Yüksek volatilitenin devamı kaçınılmaz görünüyor

Birçok risk ve fırsatı içinde barındıran 2011 yılının son çeyreğinde; hem global çapta, hem de lokal anlamda yüksek volatilite yaşanacak. Bu süreçte yatırımcılara, temkinli duruşlarını korumalarını önermekle birlikte, doğacak fırsatları da göz önünde tutmalarını tavsiye ederiz.

2008 yılında başlayan ve halen etkileri günümüzde de hissedilen küresel krizin uzantılarını yaşamaya devam ediyoruz. Ancak durum biraz daha boyut değiştirerek yeni hali ile piyasaların karşısına çıkmış durumda. 2008 yılında Lehman Brothers’ın batışı, GM ve AIG gibi dünya şirketlerinin sorunlu bilançolarından ve default risklerinden bahsederken, bugün geldiğimiz noktada kriz boyunca darbe alan hükümet bilançolarını ve ülke default (başta Yunanistan ve bazı diğer Avrupa ülkeleri) risklerini konuşuyoruz. Aynı zamanda son dönemde başta ABD olmak üzere global ekonominin hızında da yavaşlama sinyalleri güçlenirken, resesyon ve ikinci dip endişeleri iyice gün yüzüne çıkmış durumda.

özellikle birkaç aydır Yunanistan’ın iflas riskine yönelik gelişmeler gündemin üst sırasını meşgul etmeye devam ediyor. Yunanistan’ın borçlarına ilişkin kaygılar ve bu durumun diğer sorunlu Avrupa ülkelerine yayılma riskine yönelik endişeler borsalar başta olmak üzere tüm varlık fiyatları üzerinde baskıya neden oluyor. IMF/AB yetkilileri Yunanistan’a mali yardım ve kaynak aktarımı konusunda görüşmelere devam ederken, bir yandan da ülkeye mali önlemlerini sıkılaştırması konusunda baskı uygulamayı sürdürüyor. Verilen ilk 110 milyar euroluk destek paketinin yetersiz kalması sonrasında gündeme gelen ikinci kurtarma paketi Avrupa içerisinde ciddi tartışmaları da beraberinde getirmiş durumda. Bu süreçte kritik nokta Yunan parlamentosunun özelleştirme ve bütçe kesintileriyle ilgili gerekli yasal düzenlemeleri biran önce hayata geçirmesi noktasında görülürken, tüm çabalara rağmen Yunanistan’ın olası bir iflasına (kaldı ki CDS piyasında bu olasılık %95’ler düzeyinde fiyatlanmış durumda) yönelik olarak da bir taraftan Avrupa hükümetleri ve bölge bankalar kendilerini hazırlıyorlar.

Bir önceki krizin yaraları henüz sarılmaya devam ederken, bu aşamada politika yapıcıların Avrupa Bankacılık sektöründe büyük bir krize yol açarak global ekonomiyi tehdit edecek ikinci bir “Lehman Olayı”na izin vermeyecekleri yönündeki genel kanı, son dönemde başta Almanya olmak üzere bazı diğer Batı Avrupa ülkelerinde artan iç siyasi tartışmalarla değişmeye başlamış durumda. Soruna en optimal çözümü bulma çabaları paralelinde bölge içersinde farklı sesler yükselmeye devam ederken, bu gelişmelerin önümüzdeki dönemde farklı şekillerde piyasaların önüne gelmeye devam edeceğini düşünüyoruz ki bu da dönem dönem volatilitenin yükselmesini kaçınılmaz hale getiriyor.

Diğer taraftan krizin çıkış noktası olan ABD’de, alınan olağanüstü parasal ve mali önlemlerle ekonomik büyümede sağlanan ivme 2011 ikinci çeyreğiyle birlikte hızını kaybetmiş durumda. ABD ekonomisinin en zayıf halkası olan konut sektörü henüz dipten kurtulma mücadelesine devam ederken öncü hizmet ve imalat endeksleri de ekonomik aktivitenin yavaşladığını teyit eder nitelikte gerçekleşiyor. İstihdam cephesinde de arzulanan iyileşme sağlanamazken petrol fiyatlarının yüksek seyri harcanabilir geliri düşen tüketicileri harcamaları konusunda temkinli olmaya itiyor.

Alınan devasa boyuttaki önlemler sonrası yasal borçlanma limitlerine ulaşan ABD’de yeni güçlü mali teşvikler mümkün görünmezken parasal genişleme sürecinin de sonuna gelinmiş olması bu aşamada başta FED ve IMF olmak üzere birçok kurumun ABD ekonomisine yönelik büyüme tahminlerini aşağı yönde revize etmesine neden oluyor. FED’in son toplantısında atmış olduğu, portföyündeki kısa vadeli tahvilleri uzun vadeli tahvillerle değiştirerek uzun vadeli faizleri düşük tutup ekonomiyi destekleme yönündeki adımı da piyasalar tarafından yetersiz görülmüş durumda.

Euro bölgesinde de devam eden borç krizi nedeniyle ekonomik birimlerde oluşan güven kaybı ve ekonomik toparlanma olgunlaşmadan Avrupa Merkez Bankası’nın parasal sıkılaştırma sürecine girmesi ve başta Yunanistan olmak üzere bölgedeki sorunlu ülke ve bankalara yönelik default riski bölge ekonomisi üzerinde aşağı yönde ciddi bir baskı oluşturuyor.

Bu noktada gelişmekte olan ülkelerdeki duruma baktığımızda, bölgesel farklılıklar yaşanmakla birlikte, bol likiditenin son iki yıldır yarattığı sefanın bir miktar cefaya dönüştüğü bir süreç ön plana çıkmış durumda. Söz konusu likidite, kimi bölge ekonomilerinde aşırı ısınma ve enflasyonist baskıları beraberinde getirirken, ülkemizin de içerisinde yer aldığı yabancı sermaye bağımlısı ülkelerde de cari açık problemlerini gündeme getirmişti. Son dönemde, artan global resesyon endişeleriyle enflasyon ve cari açık tartışmalarının yerini tekrar büyümeye yönelik kaygılar alırken gelişmekte olan ülkeler de bu sıkıntılı sürecin etkilerini farklı yönleriyle yaşamayı sürdürüyor.

Osman GöKTAN

goktan@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası