Son Haberler

Suç gelirlerinin aklanmasıyla mücadelede Türkiye yeni adımlar atarak şeffaflaşmalı

Yasadışı yollardan elde edilen kazançların kaynağının gizlenmesi, ya da aklanarak ekonomik sisteme sokulması ekonomik güvenirliğe ve şeffaflığa gölge düşürür. Bu nedenle Türkiye’nin bu konudaki eksikliklerini biran önce gidermesi hayati önem taşıyor.

Yasadışı yollardan suç işleyerek elde edilen gelirler; ekonomideki kaynakların verimli kullanımına engel olarak, ekonomik, siyasi ve sosyal gelişmeleri olumsuz etkiliyor, topluma önemli zararlar veriyor, kurumlara olan itibar ve güveni azaltıyor.

Bu nedenle yasadışı yollardan elde edilen kazançların kaynağının gizlenmesi ve niteliğinin değiştirilmesi suretiyle yasal görüntü kazandırılarak, yani aklanarak ekonomik sisteme sokulmasının engellenmesi, suç gelirine kaynaklık eden öncül suçlarla bağlantısının tespit edilerek, bu gelirlere el konulması konusu özellikle 1980’li yılların sonlarından itibaren dünyanın önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Bu süreçte birçok ülkede yapılan yasal düzenlemeler ile suç gelirlerinin aklanmasının (bilinen adıyla “karapara”nın) öncül suçtan ayrı olarak ciddi ve bağımsız bir suç olarak tanımlandığını görüyoruz. 11 Eylül terör saldırılarından sonra ise ayrıca terör örgütlerinin finansmanının önlenmesine yönelik çabalar büyük önem kazandı ve bu sürece eklemlendi.

ülkelerde yapılan yasal düzenlemelerin yanısıra, suç gelirlerinin uyuşturucu madde kaçakçılığı gibi uluslararası boyuttaki örgütlü suçlardan kaynaklanması ve yalnızca bir kaç ülkenin mücadele etmesinin yeterli olmaması uluslararası girişimleri zorunlu kıldı. Bu çerçevede suç gelirlerinin aklanması ile mücadelede ülkeler arasında işbirliğini sağlamak ve standartlar geliştirmek amacıyla 1989 yılında Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) bünyesinde Mali Eylem Görev Gücü (Financial Action Task Force-FATF) kuruldu. Daha sonra terörün finansmanıyla ile mücadele de FATF’ın faaliyet alanına dahil edildi.

Türkiye’nin 1991 yılında üye olduğu FATF’ın belirlediği tavsiye kararları, günümüzde ülkelerin aklama ve terörün finansmanıyla mücadele ile ilgili yasal düzenlemelerinin temelini oluşturuyor. Bunun yanısıra üye olan ve olmayan ülkelerin aklama ve terörün finansmanı ile mücadele sistemleri belirlenen tavsiyelere göre FATF tarafından düzenli olarak değerlendiriliyor.

FATF’ın tavsiyeleri doğrultusunda diğer bir çok ülke gibi ülkemizde de konuyla ilgili çok önemli düzenlemeler yapıldı. 1996 yılında aklama ve terörün finansmanıyla mücadele konusunda görev yapmak üzere Maliye Bakanlığı bünyesinde Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) kuruldu. Bu konuda Türkiye’de özellikle 2006 yılında kabul edilen 5549 sayılı “Suç Gelirlerinin Aklanmasının önlenmesi Hakkında Kanun” önemli bir dönüm noktası oldu.

Bu kanun uyarınca MASAK tarafından 2008 yılında yayımlanan “Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelik” ile müşterinin tanınması, kimlik tespiti, alınan bilgilerin teyit edilmesi, bilgilerin güncel tutulması, gerçek faydalanıcının tanınması, müşteri işlemlerinin izlenmesi gibi çok kapsamlı konular düzenlendi. Bankalar, sigorta, finasman, finansal kiralama ve faktoring şirketleri, yatırım ortaklıkları, kıymetli maden, nakil vasıtaları ve antika eşya alım satımı yapanlar, spor kulüpleri, noterler gibi bir çok kişi ve kuruluş bu mevzuat hükümlerini uygulamak bakımından yükümlü olarak sayıldı.

Yine MASAK tarafından aynı yıl yayımlanan “Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının önlenmesine İlişkin Yükümlülüklere Uyum Programı Hakkında Yönetmelik” yükümlülerin oluşturmaları gerekli uyum programı hakkında çok kapsamlı düzenlemeler getirdi.

Buna göre kalkınma ve yatırım bankaları hariç olmak üzere bankalar, sermaye piyasası aracı kurumları, sigorta ve emeklilik şirketleri ile bankacılık faaliyetleriyle sınırlı olmak üzere Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü; Kurum politikası ve prosedürlerinin oluşturulması, risk yönetimi faaliyetlerinin yürütülmesi, izleme ve kontrol faaliyetlerinin yürütülmesi, uyum görevlisi atanması ve uyum birimi oluşturulması, eğitim faaliyetlerinin yürütülmesi ve iç denetim faaliyetlerinin yürütülmesi tedbirlerinden oluşan “uyum programı” oluşturmak ile yükümlü tutuldular.

Bu düzenlemeler gereğince başta bankalar olmak üzere tüm yükümlü gruplarında önemli faaliyetler yürütüldü ve yürütülmeye devam ediyor. Ayrıca, MASAK tarafından yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğine yönelik sıkı bir şekilde yükümlülük denetimleri yapılıyor. Bu nedenlerle aklama ve terörün finansmanıyla mücadele konusunda Türkiye’nin önemli bir mesafe aldığı söylenebilir. Bunu şüpheli işlem bildirimi sayılarındaki artıştan görebilmek de mümkün.

MASAK’a bildirilen şüpheli işlem sayısı 2005 yılında 352, 2006 yılında 1.140, 2007 yılında 2.946, 2008 yılında 4.924 adet iken, bu bildirimler 2009 yılında 9.823’e, 2010 yılında ise 10.251 adete yükseldi. Bildirimlerin yaklaşık % 97‘si ise bankalardan yapıldı.

Bununla birlikte bütün bu gelişmelere rağmen FATF’in 2010 yılı değerlendirmesinde Türkiye’nin halen suç gelirlerinin ve terörizmin finansmanıyla mücadele alanında mevzuatı ciddi anlamda eksik bulunan ülkeler listesinde olduğunu ifade etmek gerekli. Türkiye özellikle terörün finansmanının suç haline getirilmesi ve terörist örgütlerin mal varlıklarının dondurulması gibi temel bazı konularda FATF tavsiyelerine uyumsuz durumda bulunuyor. Bu konuda tasarı bulunmasına rağmen henüz yasalaşmaması, gelecek dönemlerde ülkemiz finansal kuruluşlarının uluslararası bankacılık işlerinde büyük zorluklarla, çeşitli maliyetler ve itibar kayıplarıyla karşılaşma riskini de beraberinde getiriyor. Bu nedenle Türkiye’nin bu konudaki eksikliklerini bir an önce gidermesi büyük önem taşıyor.


yurtsever@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası