– Türkiye’de olup biteni takip etmek neredeyse tam zamanlı bir faaliyete dönüşmüş durumda. “Bu kadarı da olmaz” dediğimiz bir gelişme yaşanıyor; henüz etkisini anlamaya çalışırken çok daha çarpıcı bir başkası sahneye çıkıyor. İlk olay hızla geri plana düşüyor, kısa süre sonra da kolektif hafızadan siliniyor. Yapılan istatistikler toplumsal hafızanın 20 gün olduğunu gösteriyordu, gelişmelere bakılırsa şimdilerde daha da kısaldı.
-Toplum olarak hızlı pozisyon almayı, hızlı yargılamada bulunmayı ve net kamplara ayrılmayı seviyoruz. Belirsizlikle yaşamaya, gri alanlarda düşünmeye ve beklemeye tahammülümüz düşük. İddia, yargı ve hükümler objektif ve yapıcı değil; çoğu zaman dayanaksız, sert, keskin ve yıkıcı. Bu durum iş dünyasında da tanıdık bir tablo yaratıyor. Strateji yerine ani refleks, analiz yerine dayanaksız kanaat, veri yerine önyargılı sezgi öne çıkıyor.
– Sevinçte de öfkede de ölçüyü kaçırıyoruz. Arabesk sadece bir müzik türü değil; aynı zamanda bir ruh hâlinin ifadesi. Acıyı da mutluluğu da abartılı yaşıyor, abartılı yansıtıyoruz. Bu da sağduyunun değil, sadece dış yüzeyin görünür olmasına neden oluyor. Acımasız liberal-küresel sistemin “ne pahasına olursa olsun gündemde kal, başar, değerlerin bir önemi yok” düşüncesine paralel, dijital platformlar da bu durumu pekiştiriyor.
Gündem hızlandıkça düşünme alanı daralıyor. Bugün ülkede olup biteni takip etmek neredeyse tam zamanlı bir faaliyete dönüşmüş durumda. “Bu kadarı da olmaz” dediğimiz bir gelişme yaşanıyor; henüz etkisini anlamaya çalışırken çok daha çarpıcı bir başkası sahneye çıkıyor. İlk olay hızla geri plana düşüyor, kısa süre sonra da kolektif hafızadan siliniyor. Yapılan istatistikler toplumsal hafızanın 20 gün olduğunu gösteriyordu, gelişmelere bakılırsa şimdilerde daha da kısaldı.
Bu durum yalnızca medyatik bir yoğunluk meselesi değil; aynı zamanda bir algı ve karar problemi. Başka ülkelerde de krizler, skandallar ve sert tartışmalar yaşanıyor. Ancak bizdeki fark, olayların kendisinden çok, onlara verdiğimiz ani ve çoğu zaman hatalı olan reflekslerde ortaya çıkıyor. Gündem bir süreklilik içinde ilerlemiyor; kesintili, parçalı ve yüksek gürültülü bir akış hâlinde ilerliyor.
STRATEJİ YERİNE ANİ REFLEKS, ANALİZ YERİNE DAYANAKSIZ KANAAT, VERİ YERİNE ÖNYARGILI SEZGİ ÖNE ÇIKIYOR
Bu tabloyu sadece jeopolitik konumla ya da ülkemizde sık sık dile getirildiği üzere dış etkenlerle açıklamak eksik kalır. Asıl mesele, içeride geliştirdiğimiz kültürel alt yapıya paralel zihinsel alışkanlıklarda yatıyor. Toplum olarak hızlı pozisyon almayı, hızlı yargılamada bulunmayı ve net kamplara ayrılmayı seviyoruz. Belirsizlikle yaşamaya, gri alanlarda düşünmeye ve beklemeye tahammülümüz düşük. İddia, yargı ve hükümler objektif ve yapıcı değil; çoğu zaman dayanaksız, sert, keskin ve yıkıcı. Bu durum iş dünyasında da tanıdık bir tablo yaratıyor. Strateji yerine ani refleks, analiz yerine dayanaksız kanaat, veri yerine önyargılı sezgi öne çıkıyor. Bir konuyu yeterince anlamadan görüş bildirmek neredeyse bir meziyet gibi sunuluyor. Oysa sağlıklı karar alma süreçleri zaman, veri, tartışma ve derinlemesine değerlendirme gerektirir. Hız arttıkça kalite düşüyor; volüm yükseldikçe akıl geri çekiliyor.
Toplumsal ve tarihsel kültürümüz ne yazık ki bu tip refleksi besliyor. Duygularımız gibi tepkilerimiz de yüksek volümlü. Sevinçte de öfkede de ölçüyü kaçırıyoruz. Arabesk sadece bir müzik türü değil; aynı zamanda bir ruh hâlinin ifadesi. Acıyı da mutluluğu da abartılı yaşıyor, abartılı yansıtıyoruz. Bu da sağduyunun değil, sadece dış yüzeyin görünür olmasına neden oluyor.
BİLGİ SAHİBİ OLMADAN FİKİR SAHİBİ OLUNMAZ
Bir diğer dikkat çekici eğilim ise her konuda uzman olma arzusu. Spor yorumcusundan sosyal medya fenomenine kadar herkes; ekonomi, dış politika, tarih ve yönetim üzerine rahatlıkla konuşabiliyor. Aynı kişilerden, bıktırıcı bir şekilde farklı konular üzerine sürekli tavsiyeler, yorumlar alıyoruz. Bilgiyle temas zayıfladıkça ayakları yere basmayan kanaatin sesi yükseliyor. Rahmetli Uğur Mumcu’nun yıllar önce yaptığı uyarı hâlâ güncelliğini koruyor: Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz. Ne var ki hız çağında bu cümle giderek daha az hatırlanıyor.
Acımasız liberal-küresel sistemin “ne pahasına olursa olsun gündemde kal, başar, değerlerin bir önemi yok” düşüncesine paralel, dijital platformlar da bu durumu pekiştiriyor. Algoritmalar düşünceyi değil tepkiyi, gerçeği ve derinliği değil çarpıcılığı ödüllendiriyor. Sakinlik görünmez, öfke yayılır; analiz geri planda kalır, slogan öne çıkar. Böyle bir ortamda kurumsal akıl da toplumsal akıl da zayıflıyor. Bütün bunların sonuçlarını da hep beraber irkilerek yaşıyoruz.
ZAMANA KARŞI YARIŞIYORUZ
Oysa çözüm karmaşık değil, sadece zahmetli. Yavaşlamak, durmak, yeniden düşünmek gerekiyor. “Bilmiyorum” diyebilmek, doğru soruyu sormanın ön şartı. Kanıt aramak, veriyle konuşmak, ortak aklı ve farklı görüşleri aynı masada tutabilmek hem demokratik kültürün hem de sağlıklı kurumların temelidir.
Zamana karşı yarışıyoruz ama çoğu zaman yön duygumuzu kaybediyoruz. Daha hızlı koşmak, daha yüksek sesle konuşmak ya da daha sert tepki vermek bizi ileri taşımıyor. İlerleme; anlam üretmekle, aklı ve bilimi merkeze almakla ve gürültüyü yönetebilmekle mümkün.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, hızı değil aklı, tepkileri değil süreçleri, sesi değil anlamı yeniden değerli kılmak.
Bu vesileyle yeni yılın sağlık, başarı ve mutluluk getirmesini diliyorum.
Not: Kapak görseli, yapay zeka asistanı Gemini tarafından oluşturulmuştur.
Şaban Çağıran
Yönetici
cagiran@turcomoney.com
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İsim *
Email *
Bir dahaki sefere yorum yaptığımda kullanılmak üzere adımı, e-posta adresimi ve web site adresimi bu tarayıcıya kaydet.
Δ
Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.