Son Haberler

Sürdürülebilir cari açık nasıl sağlanabilir?

Ekonomi bilimi yüzde 4‘ün üzerindeki oranların döviz krizine neden olabileceğine işaret ediyor. Türkiye’de ise cari açığın bu yılın sonunda yüzde 8,5 civarında olacağı tahmin ediliyor. Peki ne olacak, cari açıkla ilgili tehlike nasıl azaltılabilir?

Tasarruf oranı yüzde 13 olan ülkemizin büyümesini finanse etmek için yabancı kaynak kullanımının zorunlu oluşu, cari açık sorununa sebep oluyor. ülkemizin yaşadığı geçmiş ekonomik krizlere baktığımızda gerek iç, gerekse dış nedenlerle olsun hemen hemen tüm krizlerin döviz krizi şeklinde gerçekleştiğini görürüz. Yani bizim en önemli sorunumuz, cari açık dediğimiz döviz açığının finansmanı meselesidir.

1958, 1971, 1980, 1994 ve 2001 yıllarında yaşadığımız krizler, hep döviz açığı yüzünden yaşandı. Yeterince sermaye birikimi sağlayamamışken, aynı zamanda kalkınmak durumunda olan ülkemiz, sürekli olarak ekonomik büyümesini yabancı kaynaklarla finanse etmek durumundaydı. Yıllar boyu bu ekonomik politika ile kalkınmasını finanse etme gayretinde oldu. ülke olarak döviz açığımızı sürdürebildiğimiz sürece istikrar ve büyüme sağlandı.

Aksine, sürdürülemez döviz açıkları ise, bizde döviz krizlerine, bu krizler de maalesef hep yüksek oranlı devalüasyonlara sebep oldu. Her kriz milli gelirimizin önemli bir bölümünü alıp götürdüğü gibi, bu krizlerin sonrasında da gelir dağılımımız daha da bozuldu. Yıllar boyunca döviz krizlerini atlatmak için, her defasında sil baştan IMF kapısını aşındırır olduk. 19 defa IMF ile stand-by imzaladık. Yapmış olduğumuz istikrar programları ile ekonomik istikrarımızı yeniden sağlamaya çalıştık.

2001 krizinden sonra yapılan istikrar ve kalkınma programı ve siyasi istikrarın da yardımıyla ekonomik istikrar büyük oranda sağlandı. Enflasyon ve faizler tek haneli rakamlara indirildi. Bütçe açığı ve kamunun borçlanma gereği, Maastricht kriterleri olarak kabul edilen makul seviyelere çekildi. Yani, makro dengeler sağlandı.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımı olarak 40 milyar doların üzerinde uzun vadeli kaynak girişi sağlandı. Aynı zamanda Türkiye, özelleştirme işini büyük oranda bitirerek hem kamuyu büyük oranda ekonomik faaliyetlerin dışına çekti, hem de bu suretle kamuya önemli tutarda kaynak girişi sağlayarak makro dengelerin sağlanmasını kolaylaştırdı. Böylece, özel sektör ağırlıklı bir kalkınma sürecine doğru dönüşüm sağlanmış oldu.

2009’daki dünya krizi nedeniyle yüzde 4,7 oranındaki küçülmeye rağmen, ülkemizde son sekiz yılda yıllık ortalama yüzde 5 civarında bir büyüme sağlanmış oldu. Kişi başına düşen mili gelirimiz 2 500 dolardan 10 000 doların üzerine çıktı. Milli gelirimiz 180 milyar dolardan 750 milyar dolar civarına yükseldi. Bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü son beş yılda iki kat arttı. Bankacılık sistemimizin sağlamlığı ve gücüyle övünür olduk. Bütün bunlar siyası istikrar beraberinde sağlanan ekonomik başarılardır.

Ancak, bunların yanında meşhur cari açık sorunumuz ciddi bir tehlike olarak tekrar gündemimizdeki yerini koruyor. 2010’un sonunda cari açığın milli gelirimize oranı yüzde 6.5 gibi oldukça yüksek idi. Ekonomi derslerinde, yüzde 4‘ün üzerindeki oranların her an bir döviz krizine neden olabileceğinden bahsedilir. Cari açığın bu yılın sonunda yüzde 8,5 civarında olacağı tahmin ediliyor. Ve tartışma olabildiğince devam ediyor. Ekonomimizdeki en önemli kırılganlık alanı olarak cari açığın, bu yıl 70 milyar doları aşacağı ifade ediliyor.

Türkiye olarak cari açığımızı maalesef yok etme imkanımız yok. Bugüne kadar olduğu gibi, bugünden sonra da cari açıkla yaşamak zorundayız. çünkü, tasarruf açığımız devam ediyor. Büyüyen bir ekonomiyiz ve ülkemizin milli gelirini büyütmek zorundayız. Yani, yabancı kaynağa her zaman ihtiyaç içinde olacağız. Ta ki, gelişmiş ekonomiler seviyesine ulaşarak kendi kendimize yeterli olabilelim.

Yapmamız gereken, sürdürülebilir cari açık dengesini bularak döviz açığımızı sürekli finanse edebilecek bir yapıyı oluşturmaktır. Bugün ekonomi yönetiminin iç talebi kısma gayretlerini, cari açığı makul seviyede tutma isteği olarak algılamak gerekir. Kredi hacminin sınırlandırılması da sürdürülebilir denge için bir arayıştır.

Uygulanan bu tedbirlerin yanında ülkeye giren yabancı fonları ürkütmeden, daha uzun vadede kalmalarını sağlayacak tedbirler geliştirmeli, doğrudan büyük yatırımlar için vergi muafiyeti, tanıtım, proje üretimi, bedelsiz yatırım arazisi temini, azaltılmış bürokrasi gibi teşvik ve kolaylıklar uygulanmalı. Diğer taraftan, özellikle lüks tüketim mallarının ithalatına da sınırlamalar ve maliyet arttırıcı tedbirler getirilebilir.

Cari açığı azaltmada en önemli ve etkili politika araçlarından birisi de döviz kurlarıdır. Bir şekilde dalgalı kur sisteminden vazgeçmeksizin spekülatif kur hareketlerine karşı yapılabileceklerin olduğuna, olması gerektiğine inanıyorum. ülkeye ihtiyaçtan fazla döviz girişine, bunun sonucunda milli paranın aşırı değerlenmesine ve dolayısıyla ucuz ithalata mani olunmalı. Mademki sürdürülebilir cari açık seviyeleri milli gelirin yüzde 5’i civarında bir seviyedir, o halde ekonomideki tüm taraf ve paydaşlar bu seviyeyi yakalama gayreti içinde olmalı.

Osman AKYüZ

Türkiye Katılım Bankaları Birliği
Genel Sekreteri

akyuz@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası