Son Haberler

EN BÜYÜK ZENGİNLİK SAĞLIKTIR

21. YüZYILIN LOKMAN HEKİMİ DR. ENDER SARAç’TAN ‘SAĞLIKLI YAŞAM‘A DAİR çARPICI AçIKLAMALAR:

Sağlıklı yaşamın sırları, öteden beri insanoğlunun üzerinde en çok durduğu konuların başında geliyor. ölümsüzlük iksirini bulduğu ancak ardından bu formülü kaybettiği ileri sürülen Lokman Hekim’in, efsanevi öyküsü yıllardır dillerde dolaşıyor. ölüme çare yok fakat gelişen modern tıp, pek çok hastalığın tedavisini mümkün kılıyor. Modern tıp ile onun tamamlayıcısı konumundaki doğal tıp, hastalıkları tedavi edebilmek adına sürekli gelişim halinde. Eskiden ölümcül olan pek çok hastalık artık tedavi edilebiliyor. Bununla birlikte hayatımıza yeni giren Ebola ve benzeri hastalıkların varlığı da ortada. Rahatsızlandığımızda kimimiz sadece modern tıbba güvenir, kimimiz doğanın şifa dolu kaynağından beslenen tamamlayıcı tıp veya alternatif tıbba sığınır, derdimize deva ararız.

Şüphesiz hastalıklardan korunmak için sağlıklı ve dengeli beslenmek önemli. Yararlı besinleri tüketmek, zararlılarından kaçınmak şart. Yediden yetmişe hepimiz, “Her şeyin başı sağlıktır” sözünü sıkça kullanır, sıhhatin en mühim başlık olduğunu tekrar eder dururuz. Peki günde binlerce kez alıp-verdiğimiz nefesin, ne denli hayati öneme sahip olduğunun gerçekten farkında mıyız? Yoksa metabolizmamızın tıkır tıkır çalışmasını, düzenli kalp atışlarımızı ya da; düşünme, görme, duyma, yürüme, konuşma, tatma, hissetme gibi müthiş özelliklerimizi, hayatın rutin birer parçası olarak mı görüyoruz?

Sağlığımız hakkında bilmemiz gerekenler ve atmak zorunda olduğumuz adımları konuşmak üzere, “Hiçbirimiz Boşuna Yaratılmadık ve Hiçbir Olay Tesadüf Değildir” felsefesiyle, hastalarına hizmet sunan Uzman Dr. Ender Saraç ile İstanbul’daki, Hay Sağlık Kliniği’nde bir araya geliyoruz. Karlı bir İstanbul gününde, bize ikram edilen şifalı bitki çayı eşliğinde sorularımızı sormaya başlıyoruz. İşte, “Her şeyin başı sıhhattir” veya “En büyük zenginlik sağlıktır” ana fikrine sahip “şifa” dolu özel röportajın ayrıntıları:

aa_429.jpg

öncelikle yaşam felsefeniz hakkında bizi aydınlatır mısınız?

Ortodoks tıbbı olarak bilinen batı tıbbında uzman doktorum. 6 yıl süren tıp fakültesinden sonra 4 yıl ihtisas yaptım. Yurt dışında yıllar süren eğitimin sonunda, T.C. Sağlık Bakanlığı’ndan onaylı, Akupunktur Eğitimi ve Sertifikası ile Estetik Medikal Tıbbı Estetik Eğitim Sertifikalarını almaya hak kazandım. Hekim kimliğimin yanında tamamlayıcı tıp alanında bilimsel araştırmalara yöneldim. Bugün itibariyle 56 yaşıma girdim ama hala üniversiteye hazırlanan öğrenciler gibi sürekli çalışıyor, insanlığa fayda sağlayacak araştırmalara aynı hızla devam ediyorum. Bana göre öğrenmenin sonu yok. İnsanoğlu derin bir varlık ve bunu çözmek için sürdürülebilir çalışmalar yapmak şart.

Tıp doktoruyken, tamamlayıcı tıpta da ilerlemeye nasıl karar verdiniz?

Batı tıbbı veya modern tıp diye adlandırılan Ortodoks tıbbı eğitimi alırken; insanın sadece maddi değil, manevi boyutu olduğunu daha yakından görme imkânım oldu. İnsanın görünen tarafı kadar, görünmeyen yanları var. Ruh ve beden olarak özetleyebileceğim bu iki boyut aslında birbirinin tamamlayıcısı. Tıpkı jokey ve at gibi… At sakat ise, dünyanın en iyi jokeyi de olsa hedefe varamaz. Ya da; en iyi İngiliz atını, 120 kiloluk hiç at kullanmayı bilmeyen birine verseniz, atın doğru kullanılması mümkün olamaz. Ruh ve beden aynen böyledir. Dolayısıyla sadece bedensel hastalıkları tedavi edip, ruhsal hastalıkların farkında olmamanın büyük sorunlar doğuracağını düşündüm ve bu kulvarda bilimsel çalışmalara imza attım. Sonuçta insanın özü ruhtur. Bu gerçeğin farkında olan bir tıp hekimi olarak modern tıp ile birlikte, insanın özüne dair sorunlara eğilip, çözüm sunan tamamlayıcı tıp eğitimini de aldım.

aa_194.png

Sağlıklı yaşama dair görüş bildirenlerin sayısı arttıkça kafalar karışıyor, neler söyleyeceksiniz?

Sağlıklı beslenmede bilgi kirliliği sözkonusu ve bu alan çoğu kez sömürülüyor. Televizyon, internet ve radyolarda birbiriyle çelişen görüşlere sahip insanlardan uzak durmak lazım. Okuyuculara şunu önerebilirim; lütfen ilk olarak bilginin kaynağına baksınlar. Konuşan kişi, gerçekten tıbbi kimliğe sahip mi, uzman doktor mu? Kariyeri, bu bilgileri vermeye uygun mu? Kişiyi; yaşına, pozisyonuna, cinsiyetine ve bulunduğu konuma göre değerlendirsinler. Saçları yerinde mi, cildi kırışık mı, göbeği var mı, beli yağlanmış mı, fit mi, formunu koruyor mu, pozitif mi, güler yüzlümü, mutlu mu, huzurlu mu, uzun yıllardır daha mı az yaşlanıyor, hastalıklara karşı iyi korunuyor mu? özetle bilginin kaynağı olan kişi, referans kaynağı olarak dikkate alınmalı. Kilolu birinin, uzman olarak zayıflamayı anlatması ya da agresif birinin ruhsal gelişim hakkında bilgi vermesine kulak verilmemeli.

NE YEMELİ, NELERDEN KAçINMALI?

Sağlık beslenmede öncelikli tavsiyeleriniz nelerdir?

Tamamıyla hayatımızdan çıkaramazsak bile en azından; beyaz un, glikoz şurubu, mısır şurubu ve beyaz şekeri azaltmamız şart. Akşam çok geç ve ağır yemek yemeyelim. Her şeyi mümkün olduğunca doğal ve mevsiminde tüketelim. Maalesef artık yediğimiz ekmek, domates, tavuk özetle hiçbir şey doğal değil. GDO’lu gıdalar, kimyasal gübreler, böcek parazit mantar ilaçları, elektromanyetik radyasyon kirlenmeleri gıdalarımızı bozdu. Dolayısıyla mevsiminde yemek, yöresel ve taze ürün tercih etmek, mümkün oldukça doğal ve organik beslenmeye gayret etmek lazım.

KüçüK AMERİKA OLDUK!

Değişen beslenme kültürü hakkında neler söyleyeceksiniz?

özellikle büyükşehirlerde sabah erken saatlerde başlayan yoğun iş temposu bahane edilerek kahvaltı ihmal ediliyor. İnsanlar yumurta, az tuzlu- az yağlı peynirle kahvaltı yapmak yerine, sağlığı tehdit eden poğaça, börek, açma gibi hamur işleriyle güne başlıyor. Bunları yemektense, kahvaltı yapmamak daha iyi. Oysa besleyici özelliğe sahip haşlanmış yumurta 45 saniyede tüketilebilir. Hem tok tutar, hem protein kaynağıdır. Kahvaltı kültüründen uzaklaşan Türkiye, maalesef beslenme anlamında küçük Amerika’ya dönüştü.

TATLI KEYFİ KABUSA DöNüŞMESİN

Tatlılar konusunda neler önerirsiniz?

Tatlı konusunda toplum olarak büyük dezavantaja sahibiz. Mayalı gıdalar, beyaz un ve katı yağ kombinasyonlarını çok kullanıyoruz. Poğaça, kek, pasta, simit, börek, çörek gibi mayalı gıda ve buğday türevleri maalesef sağlıklı değil. Az karbonhidrat, çok protein almayı hedeflemeliyiz.

Uzman olarak siz nasıl besleniyorsunuz?

Göbek civarını yağlandırmayacak miktarda yemek yiyorum. Akşam geç saatte ve ağır yemek yemiyorum. Protein, kalsiyum ve D Vitamini kaynağı bol ürünler tüketiyorum. örneğin günde yarım kilo doğal manda yoğurdu yerim. Kış aylarında demir kaynağı antioksidan olan tahin-pekmez tüketilmesini tavsiye ediyorum. Tam buğday ve tam çavdar ekmeği yemeyi öneriyorum. Sucuk, sosis, salamdan ziyade taze et ve genelde yağları ayıklanmış kuzu eti tüketmek faydalı olur. Balık yerken küçükler tercih edilmeli. Kızartma yerine, buğulama veya ızgara daha iyidir. Protein kaynağı olan organik yumurta tüketilmeli. Metale değmeden taze sıkılmış meyve suları da şifa kaynağıdır. Taze portakal, limon, yeşil elma, greyfurt, kırmızı pancar zencefil gibi karışımları günde bir bardak içmek faydalı olur. Dereotu, maydanoz gibi yeşilliğin yanı sıra oldukça iyi bir antioksidan olan taze sarımsakda tüketilmeli. Kansere iyi gelen ve bağırsakları çalıştıran bakliyat grubu da önemli. Kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek gibi ürünlerin yanında çorba unutulmamalı! Eskiden sabahları çorba içilirdi. Protein ve B vitamini içeren çorba kolesterolü düşürür, kabızlığa iyi gelir. Mercimek ve tarhana çorbasının yanı sıra yoğurt çorbasından günde 1 veya iki kâse içmeliyiz.

FAST FOOD‘DAN UZAK DURUN

Sağlıksız beslenmenin yol açtığı sorunları nasıl fark edebiliriz?

Röportajı okuyan herkes, eline mezura alıp göbek ve bel civarını ölçebilir. Göbek ve bel civarı erkeklerde 94, kadınlarda 88 cm geçiyorsa pek çok hastalığın önü açık demektir! Bu nedenle bolca protein, yeşillik, bakliyat, posalı-az şekerli meyve, su ve bitki çayı tüketmeli. Asidik gıdalar, beyaz un, beyaz şeker, kızartma, fast food ve şekerli asitli içeceklerden kaçınmalıyız.

ALZHEIMER KAPINIZI çALABİLİR!

Dengesiz beslenenler ne tür tehlikelerle karşı karşıya?

Bazı havayolu şirketleri, yolcularına ekonomi sınıfında sandviç veriyor. Kocaman ekmek, içinde az peynir. Yanına şekerli içecekler. Sandviçten 1000, meşrubattan 1000 toplamda en az 2000 kalori alınıyor. çok kalori, az protein ve vitamin alınınca, hastalıkların kapısı aralanıyor. Kalp krizi, yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve kanser gibi ölümcül hastalıklara davetiye çıkarılıyor. Bununla birlikte alzheimer gibi bugün çok da gündemde olmayan ancak yakın zamanda ciddi artış görülecek hastalıkların önü açılıyor. İnsanın, kendi evladını bile tanımayacak hale sokan alzheimer hastalığı, önümüzdeki dönemde birçok kişinin kâbusu olacak. Eskiden sadece ileri yaşlarda görülen bunama, şimdilerde erken yaşta ortaya çıkıyor. Hayatı maddi-manevi tümüyle felç eden bu hastalık; kalp krizi, kanser kadar tehlikeli boyutlara sahip.

Peki korunmak için neler yapmalıyız?

Göbek ve bel civarı çok yağlananlar dikkatli olmalı. Fast food’dan uzak durulmalı. Alkol ve sigara kullanılmamalı. D vitamini, B vitamini, B 12 ve Omega 3 bolca alınmalı. Yeşil ve beyaz çay içilmeli. Dengeli beslenmek, hareketli olmak ve spor yapmak önemli. çağın hastalığı olan stresten uzaklaşmak için meditasyon yapılabilir. Time Dergisi, yayınladığı bilimsel çalışmayla, inanç sahibi olanların stres ve benzeri hastalıklara karşı daha iyi korunduğunu kapak konusu yapmıştı.

YOĞUN çALIŞIYORSANIZ BU TEHLİKEYE DİKKAT ETMELİSİNİZ

Yoğun tempoda çalışanlara nasıl bir mesajınız olacak?

Başarılı insanlara dönük gizli ancak tehlikeli tuzak söz konusu. Şöyle ki; iş, siyaset ve sanat camiasından çok başarılı isimler kliniğimize başvuruyorlar. Bu insanlarla ilgili ortak gözlemim şudur: Hedefe ulaşıncaya kadar ciddi performans sergileniyor. Tıpkı uçağın kalkış anında harcadığı yüksek enerji gibi, başarılı insanlar da hedeflerine ulaşıncaya kadar büyük zorluklar yaşıyor, yoğun streslerden geçiyor, gecesini gündüzüne katıyor, yoğun tempo içinde sevdiklerini ve hatta kendini bile unutuyor. İş kurma, fabrikayı genişletme, alanında lider olma, yeni şube açma, yurtdışına açılma, daha fazla büyüme derken bütün güç ve yetenekler sonuna kadar kullanılıyor. özellikle 30-40’lı yaşlarda yoğun çaba harcanıyor. çocuklar, babalarını neredeyse görmeden büyüyor. Stres ve yoğunlukla yoğrulmuş bu süreçte düzenli spor yapılmıyor, dengeli beslenilmiyor, vücut kırışıyor, saçlar dökülüyor, göbek oluşuyor, tansiyon çıkıyor, şeker fırlıyor, cinsel performansta düşüklükler meydana geliyor, iştah değişiklikleri, ayakta mantar, reflü, uyku bozuklukları, ereksyon sorunlarıyla bünye sinyal vermeye başlıyor. Bu anlamda yoğun çalışanlara; “başarıya koşarken kendinizi ihmal etmeyin, en büyük zenginlik sağlıktır” mesajını vermemiz gerekiyor.

aa_197.png

MUTLU OLMANIN SIRRI NE?

Size göre mutluluğun asıl kaynağı nedir?

Time Dergisi’nde yayınlanan bilimsel çalışma bu konuda bizlere çarpıcı ipuçları veriyor. Araştırmaya göre; mutluluğun asıl kaynağı para, zekâ, gençlik, eğitim veya evlilik değil. Bulgular, dini inancın mutlulukta önemli etken olduğunu gösteriyor. İnançlı insanların, zorluklara karşı daha kolay göğüs gerdiği görülüyor. Aile, akraba, dost, arkadaş ve ahbaplarla iyi ilişkiler kuranların da, daha az karamsar olduğu gözlemleniyor.

aa_198.png

GİZLİ DEPRESYON BELİRTİLERİ

Kadın ve erkek depresyonu farklı farklı mı yaşar?

