Son Haberler

2023 yılına girerken Türkiye’yi hangi riskler bekliyor?

-İç ve dış dengesizliklerin eşzamanlı ve birlikte çözülmesi, Türkiye ekonomisinin politikasızlığı aynen devam ediyor. Dış şoklara karşı ekonomiyi koruyacak parasal, finansal ve reel mekanizmaların gücündeki azalma sürüyor.  Palyatif ve popülist uygulamalar ve temel politikasızlıkların terkedilmesi gündem dışı kalmaya devam ediyor. Makro politikaların kalıcı bir başarı getirmesinin ön koşulu, öncelikle faiz seviyelerinin doğru yere oturtulmuş olmasıdır.

-Politika faizi düşürülürken, diğer faiz oranları ve enflasyon yukarı yönde hareket ediyor. Bu durum, politika faizinin yanlış belirlendiğinin göstergesidir. Makro ve mikro verilerin yönü, içsel ve dışsal diğer koşulların gelişimi daha netleşmeden Merkez Bankası tarafından faizlerin  otomatik olarak düşürülme yönünde sabitlenmesi ekonomi biliminin kabul edeceği bir politika değildir. 

-Politika faizinde gerçekleştirilen indirimlerim TL’den kaçışı, dolarizasyon eğilimini hızlandırması ve borsa endekslerinde balonlar oluşturması, beklenen matematiksel sebep-sonuç ilişkisidir. Ekonomik aktivitede zayıflamayı önlemek amacıyla düşürülen faiz oranları, tekrar artırılmak zorundadır.

-Gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda negatif faiz uygulamalarının devam ettiği savıyla Türkiye’deki faiz indirimlerine gidilmesi anlamsızdır. Zira, politika faizleri enflasyonun altında kalan bütün ülkelerin durumu, Türkiye ile aynı değildir.  Temel farklılık; Türkiye’de faiz-enflasyon makası bilinçli olarak artırılırken, diğer ülkelerde bu makas mütemadiyen daraltılıyor. Enflasyon baskısı olduğu halde faiz indirimi yapan tek ülke Türkiye’dir.

-2018 yılından itibaren küresel sermaye akımlarının çıkmaya başlaması ve tekrar geri gelmelerini sağlayacak herhangi bir nedenin kalmamış olması politika yapıcıların bilinçli bir tercihleri oldu. Ekonomik büyümenin sermaye girişlerine dayandırılmasının riskleri yönetilemedi, küresel ekonomik entegrasyon seviyesi aşağılara çekildi. Ekonominin ithalata yüksek bağımlılığı azaltılamadığı için döviz-faiz kısır döngüsü ve yarattığı riskler devam ediyor.

-Seçim öncesi uygulanan politikalar bütçe dengelerini oldukça zorlayacaktır: Yüksek enflasyonun reel ücretlerde meydana getirdiği aşınmayı azaltacak önlemlerle iç talebi daha da canlandırıcı politikalara yönelinmesi, TOKİ başta olmak üzere bilumum inşaat projelerine yönelik öngörülen kamusal destek ve teşviklerin artırılması kısa dönemli ana politikalar haline getirilmeye başlandı.  Tüm bu önlemler kamusal bütçe dengelerini oldukça bozacaktır.

Türkiye’deki yüksek enflasyonun bir kısmı “cehalet enflasyonu” dur. Rekabetin zorlaşması ve Türk parasının fiyat ölçümünde adaleti sağlama fonksiyonunun zayıflaması nedenleriyle üreticilerin ve satıcıların zam yapma zamanlaması ve standardı iyice laçkalaştı ve cehalet enflasyonu diye adlandırabileceğimiz bir kaotik ortam ortaya çıktı. Maliyet artışına dayalı olmadan ya da maliyet artışlarıyla orantı kurulmadan yapılan satış zamları yaygınlık kazandı.

-Sosyal transfer harcamalarının mevcut kapsamı, bölüşüm ve vergi adaletsizliği, teşvik sistemleri ve genel olarak maliye politikası, verimsizliğe yol açıyor. Ayrıca, tarımsal uygulamalar, ithalat bağımlılığından kurtulmaya yönelik politikasızlık, piyasa ekonomisini bozan regülasyonlar da ekonominin çıktı üretme gücünü ve potansiyelini bozuyor.   Finansal açıklığın geri düşmesi, büyüme ve istikrarı negatif yönde etkilemeye devam ediyor. 

-Bankacılık sektörünün sermaye yeterliliklerini destekleyen mevcut kârlılık performansının devamlılığı uzun vadeli olmayacaktır. Faiz marjlarında daralmalar ve aktif kalitesinde ve aktif vadelerinde yaşanacak gelişmelerin kredilerin karlılık üzerinde sağladığı hacim ve zamanında dönüş etkilerini azaltma olasılığı yaklaşan riskler arasındadır.

-Küresel koşullarda düzelmeler olabilir. Bundan yararlanacak ülkelerden birisi Türkiye ekonomisidir. Bilimsel temeli olmayan, önyargılı ve anti Ortodoks uygulamaların bozucu etkilerine rağmen, yüksek enflasyon koşulları başta olmak üzere 2023 yılında küresel koşullarda meydana gelebilecek olası düzelmeler, turizm ve ihracat kanalıyla Türkiye ekonomisine katkı sağlayabilir. Bu döviz ihtiyacını azaltabilir, kur üzerindeki baskıları epeyce azaltabilir.

2021 son çeyreğinden itibaren uygulamaya başlanılan şaşırtıcı politikaların sebep olduğu kur ve enflasyon artışlarına, ihracat artış hızında yavaşlama, imalat sanayinde üretim daralması ve bilumum ekonomik yavaşlama eşlik etmeye başladı. İhracattaki yavaşlama, döviz kazanma olanaklarını düşüreceği için rezerv problemini daha da önemli hale getirdi.

İç ve dış dengesizliklerin eşzamanlı ve birlikte çözülmesi, Türkiye ekonomisinin politikasızlığı aynen devam ediyor. Dış şoklara karşı ekonomiyi koruyacak parasal, finansal ve reel mekanizmaların gücündeki azalma sürüyor.  Risk birikimine yol açan erteleyici palyatif ve popülist uygulamalar ve temel politikasızlıkların terkedilmesi gündem dışı kalmaya devam ediyor.  Makro politikaların kalıcı bir başarı getirmesinin ön koşulu, öncelikle faiz seviyelerinin doğru yere oturtulmuş olmasıdır. Zira faiz doğru seviyelerde belirlenmemiş ise makro ihtiyati politikalar kalıcı çözüm yolu sağlayamazlar. Oysa, negatif reel faizlerin maksimum seviyesine çıkarıldığı bu ortamda faiz seviyelerinde optimum denge hep gündem dışı bırakılıyor.

FAİZ ORANLARI TEKRAR ARTIRILMAK ZORUNDADIR

Politika faizi düşürülürken, diğer faiz oranlarının ve enflasyonun yukarı yönde hareket ediyor olması anlaşılır bir çelişki olup, açık bir şekilde politika faizinin yanlış belirlendiğinin göstergesidir. Makro ve mikro verilerin yönü, içsel ve dışsal diğer koşulların gelişimi daha netleşmeden Merkez Bankası tarafından faiz kararlarının net bir şekilde otomatik olarak düşürülme yönünde sabitlenmesi ekonomi biliminin kabul edeceği bir politika değildir.  Politika faizinde gerçekleştirilen indirimlerim TL’den kaçışı, dolarizasyon eğilimini hızlandırması ve borsa endekslerinde balonlar oluşturması, beklenen matematiksel sebep-sonuç ilişkisidir. Ekonomik aktivitede zayıflamayı önlemek amacıyla düşürülen faiz oranları tekrar artırılmak zorundadır. Ancak, bu aşamadan sonra faiz oranlarında yaşanacak artışlar fiyat balonlarını hızlıca patlatacak, finansal zorluk çeken iktisadi birim vakalarının artmasına yol açacaktır.  Ticari/kurumsal/bireysel tüm krediler, mevduat, menkul kıymetler, dövize endeksli ürünler, dolaylı olarak yatırım fonları ve benzeri tüm finansal enstrümanlar, kamusal regülasyonlara takılı kalarak fiyatladığı sürece, makro dengeler optimum noktalarına yakınsayamazlar.

BANKALARIN MENKUL KIYMETLERE YÖNELMESİ, PİYASA RİSKLERİNİ DAHA DA ARTIRIYOR

Regülasyonlarla belirlenen faiz oranları nedeniyle kredi arzı düşüyor ve likidite ihtiyacı devam eden firmalar ise borçlanma aracı ihraçlarını artırıyorlar. Bankların da bu menkul kıymetlere yönelmesi, varlıklarının dağılımının, kredilerden menkul kıymetlere kaymasına ve piyasa risklerinin daha da artmasına yol açıyor.  Kamu bankaları daha ağırlıklı olmak üzere, bilumum bankacılık sektörü, en güçlü olduğu yüksek likidite olanaklarını korumak uğruna, yaşanması muhtemel sermaye kayıplarına şimdiden razı edilmiş durumdadırlar.  Zira risk yönetim süreçlerindeki bağımsız karar alma alanları regülasyonlara daraltıldı.

ENFLASYON BASKISI OLDUĞU HALDE FAİZ İNDİRİMİ YAPAN TEK ÜLKE TÜRKİYE’DİR

Gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda negatif faiz uygulamalarının devam ettiği savıyla Türkiye’deki faiz indirimlerinin açıklanmaya çalışılması anlamsızdır. Zira, politika faizleri enflasyonun altında kalan bütün ülkelerin durumu, Türkiye ile aynı değildir.  Temel farklılık; Türkiye’de faiz-enflasyon makası bilinçli olarak artırılırken, diğer ülkelerde bu makas mütemadiyen daraltılıyor. Ayrıca Türkiye’de Merkez Bankası’nın inandırıcılık gücü de oldukça zayıfladı. Enflasyon baskısı olduğu halde faiz indirimi yapan tek ülke Türkiye’dir.

İTHALATA YÜKSEK BAĞIMLILIK AZALTILAMADIĞI İÇİN DÖVİZ-FAİZ KISIR DÖNGÜSÜ VE RİSKLER DEVAM EDİYOR

Yerli ve milli kavramlarıyla somutlaştırıldığı üzere, ekonominin küresel entegrasyon seviyesi ciddi ölçüde zayıflatıldı. 2018 yılından itibaren küresel sermaye akımlarının çıkmaya başlaması ve tekrar geri gelmelerini sağlayacak herhangi bir nedenin kalmamış olması esasen politika yapıcıların bilinçli bir tercihleri oldu. Ekonomik büyümenin sermaye girişlerine dayandırılmasının riskleri yönetilemedi, yerli ve milli kavramlarıyla somutlaştırıldığı üzere, küresel ekonomik entegrasyon seviyesi aşağılara çekildi. Ekonominin ithalata yüksek bağımlılığı azaltılamadığı için döviz-faiz kısır döngüsü ve yarattığı riskler var olmaya devam ediyor.  Döviz politikalarının başarısı rezerv yeterliliğiyle çok yakın ilişkilidir. Türkiye ekonomisinin negatif rezervle yoluna devam etmesi, rezerv biriktirme yeteneğini artırıcı önlemlerin alınmaması, döviz ve döviz kuru politikalarının başarısızlığını getirdi.

BU MODELİN ARTIK SÜRDÜRÜLEMEZ OLDUĞU ANLAŞILDI

Dış satım fiyatlaması için kurgulanan model, artık sürdürülemez duruma geldi: TL’nin değeri ve ücretler baskılanarak ortaya çıkartılan fiyatlama şekli 2020 yılından itibaren pandemi süresince dış satım avantajı getirmiş olmakla beraber 2022 yılında bu modelin artık sürdürülemez olduğu iyice anlaşıldı. Güncel konjonktürde ekonomik büyüme iç talebe dayanmış durumdadır. Yola bu modelle devam edilmesinin bir diğer gerekçesi de seçim atmosferine girilmiş olunmasıdır.

YÜKSEK ENFLASYONUN BİR KISMI, “CEHALET ENFLASYONU”DUR

Seçim öncesi uygulanan politikalar bütçe dengelerini oldukça zorlayacaktır: Ortaya çıkan yüksek enflasyonun reel ücretlerde meydana getirdiği aşınmayı azaltacak önlemlerle iç talebi daha da canlandırıcı politikalara yönelinmesi, etkileri hızla ortaya çıkacak olan TOKİ başta olmak üzere bilumum inşaat projelerine yönelik öngörülen kamusal destek ve teşviklerin artırılması kısa dönemli ana politikalar haline getirilmeye başlandı.  Tüm bu önlemler kamusal bütçe dengelerini oldukça bozacaktır.

Türkiye’deki yüksek enflasyonun bir kısmı “cehalet enflasyonu” dur. Rekabet olanaklarının zorlaşması ve Türk parasının fiyat ölçümünde adaleti sağlama fonksiyonunun zayıflaması nedenleriyle üreticilerin ve satıcıların zam yapma zamanlaması ve standardı iyice laçkalaştı ve cehalet enflasyonu diye adlandırabileceğimiz bir kaotik ortam ortaya çıktı. Maliyet artışına dayalı olmadan ya da maliyet artışlarıyla orantı kurulmadan yapılan satış zamları Türkiye de önemli bir yaygınlık kazandı. Aynı cadde üzerindeki satıcılar arasında aynı ürünün satış fiyatları değişiklik gösterebiliyor.  Ortaya çıkan bu fiyat anarşisi hali yok olmadan fiyat-değer kıyaslama ölçüleri sağlıklı bir yapıya ulaşamayacak ve cehalet enflasyonu devam edecektir.

BU KEZ FİRMALAR AÇISINDAN KUR KAYNAKLI BİLANÇO RİSKLERİ ORTAYA ÇIKMADI  

Kur artışı talepleri, politika yapıcıları tarafından seçim sonrasına kadar umursanmayacak gibi duruyor. Kar marjları eskiye göre göreceli olarak daralan ihracat sektörü TL’nin biraz daha değersizleşmesini talep ediyor. Ancak bu talep politika yapıcıları tarafından seçim sonrasına kadar umursanmayacağı öngörülüyor.  Enflasyon sorunu, çözüm sürecine girmediği için para ikamesi eğilimleri hala devam ediyor. Ancak, bu kez firmalar açısından kur kaynaklı bilanço riskleri ortaya çıkmadı.  Türkiye’nin risk primindeki yükseklik nedeniyle, devam eden dolarizasyonun varlık tarafını oluşturan mevduat (DTH), yükümlülük tarafını oluşturan Kredi (Döviz Kredileri) artışının oldukça üzerine çıktığı için, bu kez firmalar açısından kur kaynaklı ilave bilanço riskleri ortaya çıkmadı.

MALİYE POLİTİKASI, VERİMSİZLİĞE, KISIRLIĞA YOL AÇIYOR

Sosyal transfer harcamalarının mevcut kapsamı, bölüşüm ve vergi adaletsizliği, teşvik sistemleri başta olmak üzere genel olarak maliye politikası, verimsizliğe, kısırlığa yol açıyor. Ayrıca, tarımsal uygulamalar, ithalat bağımlılığından kurtulmaya yönelik politikasızlık, piyasa ekonomisini bozan regülasyonlar da ekonominin çıktı üretme gücünü ve potansiyelini bozuyor.   Finansal bütünleşme eğilimini yansıtan finansal açıklığın geri düşmesi büyüme ve istikrarı negatif yönde etkilemeye devam ediyor.  Küresel ekonomilerle eş güdümü olmayan ve tamamıyla ters yönde uygulanan makroekonomik politikalardaki bilim dışılık, kaynakların dağılımında etkinliğin ve sektörel yapılardaki farklılıkların gözetilmemesi ekonominin büyüme potansiyelini tahrip ediyor, teknolojik gelişmeyi, ekonomik istikrarı ve sermaye yoğunluğunu engelliyor.

Eğitim kalitesinde, sağlık harcamalarının yaygınlığı ve kapsamında, okullaşma oranında ve yaşam boyu öğrenme eğilimlerinde meydana gelen erozyonlar, beşerî sermayenin verimliliğe katkısını negatif yönde etkiliyor.  Sektörlerin geneline yayılan ücret düşüklüğü, çalışanların duygusal zekâ kullanımını ve yaratıcılığı düşürüyor. Ayrıca işyerlerindeki veya iş öncesindeki mesleki eğitim yetersizliği de beşerî sermayenin tamamlayıcılık işlevini tamamen zayıflatıyor. Kurumların yok edilen bağımsızlıkları ve hizmet kaliteleri, ilave büyüme potansiyeli yaratamayacak seviyelere düştü.

TÜM DÜNYA, ENFLASYON YÜKÜNDEN VE TAHVİL ZARARLARINDAN KURTULMAYA ÇALIŞIYOR

Dünya da parasal taban, hala yüksek enflasyon ve yavaşlama dahil çoklu riskleri beraberinde körükleyen boyutlardadır. Bu konjonktürde hisse senedi piyasaları yüksek fiyatlarla evalüe ediliyor.  Riskin en büyükleri genelde borçlanma piyasalarına ve özellikle tahvil piyasalarına ilişkindir. Zira, her geçen gün faizlerin yükseltilmesi, tahvil taşıma zararlarını artırıyor Gelişmiş ekonomiler de dahil tüm Dünya, enflasyon yükünden kurtulmak veya tahvil zararlarından kurtulmak şeklindeki ikili bir çıkmazın içerisine girdi. Faizlerin yüksek tutulması için tahvil stoku taşıyıcıların zararlarına, sermaye kayıplarına, kredi verme kapasitelerinin daralmasına devam edecektir. Yatırım portföylerini dengelemeyen ve daha çok tahvil stoklarına yoğunlaştırmış olan finansal kuruluşların temerrüt riski artacaktır.  Bu anlamda birçok uluslararası banka ve yine emeklilik fonlarının zorlandığı piyasalarca biliniyor.  Gelişmiş ekonomiler de dahil tüm Dünya, enflasyon yükünden kurtulmak veya tahvil zararlarından kurtulmak şeklindeki ikili bir çıkmazın içerisindedir.

AŞIRI PARANIN YARATTIĞI KREDİLERİN BALONLAŞTIRDIĞI GAYRIMENKUL FİYATLARI SORUN OLMAYA DEVAM EDİYOR

Riskli varlıkların türev araçları yoluyla finansal kurumların bilançolarına sokulma sürecinin bu dönemde büyük ölçüde terkedilmiş olması ve kaldıraçlı pozisyonlardan kaçınılmış olunması birer küresel avantajı haline geldi. Aşırı para tabanının yarattığı kredilerin balonlaştırdığı gayrimenkul fiyatları sorun olmaya devam ederken, bu türlü riskli varlıkların 2008 küresel krizde olduğu gibi türev araçları yoluyla finansal kurumların bilançolarına sokulma sürecinin bu büyük ölçüde terkedilmiş olması ve kaldıraçlı pozisyonlardan kaçınılmış olunması birer küresel avantaj kalemleridir.  Mevcut konjonktürde temel risklerin eş zamanlı oluşmuş ve çoğalmış olması krizin tahribatını artırıcı niteliktedir. Bozulan tedarik zincirleri nedeniyle, Çin başta olmak üzere, bilumum uzak doğunun Dünya ile entegrasyonunda meydan gelen entegrasyon zayıflığı, dünya ekonomik büyümesinin ve düşük enflasyon halinin sürdürülmesinin işlerliğini bozdu.

EKONOMİK KRİZLER, SAVAŞ RİSKİNİ VE JEOPOLİTİK RİSK HATLARINI ARTIRIYOR

Ekonomik krizler, savaş riskini ve jeopolitik risk hatlarını artırıyor. Büyük krizlerin tamamının ardında olasılığı düşük ama gerçekleşmesi halinde etkisi büyük risklerin olduğunu biliyoruz. Mevcut durumda likidite tuzağına düşmüş olma vakaları genel bir durum olmadığı için, cari konjonktürde likiditeyi artırarak ekonomik risklerin azalmasını beklemek boş bir hayaldir.  Türkiye ekonomisindeki politikalar bu kuralın tersi yönünde oluşturulduğu biliniyor.  Küresel ölçekte bir gıda krizinin risk olma olasılığı ve yaygınlığı kısa ve orta dönem için oldukça zayıfladı.  Enerji fiyatlarında, metal fiyatlarında ve gıda fiyatlarında son birkaç ayda düşüş trendleri başladığı için, yüksek faiz politikalarının orta vadede sürdürülmesi kaydıyla, lokal bir iki bölge hariç olmak üzere, küresel ölçekte bir gıda krizinin risk olma olasılığı ve yaygınlığı kısa ve orta dönem için oldukça zayıfladı.  Ancak yüksek faiz politikalarının erkenden kesintiye uğraması halinde, ekonomik fay hatları daha da derinleşecektir.

FAHİŞ FİYATLAMANIN ANA SEBEBİ, MARKETLER DEĞİL

Ekonomik temellerle uyumsuz fiyatlama davranışlarıyla ortaya çıkan fiyat seviyeleri “Cehalet Enflasyonu” olup, bu fahiş fiyatlamanın ana sebebi, bu durum ve marketler değildir. Ekonomideki yüksek enflasyonun temel sebepleri, öncelikle yanlış faiz ve yanlış para politikasının sebep olduğu ani ve şiddetli döviz kuru gelişmeleri, artan kurların yol açtığı artan girdi maliyetleridir. Bu maliyetler var olan enflasyonun en az üçte ikisinin nedenidir. Diğer nedenler arasında ise, tedarik zincirlerinde süregelen aksamalar, küresel düzeydeki enerji maliyeti artışlarının gecikmeli ve dolaylı etkileri, gıda ve tarımsal emtia fiyatlarındaki artışlar yer alıyor.

Hane halkı borçluluk bileşenleri arasında artan en önemli kanal, bireysel kredi kartı kullanımıdır. Sabit gelirli olanlarda bu oran tavan yapmış durumdadır. Kart limitlerinin yukarı yönlü güncellenmesinin gelir artışıyla hiçbir ilişkisi yoktur. Tamamen yüksek enflasyonun bütçelerde yol açtığı hızlı aşındırma söz konusudur. Hane halklarının YP mevduatlarına göre TL mevduatlarında ortaya çıkan göreceli artış, tamimiyle yanıltıcıdır. Zira KKM tercihleri TL değil, özünde dövizdir.

ADALETSİZ GELİR TRANSFERLERİ, FİNANSAL YÜKÜMLÜLÜKLERİ ARTIRDI

Kur ve enflasyonist baskıların yarattığı haksız gelir transferleri firmaların finansal kaldıraç oranlarını düşürdü: Kur ve emtia fiyatlarındaki gelişmeler ve enflasyonist baskıların yarattığı adaletsiz gelir transferleri, reel sektör firmalarının fonlama ve fonlanma olanaklarında, likidite, kârlılık ve borç ödeme yapılarında, kur riski pozisyonlarında pozitif gelişmelere yol açtı, finansal kaldıraç oranlarını düşürdü ancak, işletme sermayesi ihtiyacını ve finansal yükümlülüklerini de artırdı.

Bankacılık sektörünün sermaye yeterliliklerini destekleyen mevcut kârlılık performansının devamlılığı uzun vadeli olmayacaktır. Faiz marjlarında daralmalar ve aktif kalitesinde ve aktif vadelerinde yaşanacak gelişmelerin kredilerin karlılık üzerinde sağladığı hacim ve zamanında dönüş etkilerini azaltma olasılığı yaklaşan riskler arasındadır.  Kredi/mevduat bileşimine ilişkin devreye alınan menkul kıymet regülasyonlarının mali tablolar üzerinde oluşturduğu potansiyel riskler de ayrıca söz konusudur.

BANKACILIK SEKTÖRÜ BİLANÇOLARINDA TL’NİN ARTMIŞ GİBİ GÖZÜKMESİ YANILTICIDIR

Kredilerin ağırlıklı olarak fonlandığı mevduat bileşiminde şimdilik ve geçici olarak hesaben TL olarak yer alan KKM’nin dönüşüm tarihinde var olan istikrarı bozma olasılığının kesin olması bankacılığın yeni ve önemli riskleri arasındadır.  Liralaşma stratejisi çerçevesinde bankacılık sektörü bilançolarında TL’nın artmış gibi gözükmesi yanıltıcıdır.  Bankacılık sektöründe yerel para faiz riski ve uygulanacağı net matrah artmış durumdadır. Regülasyonlarla yatay seviyede tutulan YP faiz riskleri için orta vade ufku belirsizliğini hep koruyor.

Planlama   ve önlem paketleri yoksunluğu mevcut ekonomik risklerin 2023 yılında aynen devam edeceğinin gerekçesidir. Tüketime ve ithalata dayalı, istikrarsız, kapsayıcı olmayan, cari açık olmadan fonlanamayan büyüme modeli, sadece baz etkisiyle matematiksel olarak 5-6 ay düşecek olan ve sonrasında tekrar yükselecek olan enflasyon, bozulma süreci devam eden bütçe dengeleri, rezerv yoksunluğu, enerjide dışa bağımlılık gibi yüksek profilli ekonomi riskleri, kısa- orta-uzun vadeli çözüme yönelik hiçbir planlama   ve önlem paketleri ortaya konulmadığı için 2023 yılında da aynen devam edecektir.

TURİZM VE İHRACAT, KUR ÜZERİNDEKİ BASKILARI EPEYCE AZALTABİLİR

Küresel koşullarda oluşması muhtemel düzelmelerin pozitif olarak yansıyacağı en öncelikli ülkelerden birsi Türkiye ekonomisi olacaktır. Bilimsel temeli olmayan, önyargılı ve anti Ortodoks uygulamaların bozucu etkilerine rağmen, yüksek enflasyon koşulları başta olmak üzere 2023 yılında küresel koşullarda meydana gelebilecek olası düzelmeler, daha çok turizm ve ihracat kanalıyla Türkiye ekonomisine katkı sağlayabilecek, döviz ihtiyacının giderilmesini, kur üzerindeki baskıları ve genel stabilizasyonu epeyce rahatlatabilecektir.

Merkez Bankası’nın rezerv politikasının piyasa bazlı gelişmelere dayalı olmadan siyasi ilişkilerle idare edilmesi, rezerv devamlılığındaki zayıflığın yegâne sebebidir. Türkiye de uygulanan politikalar, ekonominin yeni düğüm noktalarıyla örtüşemiyor. Yetersiz talebin yerini yetersiz arz engelinin alması, sınırsız fonlama-sınırsız likidite döneminin bitmesi ya da bitecek olması, finansal piyasaların elastikiyet gücünün zayıflaması yeni dönemde küresel paradigmaların oluşumunda ana düğüm noktalarıdır.  Türkiye’de uygulanan anti-Ortodoks politikalar, ekonominin bu ana ve yeni düğüm noktalarıyla hiçbir şekilde örtüşemiyor.

Orhan ÖKMEN

Sesmir Yönetim Kurulu Başkanı

okmen@turcomoney.com

 

 

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

İlgili Haberler

Site Haritası