Kusursuz küresel fırtına

Global istikrar için tüm dünyanın yeniden sağlıklı büyümesini sağlayacak küresel düzenlemeler gerekiyor. Ucuz borçlanma, devlet destekli kaynaklar ve finansal yardımlara dayalı Keynesyen müdahaleler beklenen büyük fırtınayı frenleyecek gibi durmuyor.

ABD ve Avrupa Birliği’ndeki ekonomik çalkantı ve sorunu çözmek için ortaya konan araçlar, ya da tedbirler sorunun kısa vadeli çözümler noktasından çok uzakta olduğunu dolayısıyla dünyanın hızla resesyon sarmalı içine girmesinden dolayı bir sonraki kusursuz küresel fırtınaya hazır olması gerektiği sonucunu çıkarabiliyoruz.

Bu itibarla, 2012-13 yılları için piyasaların beklediği ekonomik yardım ve kamusal destek her zamankinden daha büyük önem arz ediyor. Başka bir ifadeyle, söz konusu yeni ekonomik fırtınanın tarihteki büyük buhrandan daha etkili olacağı düşüncesiyle şimdiden farklı politik ve ekonomik önlemlerin alınması gerektiği vurgulanıyor.

Nitekim, ABD’de OBAMA yönetimi ülkesinin ‘ulusal bir ekonomik krizle’ yüz yüze olduğunu ifade ederek, vergi indirimi ve kamu harcamalarını da kapsayan yeni istihdam paketini açıkladı. Esas itibariyle, ABD’deki durgunluğu hedef alan devlet destekli büyüme stratejisinin uygulanması ve istihdamı artırması için daha önce yapılan desteklere ek olarak 447 milyar dolarlık bir bütçe öngörüldü.

Avrupa’da da görüntü çok farklı değil. Birçok bankanın kredi notunun düşürüldüğü ve kriz sinyali verdiği bilinmekle birlikte esas sorunun Avrupa’nın içinde bulunduğu kamu borcunun neden olacağı finansal krizin sonuçlarının, AB ülkelerine yapacağı ekonomik ve sosyal tahribatın ya da iflasların maliyetinin nereden karşılanacağıdır.

Bu noktada AB’nin ABD’ye göre ez zayıf yanı bu krizi merkezden yönetecek otorite boşluğu olarak kabul edebiliriz. Almanya ve Fransa arasında dahi bir çok konuda fikir ayrılıkları su yüzüne çıkarken, İngiltere’nin özellikle ekonomi kurtarma operasyonlarına ve mali yardımlara karşı mesafeli duruşu, AB’ndeki çok başlılığın global durgunluğu yönetecek kararların alınması ve büyüme için atılacak adımların yönetilmesi süreçlerinin sorunlu olduğunu işaret ediyor.

Avrupa’daki ek likidite kararları geçici iyimser gelişmelere neden olsa dahi kalıcı bir toparlanmanın piyasaya para sürmek ve harcamaları artırıcı tedbirlerle sağlanamayacağı görüşü zamanla ağırlık kazanmaya başladı. Bu nedenle, İtalya’nın 54 milyar EURO’luk tasarruf paketi açıklaması sürpriz olarak algılanmamalı.

Dolayısıyla, son yıllarda varlık fiyatlarına dayalı balon ya da abartılı biçimde dile getirilen sözde zenginleşme ya da sanal refah artışı aynı zamanda hükümetlerin geleceğe yönelik şişirilmiş beklenti ve umut satışlarından kaynaklı iyimserlik, yerini karamsar bir tabloya bıraktı. Dolayısıyla, global istikrar için sadece Avrupa’nın değil, tüm dünyanın yeniden sağlıklı büyümesini sağlayacak küresel düzenlemeler gerekiyor.

Kısacası, Ucuz borçlanma, Devlet destekli kaynaklar ve finansal yardımlara dayalı Keynesyen müdahaleler beklenen büyük fırtınayı frenleyecek gibi durmuyor. ABD ile başlayıp AB ile devam eden kriz büyük bir ihtimal ile 2012 ile birlikte yükselen piyasa ekonomilerine sıçrayarak, global olma karakterini tam olarak hissettirecek.

Ekonomik resesyonun daha az hissedileceği tahmin edilen yeni ekonomiler ve yükselen pazarlarda dahi temkinli bir bekleyişin hakim olduğu görünüyor. Ancak, Yatırım Bankası GOLDMAN SACHS tarafından geçtiğimiz günlerde yayınlanan raporda; Asya, Afrika ve Orta Doğu’nun dahi söz konusu resesyon riskini taşıdığı hatta bu riskin Güney Afrika, Rusya ve Türkiye gibi son yılların yükselen ekonomilerinde de hissedileceğinin altı çizildi.

Yükselen pazarların ya da ekonomilerin çoğu global krizi yavaşlayarak yani mevcut büyüme hızlarında düşüş yaparak karşılaması beklenirken, Türkiye’nin de içinde bulunduğu bazı ülkeler ise global krize yüksek dış borç ve cari işlem açığı sorunu ile girmek zorunda oldukları görülüyor. Dolayısıyla, batıdaki küçülmeye paralel ortaya çıkan resesyon riski Türkiye bağlamında yüksek cari açık riski ile birlikte ele alınması ihtiyacını ortaya koydu.

Diğer taraftan, Türkiye’nin son yıllardaki ekonomik performansındaki önemli unsurlardan biri olan sıcak para girişinin de ters esmeye başlayan bu rüzgarlardan nasıl etkileneceği belirsizliğini koruyor. Esas itibariyle, bugüne kadar krize karşı önlem olarak, ABD ve AB’de bankaları piyasalara devesal oranlarda likidite pompaladı, bir taraftan da bu ülkelerin merkez bankaları para politikaları yönetiminde sıfıra yakın faiz oranları belirlemeyi benimsemişlerdir. Ancak, bu para bolluğu ve fonların büyük bölümü, üretim ve istihdam dostu kredilere değil finansal varlıklara aktı. Bu nedenle de global sermaye akışı Türkiye gibi çevre ekonomileri tercih ederek yön değiştirdi.

Bu sefer global piyasalara yeni para pompalayanların ulusal ekonomilerindeki durgunluğu da hesaba katarak, içe dönük yaklaşımların ve politik baskıların tesiri ile korumacı bir yaklaşım ile hareket ederek özellikle uluslararası sıcak para akışlarını çeşitli tedbirlerle kontrol edecekler. İşte bu ve buna benzer nedenlerle 2012-2013 yıllarında mücadele etmemiz gereken küresel tsunami bundan öncekilerden daha sert olacak.

Her şeyden önemlisi Türkiye de cari açık tüm önlemlere rağmen büyümeye devam ediyor, Türkiye’de döviz fiyatları son aylarda beklenilenin üzerinde artmakta maalesef yaz aylarındaki döviz bolluğuna rağmen dış kaynak ya da döviz girişindeki artış cari açık tarafından daha hızlı bir oranda tüketiliyor. Döviz kurlarındaki yükselişin bir nedeni de yukarıda belirttiğimiz sıcak para hareketinde tersine esmeye başlayan rüzgarlarlar ve buna bağlı sıcak para çıkışıdır.

Son olarak, dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’nin ve global ekonomiyi yönlendiren güçlerden bir diğeri olan AB’nin, 2012 ve 2013 döneminde her zamankinden daha fazla içe dönük, milli ve korumacı ekonomi politikaları uygulayacağı ve özellikle ulusal üretim ve istihdam bazlı büyüme ve resesyonla mücadele siyaseti üzerinden mesafe alacağı için uzun zamandır ülkemizin yanında yer alan uluslar arası ekonomik ve finansal gelişmelerin pozitif etkisi, ya da yansımalarının bu defaki kusursuz küresel fırtınada artık yanımızda olamama ihtimalini veya realitesini de hesaba katarak önümüzdeki yıllarda karşılaşabileceğimiz şoklara hazırlıklı olmalıyız.

Prof. Dr. Ali Rıza BüYüKUSLU

çalışma Ekonomisi ve
Global Yüksek öğretim Uzmanı

buyukuslu@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası