Son Haberler

Acilen tek seferlik esaslı bir faiz artırımı yapılmalı

*Politika faizinde vakit kaybedilmeden esaslı bir artış sağlanamadığı ve eşzamanlı yapısal dönüşüm başlatılamadığı takdirde, TL’nin zayıflaması, fiyat istikrarsızlığı ve dolarizasyon sarmalı durmayacak, üretim kapasitesi daralmaya devam edecektir. Ancak ekonomide faiz artırım döngüsüne girme görüntüsü verilmemelidir: Önden yüklemeli tek seferlik ciddi bir faiz artırımına gidilmelidir.

*İstihdam kayıplarının telafisi ve büyüme için yeni yatırımlara ve yeni yatırımlar için de dış tasarruflara ihtiyacı duyan ekonominin mevcut rezerv seviyesi, borç çevirme gücünü ve sermaye girişlerini oldukça zorlaştırıyor. Yurt içinde dolarizasyon ve altına yönelimin ve yine sermaye akımlarındaki durgunluğun temel sebebini oluşturan negatif reel faiz politikasının sonlandırılması gerekiyor.

*Olumsuz algıları düzeltebilmek için, serbest piyasa ilkeleriyle çelişen uygulamaların kaldırılması gerekir: Örneğin, kâr payı dağıtım engelleri, ek gümrük vergileri, kambiyo muamele vergileri, Kamu İhale Kanunu’nunda istisnalar, özel mülkiyete kamulaştırılma yönelimleri, dövize valör uygulamaları, SWAP limitleri, Aktif Rasyosu gibi serbest piyasa kurallarıyla uyumsuz düzenlemeler terkedilmeli.

*Ekonominin genel çerçevesi henüz ortaya çıkmadan Moody’s’in aldığı bu rating aksiyonu aceleci bir niyet okumadır. Kurumların TL’nin serbest dalgalanmasına karşı isteksiz davrandığı iddiası, ancak ekonominin genel çerçevesi ortaya çıktığında resmi olarak netleşecek veya anlaşılacak. Bu genel çerçeve henüz ortaya çıkmadığına göre Moody’s’in aldığı bu rating aksiyonu aceleye getirildi.

Kur artışlarına karşı, Merkez Bankası şu ana kadar etkili bir TL likidite daraltılması politikası uygulayamadı: Zira likidite daraltıcı politikaların zamana yayılmış olarak, parça parça uygulanması doğru ve etkili bir politika olamaz. Ayrıca politika faizi sabit kalırken, sadece fonlama faizinin sınırlı bir şekilde artırılması, kendi içinde kur artışlarına karşı zaten etkili bir politika aracı değildir.

Kaldı ki parasal taban temmuz ayında göre sadece yüzde 6,5 daraldı, ancak yıl sonuna göre hala yüzde 85 daha yüksek. Dolayısıyla MB geri çekmesi gereken likiditeyi hala çekmediği için TL’yi ucuzlatan faktörler orta yerde duruyor.

Bankaların TL likiditeyi genişletme yönündeki istem dışı zorunlulukları tam olarak sona ermedi.  Zira, kredi miktarında artış sürüyor. Sonuçta hem Merkez Bankası hem de bankalar para üretmeye devam etmekte oldukları için TL’nin zayıflama süreci de devam ediyor.

Politika faizindeki artırımın ertelenip geriye bırakılması, artırılacak olan miktarı ve ekonomik maliyetini her defasında daha da büyütüyor.

FAİZ KORİDORU BİLEREK YARATILAN BELİRSİZLİK POLİTİKASI OLDU
Faiz Koridoru, bilerek yaratılan bir belirsizlik politikasıdır: Faiz koridoru politikası çok kısa bir zaman aralığında ve oldukça özel koşulların varlığında başvurulabilecek bir belirsizlik yaratma politikasıdır. Ancak, belirsizlik kalıcı bir politika aracı olamaz.

Güncel ekonomik sorunlar, faiz koridoru politikasının çözüm ufkunu aşıyor: Sermaye hareketlerinde görülen eğilimlerin kontrol altına alınması, döviz kurunda görülen yüksek volatilitenin düşürülmesi ve kredi artışları ile finansal risklerin sınırlandırılması gibi hedefler Faiz Koridoru politikasının çözüm ufkunu aşan ağır problemlerdir.

Faiz Koridoru, bankacılık sisteminde parasal aktarım mekanizmalarını zayıflatıyor: Yaratılan belirsizlik politikasının bir ya da en fazla iki haftadan daha uzun kullanımı, parasal aktarım mekanizmalarını, piyasa algısını ve Merkez Bankası’nın iletişim kabiliyetini zayıflatıyor. Faiz koridoru uygulamasında, politika faizi değişmeden para politikasının frekansı etkilendiği için, bankacılık sistemindeki kredi-mevduat modellemesi rasyonellikten tamamen uzaklaştı.

Faiz Koridoru politikası, reel faiz tespitini ve beklenti kurgulamasını imkânsız kılıyor: Faiz koridoru programında reel faiz hesaplamaları yapılamadığı için reel sektörün yatırım bütçe ertelemeleri daha da artmaya başladı.

FAİZ KORİDORU POLİTİKASI MAKRO GÖSTERGELERİN UYUMUNU BOZUYOR
Faiz Koridoru politikası, makro göstergelerin uyumunu bozuyor: Faiz koridorunun tavanı (ya da tabanı) sabit olduğu için, fonlama maliyetlerinin hızlıca tavana/tabana ulaşmasından sonra direkt olarak politika faizi ayarlamalarının devreye alınmaması veya gecikilmesi makro göstergelerde kalıcı hasara yol açıyor.  Faiz koridoru politikası Merkez Bankası’nın piyasaların önünde yol açıcı görevinde zafiyete yol açıyor.

Faiz koridoru politikası, fiyat istikrarı hedefine ulaşma amacını gerçekleştiremez: Faiz koridoru politikası TL’nin üzerindeki baskıları azaltmaya yetecek kadar güçlü bir politika aracı olmadığı için, fiyat istikrarının sağlanmasına hiçbir katkısı bulunmuyor.

FAİZDE 200 BAZ PUANLIK ARTIŞ FİYAT İSTİKRARINI YENİDEN TESİS EDEMEDİ
Politika faizinde yapılan 200 baz puanlık artış oranı, fiyat istikrarını yeniden tesis etmeye ve varlık ikamesini durdurmaya yetecek kadar yükseklikte olmadı: Politika faizinin yüzde 8,25’ten yüzde 10,25’e yükseltilmesi Merkez Bankası’nın faiz artırma kabiliyetinin var olduğunu göstermesi bakımından bozulan algıların düzeltilmesine pozitif katkı sağlamakla beraber, faiz artış oranı, fiyat istikrarını yeniden tesis etmeye ve varlık ikamesini durdurmaya yetecek kadar yükseklikte olmadı.

Rekabet gücü kazanıyor gerekçesiyle, TL’nin daha fazla değer kaybına göz yumulması, fiyat-maliyet kontrol ufkunun ortadan tamamen kaybolmasıyla neticelenecek.  Kaldı ki zayıflayan TL, rekabet gücü kazanmak yerine dış satım süreçlerinde anapara kayıplarına dönüşüyor.

MERKEZ BANKASI BİR AN EVVEL POLİTİKA FAİZİNDE ESASLI ARTIŞA GİTMELİDİR
Merkez Bankası, piyasayı yönlendirme ve manevra alanı kazanma kabiliyeti kalmamış olan fonlama faiz uygulamasından vazgeçmeli, döviz kurundaki oynaklığı azaltmak için bir an evvel politika faizinde esaslı bir artışa gitmelidir: TL’nin dolar tarafından ezilmesi ve yine ekonomideki daralmaya rağmen enflasyonun ısrarla artmaya devam etmesi karşısında, TCMB’nin uyguladığı ortalama fonlama faiz politikası piyasayı yönlendiremiyor.

Zira Merkez bankası, politika faizi dışında kalan yöntemlerle uyguladığı faiz politikaları piyasanın önünden değil arkasından gidiyor. Bunun en yakın kanıtı, ortalama fonlama faizinin artmasına rağmen, yabancı para mevduatın artış canlılığını hala korumasıdır.

Politika faizinde vakit kaybedilmeden esaslı bir artış sağlanamadığı ve eşzamanlı yapısal dönüşüm süreçleri başlatılamadığı takdirde, TL’nin zayıflaması, fiyat istikrarsızlığı, varlık ikamesi ve finansal dolarizasyon sarmalı durmayacak, genel üretim kapasitesi daralmaya devam edecektir.

Rekabet gücü kazanıyor gerekçesiyle, TL’nin daha fazla değer kaybına göz yumulması, fiyat-maliyet kontrol ufkunun ortadan tamamen kaybolmasıyla neticelenecek.  Kaldı ki zayıflayan TL, rekabet gücü kazanmak yerine dış satım süreçlerinde anapara kayıplarına dönüşüyor.

Merkez Bankası, piyasayı yönlendirme ve manevra alanı kazanma kabiliyeti kalmamış olan fonlama faiz uygulamasından vazgeçmeli, döviz kurundaki oynaklığı azaltmak için bir an evvel politika faizinde esaslı bir artışa gitmeli: TL’nin dolar tarafından ezilmesi ve yine ekonomideki daralmaya rağmen enflasyonun ısrarla artmaya devam etmesi karşısında, TCMB’nin uyguladığı ortalama fonlama faiz politikası piyasayı yönlendiremiyor.

Zira Merkez bankası, politika faizi dışında kalan yöntemlerle uyguladığı faiz politikaları piyasanın önünden değil arkasından gitmektedir. Bunun en yakın kanıtı, ortalama fonlama faizinin artmasına rağmen, yabancı para mevduatın artış canlılığını hala korumasıdır.

FAİZDE ARTIŞ SAĞLANMAZSA TL’NİN ZAYIFLAMASI, FİYAT İSTİKRARSIZLIĞI VE DOLARİZASYON SARMALI SÜRECEK
Politika faizinde vakit kaybedilmeden esaslı bir artış sağlanamadığı ve eşzamanlı yapısal dönüşüm süreçleri başlatılamadığı takdirde, TL’nin zayıflaması, fiyat istikrarsızlığı, varlık ikamesi ve finansal dolarizasyon sarmalı durmayacak, genel üretim kapasitesi daralmaya devam edecek.

Yüksek bilanço zararlarına yol açan kur zararları, yatırım planlamaları ve büyüme açısından düşük faiz oranlarının önemini işlevsiz kılıyor. Öncelik, yüksek faize dayalı olarak TL’nin değerinin korunması olmalı.

Moody’s’in Türkiye kararıyla ilgili olarak şunları söyleyebiliriz.  Rating kuruluşlarının notlarının tutarlılığını daha iyi anlamak için, harflerin yanında, ayrıca bu harf notasyonlarının temsil ettikleri temerrüt olasılık seviyelerini okumak gerekir: Rating kuruluşlarının notlarını sadece harf olarak okumak herkes için bir alışkanlık haline geldi.

Halbuki, yapılan not değişikliğinin daha iyi anlaşılabilmesi için, harflere bakılmasının yanında, ayrıca her notun denk geldiği temerrüt olasılıklarının sayısal olarak dikkate alınması ve analizlerin buna göre yapılması gerekiyor.
Moody’s’in değiştirdiği notların istatistiki doğruluk analizleri, bu notların temsil ettikleri temerrüt olasılıklarının sayısal değerlerinin fiili durumla karşılaştırılması ve yorumlanması yoluyla yapılmalı.

TEMERRÜT VE DTH’A ERİŞİMİN ENGELLENMESİ OLASILIĞI
Not değişikliği ile Moody’s, Türkiye’nin yabancı para tahvil ihraçlarının geri ödemelerinin temerrüt olasılığını 2 kat, döviz mevduat hesaplarına (DTH) erişiminin engellenmesine ilişkin olasılığı da 2,5 kat arttırdı:  Moody’s, Türkiye’nin yabancı para ülke not tavanını (foreign currency bond ceiling) B1’den B2’ye indirerek Türkiye’nin yabancı para dış borç ödemeleri ile yabancı para tahvil ihraçlarının geri ödemelerinin temerrüt olasılığını sayısal olarak yüzde 10 civarından yüzde 20 civarına artırmış oldu.

Aynı şekilde, Türkiye’nin Yabancı Para mevduat hesaplarına (foreign currency deposit ceiling) ilişkin rating tavanını B3’ten, spekülatif alanın en alt halkası olan Caa1 temerrüt seviyesine indirerek, mevduat sahiplerinin döviz mevduat hesaplarına (DTH) erişiminin engellenmesine ilişkin olasılığı yüzde 25 civarından yüzde 55-60 aralığına çekmiş oldu.
Raporda Türkiye için belirlenen temerrüt değerlerinin, Türkiye ekonomisinin fiili durumu ile ne kadar yakınsadığının açıklamaları Moody’s in raporunda yer almamış olması, not reaksiyonunun sübjektif alanını yatırımcılar nezdinde büyütüyor

Bir yıllık perspektifte Türkiye ekonomisinin büyüme kaydedeceğini beklediğini ifade eden  Moody’s’in, aynı zamanda görünüm notunu “Negatif” seviyede tutması içsel metodolojik bir tutarsızlıktır: 2020 Temmuz ayında Moody’s’in Türkiye ile ilgili yayınladığı ve kredi notu derecelendirmesi niteliği taşımayan raporunda; Türkiye ekonomisinin reel GSYH’nin 2020’de koronavirüs şoku nedeniyle sert daralmasını, 2021’de reel büyüme kaydedilmesini beklediklerini ileri sürmesine rağmen, önümüzdeki bir yıllık zaman dilimindeki görüşünü yansıtan görünüm notunun “Negatif “seviyede tutması metodolojik bir hatadır.

 MOODY’S’İN ALDIĞI RATİNG AKSİYONU ACELECİ BİR NİYET OKUMADIR
Ekonominin genel çerçevesi henüz ortaya çıkmadan Moody’s’in aldığı bu rating aksiyonu aceleci bir niyet okumadır: Ülkenin yapısal dengesizliklerine dokunmaya gerek dahi kalmadan otomatik stabilizatör ve şok emici görevi bulunan esnek kur uygulamasından resmi olarak Türkiye henüz vazgeçmediğine göre, kurumların TL’nin serbest dalgalanmasına karşı isteksiz davrandığı veya ödemeler dengesi krizinden çıkmak için önemli bir kurumsal yalıtım kaynağı olan serbest döviz kuru sistemine aykırı davrandığı iddiası, ancak ekonominin genel çerçevesi ortaya çıktığında resmi olarak netleşecek veya anlaşılacak. Bu genel çerçeve henüz ortaya çıkmadığına göre Moody’s’in aldığı bu rating aksiyonu aceleye getirildi.

Türkiye ekonomisi uzun süreden beri bir kavramsal çerçeveden yoksundur: Türkiye ekonominin kavramsal çerçevesi olmadığı için, veri ve bilgilerin elde edilmesi, işlenmesi, dağıtımı veya iletişim süreçleri matematiksel bir temelde kurgulanamıyor.

EKONOMİDE ENTELEKTÜEL SERMAYE KULLANIMI GÖRECELİ OLARAK ZAYIF KALIYOR
Türkiye ekonomisinde entelektüel sermaye kullanımı göreceli olarak zayıf kalıyor: Bilginin temel üretim faktörü olduğu bugünkü dünyada Türkiye ekonomisi daha çok fiziksel ve temel beşerî sermayeyi kullanıyor, entelektüel sermaye kullanımı zayıf kalıyor. Dolayısıyla bir yandan dijitalleşmeye ve internete bağlı bir üretim yapısına geçiş hızı yavaşlıyor, bir yandan da ekonominin küresel bağlantı ağları azalıyor.

Regülasyonlar kumanda-kontrol felsefesiyle hazırlanırken, ekonomi hiyerarşik-bürokratik bir yapıya evriliyor: Gelişmiş dünya ekonomileri ağ örgüsü veya şebeke türü organizasyon standardına giderken, Türkiye ekonomisi giderek hiyerarşik ve bürokratik bir yapıya doğru evirilmekte ve regülasyonlar kumanda-kontrol felsefesiyle hazırlanmaktadır. Düzenlemelerde, esneklik ve piyasa amaçlarına uygun kriterlerin ön plana çıkartılması esas olmalıdır.

Mal ve hizmet üretimi, kapsam, yenilik ve kalite üzerine değil, sadece düşük maliyet üzerine kurgulandığı için ulusal ekonominin dış dünyayla var olan karşılaştırmalı üstünlükleri işlevsizleşiyor: Üretim ve dış satım, düşük maliyet, düşük değerli yerel para mantığı üzerine kurgulanmış olduğu için, karşılaştırmalı üstünlük alanları artık korunamamakta ve Türkiye ekonomisi için rekabet avantajı artık ortaya çıkıyor. Halbuki karşılaştırmalı üstünlüğün kaynağı artık düşük maliyet ve ölçek ekonomisi değil, kapsam ekonomisi, yenilik ve kalitedir.

GİRİŞİMCİLER TEK BAŞINA VE KAPALI REKABET STİLİNİ TERK ETMEKTE ZORLANIYORLAR
Girişimcilerin, tek başına ve kapalı rekabet stilini hızlıca terk etmeleri gerekir: Girişimciler tek başına ve kapalı rekabet stilini terk etmekte zorlanıyorlar. Günümüzde iş birlikleri, ortaklıklar, karşılıklı veya karşılıksız sinerji ve birleşme esastır.  Bilançolarını yayımlamaktan korkan firmaların çoğunlukta olduğu bir ekonomi açısından global pazarlarda oyun kurucu olmak mümkün değil.

Türkiye ekonomisi, yüksek reel ücret politikasına geçmelidir. Yüksek reel ücret işgücü verimliliğini, çıktı kalitesini ve büyümeyi artıracak, sosyal dengeyi koruyacaktır. Bilginin temel üretim gücü haline gelmesi için, gayri maddi varlıkların, bilançolarda maddi varlıklardan daha çok yer kaplaması gerekir.

Talebe ilişkin toparlanma, salgın konjonktüründen etkilenen iş gücü piyasasına yansımıyor: Bol likidite, talebi nispeten toparladığı halde, üretim gücünü artıramadığı için, talebe ilişkin toparlanma, salgın konjonktüründen fazlasıyla etkilenen iş gücü piyasasına fiilen yansıyamıyor.

İstihdam kayıplarının telafisi ve istikrarlı büyüme için yeni yatırımlara ve yeni yatırımlar için de dış tasarruflara ihtiyacı duyan ekonominin mevcut rezerv seviyesi, borç çevirme gücünü ve sermaye girişlerini oldukça zorlaştırıyor.

Yurt içinde dolarizasyon ve altına yönelimin ve yine sermaye akımlarındaki durgunluğun temel sebebini oluşturan negatif reel faiz politikasının sonlandırılması gerekiyor.

BOL LİKİDİTE HIZLICA GERİ ÇEKİLMEDEN TÜRK LİRASI KALICI İSTİKRAR KAZANMAZ
Piyasalardaki bol likidite hızlıca geri çekilmeden Türk Lirasının kalıcı istikrar kazanması mümkün değildir. Üstelik kredi ve risk artışıyla neticelenen finansal genişleme reel ekonomideki olumsuz etkileri beklendiği ölçüde bertaraf edemediği gibi kur ve cari denge üzerinde olumsuz etkiler yarattı. Ancak bu olumsuz etkilerle mücadelede örtülü bir şekilde kullanılan rezerv satış politikası nedeniyle uluslararası rezervler hızlı düştü.

Olumsuz algıları kısmi olarak düzeltebilmek için, serbest piyasa ilkeleriyle çelişen genel ve özel uygulamaların topluca ortadan kaldırılması gerekir: Örneğin, kâr payı dağıtım engelleri, ek gümrük vergileri, kambiyo muamele vergileri, Kamu İhale Kanunu’nun da yapılan özel istisnalar, özel mülkiyetin kamulaştırılma yönelimleri, dövize valör uygulamaları, SWAP limitleri, Aktif Rasyosu gibi serbest piyasa kurallarıyla uyumsuz düzenlemeler terkedilmeli.

Ulusal istatistik kurumları ile düzenleyici/denetleyici kurumların iç/dış operasyonel denetim raporlarının kamuoyu ile -özellikle bu günlerde- paylaşılması güvensizlik algısının düzelmesi yönünden yararlı olacaktır.

ULUSLARARASI ENTEGRASYONİST VE ÇOKLU ANLAŞMALARA YÖNELMEK GEREKİR
Ulusal yalnızlaşma ile neticelenen politikaları terk edip, uluslararası entegrasyonist ve çoklu anlaşmalara yönelmek gerekir: Ticaret savaşları gibi sürdürülemez akıl dışı politikalara rağmen, ekonomik entegrasyon süreçleri, uluslararası konjonktürün ve uluslararası ticaretin temel trendi olmaya hala devam ediyor. Ülke yalnızlaşması yerine, AB başta olmak üzere uluslararası alanda tam entegrasyonist politikalara ve anlaşmalara yönelmek gerekir.

Türkiye ekonomisinin, şimdi de faiz artırımı döngüsüne girdiği görüntüsü vermemelidir: Fiyat istikrarı ve TL’nin rahatlaması için önden yüklemeli tek seferlik ciddi bir faiz artırımına gidilmelidir.

Orhan Ökmen

Sesmir Yönetim Kurulu Başkanı

okmen@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası