Bilim ve sağlıkla diplomasi

*Estonya, Malta, Lüksemburg gibi nüfus ve yüzölçümüne göre minik ülkeler bile bilime, teknolojiye, teknoloji geliştiren insana, kurumlara yaptıkları yatırımlarla dikkat çekiyor, dijital dünyanın güçlü ülkeleri arasına giriyorlar. Biz de sağlıkta önder ülkelerden biri olarak, sağlığın her alanında belirli bir düzeyin üzerinde başarı gösteriyoruz.

*Geçtiğimiz yüzyıl boyunca, kah dört tarafı düşmanlarla çevrili yurdumuz deyip içimize kapandık, kah Osmanlı hayalleri kurduk. Bu iki gömlek de bize uymadı, çünkü özümüz ötekileştirmeyen, kucaklayıcı Anadolu kültürü aslında. Bilim ve sağlıktaki gücümüzü bu kültürle harmanlarsak etkileşim alanımızdaki tüm ülkelerde belirgin bir değişim ve gelişmeyi tetikleyebilir, böylece barış ortamının yeşermesine katkı sağlayabiliriz. 

*Ne kadar çok ülkeyle “Bilim Köprüsü” inşa edebilirsek dünyayı o kadar güzelleştirmiş oluruz. İnovasyon ekosisteminde bu köprüler çoktan kuruldu bile. Yurtdışından pek çok girişimci, yatırımcı artık Türkiye’yi, bilhassa sağlıkta, bir inovasyon merkezi olarak görüyor ve burada çalışıyor, iş yapıyor.

*En büyük güvencemiz, aynı sağlıkçılar gibi, çoğunlukla yetersiz bilim yapma ortamına rağmen, harikalar yaratarak Bilim Devrimi’ni ıskalamayan ülkemizdeki her yaştan bilim insanları ve bilim gönüllüleridir. Değişen bilim yapma anlayışının öncüsü olarak; olabildiğince çok uluslu, çok merkezli, çok disiplinli çalışmalar gerçekleştirmeliyiz. Böyle yapılan bilimin sayesinde alınacak Nobel’lerin hayalini kurmalıyız.

Bilim ve teknoloji devrimi dünyayı her bakımdan yeniden şekillendiriyor. İnsan ilişkileri, üretim biçimleri, ekonomi alabildiğine değişiyor. Değişen dünyada güç dengeleri allak bullak oluyor. Kaotik ortamda eskinin güçlü ülkeleri ve bunların liderleri yerine Greta Thunberg gibi 16 yaşında bir çocuk iklim krizi ile mücadelenin uluslararası simgesi haline gelebiliyor.

Böyle bir zamanda sadece silahlı kaba kuvvete dayalı bir uluslararası siyaset anlamını ve işlevini yitiriyor; bilim, sağlık, kültür, sanat gibi alanların pekiştirdiği yumuşak güç diplomasisi öne çıkıyor. Ülkemizin bu alanlardaki birikimi ve coğrafi konumu da bu yeni tür bir diplomasi anlayışını kolayca derinleştirip uygulamaya geçmesine imkan verecek potansiyeli taşıyor. Yumuşak ama etkin diplomasi gücüne sahip Türkiye’nin bölgede ve dünyada barışa çok katkı yapacağı açık.

Sağlık teknolojisi bugün insanlar için, bir bakıma, bilimin onlara görünen, en hızla temas eden yüzü. İlaveten, teknoloji geliştirenler için sağlık önemli bir hedef alan çünkü devletler ve bireyler daima sağlığa yatırım yapmak zorundalar. ABD, AB, Çin, Hindistan gibi dev yapılar bilime, bilhassa sağlıkta inovasyona her türlü desteği sağlıyorlar.

SAĞLIĞIN HER ALANINDA BELİRLİ BİR DÜZEYİN ÜZERİNDE BAŞARI GÖSTERİYORUZ

Buna karşılık Estonya, Malta, Lüksemburg gibi nüfus ve yüzölçümüne göre minik ülkeler bile bilime, teknolojiye, teknoloji geliştiren insana, kurumlara yaptıkları yatırımlarla dikkat çekiyor, dijital dünyanın güçlü ülkeleri arasına giriyorlar. Biz de sağlıkta önder ülkelerden biri olarak, sağlığın her alanında belirli bir düzeyin üzerinde başarı gösteriyoruz. Özellikle tedavi edici hekimlikte her milletten hastaya yardımcı olabiliyoruz. Gerek devlet, gerek özel sektör aracılığıyla giderek artan oranda yurtdışında sağlık yatırımı yapıyoruz. En önemlisi, binlerce yabancı genci Türkiye’deki üniversitelerimizde yetiştiriyoruz.

Çünkü tanımlanmış sağlık mesleklerinin tamamının eğitimini verebiliyoruz. Bilimsel araştırma alanında bir ABD değiliz tabii ki ama yine de azımsanmayacak başarılara imza atıyor; uluslararası işbirliklerimizi ve etkinliğimizi her geçen gün arttırıyoruz. İşte bütün bunlar bizim bilim ve sağlıkla diplomasiye ağırlık verebilmemizi sağlayacak ana faktörler.

Tarihsel açıdan diplomasi bize yabancı değil. İnsanlığa ait bilinen ilk yazılı diplomasi belgesi kolaylıkla atalarımızdan sayabileceğimiz Hititlerle Mısırlılar arasında imzalanan Kadeş Barış Antlaşması. Türkiye hem coğrafi hem de sosyokültürel bakımdan doğu/batı, kuzey/güney eksenlerinde merkez bir ülke.

BİLİM VE SAĞLIKTAKİ GÜCÜMÜZÜ ANADOLU KÜLTÜRÜ İLE HARMANLAMALIYIZ

Çok derin tartışmalara gerek yok, Taksim’e çıktığınız zaman bu çeşitliliği, her renkten insanın orada bulunmaktan duyduğu memnuniyeti gözlemlemeniz mümkün. Yani bizim tüm kültürlere hitap edebilme özelliğimiz var. Şimdiye kadar bilim ve bilhassa sağlıkta ciddi bir güç olduğumuzun pek farkına varamadık ve bunu ülkemiz ve dünya için daha yararlı bir biçimde kullanamadık.

Geçtiğimiz yüzyıl boyunca, soğuk savaş ortamının da etkisiyle, kah dört tarafı düşmanlarla çevrili yurdumuz deyip içimize kapandık, kah Osmanlı hayalleri kurduk. Bu iki gömlek de bize uymadı, çünkü özümüz ötekileştirmeyen, kucaklayıcı Anadolu kültürü aslında. Bu kültür ki, bizi doğunun ya da batının oryantalist, kolonyalist, emperyalist, sömürgeci anlayışlarından farklılaştırıyor. Bilim ve sağlıktaki gücümüzü bu kültürle harmanlarsak etkileşim alanımızdaki tüm ülkelerde belirgin bir değişim ve gelişmeyi tetikleyebilir, böylece barış ortamının yeşermesine katkı sağlayabiliriz.

Artık her birey, her topluluk, her devlet önce sayılmak, dikkate alınmak istiyor. Tahakküm ile, kaba kuvvet ile kimse ikna olmuyor, boyun eğmiyor. Yani itibarlı olmak için insanların gönlünü de kazanmanız gerekiyor. Bilim ve sağlıkta yapılacak işbirlikleri, kültür, sanat faaliyetleri bunu ne kadar kolay sağlayabilir değil mi? Ayrıca milletler arasındaki etkileşimin artmasının hastalıklı, saldırgan milliyetçiliğin panzehiri olduğunu biliyoruz.

YUNUS EMRE ENSTİTÜSÜ, TABİP GİBİ KURUMLARI YENİDEN SİVİL TOPLUMUN AKTİF DESTEĞİ VE KATILIMIYLA TASARLAMALIYIZ

Devletimiz bu amaçla Yunus Emre Enstitüsü, TABİP gibi kurumlar oluşturdu ise de şimdiye kadar hissedilir bir etkileri olmadı.  Bu yapıların kuruluş amacını, işleyiş felsefesini sadece tek yönlü bir etkileme gayretinin ötesine taşımamız gerekiyor. Ayrıca bu yapılar çok fazla devlet merkezli, halbuki bilim, sanat, kültür, hatta sağlık bir çok yönden sivil alanlar. Bu yapıları ve Sağlık Bakanlığının oluşturmak istediği yurt dışı örgütlenmesini yepyeni bir anlayışla olabildiğince sivil toplumun aktif desteğini ve katılımını sağlayacak şekilde tasarımlamalıyız.

YÖK’ün ender yararlarından birisi Türk Tıbbının ve bilim ortamının hızla uluslararası alanda görünür olmasına yaptığı katkıdır. Örneğin uzmanlık derneklerimiz çok erken yıllarda yurt dışındaki benzer yapılarla kolayca etkileşim içine girdiler. Uzmanı olduğum çocuk cerrahisinde ve birçok dalda hemen doksanlı yıllarda birbirinden önemli kongreleri ülkemizde düzenleyebildik. Şimdilerde uluslararası uzmanlık derneklerinin yönetim kurullarında bir Türk olması alışılmış hale geldi. Buna karşılık hekim ve diş hekimleri dışındaki sağlık mesleklerinde uluslararasılaşma nispeten zayıf.

İNOVASYON EKOSİSTEMİNDE BİLİM KÖPRÜLERİ ÇOKTAN KURULDU BİLE…

Örneğin sağlık yönetimi alanında yurt içine yönelik bir çok kongre yapıyoruz ama sağlık turizmi yaptığımız ülkelerin sağlık yöneticilerine dönük bir kongre yapmak ve onları bilim yoluyla kazanmak aklımıza gelmiyor. Bilim ve sağlık diplomasisi vizyonunu devlet, akademi, özel sektör ve sivil toplum birlikte benimsediğinde bu etkileşimleri çığ gibi büyütmek mümkün. Ne kadar çok ülkeyle “Bilim Köprüsü” inşa edebilirsek dünyayı o kadar güzelleştirmiş oluruz. İnovasyon ekosisteminde bu köprüler çoktan kuruldu bile. Yurt dışından pek çok girişimci, yatırımcı artık Türkiye’yi, bilhassa sağlıkta, bir inovasyon merkezi olarak görüyor ve burada çalışıyor, iş yapıyor.

Sektörden dostlarla konuştuğumda sağlık turizminde sıkıntıların artmakta olduğunu görüyorum. Bunu aşmanın yolu tek yönlü, sadece hasta tedavi etmeye dönük anlayıştan sağlık diplomasisi vizyonuna geçmekte yatıyor. Bugünkü kriz ortamında ihracat, sağlık sektörünün de çok önem verdiği bir alan, ancak işbirliği kültürü eksikliği nedeniyle kapasitemizin altında getiri elde ediyoruz.

YENİ NESİL SİVİL BİR SAĞLIK İHRACATÇILAR BİRLİĞİ YAPILANMASI SİNERJİYİ ARTTIRACAKTIR

İlaç, teknoloji, cihaz, hastane, eğitim gibi sağlıkta ihracat yapan tüm kurumları çatısı altında toplayan yeni nesil sivil bir Sağlık İhracatçılar Birliği yapılanması sinerjiyi arttırarak bu vizyon ve ona bağlı özgün  misyonun gerçekleştirilmesinde en güçlü motorlardan birisi olacaktır. Sağlık alanında OHSAD, İEİS, SEİS, SASDER, SADER, TÜMDEF, AİFD, ARTED, BİYOSAD, MASSİAD gibi pek çok sivil toplum kuruluşumuz var.

Ne yazık ki bunların bazılarının uluslararası ilişkileri zayıf. Artık Türkiye önemli bir dünya devletidir, hiçbir bilim ve sağlık kurumu, bu işlerle ilgili birey veya sivil toplum örgütü yerel kalmamalı. Tüm sektör olarak bir seferberlik halinde yurt dışına açılmalıyız, zaten bu ihtiyacı her geçen gün artan oranda hissedeceğiz.

Türkiye’de eğitim görmüş tüm yabancı bilimin sanlarını, sağlıkçıları bir doğal elçi olarak görmeli, onlarla sürekli irtibat halinde olmalı, işlerini yaparken desteğimizi yanlarında hissettirmeliyiz. Yurt dışındaki Türk bilim insanları da bizim doğal elçilerimiz. Özellikle ABD başta olmak üzere pek çok ülkede değerli temsilcilerimiz var, bu arkadaşlarımızın yüreği de Türkiye için atıyor.

EN BÜYÜK GÜVENCEMİZ, BİLİM DEVRİMİ’Nİ ISKALAMAYAN HER YAŞTAN BİLİM İNSANLARI VE BİLİM GÖNÜLLÜLERİDİR

Ne yazık ki şimdiye kadar bütün bu kıymetlerin ülkeye katkısı, çeşitli nedenle, marjinal kaldı. Eğer bilim diplomasisi vizyonumuzu doğal elçilerimize de aktarabilirsek eminim ki teknolojinin getirdiği olanakların yardımıyla işbirliğini ve etkileşimi çok hızla arttırabiliriz. Burada en büyük güvencemiz, aynı sağlıkçılar gibi, çoğunlukla yetersiz bilim yapma ortamına rağmen, harikalar yaratarak Bilim Devrimi’ni ıskalamayan ülkemizdeki her yaştan bilim insanları ve bilim gönüllüleridir.

Karşılıklı etkileşim derken her şeyi biz biliriz ve size öğretiriz anlayışının çok yanlış olduğunu belirtmem lazım. Bakmasını bilirsek, ne kadar geriden geliyor olsa da her ülkeden, her kurumdan, her insandan bilimin ve sağlığın gelişmesi için her zaman öğrenecek pek çok şey buluruz. Bilim insanlığın en eski ortak üretimlerinden birisi; kimsenin, hiç bir ülkenin tekelinde olamaz, bizim de tekelimizde değildir. Tam tersine, değişen bilim yapma anlayışının öncüsü olarak; olabildiğince çok uluslu, çok merkezli, çok disiplinli çalışmalar gerçekleştirmeliyiz. Böyle yapılan bilimin sayesinde alınacak Nobel’lerin hayalini kurmalıyız.

Yakınımızda veya uzağımızda yetişmiş insan kaynağı ve ekonomik birikimle, bilim ve sağlık alanında bizim kadar ilerleyememiş toplumlara ne kadar kucak açar, işbirliği yapar, onları desteklersek diplomatik alanda o kadar güçlü oluruz. Varsın başka ülkeler kaba kuvveti tercih etsin; biz özümüzdeki insancıllığı hiç kaybetmeden bilgimizi paylaşıp bilgelik yolunda yürümeye devam edelim.

Prof. Dr. Melih Bulut

bulut@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.