Seçim sonrasında Türkiye`yi neler bekliyor?

12 Haziran sonrasında cari açık ve borçlanma başta olmak üzere Türkiye ekonomisi için risk oluşturan alanlarda ne tür gelişmeler yaşanacağı yatırımcılar için önem taşıyor. Uluslararası piyasalardaki seyrin, Türkiye’ye nasıl yansıyacağı da dikkatle takip edilmeli.

Seçimler sonrasında ekonomik ve siyasi alanlarda neler olacak? Bu konuda öngörü geliştirilebilmesi için öncelikle dış dünyada ve Türkiye’de varolan mevcut durumun ana başlıklar itibariyle saptanması gerekir. öncelikle küresel ekonomideki toparlanma devam ediyor. Gelişmiş ekonomilerin aşağı yönlü riskler önemini koruyor. Bu ülkelerde genişletici para politikasının en az bir yıllık perspektifte, yani 2011 yılının sonuna kadar sürdürüleceğini gösteriyor. Gelişmiş ekonomilerdeki bu genişlemeci para politikaları gelişmekte olan ülke ekonomilerine yönelik sermaye akımlarını hızlandırıyor. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin büyüme dinamiklerindeki ayrışma sürüyor. Gelişmekte olan ülkelerde sermaye girişlerinin de katkısıyla iç talep güçlü seyrediyor. Kısa vadeli sermaye girişleri sonucunda hızlanan kredi genişlemesi ve artan cari açık gibi unsurlar bir yanda finansal istikrara ilişkin riskleri artırıyor, diğer yandan orta vadede fiyat istikrarını tehdit etme potansiyeli taşıyor. Bu durum, para politikası stratejisinde finansal istikrarı da dikkate alan farklı yaklaşımları gündeme getiriyor.

Avrupa’da borç sorunu yaşayan ülkelerin borçlarını yeniden yapılandırma olasılığının giderek artması ve jeopolitik sorunlarla ve Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesindeki siyasi gelişmeler sebebiyle yükselen ham petrol fiyatları büyüme üzerinde tehdit oluşturabilecek unsurlardır. En önemlisi 2011 yılı sonundan itibaren gelişmiş ülkelerde miktarsal genişleme süreci yavaş yavaş sona erecek. Bu durum gelişmekte olan ülkelere yönelen sermaye akımlarını yavaşlatacak ve sermaye akımları terse dönecek. Türkiye açısından bunun anlamı; cari açık kısa vadede yani 2011 yılı sonuna kadar tehdit değil. Ancak, seçimlerden sonra Türkiye’nin cari açıkla ciddi bir mücadele içerinse girecek. Ya da girmesi gerek. Türkiye için en büyük risk, içeriden değil, dış dünyadaki ekonomik gelişmelerden kaynaklanacak. Seçimler bir risk oluşturmuyor. Bütçe bugün itibariyle güçlü durumda. Yine seçim sonrasında Cari açığın yanı sıra, işsizliğin aşağıya çekilmesiyle de Türkiye’nin mücadele etmek gerekir. çünkü Türkiye de iş gücüne katılım oranları, istihdam oranlarından daha hızlı arttığı için Türkiye’deki büyüme modeli maalesef işsizliğe tam olarak çare olamıyor. Türkiye’de istihdam artışları işgücüne katılım oranındaki değişimi karşılamakta yetersiz kalmakta ve işsizliğin artması önlenememekte. Anayasa başta olmak yargı reformunun hızlı bir şekilde yapılması gerekir. AB üyelik sürecinin hızlandırılması lazım. İhracat pazarlarının daha da çeşitlendirilmesi gerekir. Ama her şeyden önce siyasi istikrarın sürdürülmesi şart. Türkiye içerisinden gelebilecek en büyük risk ise gelir dağılımın bozukluğunun hala devam etmesi. Cari açık kaynaklı olmak üzere Türkiye’nin risk primi göreli olarak olumsuz bir seyir izleyecek. Petrol fiyatlarının yükselmesi ve Ortadoğu/Kuzey Afrika ülkelerindeki siyasi gerginlikler ihracat olanaklarını azaltmakta ve Cari açık bu kanalla da arttırıyor. Global likiditenin azalacağı noktasında Türkiye’nin şu andaki yüksek bir cari açıkla yakalanmaması gerekir. Esasen Türkiye politika yapıcıları da bu risklerin ve ev ödevlerinin farkında. Bu amaçla TCMB başta olmak üzere kamu 2010 yılının sonlarından itibaren yeni bir politika stratejisi tasarladı ve uygulamaya başladı. Yeni politika yaklaşımında; Fiyat istikrarına göre finansal istikrar daha bir ön plana geçti. Bu kapsamda politika faizinin yanı sıra zorunlu karşılık oranları ve faiz koridoru gibi birbirini tamamlayıcı nitelikteki araçlar bir arada kullanılıyor. Bu doğrultuda TCMB, kısa vadeli sermaye girişlerinin azaltılması amacıyla; Bir yandan politika faizlerini düşürürken, diğer yandan faiz koridorunu (gecelik borç verme ve borç alma faizi arasındaki farkı) genişleterek kısa vadeli faizlerin oynaklığını arttırdı. Ayrıca kredi genişlemesinin yavaşlatılması amacıyla da zorunlu karşılık oranlarını artırmış ve yine vadesel bazda farklılaşmalara gitti. Karşılıklara İlişkin Kararların Etkileri Ekim 2010 tarihinden itibaren yapılan zorunlu karşılık düzenlemeleriyle piyasadan yaklaşık 40 milyar Türk lirası likidite çekilmiş olacak.

Bu tedbirler sonrasında net kısa vadeli sermaye girişlerinde azalma gözlenmiş, kredi artış hızındaki ivmelenme az da olsa geriledi. Yılın ilk çeyreğinde kredi büyümesinde bir önceki çeyreğe kıyasla yavaşlama gözlense de kredilerin artış hızı henüz finansal istikrar açısından makul görülen oranlara inmedi. Süregelen parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkisiyle yılın ikinci çeyreğinde kredi kullanımının ivme kaybetmeye devam edecek.

Ancak diğer yandan petrol fiyatlarının öngörülerin de üzerinde hızlı artışlar sergilemesi, diğer emtia fiyatlarındaki artışların ikincil etkileri ve iç talebin güçlü seyri, enflasyon görünümünü negatif yönde etkiledi. Enflasyona dair yukarı yönlü risklere dikkat etmek gerekiyor. TCMB faiz artırımlarını bu güne kadar erteleyici konumunu sürdürse bile seçimlerden sonar faiz artışları gerekecek. Türkiye açısından sıfır faiz mümkün değildir. çekirdek enflasyon yakından izlenmeli. Mevduat faizlerinin, yukarı yönlü bir eğilim sergilemeye başladı. Bankalar menkul kıymetler portföylerindeki devlet iç borçlanma senetlerini satmaya koyuldu. Kredi genişlemesinin bir kısmını bu satışlarla karşılamışlardır. Gerek toplam mevduat stokunun kısa vadede hızlı değişimler göstermemesi, gerekse menkul kıymetler cüzdanından sağlanabilecek fonların sınırlı olmasından ötürü, bu kaynakların kredilerdeki yüksek artış hızının sürdürülebilmesi için bankalara yeterli alanı yaratmayacağını düşünüyoruz. Bu bağlamda alınan kararların kredi büyümesi üzerindeki etkisinin seçimlerden sonra belirginleşmesi bekleniyor.

Türkiye genel fiyatlama davranışlarındaki bozulma riskini bertaraf etmek amacıyla, ikinci çeyrekte daha güçlü bir parasal sıkılaştırmaya gitti. Bu sürecin seçimler sonrasında da devam edeceğini öngörüyoruz. Seçimler sonrasında bono ve tahvil piyasasında faizler her vadede (kısa-orta vade) yükselecek. Mevduat ve özellikle kredi faizlerinin yönü yukarıya doğrudur. Küresel iktisadi büyümenin çok yavaş seyretmesi nedeniyle Türkiye için ihracat projeksiyonlarda önemli bir değişim beklemiyoruz.

Kamu maliyesi yönünden OVP hedefleri doğrultusunda gelişme olasılığı oldukça yüksek. Maliye politikası görünümünde kayda değer bir değişiklik yapılamadı. Dolayısıyla, aynı duruşun seçimlere kadar da devam edeceğini öngörüyoruz. Yine dolayısıyla faiz dışı harcamaların milli gelire oranının kademeli olarak gerilemeye devam edeceği varsayıyoruz. Seçim öncesinde ve seçim sonrasında kamu borcunun milli gelire oranındaki düşüşün devam edeceği, ancak cari açı endişeleri nedeniyle risk priminin bir miktar bozulacağını bekliyoruz. Dolayısıyla seçim ekonomisinin Türkiye ratingini aşağı çekeceğine yönelik herhangi bir faktör oluşmadığı gibi, yukarı doğru da bir değişiklik kısa vadede gözükmüyor. Kamu Maliyesi 2010 yılında iktisadi faaliyetin öngörülenden daha hızlı toparlanması ve faiz giderlerinde ortaya çıkan düşüşler kamu maliyesi dengelerini olumlu yönde etkiledi.
2011 yılının ilk çeyreği itibarıyla da bütçe performansındaki iyileşme halen devam ediyor. Bu dönemde iç talep canlılığına bağlı olarak artan vergi gelirleri ve faiz harcamalarındaki gerileme bütçe performansındaki iyileşmenin temel kaynağını oluştururken, faiz dışı harcamaların artış hızının göreli olarak yavaşlaması da kamu maliyesi dengelerine olumlu katkıda bulunuyor. 2011-2013 dönemini kapsayan OVP’de kamu maliyesine ilişkin olarak belirlenen hedefler, kamu harcamalarının GSYİH’ye oranının kademeli olarak azaltılacağına işaret ediyor. Bu bağlamda, maliye politikası kademeli olarak sıkılaştırılacak. Kamu harcamalarının iç talebe yaptığı katkının tedrici olarak azalacağı bir çerçeve esas alınmıştır. Dolayısıyla, enflasyon üzerinde orta vadede kamu kesiminden kaynaklı belirgin bir baskı oluşmayacağı öngörülüyor. Bununla birlikte, mali disiplinin kalıcılığının sağlanması ve Türkiye’nin diğer yükselen piyasa ekonomilerinden olumlu yönde ayrışmaya devam edebilmesi açısından mali çerçevenin OVP’de öngörülen kurumsal ve yapısal iyileştirmelerle güçlendirilmesinin kritik önem taşıdığı vurgulanmalı.
2010 yılında uygulanan para politikası ile uyumlu maliye ve borç yönetimi politikaları, iktisadi faaliyetin öngörülenden daha hızlı toparlanması, kamu maliyesi dengelerini ve dolayısıyla kamu borç stoku göstergelerini iyileştirici yönde etkiledi. 2010 yılında kamu borç oranları azalmış, borçlanmanın reel maliyeti önemli oranda düştü, borç stokunun ortalama vadesi uzadı, borç stoku içinde faiz ve döviz kuruna duyarlı borç senetlerinin payı azaldı ve iç borç çevirme oranı geriledi. Bu olumlu görünüm 2011 yılında da devam edecek. Diğer taraftan Mecliste “Anayasal çoğunluk” için gerekli olan çoğunluk milletvekili sayısı tamamlanamaz ise Anayasa paketinin Cumhurbaşkanı tarafından halk oylamasına, yani referanduma sunulmasının yolu açılıyor. Seçim ekonomisi şu anda uygulanmadı, ama referandumda maliye politikalarında gevşeme olabilir. Olası bir referandum bütçe tedbirlerini geciktirebilir!
Merkez Bankası da zaten söylüyor, 2011 yılı ikinci yarısından itibaren daha sıkı bir para politikası uygulayacak. Bu durum kredi artış hızını bir miktar daha düşüreceği kesin. Ancak yıllık olarak yine de toplam kredilerin büyüme hızı % 30’ları bulabilir. Bu koşullar altında enflasyon oranı da orta vadede düşüş öngörülse de 2011 yılı sonunda tekrar % 10’lu seviyelere yaklaşacak. Petrol fiyatlarının öngörülenlerin (95 USD) üzerinde seyretmesi (115 USD) ve ithalat mallarının fiyatlarının en az % 20 civarında yukarı doğru ivmeleneceğinin öngörülmesi ve gümrük vergisi ayarlamaları nedenleriyle enflasyon üzerinde en az 100-150 baz puan (% 1- % 1,5) aralığında baskı yapmasını bekliyoruz. Süregelen parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki etkisi seçimler sonrasında iyice belirginleşecek. Firmaların kur, bankaların ise kredi risklerinin artması anlamına gelebilecek bu eğilimin yakından izlenmesi gerektiği düşünülmekte. Kredi Genişlemesi ve Cari Açık Hızlı kredi büyümesi, ödemeler dengesi sıkıntıları ve bankacılık krizleri için öncü bir göstergedir.
Hızlı kredi büyümesi, dış denge ve döviz piyasalarındaki istikrarı bozmak suretiyle makroekonomik istikrarı tehdit edebiliyor Diğer bir ifadeyle, yurt dışı kredi imkânlarının bir anda daralması, bankacılık sistemi döviz likiditesinin negatif bir şoka maruz kalmasına ve akabinde finansal ve ekonomik bir krize neden olabiliyor.
Kredi notunda belirleyici faktör özellikle cari açıktır. Seçimler sonrasında piyasaların en önemli gündem maddeleri olarak ise, anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi tartışmaları ön plana çıkacak. Bu konularda Meclis’te oluşacak aritmetik önem taşıyor. Türkiye’nin “Yatırım Yapılabilir” seviyeye yükseltilmesi henüz çok erken. Zira Küresel likidite koşullarının ‘göreceli olarak gevşek kalması, Türk ekonomisinin güvencesidir. Bu güvencenin kontrolü Türkiye’nin elinde değildir.

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası