Rockefeller’in çeki

Kurumlara da ne yazık ki güven yerlerde sürünüyor. Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Başbakanlık, Emniyet, ÖSYM, basın vs. hepsi sınıfta kalıyor. Özetle, vatandaşın güvendiği kurum sayısı da giderek azalıyor.

Geçtiğimiz hafta ülkemizde cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri yapıldı. Kazanan ve kaybedenin kim olduğunun aslında çok da önemi yok, her zaman olduğu gibi birileri kazandı, diğerleri kaybetti. Sonuçta seçime katılanların tercihlerine saygı duyulacaktır. Aksi düşünülemez, düşünülmemelidir. Asıl üzerinde durulması gereken konu, seçimde çoğu kimsenin farkında olmadığı, adeta doğal karşıladığı bir durum vardı. Onun adı oy çalınacağı endişesiyle hemen hemen tüm partilerin ve hatta tüm toplumun içine düştüğü “güven erozyonu” idi. Kimse kimseye güvenmiyor, kim kimin oyunu ne kadar çalacağı endişesiyle inanılmaz bir güvensizlik ortamı yaşanıyordu. Düşünün ülkede Müslüman nüfusun oranı %99 ve içinde bulunulan durum bu. Camilerde bile ayakkabılar, bağış kutuları çalınabiliyor. Biz toplum olarak nasıl bu noktalara nasıl geldik, neden herkes bir başkasına hırsız gözüyle bakıyor, anlaşılır gibi değil.

                                                    BİRBİRİMİZE GÜVENMİYORUZ

Ekonomide, tüketicilerin ülke ekonomisiyle ilgili tavrını ölçen “Tüketici Güven Endeksi” diye bir kavram var. Gazetelere baktığımda Güven Endeksi’nin son 16 ayın en düşük seviyesine inerek %90,4 olduğu (normali 100-200 arası) belirtiliyor. Yani bir birimize güvenimizde önemli hasarlar olduğu gibi, ekonomimize olan güven endeksinde de önemli düşüşler yaşandığı anlaşılıyor.

Çeşitli anketler incelendiğinde, Türkiye’de en çok güvenilen kurumların başında en yüksek sırayı ordumuz alıyor. Bunun dışındaki kurumlara da ne yazık ki güven yerlerde sürünüyor. Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Başbakanlık, Emniyet, ÖSYM, basın vs. hepsi sınıfta kalıyor. Özetle, vatandaşın güvendiği kurum sayısı da giderek azalıyor. Bazı anketlerde “hiç birine güvenmiyorum” seçeneğinin bile oldukça yüksek oranda tercih edildiği görülüyor.

                               MUTLU VE KENDİNE GÜVENEN İNSANLAR, BAŞARILI OLUYOR

Güvensizlik üzerine örnekleri çoğaltmak mümkün. Kişiler bir birine, müşteri esnafa, kardeş kardeşe, partili partilisine, komşu komşuya, birey yargıya-devlete önemli ölçüde güvenmiyor. Oysa başarılı insanlar ve hatta mutlu insanların kendine güveni yüksek insanlar olduğu biliniyor.

Aslında başkasına güvenmenin yolu biraz da kendine olan güvenden geçiyor. Kendinize güvenmiyor iseniz başkasına güvenmeniz oldukça güç. “Herkesi kendi gibi görme”  durumu yani. Bu bir girdaptır ve mutlaka içinden çıkılması gerekir. Kurumların paydaşlarıyla güven tesis etmeyi ilk sıraya koymaları gerekir. Aksi halde, bu güvensizlik sonraki kuşaklara yansıyarak sürüp gidecektir.

                                                  İHTİYAR ADAM ÇEKİ VERİNCE…

İş adamının biri borçlarını ödeyemediği için bunalıma girmiş ve bir parkta başını ellerinin arasında almış kara kara düşünüyormuş. Yaşı bir hayli ilerlemiş ihtiyar yanına gelmiş, “hayrola bir sorunun mu var?” diye sormuş. Adam sorununu anlatınca ihtiyar,” takma kafana” demiş ve eklemiş: “Al sana tüm borçlarını karşılayacak kadarlık bir çek, bu çek ile bütün işlerini halledersin ve tam bir yıl sonra aynı saatte bu parkta buluşuruz, bana olan borcunu o zaman ödersin” Adam, bu sözlerden sonra  kaybolmuş. İş adamı, çeke baktığında çekin üzerinde John D. Rockefeller yazıldığını fark etmiş. İş adamı, bu çeke olan yüksek güveninden ve de Rockefeller’e mahcup olmamak için çeki bozdurmadan tekrar işine dört elle sarılmış, yeni stratejiler geliştirmiş, çıkış yolları bulmuş ve sonunda daha çok çalışarak işlerini yoluna koymuş. Çeki bozdurmadan işlerini yoluna koymuş olmanın gururuyla, sabırsızlıkla Rockefeller’i tam 1 yıl sonra anlaştıkları gün ve saatte beklemeye koyulmuş. Buluşmuşlar ve iş adamı tam çeki verecekken yanlarına bir hemşire gelmiş ve iş adamına “Umarım sizi rahatsız etmemiştir, zira ikide bir kaçıyor ve gördüğü kişilere kendisini Rockefeller olarak tanıtıyor” demiş.  Şaşkın vaziyette olan iş adamı, adeta donup kalmış.

 

KARŞILIKLI GÜVEN TESİS EDİLİRSE…

Bu hikayeden çıkarılacak o kadar çok ders var ki… Karşılıklı güven tesis edildiğinde insanın yapamayacağı iş yoktur. Demek ki kişi her durumda, önce kendisine güvenmeli, sonra da çevresindekilere güven aşılamalıdır. İki tarafta oluşan bu “güven” unsurunun açamayacağı kapı yoktur. “Emerson”un dediği gibi kendine güvenmek başarının ilk şartıdır.”

Peki topluma karşı güvende sınıfta kalan kişi ya da kurumlar, ne kadar mutlu olabilirler, ne kadar başarılı olabilirler, geleceğe ne kadar güvenle bakabilirler?

İşletmelerde de güven unsuru çok ama çok önemlidir. Tıpkı kalite politikası gibi, tüm paydaşları ve toplumu esas alan, açık net ve şeffaflık içeren bir “güven politikası” tesis edilmelidir. Bu politikada asgari olarak aşağıdaki unsurlar bulunmalıdır.

  • Müşterilere güven,
  • Çalışanlara güven,
  • İşverene güven,
  • Yöneticilere güven
  • Çalışanlar arası güven

SÖZ DEĞİL, İCRAAT ÖNEMLİ

Zira güvende zedelenmeler olması, tıpkı toplumsal konularda olduğu gibi işletmelerde de tüm paydaşları önemli ölçüde olumsuz etkileyecektir. Belirlenecek politikaların sözde değil, icraatta olması, her birinin içinin doldurulması gerekiyor.

                     ÇOK GÜVENİRSENİZ ALDATILIRSINIZ, HİÇ GÜVENMEZSENİZ AZAP ÇEKERSİNİZ

Özet olarak, Frank Crane’nin belirttiği gibi çok güvenirseniz aldatılırsınız, ancak hiç güvenmezseniz hayatınız azapla geçer. Hayatımızın azapla geçmesini istemiyorsak, güvenmeliyiz, güven vermeliyiz ve bunu karşı tarafa hissettirmeliyiz. Diğer yandan, güven daima suiistimal de edilecektir, önemli olan insanlara güvenmeye devam etmek ve kime iki defa güveneceğimize daha fazla dikkat etmektir.(*) Gabriel Marquez)

Şaban Çağıran

cagiran@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası