Son Haberler

AB ilişkilerimiz: Sabır taşını çatlattılar

“Cumhurbaşkanımızın, başbakanımızın, ilgili bakanlarımızın tepkileri sert olmakla birlikte yerden göğe haklı. Ancak davranış biçimimizle onların çifte standart oyunlarına gelip haklı davamızda haksız duruma düşmemeliyiz. Bizim hedefimiz AB standartlarına kısa zamanda ulaşmak. Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi üyelik milletimizin vereceği bir karar.”

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) başkanlığım döneminde tam üyelik müracaatı yapmamız üzerine AB ilişkilerimiz kamu oyunun gündemine oturmuştu.  O tarihteki resmi görüşmelerde “Türkiye zengin Avrupa’nın fakir bekçisi olmak istemiyor” sözüm destek görmüş, Sosyal Demokratlarca “Avrupa ortak, Türkiye Pazar olacak” sloganları ortaya atılmıştı. Başta basın olmak üzere kurum ve kuruluşlar konuyu yoğun biçimde tartışır olmuştu. İkinci Dünya Savaşı sonrası 1951 yılında kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’na dayanan birliğin adı önce 1958 yılında AET Avrupa Ekonomik Topluluğu, tek pazara geçince AT Avrupa Topluluğu ve sonra da siyasi entegrasyon hedeflenerek AB Avrupa Birliği oldu.

1973: AB’NİN SOĞUK YÜZÜ

Türkiye, 31 Temmuz 1959 (Adnan Menderes) üyelik müracaatında bulundu. 12 Eylül 1963 (İsmet İnönü) döneminde imzalanan ortaklık anlaşması 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girerek AB süreci başladu. Üç dönemli öngörülen bu ortaklık hazırlık dönemi tamamlandı, 1973 yılında geçiş dönemi başladı. AB’nin ilk soğuk yüzü o tarihte görüldü. Zira bu dönemde sanayi, tarım ürünlerinin gümrük uyumlarının sağlanması büyük ölçüde gerçekleşirken anlaşmanın kişilerin serbest dolaşımı maddesine bu güne kadar uyulmadı. Vize sorunu milletimizi rencide edecek davranışlarla gündemde tutuldu. 12 Eylül 1980’de tarafımızdan dondurulan ilişkiler, 1984’de tekrar başladı. 14 Nisan 1987 tarihinde (Turgut Özal) yaptığımız tam üyelik müracaatımız diğer ülkelere uygulanmayan çeşitli bahanelerle kabul edilmedi. 1 Ocak 1966 tarihinde yürürlüğe giren Gümrük Birliği anlaşması (Tansu Çiller) ise siyasi karar organında yer almadan, gümrük vergileri ile ilgili alınan kararlara uyma taahhüdümüz ve Rum Kıbrıs kesiminin AB üyeliğine kabulüne yol açan tavizimizle üzücü bir zemin oluşturdu. 10-11 Aralık 1999 Helsinki Zirve kararlarıyla Türkiye için hazırlanan “Katılım Ortaklığı Belgesi” 19 Mart 2001 tarihinde (Bülent Ecevit) Hükümetimizce onaylanarak yürürlüğe girdi yeni bir dönem başladı. Fasılların taranması ve müzakerelerin açılması zemini hazırlandı.

SABIR TAŞINI ÇATLATTILAR

Ancak ne yazık ki 17 Ararlık 2004 tarihli zirvede Türkiye’de siyasi kriterlerin karşılanması konusundaki gelişmeler uygun bulunarak onaylandığı halde gerçek olmayan çeşitli bahanelerle ya da diğer üyelere uygulamayan yöntemlerle 36 başlıktan 8 başlık açığa alındı, 16 başlıktan ise sadece bir başlık geçici olarak kapatıldı. AB yetkili organları yeni başlık açmamak hususunda dayatmalarını sürdürmekte kararlı görünüyor. Son yıllarda ise Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Demokrasi, İnsan Hakları, Hukukun Üstünlüğü, Özgürlükler konusundaki dayattığı temel kriterlerin aksine Avrupa ülkelerinin terör konusundaki iki yüzlü davranışları, 15 Temmuz 2016 tarihinde ülkemizde milli iradeye karşı yapılmış olan ihtilal hareketine olan duyarsızlıkları, milletimizin idam cezasının tekrar getirilmesi konusundaki talepleri karşısında milletimizi, devletimizi rencide edici söylemlerin yanı sıra Türkiye-AB arasında uzlaşılan mülteciler ve vizeler konusundaki anlaşmayı tek taraflı uygulamamaları bardağı taşıran son damla oldu. Zaten gergin olan ilişkilerin daha artmasına zemin hazırlamasıyla 52 yıl sonra Özal’ın dediği gibi ince ve uzun bu yolda sabır taşını çatlattılar.

ÜYELİK MİLLETİMİZİN VERECEĞİ BİR KARAR

Cumhurbaşkanımızın, başbakanımızın, ilgili bakanlarımızın tepkileri sert olmakla birlikte yerden göğe haklıdır. Ancak davranış biçimimizle onların çifte standart oyunlarına gelip haklı davamızda haksız duruma düşmemeliyiz. Bizim hedefimiz AB standartlarına kısa zamanda ulaşmak. Cumhurbaşkanının dediği gibi üyelik milletimizin vereceği bir karar. Zira siyasi entegrasyonla AB giderek konfederatif bir yapıya yöneliyor.

*ÖZETLE AB EKONOMİK DURUMU

*AB 17 trilyon $ GSYİ hasılası ile Dünyanın yüzde 31’ini oluşturuyor.

*AB Dünya’da en büyük ihracatçı ve ithalatçı birliği.

*AB ülkelerinde para politikaları “ECB European Central Bank” Avrupa Merkez Bankası’nca belirleniyor.

*AB, tek para sistemine Euro’ya  geçti, 16 ülke uyumu sağlandı.

*AB – TÜRKİYE EKONOMİK İLİŞKİLERİ

*Türkiye’nin (2015) toplam ithalatı 207,2 milyar $, ihracatı 143,9 milyar $ olup dış ticaret açığı 63,3 milyar $’dır. İhracatımız ithalatımızın %69,4’ünü karşılıyor.

*Türkiye’nin AB’ye ihracatı (%44,7) 64 milyar $.

*Türkiye’nin AB’den ithalatı (%38) 78,7 milyar $.

*Türkiye’de yabancı yatırımcıların şirket sayısı 50 bin olup yaklaşık yarısı (23.000) AB ülkelerine ait.

*Türkiye’ye AB’den gelen turist sayısı toplamın %45’i olup Almanya ilk sırada yer alıyor.

*AB ülkelerinde yaklaşık 3 milyon vatandaşımız yaşıyor.

SONUÇ: YETTİ GARİ…!

Sonuç… Anadolu’da bir tabir var: Yetti Gari…! derler. Durumu iyi analiz edip, açığa düşmeden, teslimiyetçi davranışlara kapılmadan onların bize devamlı dayattığı Hukuk çercevesinde kazanılmış haklarımızdan vazgeçmemeliyiz.
Ali Coşkun             

58 ve 59 Hükümetler  Sanayi ve Ticaret Bakanı İş Dünyası Vakfı Onursal Başkanı

coskun@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası