işini en güzel yaparken aynı zamanda devleti kuran o milletin fertlerinin, devletle olan işlerini de en güzel ve doğru dürüst yapmalı mı? Yoksa devletin isteklerini ön plana alarak, onun tutum ve davranışlarına göre fertlere yön mü vermeli? Yani öncelik devlet mi olmalı yoksa millet mi?

Bu biraz da yumurta tavuktan mı, tavuk yumurtadan mı çıkar durumunu andırıyor. Hangi düşünce ve sisteme göre eğitim yaptırılmalı? Bunun kolay olmadığı herkesçe kabul ediliyor. İnsanların bilgisi, yani mantığı, görmekle, okumakla, tecrübe etmekle gelişir. Bu da oldukça zaman alıcı ve masraflı bir iş. İdare edenler bunu ön plana alacak idare edilenlerde bunu arzulamış olacak.

Tamamen eğitimle ilişkili bir durum
Lisede okuduğum yıllarda (1958) rahmetli dayım; “Devlet olmak kolay değil. Ankara’da Cumhuriyet yeni ilan edilmiş, padişahlık kalkmış meclis teşekkül etmiş, ihdas edilen kurumlara genel müdürler, ilçelere kaymakam mahkemelere hakimler-savcılar lazım ama yeni mevzuatta yetişmiş eleman nerede. Birgün Kamil’in kahvesinde otururken bir jiple iki kişi gelerek oturanları inceleyip konuşarak İyi konuşabilen, temiz giyinmiş kişileri alarak sizleri devletin memurları yapacağız.

Bir müddet eğitildikten sonra belki hakim, savcı, genel müdür ve diğer görevler alabilirsiniz dediler ve gittiler. Bu götürülenler kimlerdi ve tahsili ne kadar, düşünülen görevlere uygun muydu, ama mecburiyet vardı.” dedi. Peki her zaman tayinde mecburiyet mi vardır? Eğitimle tamamen ilişkili bir durum bu. Bazı ülkeler özel olarak devlet idaresinde görev alacaklar için okullar açmış ve yetiştirmeye çalıştı. Nitekim Osmanlı Devleti’nde de darülfunun da belirli bölümlerinde ve Enderun da bunlardan biri öyle değil miydi? Bu hiç de zor bir durum olmasa gerek.

Tebrik çiçekleri solmadan ayrılık
ülkemizin bürokrat durumunu düşünelim. Zaman zaman bakanlık sayısı otuzun üzerine çıksa da çoğu zaman bu rakamın altında kaldı. Bakan, müsteşar, müsteşar yardımcıları, bağlı kurumların genel müdür, genel müdür yardımcıları abartarak saymış olsak bile zannedersem iki bin kişiyi geçmez. Yetmiş milyonu geçen nüfusta arzu edildiği biçimde bahse konu yetkili kişileri bulmak, mümkün değil mi ki zaman zaman bunlar arasından suiistimal yapanlar çıkıyor.

Sık sık değişiklikler oluyor. Yıllarca aynı kişilerle yönetilecek müesseselerde öyle oluyor ki bir senede üç genel müdür değişiyor. Göreve başlayanın tebrik çiçekleri solmadan ayrılıyor. 2004 yılında İspanya’da tanıştığım İspanya Halk Bankası Yönetim Kurulu Başkanı, ‘yirmi yıldır aynı görevdeyim’ demişti. Dört ayda suiistimal mi yapmış, yeteneksiz mi, bulunduğu yeri idare edemiyor mu, gerekçe bunlar ise tayin makamı neden o görevi tevdi etti bu zata.

Böyle durumlarda tayin makamında bulunana sual sorulmuyor! ülkemizde bu görevler, politik makamlar olarak görülüp, her hükümet değişikliğinde, makam koltukları sallanıyor, oturanlar da düşmemek için tutunacak dal arıyor. Bu durum, kontrol mekanizmalarını çeşitlendirip, arttırdı. Hem içeriden hem de dışarıdan teftiş edebilmesi için teftiş makamları ihdas edilerek ve sıkı bir kontrole tabi tutuldu.

Teftiş kurumu elemanları ya o kurumda yetişmiş tecrübeli olanlardan veya müfettiş olarak vazife yapmak üzere imtihanla alınanlardan oluşturuyor. Bundan sonraki yazımızda müfettiş ve müfettişlerin yazdıkları raporlar ve raporların karşısındaki tutum ve davranışlarını anlatmaya çalışacağız.

M. Zeki SAYIN
Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası