Son Haberler

Yaşayarak öğrenmenin bedeli çok yüksek

*Okuma alışkanlığına sahip kişiler daima başarılı olmuşlardır. Mustafa Kemal Atatürk bu kişilerin başında gelir. Okuyarak bilgi sahibi olmak öğrenmenin en basit ve kestirme yoludur. Ancak ne yazık ki ülkemizde toplumun, öğrenim görenler dâhil büyük bir kesimi, okuyarak değil, yaşayarak öğrenmeyi tercih ediyorlar. Bunun bedeli ise zaman ve maliyet bakımından çok yüksek oluyor.

*Ülkemiz kitap okuma alışkanlığı konusunda ne yazık ki çok yetersiz durumdadır. Japonya’da bir kişi yılda 25 kitap okurken, ülkemizde 6 kişi 1 kitap okuyabilmektedir. Nüfusu 7 milyon olan Azerbaycan’da bir kitap 100 bin tirajla basılırken bu sayı ülkemizde 3 bin civarındadır. Düzenli ve sistemli olarak kitap okuyanların oranı ülkemizde yüzde 1 iken, Avrupa ortalaması yüzde 21’dir.

*Ülke olarak eğitim seferberliği başlatılarak, kahvehane sayısını değil, kütüphane sayısı artırılmalı; kamu harcamalarında ise silaha değil, barış temeli altında, eğitime ve okullara yatırım yapılmalıdır. Gelişmiş ülkelerde bunun sayısız örnekleri vardır.  Eğitime yapılan yatırımın en az 10 yıl, ortalama 30 yılda sonuç verdiği düşünüldüğünde ne kadar geç kalındığı ortadadır.

Verimlilik ile eğitim arasında doğru orantılı bir ilişki vardır. Eğitim seviyesinin yetersiz olması verimliliği düşürür, aksi durum ise artırır. Bu nedenle devletler, organizasyonlar ve işletmeler kendilerini oluşturan bireylerin eğitimli olmalarını ve doğal olarak verimlilik düzeylerinin artmasını isterler. Aynı şekilde bunun farkında olan bireyler de eğitime ve gelişime büyük önem verirler.

Eğitim, sadece öğrenim görmekle, üniversite okumakla ilgili bir husus değildir. Eğitim üniversiteyi ve öğrenim görmeyi de içine alan, daha kapsamlı bir kavramdır. Bu nedenle eğitilmiş insan gücü toplumun gerçek gücünü gösterir.

Bilgi çağında daha çok bilgiye sahip ülkeler kalkınma ve refah düzeyinde öne geçtiler. Dijital çağda ise bilgiye sahip olmakla birlikte, bilgiyi etkin kullanan organizasyonlar avantajlı duruma geçtiler.

Bir toplumda bilgiyi artırmanın yolu, öncelikle devlet politikası olarak okullar ve sosyal yaşamın çeşitli alanlarında bilginin bireylere aktarılması olmasından geçer. Zira hukuk devletinde devletin temel görevlerinden biri vatandaşlarını eğitmektir.

BİLGİ VE EĞİTİM SEVİYESİ BİREYLERİN OKUMA ALIŞKANLIĞI İLE YÜKSELİR

Bilgi ve eğitim seviyesinin yükseltilmesinin bir diğer yolu ise bireylerin okuma alışkanlığına sahip olmasıdır. Okuma alışkanlığına sahip kişiler daima başarılı olmuşlardır. Mustafa Kemal Atatürk bu kişilerin başında gelir.

Atatürk, “Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım” diyerek, okumanın başarı üzerindeki etkisini en güzel şekilde anlattı.

Okuyarak bilgi sahibi olmak öğrenmenin en basit ve kestirme yoludur. Ancak ne yazık ki ülkemizde toplumun, öğrenim görenler dâhil büyük bir kesimi, okuyarak değil, yaşayarak öğrenmeyi tercih ediyorlar. Bunun bedeli ise zaman ve maliyet bakımından çok yüksek oluyor.

ÜLKEMİZ KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞI KONUSUNDA NE YAZIK Kİ ÇOK YETERSİZ DURUMDA

Okumak; kişinin algısını, ifade yeteneğini, yazım gücünü, dilini kullanma özelliğini, olayları doğru yorumlama becerisini, etkili kararlar alabilmesini, dolayısıyla yaşam kalitesi ve başarısını artırır. Bu nedenlerle çocuklarımıza daha küçük yaşlarda okuma alışkanlığı kazandırma konusunda devlet, öğretmenler ve velilere büyük görevler düşüyor. Zira gelecek çocuklarımız ve gençlerimizindir.

Bütün bu gerçeklere rağmen, ülkemiz kitap okuma alışkanlığı konusunda ne yazık ki çok yetersiz durumdadır. Japonya’da bir kişi yılda 25 kitap okurken, ülkemizde 6 kişi 1 kitap okuyabiliyor. Nüfusu 7 milyon olan Azerbaycan’da bir kitap 100 bin tirajla basılırken bu sayı ülkemizde 3 bin civarındadır. Düzenli ve sistemli olarak kitap okuyanların oranı ülkemizde yüzde 1 iken, Avrupa ortalaması yüzde 21’dir. BM İnsani Gelişmişlik Raporuna göre, Türk insanının ihtiyaç sıralamasında kitap okumak 235. sırada yer alıyor.(1)

2018 tarihli Demokrasi ve Eğitim Stratejik Araştırmalar Merkezinin (DESAM) raporunda kaynak alınan UNESCO araştırmasına göre, ülkemizde cep telefonu için kişi başı aylık gider 213 TL iken, kitap için harcanan para 6.5 TL’dir.

GÜNDE 6 SAAT TV’YE ZAMAN AYIRAN İNSANIMIZ KİTABA SADECE YILDA 6 SAAT AYIRIYOR

Kitap okuyanların yüzde 45’i aşk,  yüzde 43’ü din, yüzde 12’si masal, fıkra, siyaset ve kişisel gelişim kitapları okuyor.(2) Aynı araştırmaya göre, günde 6 saat TV’ye, 3 saat internete zaman ayıran Türk insanı, kitaba ise yılda sadece 6 saat zaman ayırıyor. Ülkemizde okul kütüphaneleri hariç 1.118 kütüphaneye karşılık, 600 bin adet kahvehane bulunuyor.

Yine yapılan bir araştırmada, deneklerin 3/5’i son okuduğu kitabın ismini hatırlayamazken, futbolcu ve şarkıcıların künyelerini ezbere sayıyor.

Mark Twain’e göre, kitap okumayan bir kişinin, okumasını bilmeyene karşı bir üstünlüğü bulunmaz. Twain, olgun bir okuyucu, başkasının yazdıklarında yazarın göremediği ve düşünmediği güzellikleri bulur, okuduklarına daha zengin anlamlar katar, renkler kazandırır.

Konfüçyüs ise ne kadar meşgul olursan ol, kitaba zaman ayırmazsanız cahilliğe teslim olunmasının kaçınılmaz olduğunu belirtir.

EN BÜYÜK SAVAŞ CAHİLLİĞE KARŞI YAPILAN SAVAŞ

Cephelerde büyük zaferler kazanan Atatürk’ümüz, en büyük savaşın cahilliğe karşı yapılan savaş olduğunu, eğitimin özgürlük ve bağımsızlıkla birlikte yüksek refah düzeyine sahip bir topluluk yaratmanın da yegâne yolu olduğunu vurguladı.

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyen Atatürk, Milli Eğitimin temel taşının cahilliği yok etmek olması gerektiğini belirtti. Ancak vardığımız sonuca bakıldığında ne yazık ki gerek siyasi iktidarlar ve gerekse milli eğitim sistemimiz neredeyse bunun tam aksini yaptı. Okuma ve eğitimde dünya sıralamasındaki yerimiz bunu net olarak ortaya koyuyor.

Özetle; kişisel olarak kendimizi geliştirmek, çocuklarımızın, torunlarımızın gelecekte daha müreffeh bir ülkede yaşamalarını katkı sağlamak istiyorsak, onların eğitimli ve sorumlu ve başarılı birer vatandaş olarak yetişmeleri için okuma alışkanlığını kazandırmamız şarttır. Ülke olarak da eğitim seferberliği başlatılarak, kahvehane sayısını değil, kütüphane sayısı artırılmalı; kamu harcamalarında ise silaha değil, barış temeli altında, eğitime ve okullara yatırım yapılmalıdır. Gelişmiş ülkelerde bunun sayısız örnekleri vardır.

Eğitime yapılan yatırımın en az 10 yıl, ortalama 30 yılda sonuç verdiği düşünüldüğünde ne kadar geç kalındığı ortadadır.

  • infogram.com
  • ensonhaber.com

Şaban Çağıran

Bankacı

cagiran@turcomoney.com

 

 

 

 

 

 

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası