Son Haberler

“Yatırımcılara sıfı faizli 10 yıl vadeli kredi verilse Türkiye şaha kalkar”

Bu sözler, Borsa İstanbul Eski Başkanı, Türkiye Varlık Fonu Eski Başkanı ve halen Halkbank Yönetim Kurulu Başkan Vekili olarak görev yapan Himmet Karadağ’a ait.

Kamu bankalarının karlılığı değil, sektörleri ayakta tutmayı düşündüğünü belirtenKaradğ, Turcomoney’nin sorularını yanıtladı…

TÜRKİYE 2021 YILINI AZ ZARARLA ATLATTI

2021 yılına genel anlamda baktığımızda, son dönem finans tarafında yaşadığımız yüksek boyutlu dalgalanmalar dışında genel anlamda başarılı şekilde daha az zararla atlattığımızı düşünüyorum. Bunun 2022 yılında da bu dalga boyu biraz daha yüksek devam edeceği de muhakkak. Bir hastayı bile birkaç ay yoğun bakıma alsanız, tekrar eski randımanına, sağlığına kavuşması zaman alıyor.

NORMALİZASYON SÜRECİ BAŞLIYOR

2022 yılında emtiada, lojistikte çıkış süreci devam edecek.  Normalizasyon süreci başlıyor. Ama tamamen risklerin ve dalga boyunun tamamen sıfırlandığı bir dönem öngörmüyor olmak lazım. Kısmen belli risklerin realize olabileceği ve uluslararası tarafta da dalga boyunun normal seyrinin yukarısında seyredeceğini görmek lazım. Emtia ve enerji, lojistik fiyatlamalarında kısmen dalgalı seyir devam edecek.

KURA ENDEKSLİ ÜRÜNLERİN ARTMASI GEREKİYOR

Son dönemlerde TL mevduatlarda erime kur korumalı mevduat uygulaması ile ciddi anlamda tutunabildi. Yoksa ekonomi yönetimi için çok ciddi sıkıntı olan dolarizasyon iyice zirve yapacaktı. Belki de piyasada hiç TL kalmayacaktı. Kişisel kanaatim, Türkiye’de kura endeksli mevduat vb. ürünlerin lansmanı geç kaldı. Uzun süredir, dövize endeksli ürünlerin artması gerektiğini düşünüyorum.

KUR KORUMALI ÜRÜNLER PİYASAYA GÜVEN VERİYOR

Makul bir çizgiyle enflasyon beklentilerinin de sert bir şekilde aşağı yönlü hareket ettirilebileceğini düşünüyorum. Kurlar 16-18 lira bandına doğru yaklaşırken, bir ürün lansmanıyla 13 bandına gelindi. Son lanse edilen kur korumalı ürünler, piyasa beklentilerini karşılıyor ve güven veriyor. Çok sert yukarı yönlü beklentiler ciddi anlamda azaldı. Önümüzdeki dönemde de kalmayacak. Reel tarafta döviz pozisyonlarında bir açığımız yok.

İHRACAT ARTIYOR, SEKTÖRLER AKTİF BİÇİMDE ÇALIŞIYOR

2000’li yılların başında olduğu gibi ekonomide her tarafımız riskten oluşmuyor. Bu pandemi döneminde turizm merkezli, inşaat merkezli sıkıntılar yaşandı. Ona rağmen geçtiğimiz iki yılda Türkiye ekonomisi çökmedi. İhracatımız ciddi anlamda artarak devam ediyor. Tüm sektörlerimiz çok aktif bir şekilde çalışmaya devam ediyor. Finans piyasasında yurtdışı şokların ve dalgaların boyunu azaltıcı politikalar uyguluyor olmamız lazım.

FAİZ YÖNETİMİNDE ÇOK ACELECİ DAVRANMAMAK LAZIM

Kur ve faiz dengesinde realiteyi bilmek lazım. Tabi yatırım ortamı ve istihdam için faizlerin düşük seviyede olması çok önemlidir. Ama kurdaki dalgalanma ve yukarı yönlü hareket çok çok daha önemlidir. Aktörleri faiz 1 birim etkiliyor ise kur 100 birim etkiler. Elimizde iki parametre var. İki sopa biri kur ve biri faiz. Faizin etkilediği aktör sayısı Türkiye’de 100 bini geçmez. Ama kur doğrudan herkesi etkiler. Faiz yönetiminde her zaman çok aceleci davranmamak lazım.

YÜZDE 20 ENFLASYON TÜRKİYE GİBİ ÜLKELERDE ÇOK PROBLEM DEĞİL

TÜFE’de 30’lu, ÜFE’de, 80’e yaklaşan bir oranı maalesef senenin son 3 ayında faiz ve kur dengesini ve uluslararası taraftan gelen şokları da öngörmeyerek zamanlamasını yanlış uyguladık. Doğru zamanlama yapsa idik 2021 enflasyonunu gene belki 19’lu rakamlarda kapatabileceğimizi düşünüyorum. 19’lu, 20’li bir enflasyon rakamı Türkiye gibi gelişmekte olan çok dinamik ülkelerde çok problem görmemek lazım.

ENFLASYONU 2022’DE TEK HANELİ DÜŞÜNMEMEK LAZIM

Önümüzdeki dönemde dolar bölgesinde 10’a yaklaşan, Euro bölgesinde 5’in üzerinde bir enflasyonun olduğu dönemlerde biz çok tek hane hedeflememeliyiz. Bu geçiş döneminde Merkez Bankası da yüzde 23’leri hedefliyor. 20’li rakamlarla kapatabilirsek çünkü çok ciddi anlamda küresel enflasyonist bir dönem söz konusu, sonuçta o küresel dalgadan etkileneceğiz. Önümüzdeki yıl için tek haneli düşünmemek lazım.

UZUN VADELİ YATIRIM KREDİLERİ FONLAMASI YAPILABİLİR

Düşük orandan piyasaya para fonlaması her koşul ve şartta çok kötü değildir. Yani Merkez Bankası aslında isterse, (ki ben onu önerdim) uzun vadeli yatırım kredileri fonlaması da yapabilir. Berat Albayrak döneminde bunun lansmanı yapılmıştı. Cumhurbaşkanımız ne diyor? “Yatırım, üretim, istihdam, ihracat için faizleri düşürdüm” diyor. Ama politika faizi bir günlük, bir haftalık.

YATIRIM İÇİN SIFIR FAİZLİ 10 YIL VADELİ FONLAMA ÜLKEYİ KALKINDIRIR

Merkez Bankası’nın Berat bey döneminde açıklanan kredi line’ı var. 10 yıla kadar, orta vade diyebileceğimiz, reeskont kredi line’ı var. Kısa vadeden 1 trilyon fonlayacağına, uzun vadeden birkaç yüz milyar fonlasa bu yatırım olacak, istihdam olacak. İhracat olacak.  Bu dört amaç için Merkez Bankası uzun vadeli yüzde 9’dan, 10’dan bile fonlasa hatta 0’dan bile fonlasa ülke kalkınacağı gibi yasaları bozucu bir etkisi de olmaz bu fonlamanın.

KISA VADELİ FONLAMAYLA UZUN DÖNEMLİ FONLAMA ARTMIYOR

Gördük ki, Merkez Bankası’nın kısa vadeli fonlamasıyla uzun dönemli fonlama artmıyor. Gene kur korumalı mevduat gibi burada ne yapmalı? İnovatif bir ürün geliştirme yoluna girilmeli. Türkiye için yatırım yapan, üretim yapan insanlara orta vadeli, uzun vadeli kredi verin diyoruz. Cumhurbaşkanımız da bunu istiyor. Merkez Bankası, uzun vadeli fonlamayı uzun vadeli fonlayarak artıracak.

NİTELİKLİ ŞİRKETLERİN BORSA İLE TANIŞTIRILMASI LAZIM

Borsa İstanbul’da son dönemde yatırımcı sayısında artış oldu. Bu pandemi döneminde insanlar eve kapandı ve ciddi anlamda yatırımcı kitlesi kazanıldı. Burada ne yapılması lazım? Nitelikli şirketlerin borsa ile tanıştırılması lazım. Borsa şirketi olması gereken diyelim ki; Türkiye’de ilk bin şirketin belki 15-20’si borsa şirketi. Hala düzenli temettü, düzenli şirket büyümesi karlılık sahibi olan şirketlerin yüzde 5’i borsada…

KAMU BANKALARI KARLILIĞI DEĞİL, SEKTÖRLERİ AYAKTA TUTMAYI DÜŞÜNÜYOR

Pandemi döneminde ve 2021 yılında da kamu bankacılığı çok ciddi fonksiyonlar üstlendi. Karlılık düşünmüyor kamu bankaları, birçok önceliği geri plana atıyor. Sektörler, Türkiye ekonomisi ayakta kalsın. Kamu bankaları, klasik banka refleksiyle hareket etseydi birçok sektörde onarılmaz yaralar olurdu. Ekonominin riskli olduğu dönemde kamu bankasının kar etmesi beklenmiyor. Üç kamu bankamızda da çok sert zararlar yok, sürdürülebilirliğe ilişkin risk yok.

SİSTEMİN ANA AYAKLARI FİNANSE EDİLDİ

Benim ilk önce ana ayağı; yani sistemin tamamını besleyen, altında binlerce firmanın olduğu yapıları sürdürebilir kılıyor olmam lazım. Pandemi döneminde turizmle ilgili veya inşaatla ilgili sistemin ana ayakları finanse edildi ki, sistem tamamen çökmesin. Bu çok başarılı bir politika… Ana firmaları fonluyoruz. Birçoğunda nakit kredi değil. O sistemin çökmeyeceği kadar destek veriliyor.

HALKBANK OLARAK YÜKSEK BİR KARLILIK BEKLEMİYORUZ

Halkbank olarak öz sermaye karlılığı anlamında yüksek bir karlılık beklemiyoruz. Biz bu dönemde ana riskli sektörlerde sürdürülebilirliği önceledik. Kamunun da öncelikleri doğrultusunda ana sektörlerde bir sıkıntı yok. İnşaatta eksiklerimiz kalmadı. Turizmde önümüzdeki dönemden itibaren ciddi bir toparlanma, uluslararası tarafta ilave bir risk gerçekleşmezse sürdürülebilirlik yönünde ciddi risklerimiz yok. Ama karlılığımız düşük beklentilere göre…

 DR. KAZIM KILINÇ

Himmet Karadağ… Maliye Bakanlığı’nda Hesap Uzmanlığı… Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)’nda Kurul Üyeliği, Borsa İstanbul Başkanlığı, Türkiye Varlık Fonu Başkanlığı ve şimdi de Halkbank Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği… Yani Karadağ, bürokrasinin neredeyse tüm önemli alanlarında görev yapmış bir isim…

Halkbank Yönetim Kurulu Başkan Vekili Himmet Karadağ, son dönemde finans tarafında yaşanan yüksek boyutlu dalgalanmalar dışında, Türkiye’nin 2021 yılını genel anlamda başarılı şekilde, daha az zararla atlattığını ve bu dalga oyunun 2022 yılında da azalarak devam edeceğini tahmin ediyor. Himmet Karadağ, pandemi döneminde ve 2021 yılında da kamu bankacılığının çok ciddi fonksiyonlar üstlendiğini belirterek, “Kamu bankaları, sektörler ve Türkiye ekonomisi ayakta kalsın diye karlılığı düşünmüyor, Kamu bankaları, klasik banka refleksiyle hareket etseydi birçok sektörde onarılmaz yaralar olurdu” diyor.

Himmet Karadağ, Halkbank olarak da öz sermaye karlılığı anlamında yüksek bir karlılık beklemediklerini, riskli sektörlerde sürdürülebilirliği öncelediklerini vurguluyor.

Halkbank Yönetim Kurulu Başkan Vekili Himmet Karadağ, Turcomoney’nin sorularını yanıtladı…

Kazım KILINÇ: Siz çok farklı alanlarda, bürokrasinin değişik kademelerinde görev yaptınız. Dolayısıyla Türk ekonomisine, dünya ekonomisine çok daha farklı geniş bir pencereden bakma imkanınız var.  O zaman Türkiye ekonomisinden başlayalım. 2021 yılı çok dalgalı, çok tartışmalı, sıkıntılı bir süreç olarak geride kaldı. Size göre 2021 yılında Türkiye ekonomisi nasıl bir performans gösterdi? Artıları nelerdi? Eksileri nelerdi?

Himmet KARADAĞ: 2021 yılında Türkiye ekonomisine baktığımızda, uluslararası iklimi, mevsimleri göz ardı edersek doğru bir değerlendirme yapmamış oluruz. Sonuçta 2021 ile 2020 yılında küresel ekonomide neler yaşandı?  O bize nasıl yansıdı? Öyle bakmak lazım.  Mevsimi okumadan, kıyafet hazırlamak ne kadar abes ise küresel tarafta ne oluyor, ne bitiyor? Biz eğer dış aleme açık bir ekonomiysek, ihracattan, ithalattan konuşuyor isek mutlak bir etkileşim halindeyiz. Hangi alanlarda negatif, hangi alanlarda pozitif veya hangi yönde etkileniyoruz? Onu okumak lazım.

2021 yılı, çok ciddi sıkıntılarla boğuştuğumuz, aslında tüm dünya ülkelerinin, boğuştuğu ciddi sıkıntılara karşı tedbirler üretmek zorunda kaldığı bir yıl idi. Hemen hemen tüm küresel ekonomiyi ve insanların hayatını etkileyen pandemi döneminden çıkış sürecinin başladığı bir yıl olarak okumak lazım 2021’i… Çünkü pandemi döneminde birçok sektörde kapatılan kanallar yavaş yavaş gevşetilmeye başlandı. Dolayısıyla pandemi çıkış süreci bizi nasıl etkiledi? Bize neler yaptığını okumak gerektiğini düşünüyorum. Elektrik faturaları niye bu kadar artıyor? Doğal gaz fiyatları neden bu kadar arttı? Gıda fiyatları neden bu kadar arttı? Biz Türkiye’de ne yaparsak yapalım. Küresel fiyatlardan bağımsız değiliz. Dolayısıyla bu bizim opere ettiğimiz, ürettiğimiz bir şeylerden mi kaynaklanıyor?

2021 YILINI YÜKSEK BOYUTLU DALGALANMALAR DIŞINDA GENEL ANLAMDA BAŞARILI ŞEKİLDE DAHA AZ ZARARLA ATLATTIK

2021 yılına genel anlamda baktığımızda, son dönem finans tarafında yaşadığımız yüksek boyutlu dalgalanmalar dışında genel anlamda başarılı şekilde daha az zararla atlattığımızı düşünüyorum.

2022 yılında da bu dalga boyunun biraz daha yüksek devam edeceği de muhakkak. Çünkü, şöyle düşünmek lazım. Bir hastayı bile birkaç ay yoğun bakıma alsanız onun tüm değerleriyle beraber iyileştirdiğinizde bile normal yaşama dönme sürecinde, ciddi anlamda rehabilitasyon gerekiyor. Tekrar eski randımanına, sağlığına kavuşması zaman alıyor.

Ekonomide de böyle okuma lazım. İnsanlar eve kapandı, yeni hayat tarzı, yeni çalışma şekilleri birçok sektörde bazı sektörlerde hayat devam etti. Pandemi yasakları döneminde ama birçok sektörde ya farklı çalışma şekilleri benimsedi ya da ekonomik aktivite ciddi anlamda yavaşladı ve durdu. Tekrar canlanmaya başladığında bazı sektörlerde belki reel anlamlarda sıkıntı olmuyor, ama fiyatlama davranışları ve geleceğe yönelik beklentilerin kararlı bir şekilde istikrarlı bir çizgiye ulaşması zaman alıyor. Yani ben 2022 yılında da daha düşük dalga boyuyla devam edeceğini düşünüyorum.

 

 

Kazım KILINÇ: Küresel bir felaket var. 100 yıl sonra dünya, çok büyük bir sağlık kriziyle, çok ciddi bir ciddi ekonomik krizle karşı karşıya kaldı. Dış dünya ile entegre olmuş bir Türkiye ekonomisinin bundan etkilenmemesi söz konusu olamaz.

Ne var ki, her ülkenin kendi gücü ölçüsünde alabileceği önlemler var. Atabileceği adımlar var.  O adımlar ne kadar sağlıklı olursa o önlemler ne kadar yerinde olursa o ülkeler o kadar daha az hasarla bu süreci atlatıyor. Bu açıdan baktığımızda Türkiye ekonomisi, 2021 yılında vatandaşlarımız gerçekten çok zorlu bir süreç yaşadı. Kurlar 20 lira sınırına yaklaşarak Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar çok yükseldi. Bu durum, enflasyonu tetikledi, satın alma gücünü çok ciddi anlamda azalttı, gelir dağılımını bozdu, işsizliğe sebep oldu.  

Elbette ki hükümetin aldığı önlemler vardı. Bu yıkıcı hasarı azaltmak için atılan adımlar vardı. Ama sonuç olarak Türkiye gerçekten bu yüksek kurlarla daha fazla dış borç ödemek durumunda kaldı. Dışarıdan borçlanan Türk özel sektörü daha büyük bir yükün altına girdi. İhracatımızda çok ciddi bir artış oldu. 200 milyar dolar sınırı aşıldı, ama ihracatımızın yüzde 70- 80’i ithal ürün, ara madde, ham maddeye dayanıyor. Tarım sektörü, en çok olumsuz etkilenen alanlardan biriydi. Çünkü ilacı dışarıdan alıyoruz, tohumu dışarıdan alıyoruz, gübreyi dışarıdan alıyoruz, petrolü dışarıdan alıyoruz. Bunların fiyatlara yansıması vardı. Bunlarda ne yazık ki Türk halkının daha yüksek bedellerle mal ve hizmetlere sahip olmasına ve dolayısıyla satın alma gücünün ciddi şekilde azalmasına sebep oldu. Umarız ki, bu yıkıcı problemler önümüzdeki dönemde, 2022 yılında daha az etki bırakır ve vatandaşlarımız rahat eder.

Özetle, “Yüksek faiz, yüksek enflasyon, yüksek kur” başımızın belası oldu. Zaman zaman rahatlar gibi olduk, fakat bu kıskaçtan kurtulamadık. Bu kronik sorunları bir türlü çözemedik. Siz bürokrasinin bütün kademelerinde görev yaptınız. Şu anda da bir kamu bankasının başındasınız. Bu kıskaçtan Türkiye nasıl kurtulabilir. Sizin öneriniz var mı? Ne yapmamız lazım?

Himmet KARADAĞ: Bu tespiti birçok iş adamından da duyuyorum. Yüksek kur, yüksek faiz; bu bir paradoks mudur? Bazen iş adamları da benim faiz ve kuru çok düşük bulduğum dönemlerde bile kurlar ve faizlerin çok yüksek olduğundan yakınıyorlar.

Şimdi bu kur ya da enflasyonla ilgili konulardan bahsederken seviyeleri bir nominal anlamda bir de reel anlamda incelemek lazım. İş adamları yüzde 14 nominal faizin çok yüksek olduğundan bahsediyor. 14 faiz yüksek mi? Düşük mü? Karar vermek lazım, çünkü bu iki bacaklı bir terazinin bir tarafında ne var? Bankalar için mevduat sahipleri var. Bir tarafında kredi kullananlar var. İki taraf içinde bir dengeyi yakalayabiliyor olmak lazım.

TL MEVDUATLARDA ERİME KUR KORUMALI MEVDUAT UYGULAMASI İLE CİDDİ ANLAMDA TUTUNABİLDİ

Şunu sormak lazım. Kredi kullanan iş adamına, yüzde 14 nominal Türk Lirası faizinin yüksek olduğunu düşünüyorsun, fazla paran olsa 14’den mevduata yatırır mısın? Bir tanesi de yatırmıyor. Biliyorsunuz son dönemlerde TL mevduatlarda erime kur korumalı mevduat uygulaması ile ciddi anlamda tutunabildi. Yoksa ekonomi yönetimi için çok ciddi sıkıntı olan dolarizasyon iyice zirve yapacaktı. Belki de piyasada hiç TL kalmayacaktı.

Merkez Bankası geleceğe yönelik enflasyon tahminini yüzde 20’nin üzerinde açıkladı. Dolayısıyla yüzde 14 nominal faiz, Merkez Bankası’nın rakamını alırsak, 23 diye hedefliyorsalar mesela ne kalır? Eksi 9 puan ile hiç kimse parasını mevduatta tutmak istemez. Onun için biz kur korumalı sistemi devreye aldık.

Kişisel kanaatim, Türkiye’de kura endeksli mevduat vb. ürünlerin lansmanı geç kaldı. Ben uzun süredir, yönetiminde bulunduğum, ulaşabildiğim yerlerde dövize endeksli ürünlerin artması gerektiğini düşünüyorum. Neden? İnsanlar tasarruflarını yüzde 50’nin üzerinde döviz mevduatlarda değerlendiriyorlar. Yani bu, bir ülke ekonomisi için çok iç açıcı bir durum değil. Sizin kendi vatandaşlarınızın para stokunun yarısından fazlasını başka bir ülkenin para biriminde tasarruf amacıyla değerlendirmesi, ekonomi yönetimi için iflasa yakın bir şeydir. Çok da ayıptır.

 

 

Kazım KILINÇ: Tasarruf sahipleri, TL’de kalınması halinde parasının değer kaybedeceğini, değerini koruyamayacağı düşünerek güçlü olduğuna inanılan paraya yatırım yapıyor…

Himmet KARADAĞ: Burada ne var?  Uzun yıllardır, zaten böyle bir problem var. Cumhurbaşkanımız ülkede, yatırım, üretim, istihdam, ihracat olsun diye faiz oranlarını indirmek istiyor. Orada da nominal ve reel faiz kavramının üzerinde durulması gerektiğini düşünüyorum. Nominal faizleri yüzde 14’e indirdik.

MERKEZ BANKALARININ KENDİ İÇ UYGULAMALARINA VE ŞARTLARINA GÖRE UYGULADIĞI POLİTİKALARI DEĞERLENDİRMEK LAZIM

Avrupa Merkez Bankası uygulamaları ile, ABD Merkez Bankası uygulamaları benzeşir ama aynı değildir. Çin Merkez Bankası’na baktığımızda mesela uygulamaları bambaşkadır. Yani, Çin’deki bankanın adı da merkez bankası, Türkiye’dekinin adı da merkez bankası ama hepsinin kendi iç uygulamalarına ve şartlarına göre uyguladığı politikaları değerlendiriyor olmak lazım. Mesela İtalya’nın veya Almanya’nın merkez bankası ile Türkiye Merkez Bankası’nın ve uygulamalarını kıyaslayamayız.

Kazım KILINÇ: Enflasyonla faiz arasındaki makas da çok açıldı?

Himmet KARADAĞ: Evet, bu dönemde çok açıldı. Ben gene makul bir çizgiyle enflasyon beklentilerinin de sert bir şekilde aşağı yönlü hareket ettirilebileceğini düşünüyorum. Kurlar 16-18 lira bandına doğru yaklaşırken, bir ürün lansmanıyla 13 bandına gelindi. Son lanse edilen kur korumalı ürünler piyasa beklentilerini karşılıyor ve güven veriyor. Çok sert yukarı yönlü beklentiler ciddi anlamda azaldı. Önümüzdeki dönemde de kalmayacak. Neden? Bizim reel tarafta döviz pozisyonlarında bir açığımız yok. Sadece resmi döviz mevduatlarında 200 milyar dolar üzerinde stokumuz var. Uzun dönemdir finansal kuruluşların döviz pozisyon açığı yok. Kurumların döviz pozisyon açığı bulundurması bile yasak. Dövizle geliriniz yoksa, döviz kredisi zaten kaç yıldır kullanamıyorsunuz.

Kazım KILINÇ: Önemli adımlardan birisiydi o.

FİNANS PİYASASINDA YURTDIŞI ŞOKLARIN VE DALGALARIN BOYUNU AZALTICI POLİTİKALAR UYGULUYOR OLMAMIZ LAZIM

Himmet KARADAĞ: Yani, 2000’li yılların başında olduğu gibi ekonomide her tarafımız riskten oluşmuyor. Bu pandemi döneminde bakın, turizm merkezli, inşaat merkezli sıkıntılar yaşandı. Dünyada tüm uçuşlar kapatıldı. Herkes ülkesine hapsedildi. Ona rağmen geçtiğimiz iki yılda Türkiye ekonomisi çökmedi.  İhracatımız ciddi anlamda artarak devam ediyor. Reel ekonomide çok ciddi sıkıntılarımız yok. Tüm sektörlerimiz çok aktif bir şekilde çalışmaya devam ediyor.

Ne yapmamız lazım? Finans piyasasında yurt dışı şokları artırıcı politikalar yerine yurtdışı şokların ve dalgaların boyunu azaltıcı politikalar uyguluyor olmamız lazım.

Şunu görmek lazım. Gaz ve enerjinin üretildiği ilk kaynakları biz ithal ediyoruz. Üretsek de fark etmiyor. Çünkü dolar bazında yapıldığı için tüm dünyada enerji maliyetleri ve ek maliyetleri ciddi anlamda artmış durumda.  Hükümetin bir uygulamasından kaynaklanan bir sıkıntı varsa tamam, hükümeti dövelim de uluslararası enerji fiyatlarıyla hükümetin bir alakası yok ki.

FAİZİN ETKİLEDİĞİ AKTÖR SAYISI 100 BİNİ GEÇMEZ, AMA KUR DOĞRUDAN HERKESİ ETKİLER

Kazım KILINÇ: Kurlar bu kadar niye arttı?  Dövizi tetikleyen neydi?  En önemli şeylerden birisi belirsizlikti. Bir de tabii faiz olayı çok önemliydi. Faizler hızlı bir şekilde yüzde 19’lardan 14’lere çekilince millet paniğe kapıldı. Eğer faiz politikası doğru izlenseydi, kurlar bu kadar yükselmezdi. Bir yanda küresel ekonomide bir deprem var. Evet, onun bütün ekonomileri etkilemesi söz konusu. Doğru, fakat bir yandan da alınan yanlış önlemler nedeniyle kurların olması gereken seviyenin bir hayli üzerine çıkması söz konusuydu… Dolayısıyla bu durum, fiyatlara bir baskı yaptı. Bütün mal ve hizmetlerin, gıda maddelerinin fiyatları, enerji fiyatları arttı…

Himmet KARADAĞ: Doğru, yalnız burada şöyle bir yanlış yapıldı. Kur ve faiz dengesinde realiteyi bilmek lazım. Yatırım ortamı ve istihdam için faizlerin düşük seviyede olması çok önemlidir. Ama kurdaki dalgalanma ve yukarı yönlü hareket çok çok daha önemlidir. Faiz aktörleri 1 birim etkiliyor ise kur, 100 birim etkiler. Elimizde iki parametre var. İki sopa var. Biri kur ve biri faiz. Faizin etkilediği aktör sayısı Türkiye’de 100 bini geçmez. Ama kur doğrudan herkesi etkiler. Kur 7 lira ile 14 lira veya 16 lira arasında dalgalanıyor ise ben ne aktifimi ne pasifimi yönetebilirim ne de gelir gider operasyonumu yönetebilirim. Hatta bununda ötesinde firmalar üretim yapıyor, sürekli birbiriyle iletişim halindeler mal alıyorlar, mal satıyorlar. Hizmet alıyorlar, hizmet satıyorlar.

FİRMALAR MAL ALAMAZ, MAL SATAMAZ, HİZMET ÜRETEMEZ OLDU, FİYATLAMA MEKANİZMASI YARA ALDI

Kurlardaki dalga boyu çok yüksek olduğu için Türkiye’de fiyatlama bile imkansız hale geldi. Nakit parayla artık firmalar mal alamaz, mal satamaz oldu. Hizmet üretemez oldu. Fiyatlama mekanizması çok ciddi anlamda yara aldı.

Burada ne hatası yaptık? Politika uygulamasında normalde bu kuru öngörülebilir kılacak kur koruma mevduat vb. ürünleri önce lanse edip faiz düşürme operasyonunu sonra yapıyor olmamız lazımdı. Yani faiz yönetiminde her zaman çok aceleci davranmamak lazım.

Kazım KILINÇ: Kur korumalı mevduat hesapları, bir ölçüde dövize giden paraları, o kanalı bir parça tıkadı ve Türk Lirası hesaplarında bir artış oldu. Ama döviz cinsinden hesaplarda ciddi bir erimeye de neden olmadı. Yani o şu anda dolarizasyon tablosu devam ediyor.

Şimdi ne yapılması lazım? Faizlerin artırılması mı gerekiyor? Çünkü en son Merkez Bankası sabit tuttu faizi, indirmedi. Ama hala enflasyonla faiz arasında büyük bir açık var, makas var. Bir yandan da belirsizlik var. Seçim olacak mı olmayacak mı? tartışmaları var. Bu durumda Türk Lirası’nın değerini korumak için, hak ettiği değeri bulabilmesi için, dolarizasyon tablosundan uzaklaşmak için size göre ne yapmamız gerekiyor?

Himmet KARADAĞ: Bir defa piyasada, ekonomide çok sert dalgalanmaların yaşandığı dönemlerin arifesinde piyasa aktörlerinin, ekonomi yönetimine karşı güveninde ciddi bir azalma oluyor. Şimdi yeni bir ürün lanse ettiniz. Bu, piyasada beklenilen kadar olmasa da olumlu bir tepkiyle karşılaştı. Burada şunu görmek lazım. Piyasanın gerçekleriyle örtüşen, uyumlu ürünlerle lanse edildiğinde piyasa pozitif cevap veriyor.

Bunun devamında ne yapmak lazım? Güven artırıcı, piyasa aktörlerinin güvenini ciddi anlamda artıran ürün politika ve uygulama lansmanlarına devam etmek lazım.

KUR KORUMALI MEVDUATIN ÖRTÜLÜ FAİZ OLDUĞUNDAN BAHSETMEK BANA ÇOK TUTARLI GELMİYOR

Kazım KILINÇ – Himmet bey, kur korumalı TL mevduatından bahsettik. Bunu örtülü bir faiz uygulaması olarak nitelendirenler var. Dövize endeksli olarak uygulanmasını eleştirenler var. Ne diyorsunuz, bu örtülü bir faiz uygulaması mıdır?

Himmet KARADAĞ: Kur korumalı mevduat hesabında, kur koruma kısmı faiz olmaz. Çünkü yatırırken başlangıçta o dövizini bozdurdu, yatırdı. Bir faiz oranı var, bir de çıkış döneminde kur var. Çıkış dönemindeki kura göre alması gereken yüzde 17 uygulanacak diyorlar. Maksimum yeterli kalmıyor ise, o yatırdığı kadar TL, dolar karşılığı TL ne kadar ediyorsa o kadar edecek. Bunun örtülü faiz olduğundan bahsetmek bana çok tutarlı gelmiyor, açıkçası.

Kazım KILINÇ: Güven artırıcı uygulamalardan söz ettiniz. Ancak piyasada güveni sarsıcı hareketler de devam ediyor. Sık sık bakanların değiştirilmesi, sık sık bürokratların değiştirilmesi ve o davranışın devam etmesi piyasaları olumsuz etkiliyor. Son olarak TÜİK Başkanı değiştirildi. Adalet Bakanı istifa etti. Yani bunlar da bu gidişatı olumsuz etkilemiyor mu? İnsanların kafasında tereddüt yaratmıyor mu?

Himmet KARADAĞ: Felsefecilerin bir sözü var. İnsan biraz ona yaklaşıyor. Çok küçük düşünen insanlar, kişilerle ilgilenirler. Kişilerle değil de uygulamalarla, politikalarla ilgilenmek lazım. Bazen bir görev değişiminin piyasada çok abartıldığını görüyorum. Bazen de tespitlerde birçok eksiklik olduğunu düşünüyorum. Görev değişimleri, tüm dünyada gerçekleşiyor. Aslında şunu yapabiliriz. Piyasa neyi bekler?  Belli nitelikte birçok kişiyi ilgilendiren pozisyon ve makamlarla ilgili görev değişikliklerinin önceden öngörülebilir şekilde açıklanmasını bekler. Bunu açıklıyor olabiliriz. Örneğin, önümüzde genel kurul var. Şu tarih ve vadelerde şu pozisyonlarda farklı görevlendirmeler olabilir. Bu görevlendirmelerde ana kriterler şöyledir. Onlar piyasaya açıklanabilir.

Kazım KILINÇ: Şu önemli; eskiden Merkez Bankası Başkanı göreve gelince üçlü kararname ile geliyordu. SPK başkanları, borsa başkanları da… Biz biliyorduk ki o bürokrat, 5 sene o görevde kalacak.  Fakat şu anda kimin ne zaman görevden alınacağı, kimin ne zaman ne kadar o görevi sürdüreceği belli değil. Bu da piyasaları, iş dünyasını tedirgin ediyor.

Himmet KARADAĞ: Burada çok yanlışlık var. Bir tarafta bir yoğunlaşmanın olduğunu düşünüyorum. Bizim gibi ülkelerde; bürokraside fitne fücur herkes herkesin arkasından çalışır. Olmayan şeylerle kişiler yıpratılır. Yani bürokratik görevler aslında çok büyük sorumluluk ve vebal gerektiriyor. Çok ciddi ücretlerle yapılıyor bu tür görevler. İnsanın bu aktif görevlerde gecesi gündüzü olmuyor. Çok ciddi fedakarlıklar yapılıyor. Bu makamlarda görev yapan kişilerin motivasyonunun çok somut bir eksiği vardır. O ayrı bir şey. Ama çok basit gerekçelerle, basit fitnelerle yıpratmamak lazım. Tabi bu tür yerlerde görev değişimleri de makuldür. Onu da öyle görüyor olmak lazım.

Kazım KILINÇ: Bir de tabi ehliyet ve liyakat da çok önemli… Mesela Merkez Bankası, bir ülkenin en önemli kurumlarının başlarında gelir.  Fakat bir bakıyorsunuz, daha önce merkez bankası deneyimi olmayan kişiler bu önemli kumun yönetimine getiriliyor. Mesela Borsa İstanbul’da son 10 yılda 3-4 defa yönetim değişti. Merkez Bankası’nda 3-4 defa yönetici değişti. Bütün bu uygulamalar, piyasalarda tedirginliğe, sıkıntılara, soru işaretlerine sebep oluyor.

TÜRKİYE’DE BÜROKRATİK KURUMLARDA ÇOK FAZLA YETERLİ SAYIDA EHLİYETLİ VE LİYAKATLİ UZMAN KADROLARIMIZ VAR

Himmet KARADAĞ: Piyasaya biraz belki gereğinden fazla negatif pompalama yapılıyor. Şöyle düşünmek lazım. Türkiye’de bürokratik kurumlar, gerçekten inanamayacağınız kadar kuvvetli. Yani çok fazla ehliyetli ve liyakatli uzman kadrolarımız var. Siz bir kurumu sadece başkanıyla düşünmeyin. Bir kurum, başkandan ibaret değil. Mesela ben SPK’da çalıştım. Borsa’da çalıştım. Borsa’dan çıkan veya SPK’dan çıkan bir kararda SPK’nın kurumsal kalitesini, borsanın kurumsal kalitesini veya merkez bankasının kurumsal kalitesini illaki görürüm, görünür.

Kazım KILINÇ: Son 30-40 yılda sürekli Türkiye, periyodik bir şekilde 4-5 yılda bir krize giriyor. Döviz krizleri yaşıyor. Sayın Cumhurbaşkanımız, hükümete yakın kaynaklar, medya, uzmanlar, analistler diyor ki, “Burada bu işin arkasında dış güçler var. Küresel güçler var, operasyon çekiyorlar.” Eğer böyle ise, Türk ekonomisi bu kadar zayıf mıdır ki? bize operasyon çekiyorlar. Ben bu durumu şuna benzetiyorum; bir insanın vücudunda yara varsa kaşırlar. Fakat yara yoksa da kaşıyacak bir şey bulamazsınız.

Türk halkı binlerce yıllık geleneği olan bir halk, yetenekli insanları olan bir halk, coğrafya itibarıyla, stratejik olarak çok önemli konumda olan bir ülke. Potansiyeli çok yüksek olan bir ülke, dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girme ihtimali olan bir ülke… Fakat, biz bu kadar zayıf bir ülke miyiz ki, dış güçler bizimle oyuncak gibi oynasın? Ne diyorsunuz? Bu değerlendirmeye katılır mısınız?

Himmet KARADAĞ: Uluslararası dış güçlerin operasyonu son gelişmelerde yok. Ama gıda, lojistikte, emtiada ve enerji maliyetlerinde tüm dünyada geçerli fiyatlamalar yukarı yönlü arttı. Bu ABD’deki tüketiciyi de etkiliyor, İngiltere’deki tüketiciyi de etkiliyor, Türkiye’dekini de etkiliyor. Biz ne kadar etkilendik? Kış sert geçiyor. Avrupa’da da sert geçiyor. Meteoroloji uzmanları, Mısır’a kadar kar inecek diyorlar. Bu şartlara göre politika üretiyor, hazırlık yapmamız lazım. Mesela 2018’de Rahip Brunson krizi döneminde bize özel bir finansal operasyon yapıldı. Onu daha sonra ABD Başkanı Donald Trump da itiraf etti, “Biz böyle böyle yaptık” diye. Son dönem küresel olarak bahsettiğimiz alanlarda dalgalanma riskler var. Ama ben Türkiye’ye özel, yoğun bir operasyon olduğunu düşünmüyorum. Zaten bu kur korumalı ürünün devamında ihtiyaç ürün koyduğumuzda inşallah beklentiler de pozitif yönde düzelecektir.

Kazım KILINÇ: Enflasyon Türkiye’nin kronik hastalıklarından bir tanesi… Bir dönemler bu konuda hakikaten çok başarılı olduk, enflasyon makul seviyelere çekildi. İstikrarlı bir dönem yaşadık. Fakat özellikle geçen sene enflasyon TÜFE’de yüzde 36’yı buldu. ÜFE’de yüzde 80’e yaklaştı. Bu oranlar, son yılların en yüksek seviyesini ifade ediyor. Enflasyonu aşağıya çekmek için ne yapılması lazım?

19’LU, 20’Lİ BİR ENFLASYON RAKAMI TÜRKİYE GİBİ GELİŞMEKTE OLAN ÇOK DİNAMİK ÜLKELERDE ÇOK PROBLEM GÖRMEMEK LAZIM

Himmet KARADAĞ: TÜFE’de 30’lu, ÜFE’de, 80’e yaklaşan bir oranı gördük. Maalesef bu senenin son 3 ayında faiz ve kur dengesini ve uluslararası taraftan gelen şokları da öngörmeyerek zamanlamasını yanlış uyguladık. Doğru zamanlama yapsa idik 2021 enflasyonunu belki 19’lu rakamlarda kapatabilirdik diye düşünüyorum. 19’lu, 20’li bir enflasyon oranını, Türkiye gibi gelişmekte olan çok dinamik ülkelerde çok problem görmemek lazım.

Önümüzdeki dönemde de şöyle düşünelim. Dolar bölgesinde 10’a yaklaşan, Euro bölgesinde 5’in üzerinde bir enflasyonun olduğu dönemlerde biz çok tek hane hedeflememeliyiz. Bu geçiş döneminde Merkez Bankası da yüzde 23’leri hedefliyor. 20’li rakamlarla kapatabilirsek iyidir. Çünkü çok ciddi anlamda küresel enflasyonist dönemi söz konusu: Sonuçta o küresel dalgadan etkileneceğiz. Önümüzdeki yıl için enflasyonu tek haneli düşünmemek lazım.

Bir de enflasyonun her seviyesi, her zaman çok zararlıdır gibi de değerlendirme yapmamak lazım. Sonuçta bizim geçtiğimiz 10 yıla baktığımızda reel ekonomimizin, sektörlerin çok dinamik ve canlı olduğunu görüyoruz. Bu küresel dalga, küresel enflasyonist dalgayı kur tarafını dengeleyici politikaları uygulasaydık, daha yumuşatarak yansıtacaktık. Ama enflasyon yine yukarı yönlü olacaktı. Çünkü o küresel dalga bizi illaki etkileyecek.

Küresel finans piyasasında emtia faaliyetlerinde yaşanan enflasyon da mutlaka bizi etkiliyor. Ancak daha az etkileyecekti. Kurdaki dalgalanma ile dalga boyu yukarı yönlü yükseldi. Yüksek çarpanla etkiledi. Ama önümüzdeki dönemde yeni dinamik ürünlerle beraber öngörülebilirliğin artacağını, istikrarın artacağını düşünüyorum.

Piyasada çok fazla negatif düşünüyor. Kurlar yükseldi, ancak böyle negatif pompalamamak lazım. Çok kötü durumda değiliz. Yani 2000’lerle kıyasladığımızda 5 -10 kattan fazla güçlü olmadığımız alan yok gibi. Kriz döneminde ağırladığımız turist sayısıyla, turizm geliri 2000 öncesinin 10-15 katıdır. Motivasyon, moral lazım ekonomiye. İyi olduğumuz halde “Öldük, bitti, çok kötüyüz” demememiz lazım. Bizim en kötü 2021 ihracatımız 2000 öncesinin yıl ihracatına denk gelir.

Kazım KILINÇ: Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, diyor ki, “Bizim hedefimiz var. Yatırım, üretim, istihdam, ihracat yapmak”… Bir ara Çin Modeli’nden bahsedildi. Daha sonra Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Nebati, Türk modeli, Yeni Ekonomi Modeli diye ifade etti. Yatırımcılar için uygun bir iklimin oluşması için Sayın Cumhurbaşkanı’nın hükümetin arzuladığı yatırım, üretim, istihdam, ihracat dörtlemesini realize etmek için ne yapılması lazım? Sizin bir öneriniz var mı? Yatırımcıları çekmek için teşvik etmek için bir öneriniz var mı?

SİSTEM NEREDE TIKANIYOR? BELLİ ZATEN, UZUN VADELİ FONLAMA GEREKİYOR

Himmet KARADAĞ: Şöyle bir şey yapılması lazım. Sistem nerede tıkanıyor? Belli zaten. Merkez Bankası Başkanı ne diyor? “Ben yüzde 14’ten piyasaya TL veriyorum. Ciddi miktarda veriyorum, ama bankalar bunu piyasaya yansıtmıyor” diyor. Özellikle özel bankalar. Kamu bankaları zaten hükümet programı uygulaması neyse o çizgide hareket eder. Başka bir politika oluşturayım diye düşünmezler.

Kazım KILINÇ: Ama bu da piyasanın realiteleriyle bir tutarsızlık ifade etmiyor mu?

Himmet KARADAĞ: Tutarsızlık olsa da kamu bankalarının “Bu tutarsız, ben bunu uygulamayayım” deme şansı yok. Düşük orandan piyasaya para fonlaması her koşul ve şartta çok kötü değildir. Yani Merkez Bankası aslında isterse, -ki ben onu önerdim- uzun vadeli yatırım kredileri fonlaması da yapabilir.

Kazım KILINÇ: Nasıl mesela? Biraz açar mısınız?

MERKEZ BANKASI UZUN VADELİ YÜZDE 9’DAN, 10’DAN BİLE FONLASA HATTA 0’DAN BİLE FONLASA ÜLKE KALKINACAK

Himmet KARADAĞ: Berat Albayrak bakanımız döneminde bunun lansmanı yapılmıştı. Şimdi Cumhurbaşkanımız ne diyor?Yatırım, üretim, istihdam, ihracat için ben faizleri düşürdüm” diyor. Ama merkez bankalarının düşürdüğü faiz politika faizi. Politika faizi bir günlük, bir haftalık. Ya da bazı durumlarda da 3 aya kadar swapla yine kısa vadeli fonlama yapıyor. Ciddi miktarda fonlama yapıyor. Bizim ne yapmamız lazım?

Aynı zamanda Merkez Bankası’nın Berat Bey döneminde açıklanan kredi line’ı var. 10 yıla kadar, orta vade diyebileceğimiz reeskont kredi line’ı var. Kısa vadeden 1 trilyon fonlayacağına, uzun vadeden birkaç yüz milyar fonlasa bu yatırım olacak, istihdam olacak, ihracat olacak.  Bu dört amaç için Merkez Bankası uzun vadeli yüzde 9’dan, 10’dan bile fonlasa hatta 0’dan bile fonlasa ülke kalkınacağı gibi yasaları bozucu bir etkisi de olmaz bu fonlamanın.

Kazım KILINÇ: Yani diyorsunuz ki, yatırım yapmak koşuluyla girişimcilere 0 faizle 10 yıl vadeli kredi aktarılsın. Mesela 500 milyar lira aktarılsın. Yatırım yapılsın. O zaman bu fonlar, üretime dönüşecek, yatırıma dönüşecek, istihdama dönüşecek, ihracata dönüşecek.

Himmet KARADAĞ: Aynen öyle. O bir sağımlık inek, onun etinden, sütünden yani katma değer ürettikten sonra ülkeye, her türlü alanda zaten ondan beslenecek. Şimdi burada ne görüyoruz. Benim hiçbirinin iyi niyetinden şüphem yok. Merkez Bankası da yatırım, üretim, istihdam ve ihracat için fonlama maliyetinin aşağı yönlü hareket etmesini istiyor. O zaman ne yapacak? Bankaya günlük verip onu belli dönemlerde beklentilerin pozitif olduğu dönemlerde bankalar ne yapar mesela? Dünyadaki mevduat bankalarına benzemez Türkiye’dekiler bir aylık para toplar 10 yıllık fonlama yapar. Ama şu anki dönemde gördük ki, Merkez Bankası’nın kısa vadeli fonlamasıyla uzun dönemli fonlama artmıyor. Yani maliyeti ucuzlamıyor. Bunu nereden görüyoruz?  Özel bankaların kredi fonlamasından. Hazine tahvili ihalelerinde faiz nereye çıktı? Yüzde 14’den, 20’nin üzerine çıktı. Burada ne yapmak lazım? Merkez Bankası’nın ne yapması lazım?

TÜRKİYE İÇİN YATIRIM YAPAN, ÜRETİM YAPAN İNSANLARA ORTA VADELİ, UZUN VADELİ KREDİ VERİN DİYORUZ

Gene kur korumalı mevduat gibi bir uygulamaya gitmeli. Burada ne yapılmalı? İnovatif bir ürün geliştirme yoluna girilmeli. “Türkiye için yatırım yapan, üretim yapan insanlara orta vadeli, uzun vadeli kredi verin” diyoruz. Cumhurbaşkanımız da bunu istiyor. Ne yapacak o zaman?

Diyecek ki, benim böyle bir line’ım var. Bankaların zaten merkezinde, Merkez Bankası ne yapıyor? Hangi operasyonu yapıyor? Uzun vadeli fonlamayı uzun vadeli fonlayarak artırması lazım. Hem de ucuz olacak şekilde yapmamı lazım.

Kazım KILINÇ: Bunu Merkez Bankası kaynaklarından karşılamak ne ölçüde mümkün olur?  Bunu tartışmak lazım. Kamu bankları yapar bu işi, özel bankalar 0 faizle özel sektöre, girişimcilere 10 yıl vadeli bu krediyi verir mi? Orası şüpheli…

Himmet KARADAĞ: Şöyle düşünün. Merkez Bankası, şu an piyasaya 1 trilyon TL para sunuyor. Kısa vadede sen operasyonunu gene yap.100 milyarını uzun vadeli fonlasan, Türkiye şaha kalkar.

Kazım KILINÇ: Siz bu önerinizi Merkez Bankası’na ilettiniz mi?

Himmet KARADAĞ: İlettim. 10’da birini uzun vadeli fonla, Türkiye’de yatırım için finansman ihtiyacı kalmaz.

Kazım KILINÇ: Sayın Cumhurbaşkanımızla konuştunuz mu bu konuyu?

Himmet KARADAĞ: Yani ulaşabildiğim kadar ilettim. Tabi ki hani yüz yüze böyle uzun görüşme fırsatı olmadığı için anlatmak gerekiyor bazı şeyleri.  Şimdi para fonlamak her şartta piyasayı bozmaz. Siz uygun vadede fonlarsınız.

Kazım KILINÇ: Ben arzu ederdim ki, Orta Asya ülkelerinde Türk Lirası’nın likiditesi olsun, TL konvertibl bir para olarak kullanılsın. Ticaret hayatında, Ortadoğu’da olsun, Balkanlar’da olsun yani hinterlandımızda kullanılsın. Halbuki, Kuzey Kıbrıs’ta bile  insanlar, ‘Türk lirasıyla hiçbir şey yapamıyoruz’ diye yakınıyor.

LONDRA’DAKİ BİR ŞİRKETTE TL HESAPLARI AÇILSIN, YASAL ALTYAPIMIZ TL’DE BUNA ELVERİŞLİ

Himmet KARADAĞ: Bir fikrimiz var. Ben onu da önerdim Ticaret Bakanı’mıza…Satın almak ciddi anlamda bir güçtür. Alım gücü çok önemlidir. Biz Türk Lirasını özendirmek için tercihli ithalat rejimlerinde, teşvikli ithalat rejimlerinde Türk Lirasını kullandıralım. İhracatta demiyorum bak. Ben ithal ediyorum. Alım gücüm var. Karşı tarafa diyeyim ki, kardeşim devletin ithalat tarafında da dış ticaret rejimiyle ilgili bir sürü teşviki var. Ucuz mal getirebiliyorsun, mesela…

Diyelim ki, TL kullanırsan ilave şu şu avantajlardan yararlanırsın ithalatta… Devlette ithalatta birçok kalemde teşvik uyguluyor.  İthalatta TL ile ithalat yapanın yüzde 1 avantajı olsun mesela, Londra’daki bir şirkette TL hesapları açılsın. Yasal altyapımız TL’de buna elverişli. TL, dünyanın her tarafında hukuken konvertibl. Ne yapmamız lazım? Yaygınlaştırmamız lazım.

Kazım KILINÇ: Ama orada da Amerikalı bir firmanın, bir İngiliz’in, Fransız’ın TL hesabı açması için ithalatı da TL cinsinden kabul edebilmesi için TL’nin de yabancı paralar karşısında belli bir istikrara kavuşması, güçlü bir para olması lazım. Yani o dengeyi sağlamamız lazım.

Himmet KARADAĞ: Biz TL’nin kullanımını büyük düşünelim. Türkiye’de herkes TL kullansın, daha yoğun kullansın. Bölgemiz, hinterlandımız var. Türk Cumhuriyetlerinde, bir Azeri şirketinin veya Kıbrıs şirketinin niye TL hesapları olmasın. Yani bütün dünyada. Şöyle düşünün, Airbus’tan uçak alıyorum. Ana alıcıyım, parayı ben ödüyorum. Ben desem ki mevzuat olarak, Euro yerine, TL ile alırsam devlet bana şu şu kalemlerde şöyle bir avantaj veriyor. Ben TL ile ödedim. Senin ne zararın var? TL zaten konvertibl. Kısa vadede riskin de yok. Bizim bunu başlatıyor olmamız lazım. Benim vatandaşımda nasıl Euro, dolar hesabı varsa onun da TL hesabı olsun. Onu hedeflemek lazım.

EKONOMİMİZ 1950’LERDEKİ ALMANYA SEVİYESİNDE NEREDEYSE, SURİYELİLER OLMASAYDI DIŞARDAN İŞÇİ GETİRECEKTİK

Kazım KILINÇ: Türkiye şu anda bazı ülkeler için bölgenin Almanya’sı oldu. Yani bir zamanlar Libya’ya, Suudi Arabistan’a, İngiltere’ye, Fransa’ya, Almanya’ya giden Türk işçileri vardı. Şu anda Orta Asya’dan, Azerbaycan’dan, Kazakistan’dan, Türkmenistan’dan, Gürcistan’dan, Ermenistan’dan, Arap ülkelerinden çalışmak için, okumak için ev almak için Türkiye’ye gelen insanlar var.

Himmet KARADAĞ: Ekonomimiz, 1950’lerdeki Almanya seviyesinde neredeyse. Biz kaç milyon yurt dışı işçi istihdam ediyoruz. Suriyeliler olmasaydı biz dışardan işçi getirmek durumunda kalacaktık. Dinamik bir ekonomiyiz çünkü.

Kazım KILINÇ: Kamu bankaları, Merkez Bankası’nın kararına veya hükümetin taleplerine uygun bir faiz politikası izliyor. Fakat Sayın Cumhurbaşkanımız zaman zaman özel bankalara tepki gösteriyor. Son olarak bir açıklama yaptı. Dedi ki, “kamu bankalarından kredi kullanın. Özel bankalar bu kamu bankalarının duyarlılığını hassasiyetini göstermiyor.” Ne diyorsunuz, bir bankacı olarak bunları nasıl yorumlarsınız?

Himmet KARADAĞ: Benzer yönlü açıklama Merkez Bankası Başkanı’mızın açıklamalarında da vardı. Bu doğru, yani böyle bir talep ve açıklama olabilir, Merkez Bankası Başkanı ve Cumhurbaşkanımız böyle bir talebini iletiyor olabilir.

Kazım KILINÇ: Geçmiş yıllarda, özellikle 2010-2011 yılına kadar yabancı sermayede ciddi bir akım olmuştu. Bazı yıllar 20-25 milyar dolar Türkiye’ye giriş olmuştu. Fakat son dönemlerde yabancı sermayenin çekildiğini görüyoruz. Borsa’da bile bir ara yüzde 80’lere yaklaşmıştı. Şu anda en son Merkezi Kayıt Kurumu’nun verilerine göre yüzde 41 civarında oldu. Öte yandan bazı Türk firmaları yatırımlarını yabancı ülkelere kaydırmaya başladı. Bu tabloyu tersine çevirmek için, yani yabancı sermayeyi özellikle de doğrudan yabancı sermayeyi çekmek için Türk firmalarının da başka ülkelerdeki yatırımlarını ana vatana, ülkemize çekmek için ne yapılması lazım? Siz neler önerirsiniz?

ÇOK SERT BİR DARBENİN OLDUĞU BİR ÜLKEYE YURTDIŞI YATIRIMCI DOĞRUDAN YATIRIM OLMAZ

Himmet KARADAĞ: Borsa başkanlığı yaptığım dönemden hatırlıyorum. Halka arzlarda yüzde 70-80 oranında yurtdışı talep ve katılım oluyordu. Borsada yabancı takas bakiyesi de ciddi oranlardaydı. Bana göre o dönem olması gereken seviyenin çok çok yukarısındaydı. Şu an hisse senetlerinde yüzde 40 bandının altına doğru geriliyor. Portföy yatırımlarında Hazine bonosu, devlet tahvili ve diğer kısa vadeli yatırımlarda da çok cüzi rakamlar kaldı. Yabancı bakiyesi çok daraldı. Ama bunu şöyle görmek lazım. Biz ne yaşadık? Ne oldu?  Nasıl bir süreçten çıkıyoruz? Bunları görmeden, kısa vadede vur abalıya politikalarıyla eleştiriyorlar.

Yani çok sert bir darbe yaşadık. Bütün dünya gördü bunu. Darbe sonrası hukuk sistemimiz çok ciddi bir yükün altına girdi. Öyle bir senede bitmedi, 2016’dan bu yana hala izleri devam ediyor. Şöyle düşünün, çok sert bir darbenin olduğu bir ülkeye yurtdışı yatırımcı doğrudan yatırım olmaz. Yabancıları da suçlamıyorum. Bu bir süreç gerektirir. Önümüzdeki dönemde yavaş yavaş o yönde adımlarında atılacağını düşünüyorum.

15 Temmuz sonrası birçok şirkete el konuldu. Hukuk sistemi olağanüstü tedbirler aldı. Bunun tabi dışarıya da yansıması oluyor. Dış politikalara da yansıyor. Dolayısıyla şu an mesela bir Türk iş adamı olarak Irak’ta yatırım yapar mı? Suriye’de Şam’da yatırım yapar mı?

Kazım KILINÇ: Savaş ortamının olduğu ülkelerde, can ve mal güvenliği endişesinin yaşandığı ülkelerde yatırımcılar elbette yatırım yapmaz. Fakat Türkiye’miz dünyada bir çok açıdan avantajlı olan bir ülke, stratejik açıdan avantajı olan bir ülke, coğrafik açıdan avantajı olan bir ülke nitelikli iş gücü, genç nüfusu var.

Himmet KARADAĞ: 2016 darbe şokunu atlattık. Bu 2018’e kadar devam etti. Hemen 2019’a baktığımızda turizmde bir şahlanış oldu. Müthiş gelirler, müthiş cirolar, müthiş konaklama sayıları… Aslında devam edecekti dönem, bu sefer pandemi başladı. Pandemiyle beraber tüm uçuşlar durdu. 2019 sonrasında pandemi olmasa turizmde biz beklediğimizden çok daha fazla yabancı yatırım alacaktık.

 

Kazım KILINÇ: Siz Borsa İstanbul başkanlığını da yaptınız. Borsa Türk sermaye piyasası açısından Türk ekonomisi açısından önemli bir kurum. Borsa İstanbul’a dönüştürüldü Anonim şirket statüsüne dönüştürüldü. Normalde borsalar sermayenin tabana yayılması bakımından önemli bir araçtır ve halk kapitalizminde önemli bir organıdır. Fakat tam tersi ne oldu? Yani kamulaştırıldı. Türkiye Varlık Fonu’na devredildi. Bu da piyasada birçok insanın deyim yerindeyse tepkisine neden oldu. Öte yandan son iki yılda pandemi nedeniyle merkez bankalarının para basması insanların bir kazanç elde etme amacıyla borsaya yönelmesine neden oldu. Kripto paralara çok yöneldi. Bunu Türk borsasında da gördük.  Uzun yıllardan sonra ilk defa yatırımcı sayısı 2.4 milyona ulaştı.  Yerli yatırımcıların toplam hisse senedi yatırım tutarı, 525 milyar liraya yükseldi. Hisse sentlerinde çok aşırı bir yükseliş gerçekleşti.

Şu anda siz Türk borsasını nerede görüyorsunuz?  Bizim Tokyo borsasıyla, Londra borsasıyla, New York borsasıyla yarışabilmemiz için ne yapmamız lazım? Türk borsasını nasıl konumlandırmamız lazım?

PANDEMİ DÖNEMİNDE İNSANLAR EVE KAPANDI VE BORSA’DA CİDDİ ANLAMDA YATIRIMCI KİTLESİ KAZANILDI

Himmet KARADAĞ: Borsa anlamında baktığımızda başlangıç seviyesindeyiz. Yani aylık, yıllık, uzun vadeli borsa fonlaması Avrupa ve Amerika ile kıyasladığımızda olması gereken seviyenin çok altında. Milli gelirle borsa piyasa değerini kıyasladığımızda da çok aşağı rakamlardayız. Son dönemde yatırımcı sayısında artış oldu. Bu pandemi döneminde insanlar eve kapandı ve ciddi anlamda yatırımcı kitlesi kazanıldı. Burada ne yapılması lazım? Nitelikli şirketlerin borsa ile tanıştırılması lazım. Borsa şirketi olması gereken diyelim ki; Türkiye’de ilk bin şirketin belki 15-20’si borsa şirketi. Hala düzenli temettü, düzenli şirket büyümesi karlılık sahibi olan şirketleri 100’e vurduğumuzda sadece yüzde 5’i borsada, yüzde 95’inin ya borsaya ilgisi yok ya doğru kanallardan aktarılmamış ya da uygun iklimi bekliyor bazıları. Bunun yanında ölçeği yakalamamış belki bazıları startup firması, bazıları daha küçük ölçekte, fon yatırımları için uygun firmalar. Ama yeterli ölçüyü sağlamadan borsaya alınmış.

Başkanlık yaptığım dönemde 20 milyon lira altında piyasa değeri olan bir sürü şirket vardı. Kazım Bey. 20 milyon TL’nin altında borsa şirketi olmaz. Bunlar startup firması olur. Yatırımı yapar, büyütür, kurumsallaşır.

Büyük şirketlerimiz de var. Bana bazen firmalar geliyorlardı. Başvurusunu reddediyorduk. 10 milyonla borsa şirketi olmaz. 10 milyonluk free float’lık kâğıt olmaz. Neyi hedeflemek lazım? Yurtdışı yatırımcılar, kıstas koymuş. 300 milyon doların altında piyasa değerin varsa hiç ilgilenmem diyor.

Kazım KILINÇ: Teknolojide baş döndürücü gelişmeler yaşanıyor. Kripto paralar çok revaçta. Şubesiz bankacılık konuşuluyor. İnternet bankacılığı konuşuluyor. Önümüzdeki dönemde klasik bankacılığın tümden yok olmasa bile etkinliği, payı azalacak mı? Kripto para acaba merkez bankacılığının etkisini zayıflatacak mı? Gelecekte bankacılığı nasıl görüyorsunuz? Neler söylersiniz?

Himmet KARADAĞ: Bazı stratejist arkadaşlar, çok keskin ve sert yorumlar yapıyorlar. Yani sistem aslında evrilecek, ciddi anlamda dönüşecek, değişecek. Bazı kurumlar tasfiye olacak. Bazı sektörler ve ana yapılar tasfiye olacak. Bu dönüşümü sağlayanlar hayatına devam edecek. Önümüzdeki dönemde blockchain teknolojilerinin, kripto paraların veya sanal evrendeki operasyonların artması birçok ürünü ve şirketi dönüştürecek. Kredi kartı da aslında dijital para. Klasik kredi kartı yerine kripto para birimlerinin veya yerli merkez bankasının da çıkaracağı kripto TL’nin kullanılacağı dönemler gelecek.

METAVERSE’İ DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE SANALLAŞMANIN ÖNÜMÜZDE FIRSAT VE TEHDİT OLARAK DURDUĞUNU GÖRÜYORUZ

Metaverse’i düşündüğümüzde sanallaşmanın önümüzde fırsat ve tehdit olarak durduğunu görüyoruz. Şimdi bunu çok garip bir şey gibi algılıyoruz. Ama şu an bile daha önce hiç alakamız olmayan alanlarda bile sanallaşmayı, dijitalleşmeyi kullanıyoruz. Pandemiden sonra bu bir kat hızlanarak arttı. Yönetim toplantıları, sohbet toplantıları, arkadaş toplantıları herşey sanal olarak yapılacak. Bizim röportajımız bile sanal ortamda artık.  Bazen yönetim kurulunu yapıyoruz, 5 saat o sürüyor. Bunu doğru yönetmek lazım. Yoksa bu sanallaşma, teknoloji kötü değil. Bir de yakından takip etmek lazım. Kripto piyasasıyla ilgili düzenlemelere de çalışılıyor kamu tarafından. Ben kripto para birimlerine yoğun sermaye ve para transferi etmemizin doğru olmadığını düşünüyorum. Zaten sermaye ihtiyacı olan bir ülkeyim, kripto piyasasına milyar dolarlarımın çok kolay şekilde gitmesinin doğru olmadığını düşünüyorum.

Kazım KILINÇ: İşte yine iş dönüp dolaşıp güvene dayanıyor. Türk Lirası’na, Türk ürünlerine güveni arttırabilirsek, o zaman zaten otomatik olarak yurtdışına gitmeyecek, Türkiye’de kalacaktır.

Himmet KARADAĞ: Şu an alt sektörlere baktığınızda bizim mallarımızın, markalarımızın güven algısı birçok sektörde 10-15 yıl önceyle kıyasladığımızda çok yukarıda olduğunu görüyoruz. Bu da bizi sevindiriyor.

Kazım KILINÇ: Bankacılığın 2021 yılındaki performansını nasıl değerlendiriyorsunuz? Verilere göre net kar 92 milyar lira seviyesinde oldu. Mevduatta yüzde 50’nin üzerinde bir artış var. Kredilerde yüzde 37 gibi bir artış var. Sektörü değerlendirir misiniz? 2021 yılını size göre nasıl geçirdi?

Himmet KARADAĞ: 2021’i kamu bankacılığı ve özel bankacılık diye ayırmak lazım. Pandemi döneminde ve 2021 yılında da kamu bankacılığı çok ciddi fonksiyonlar üstlendi. Bu fonksiyonların tamamı, bizimkiler reklamlarda kullanıyor ya; önce halk sonra bankayız. Bu sonuna kadar doğru.

 

KAMU BANKALARI KARLILIK DÜŞÜNMÜYOR, BİRÇOK ÖNCELİĞİ GERİ PLANA ATIYOR

Kamu bankaları karlılık düşünmüyor, birçok önceliği geri plana atıyor. Sektörler, Türkiye ekonomisi ilk önce ayakta kalsın. Kamu bankaları, özel banka veya klasik banka refleksiyle hareket etseydi birçok sektörde onarılmaz yaralar olurdu. Pandemi döneminde inşaat sektöründe ciddi kriz vardı. Bu dönem turizmle devam ediyor. Kamu bankaları bu dönem firmaların tamamını ilave fonlamayla yapılandırmayla devam etti. Şimdi inşaat sektörü bizi çok korkutuyordu hatırlarsanız. Ben göreve başladığım dönemde sürekli yapılandırdık. Aslında aktiflerine baktığımızda birçoğu da çok riskliydi.  Ama ne oldu? 2 yıl süre geçtikten sonra çok değerlerde çok ciddi bir yükselme dönemi yaşandı. Allah’a şükür, belki de sıfır batıkla ki o kadar riskli aktifleri sıfır batıkla ve ilave kar yazarak kapatıyoruz. Ekonominin riskli olduğu bir dönemde kamu bankasının kar etmesi zaten beklenmiyor. Yeter ki çok ciddi sert zararlar olmasın. Şu an 3 kamu bankamızın da finansalları da açıklanıyor.  Çok sert zararlar yok, sürdürülebilirliğe ilişkin risk yok. Tamam kazanmadık ama potansiyel anlamda çok kazandık. Bizim insanımızın çoğu vefalıdır. Pandemi döneminde kamu bankalarının desteğiyle ayakta kalan birçok şirket devam eden dönemde de kamu bankalarıyla ciddi anlamda çalışmaya devam edecektir.

Kazım KILINÇ: Kamu bankalarıyla ilgili şöyle bir eleştiri var. Kamu bankaları, büyük montanlı krediler kullanan, ancak ödemelerini yapmayan işletmelere hoşgörüyle bakıyor, yumuşak bir politika izliyor. Ama ödemelerini aksatan vatandaşın üzerine gitmekte hiç sakınca görmüyor. Böyle bir kanaat var. Dolayısıyla kamu bankalarının yeterince kar edememesinin nedenlerinden bir tanesi de bu büyük montanlı kredi kullanan özel sektör şirketlerinin ödemelerinde tıkanmalar yaşanması oldu. Onların bir takım yükümlülükleri yerine getirmemesi gibi  faktörlerin de rolü vardır diye düşünüyorum.

PANDEMİ DÖNEMİNDE DE SİSTEMİN ANA AYAKLARI FİNANSE EDİLDİ Kİ, SİSTEM TAMAMEN ÇÖKMESİN

Himmet KARADAĞ: Piyasada dolaşan bilgilerin doğru olmadığını görüyorum. Mesela bir sektörde kriz var. Son 2 yılda nerede var; turizmde…Ne yapmak lazım? Tüm otelleri turizme yönelik işletmeleri besleyen ana firmaları ayakta tutabilmek lazım. Şöyle düşünün, Türk Hava Yolları’nın veya hava yolu şirketlerinin battığı bir sistemde turizm nasıl ayakta kalır? Ayakta kalmaz. Benim ilk önce ana ayağı; tur operatörlerini, acenta ağlarını yani sistemin tamamını besleyen, altında binlerce firmanın, otelin olduğu yapıları sürdürebilir kılıyor olmam lazım. Şimdi turizmle ilgili veya inşaatla ilgili pandemi döneminde de sistemin ana ayakları finanse edildi ki, sistem tamamen çökmesin. Bu çok başarılı bir politika. İnsanlar şunu zannediyor. Mesela ana firmaları fonluyoruz. Ana firmalara nakit kredi sunuluyor zannediliyor. Birçoğunda nakit kredi değil. O sistemin çökmeyeceği kadar destek veriliyor.

Kazım KILINÇ: Yani bir anlamda onların yaşamasına imkan sağlanmış oldu.

Himmet KARADAĞ: Aynen öyle. Ama biz patronları tanımayız etmeyiz. Yani o patronları sevdiğimizden değil. O yıkılmayacak ki tüm sistem ayakta kalsın. Mesela pandemi döneminde Halkbank, müracaat eden her esnafa, esnaf kredisi verdi.  Bu inanamayacağınız kadar büyük bir hizmet. Bir esnafın 6 aylık, 1 senelik kirası ne kadar olur? Normal cari giderleri ne kadar olursa onu fonladı, çok düşük maliyetten fonladı. Bizim o dönemde kriz stokumuzun içinde çok ciddi bir rakam teşkil etti. Herkes büyüklere veriyoruz zannediyor. Ama biz her isteyen esnafa kredi verdik. Hala da vermeye devam ediyoruz.

Kazım KILINÇ: Halkbank 2021 yılını nasıl geçirdi?

HALKBANK OLARAK HEDEFİMİZ REEL EKONOMİYİ AYAKTA TUTMAK. YÜKSEK KARLILIK BEKLEMİYORUZ

Himmet KARADAĞ: Öz sermaye karlılığı anlamında yüksek bir karlılık beklemiyoruz. Biz bu dönemde ana riskli sektörlerde sürdürülebilirliği önceledik. Kamunun da öncelikleri doğrultusunda ana sektörlerde bir sıkıntı yok. İnşaatta eksiklerimiz kalmadı. Turizmde önümüzdeki dönemden itibaren ciddi bir toparlanma, uluslararası tarafta ilave bir risk gerçekleşmezse sürdürülebilirlik yönünde ciddi risklerimiz yok. Ama karlılığımız düşük beklentilere göre… Öz kaynağımız diyelim ki, 40 milyar lira ise bir yüzde 20 nominal karla kapattığımızda bile 8-10 milyar olması lazım. Biz o 8- 10 milyar kar oluşturacak şekilde bir operasyon zaten yürütmedik.  Öyle bir karlılık beklemiyoruz. Hem Amerika’da süren dava sebebiyle hem de kamu bankacılığının bu fonksiyonu sebebiyle hem hisse performansında hem de karlılıkta beklenen seviyenin altındayız. Ama bu zaten öngörülen bir şey. Hedef reel ekonomiyi ayakta tutabiliyor olmaktı. Çünkü normal dönemlerden geçmiyoruz.

Kazım KILINÇ: Türk ekonomisi 2022 yılında neler bekliyor? Beklentiniz nedir? Nasıl bir ekonomiyle karşı karşıya kalacağız?

Himmet KARADAĞ: Ben 2022 yılında bu artan dalga boyunun azalarak devam edeceğini düşünüyorum. Çünkü emtiada, lojistikte pandemi çıkış süreci devam ediyor.  Normalizasyon süreci başlıyor. Ama tamamen risklerin ve dalga boyunun tamamen sıfırlandığı bir dönem öngörmüyor olmak lazım. Kısmen belli risklerin realize olabileceği ve uluslararası tarafta da dalga boyunun normal seyrinin yukarısında seyredeceğini görmek lazım. Zaten realizasyonlarda o yönde hiçbirimiz Amerika’da yüzde 10’un üzerinde enflasyon ön görmüyoruz. Emtia ve enerji, lojistik fiyatlamalarında kısmen dalgalı seyir devam edecek. Bu bizimle ilgili değil. Biz bu dalgalı seyre uygun nasıl politikalar belirledik? Ne kadar bu riskleri fırsata, rızka dönüştürebiliyoruz? O şekillendirecektir. Türkiye’nin bölgede önünün orta vadede çok açık olduğunu düşünüyorum. Bu dinamik şirketler, dinamik insan gücü, iş gücünden kaynaklanıyor. Bu anlamda pozitifim ama pozitif olmak tedbiri uzak etme anlamına gelmiyor.

Kazım KILINÇ: Çok teşekkür ederim çok uzun, doyurucu bir sohbet oldu. 

Himmet KARADAĞ: Ben de teşekkür ederim. Güzel bir sohbetti.

 

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İlgili Haberler

Site Haritası