Toplumsal anlayışımızda, “erkek ağlamaz, erkek yorulmaz, erkek güçlüdür” şeklinde yargı var. Bu anlayışla büyüyen ve sonrasında koca holdingin patronu ya da CEO’su pozisyonuna gelen erkek ciddi sorunlar yaşıyor. Yorulmayan, üşümeyen, şefkate ihtiyaç duymayan ama şefkat eden, güçlü karaktere sahip olması zorunlu gibi görülen erkek, iş yaşamında ne kadar yıpranırsa yıpransın, yorgunluğunu hissettirmemeye çalışır. En depresif ve zayıf döneminde bile bunu hissettirmez. çünkü bu zayıflık göstergesi olarak görülür. Böyle yetişen Türk erkeği, duygularını içine atar, yorulmaz, ağlamaz, bir numara ve en güçlü kişi olarak kendini baskılar. Bu durum tehlikeli bir sonuca yol açar. Kadında olduğu gibi depresyonu açıktan yaşayamayan erkekte, gizli depresyon baş gösterir. Yorgunluk, düşük enerji, sabah yataktan zor kalkmak, unutkanlık, halsizlik, kas ağrıları, iştah değişiklikleri, göbek ve bel civarı yağlanma gizli depresyonun işareti olarak kabul ediliyor. Bütün bu işaretlere rağmen kan tahlillerinde belirgin sorun görünmüyorsa, gizli depresyon tehlikesi hastalığa dönüşmüş demektir.

KADINLARIN SOSYAL ZEKâSI DAHA YüKSEK

Depresyonu azaltan etkenler nelerdir?

Erkekler, depresyonu kadınlar gibi açıktan yaşamaz. Kadın, böylesi durumda hemen annesini ya da en yakın arkadaşını arar, dertleşir, bazen ağlar ve rahatlar. Dolayısıyla kadınlar, erkeklere göre daha sosyal varlıklar ve daha yüksek bir sosyal zekaya sahipler. Erkek düzdür, ince hesaplamaz, sadece hedefe yönelerek gider ama kadın, hayatı satranç oynar gibi yaşar. Kadınlar; “evleneceğim erkek nasıl olmalı, evlenirsem bana iyi bir yaşam sağlar mı, beni korur mu, ne zaman çocuk sahibi olmalıyım” gibi hayata dair her türlü manevrayı iyi hesaplar. Erkekse düzdür, güzel olduğuna inandığı kıza âşık olur ve evlenir. Bu nedenle kadın, sosyal zeka olarak daha yüksektedir. Daha rahat ağlayan-gülen kadın, erkeğe göre daha duygusaldır. Erkek içine atar, ağlamayı zayıflık göstergesi kabul eder.

OBEZİTE TEHLİKESİ öLüME GöTüRüYOR

ülkemizde artan obezite hastalıklarıyla ilgili neler düşünüyorsunuz?

Türkiye obeziteye karşı mücadeleyi maalesef kaybetmiş görünüyor. 20 yıl içinde pek çok anne, baba; obezitenin yol açtığı ölümcül hastalıklardan dolayı çocuklarını kaybederek sarsılacaklar. Obezite kaynaklı hastalıklar nedeniyle, birçok kişi ameliyat masasını yatacak, bazıları ölümle yüz yüze gelecek. Erken yaşta ortaya çıkan kalp krizi, kanser, sistem bozuklukları vakalarında patlama yaşanacak. Sağlık alanında birçok önemli reforma imza atan, sigara belasından büyük oranda kurtulan Türkiye, üzülerek görüyoruz ki obeziteye karşı mücadelede yetersiz kaldı. Hastanelerin tüm halka açılması, randevu sistemiyle herkesin rahatça muayene olabilmesi, yeşil kart uygulaması, ülkenin en ücra köşesine sağlık hizmetlerinin götürülmesi önemli reformlar arasındaydı. En başarılı bakanlıklardan biri olan T.C. Sağlık Bakanlığı’nı bütün bu konularda tebrik ediyorum ancak obezite ile ilgili acilen gerekli tedbirlerin alınması ve genç kuşağımızın, ağır hastalıkların pençesine düşmesinin önüne geçilmesi gerekiyor. Bu anlamda Sağlık Bakanlığımızın ciddi bir stratejik eylem planına ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Sadece televizyondaki kamu spotlarıyla”yürüyelim” demekle obezite ile mücadele edilemez. Bu alanda uzmanlığı ve tecrübesi olan bir hekim olarak fikirlerimi Sayın Sağlık Bakanımız Dr. Mehmet Müezzinoğlu ile paylaşmaya her zaman hazırım.

çOCUKLAR ANNE BABALARINDAN NE BEKLER?

Size göre çocuklar, anne-babadan en çok ne bekler?

Anne-babanın çocuğunun başını okşaması, sarılması ve sevgisini belli etmesi çok önemli. Şefkatten uzak, anne-babasıyla basket veya kartopu oynayamayan çocuklar travma yaşıyor. Sadece para kazanmak için koşturup, çocuklarına zaman ayırmayan, o sıcaklığı tattırmayan ailelerin zengin olsa da, mutlu olamadıklarını ve ilişkilerin zamanla çatırdayıp karı-kocanın ayrıldığını görüyoruz. Sonuçta mutsuz aile sendromuyla yüz yüze kalınıyor… Elbette para, güç ve kariyer için çaba harcanacak fakat çocuklarımıza zaman ayırmanın, onlarla birebir ilgilenmenin paha biçilemez olduğunu unutmamamız lazım. çocukluğunuza dönüp bakın, yıllar ne kadar hızlı akıp gitmiş, şimdi sizin çocuklarınız var. Hayat, kum saatindeki gibi akıp gidiyor ve yaşayamadığımız anlar asla geri gelmiyor.

THY YOLCULARINA ŞİFALI İçECEKLER

İçecekler günlük hayatımızda önemli bir yer tutuyor, bununla ilgili neler öneriyorsunuz?

Sağlıklı içecekler konusunda THY ve Do-Co ile güzel bir işbirliğine imza attık. Uçuşlarda ortaya çıkan uykusuzluk, hazımsızlık ve stres gibi sıkıntılara şifa sunma niteliği taşıyan özel içecekler hazırladık. THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Hamdi Topçu’nun, “Şirketimiz, yiyecekte bir numara, içecekte de bir numara olmasını istiyoruz” demesi üzerine başlayan proje, Turkish Do-Co’nun işbirliğiyle müthiş bir çalışmaya dönüştü ve sağlıklı içecekler menüsü ortaya çıktı. Milyonlarca yolcuya ikram edilen bu sıcak ve soğuk içecekler büyük ilgi görüyor. Menüde sıcak bitki çayları, soğuk bitki çayları ve çocuklara özel içecekler var. İçecekler mevsimlere ve çeşitli ihtiyaçlara göre üç ayda bir güncelleniyor. Ramazan’da ise iftar sonrası yaşanan şikâyetleri azaltmaya yardımcı olacak içecekler var.

SOĞUK İçECEKLER

1. Mideyi rahatlatan: Nane, rezene, limon, hurma

şurubundan oluşur.

2. Stres azaltan & uyku getirici çay: Melisa, papatya, hurma şurubu, vişne ve lavantadan oluşur. Stresi ve jet-lag sorununu hafifleterek, uykuya yardımcı olur.

SICAK İçECEKLER

1. ödem çözen çay: Yeşil çay, kiraz sapı, mısır püskülü ve karanfilden oluşur. ödem çözücü etkisiyle

şişkinliği azaltır.

2. Stres azaltan & uyku getirici çay: Melisa, papatya, vişne ve lavantadan oluşur. Stresi ve jet-lag sorununu hafifleterek, uykuya yardımcı olur.

3. Hazmettirici & gaz azaltan çay: Rezene, anason ve frenk kimyonundan oluşur. Hazmettirici özelliği ile midenin rahatlamasını sağlar.

4. Uyarıcı & canlandırıcı çay: Mate, adaçayı ve zencefilden oluşur. Canlandırıcı ve enerji

arttırıcı etki yapar.

5. Kış çayı: Ihlamur, zencefil, ekinezya, karanfil ve tarçından oluşur. Bağışıklık sistemini güçlendirici etkisiyle soğuk algınlığını önlemeye yardımcı olur.

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası