Son Haberler

Avrupa, Amerika ve Türkiye`deki fotoğraflara kritik bir bakış

Gelecek birkaç yıl dünyada olağanüstü olayların yaşanabileceği bir dönem olmaya aday ve bu dönemde “Cash is king” (Nakit kraldır) deyimi geçerli olacak.

Dünya ekonomileri önemli bir dönemeçten daha geçiyor. 2008 yılında Amerika’da patlak veren krizin ardından tam olarak 3 yıl geçti. Bu süre içerisinde global dünyadaki gelişmeler oldukça dalgalı bir seyir izledi. 3 yıl önce yaşanan kriz sonrasında alınan tedbirlerle özellikle 2009 yılının son çeyreğinden itibaren ekonomik büyümede hızlanma gördük.

2010 yılına girildiğinde geleceğe dair bakış olumluya dönmüştü. 2010 yılının ilk ve ikinci çeyreği, global ekonomiler açısından oldukça pozitif bir resim çizerken, Nisan 2010’da bütün dünya Yunanistan ile çok kötü bir biçimde tanıştı. Yunanistan’ın toplam kamu borcu bilinenden çok daha yüksek seviyelerdeydi. Ama bir şekilde muhasebe oyunlarıyla gizlenmişti. İşte o an bir fırtına koptu. Büyümeye başlayan ekonomilerde yeniden frene basılmasına neden olan büyük bir olaydı. Yunanistan’ın bu işi götüremeyeceği konuşulmaya başlandı.

Avrupa ülkelerinin liderleri toplandı. Avrupa Birliği’nde bir istikrar fonu kuruldu. IMF ve Avrupa istikrar fonunun ortak katkılarıyla Yunanistan kurtarıldı.

özellikle Yunanistan sorunu ortaya çıktıktan sonra parite 1.35 seviyelerinden 1.20 seviyelerinin altına geriledi. çünkü bu sorunun çok ciddi biçimde diğer Avrupa ülkelerine yayılacağı düşünüldü ve bu beklenti ile Euro’da sert satışlar oldu. Yunanistan’ın kurtarılması sonrasında parite yükselişe geçti. çok ilginç bazı gelişmeler oluştu. Yunanistan’ın ilk defa kurtarılmasından bugüne kadar, Yunanistan ikinci defa borç ödeyemeyecek duruma geldi ve tekrar kurtarılmak zorunda kaldı.

Ayrıca, Portekiz, İrlanda, İzlanda gibi ülkeler de kurtarılmak zorunda kalındı ve IMF yardımına başvuruldu. Bu borç sorunu sarpa sarmış ve İspanya ile İtalya da borç cenderesine girdi. Bu ülkelerin tahvil faizleri de ciddi biçimde artışa geçti. Yani, Yunanistan sorunu ilk defa ortaya çıktığında çöken euro-dolar paritesi görüldü. Ama işin ilginç yanı, bu olaydan sonra Avrupa’daki borçlu ülke sayısı ve kamu borcuna ilişkin sorunlar çok ciddi biçimde artmasına rağmen euro-dolar paritesi 1.45 seviyelerine kadar yükselişini sürdürdü. NEDEN?

Evet, çok garip bir durum olduğunu herhalde müşahade etmişsinizdir. Yunan krizi ilk defa ortaya çıktığında çöken parite, NEDEN daha sonraki olumsuz birçok gelişmeye rağmen çöküş yaşamadı? Avrupa ekonomisi bir anda çok güçlü hale mi geldi? Yoksa birileri spekülasyon mu yapıyor?
Sorunun cevabı aslında basit. “MORAL HAZARD”. Bu kelimeler Türkçeye “Ahlaki çöküntü” olarak yansıtılsa da “Ekonomik suistimal” olarak çevrilmesinin daha uygun olacağını düşünüyorum. Nasıl ki, Türkiye’de vergi afları nedeniyle mükellefler vergilerini ödememiş ve her zaman bir af beklentisi içerisine girmişlerse, benzer şekilde, Yunanistan’ın kurtarılması ve Avrupa istikrar fonunun kurulması, “Nasıl olsa Avrupa Birliği, borç sorunu olan ülkelerin hepsini kurtarmak zorundadır” beklentisini de beraberinde getirdi. Bu krizler sırasında sorunlu ülkelerin tahvil faizleri arttırdı ama Amerika’daki faizlerle karşılaştırıldığında Euro’nun ortalama faiz getirisi oldukça yüksek seviyede oluştu.

Bu durumda Amerika’da basılan bol paraya yüzde 0.50 ve yüzde 1-1.5 faiz ödeyen fonlar bunu Avrupa’ya yatırarak çok daha yüksek euro getirisi elde edeceklerini gördüler. Bu yüzden de Euro’ya olan talep arttı.

Aslında 1997 ve 1998’de yaşanan Asya krizinde de benzer gelişmeler oldu. Asya ülkelerinin bu paraları ödeyemeyeceği ortaya çıksa da, “Bir sorun olursa, nasıl olsa bu ülkeler IMF tarafından desteklenecek ve paramız batmaz” beklentisi Asya’ya verilen borçların daha da artmasına neden oldu ve en sonunda sistem çok büyük bir kriz üretti.

George Santayana diyor ki “Yeni olan hiçbir şey yoktur, sadece tarih okumamışsınızdır.” Şu an Avrupa’daki gelişmelerin Asya’daki gelişmelerden tek farkı, Asya’da borç ödeyemeyecek duruma gelen kesim, Avrupa ve Amerika’dan fon kullanan özel sektör iken, Avrupa bağlamında sorunlu olan kesim, ülkelerdir. Hatta İspanya ve İtalya kurtarılamayacak kadar büyük borçlara sahip ve bu borçlar her geçen gün GSYIH’ya oran olarak artıyor.

Dolayısıyla özetlersek, Yunanistan’ın kurtarılması ile birlikte aslında büyük bir kriz sürekli olarak erteleniyor. Avrupa’nın son nefesine kadar da, bu ertelenme devam edecek ama bir gün film kopacak ve belki de Avrupa’daki bankacılık sistemi tamamıyla çökecek. Bunun zamanlamasını kestirmek ise neredeyse imkansız. Altın’ın sürekli yükselişinin temelinde bu beklenti yatıyor.

Şu an dünya ekonomilerinin içinde bulunduğu en önemli birinci sorun, Avrupa’da kamu borcu çok yüksek olan ülkelerin bu borçlarının sürekli olarak artıyor olmasıdır. Kamu borcu sorunun çözümü ise, ekonomik büyümenin hızlanmasıyla mümkün. Bu sayede Avrupa’lı borçlu ülkelerin vergi gelirleri artacak ve borçlar sürdürülebilir bir yapıya kavuşacak. Tek başına sadece maliye politikası önlemleri alarak ve bütçe açığını azaltıcı politikalar yeterli değil.

Yukarıda Avrupa’ya ilişkin resmi çizdik. Amerika’ya baktığımızda ise, QE2 olarak adlandırılan ve ABD Merkez Bankası FED tarafından uygulanan ikinci parasal genişleme saman alevi gibi ekonomik büyümeyi bir miktar canlandırmış olsa da, Amerika’nın yasal borçlanma limitine ulaşması ve bu borç limitinin senatoda ve kongrede artırılması sırasında politik kaygıların ön plana çıkması nedeniyle etkin yönetilememesi, son bir ayda yaşanılan ve kriz olarak adlandırılabilecek gelişmelerin temelinde yatan unsur oldu.

Amerikan Başkanı Obama, Amerika’nın gelecekte borçlarını nasıl azaltacağına ilişkin net bir plan sunamadı. Cumhuriyetçiler ve Demokratlar kendilerine 2012 seçimlerinde en çok oyu kazandıracak tarzda tutum takındılar. İşte bu yüzde Standart&Poors isimli derecelendirme kuruluşu Amerika’nın AAA olan notunu AA+’ya düşürdü. Bu da yeni bir dizi krizi tetikledi. Kamu borcu sorunu sadece Avrupa Birliğine değil, Amerika’ya da ait bir sorundur.

2010 yılında büyümesi hızlanan ama son çeyreğe doğru yavaşlayan Amerikan ekonomisi, 2011 yılında tam anlamıyla bir topal ördek görünümündedir. Büyüme hızı özellikle ikinci çeyrekte yavaşlarken, geçmiş üç yıl içinde görülen büyüme oranları da revize edildi ve aslında 2008 krizinden sonra ABD ekonomisinin GSYIH büyümesinin daha önce açıklanandan daha düşük olduğu görüldü. Amerikan ve Avrupa ekonomilerine ait son veriler, ekonomilerin hızla yavaşlamakta olduğunu gösteriyor.

Eğer bu ekonomiler birkaç ay içinde yeniden toparlanacak gücü kendinde bulamazsa, gelişmiş ülkelerin borç rasyoları artmaya devam edecek. Dolar diğer paralar karşısında değer kaybediyor. Artık hiç kimse doların önümüzdeki 5-10 yıl içinde de rezerv parpa olarak kalacağını düşünmüyor. Doların yerini ne alacak? Amerika acaba artan borçlarına ve büyüyemeyen ekonomisine rağmen doları rezerv para olarak kabul ettirmeye devam edebilecek mi? İşte bu sorulara hiç kimse kesin cevap veremiyor. O zaman doların tahtının ciddi biçimde sarsıldığı ama yerine gelecek paranın veya yeni para sisteminin bilinmediği bir dönemdeyiz. O zaman bu geçiş sürecinde herkesin kabul edeceği bir ödeme aracı lazımdır ve bu da altın’dan başkası değildir. Bu nedenden dolayı da altının onsu 1900 dolar seviyesini de aştı. Gelecek birkaç yılda da bu sorunlar bir anda çözülemeyeceği için, altın emtiası altın çağını yaşamaya devam edecek.

Dünya ekonomileri geçmiş 200 yılda, bu kadar fazla paranın basıldığı ve aynı zamanda neredeyse gelişmiş ülkelerin tümünün borç içinde boğulduğu böyle bir dönemi hiç yaşamadı. Bundan sonraki 3-5 yıl içerisinde olacak şeyler olağanüstü olarak tanımlanmaya adaydır. Böyle bir dünyada likit kalanlar, ileride ortaya çok büyük devasa bir krizde ayakta kalabilecek olanlardır.

Kısaca Türkiye’ye bakacak olursak, kamu borcu sorunumuz yok. Ekonominin büyüme performansında sorun yok. 2011 yılının haziran ayından sonra uygulaya konulan Merkez Bankası ve BDDK tedbirleri faizlerin artmasına ve tüketimin azaltılmasına yönelik olarak uygulandı ve iç talep bir nebze baskı altına alınarak artan cari açığın önüne geçilmek istendi.

Bu arada kurların yukarı yönlü hareket etmesine izin verilerek ithalat pahalandırıldı ve ihracat ucuzlatıldı. Merkez Bankası’nın son yayınladığı istikrar raporuna göre de kurlardaki yukarı yönlü hareket bilinçli bir politikanın sonucudur. Yılsonuna doğru cari açıkta yavaşlama ve geri çekilme bekleniyor.

Global ekonomilerin yavaşladığı ve petrol başta olmak üzere temel girdilerin fiyatların bir nebze gerilediği bu ortamda, kısa vadede enflasyon ciddi bir sorun olmayacak ama özellikle 2012 yılına doğru ve 2012 yılında toplam talepte azalma beklenmeli. Bu yüzden de iş dünyası yeni yatırım yaparken kılı kırk yarmalı ve hesabını kitabını iyi yapmalı. Global ekonomilerde yeni bir büyüme ivmesi başlamadan, yeni yatırımlara girmek çok riskli olabilir. çünkü Türkiye’nin en büyük ihracat bölgesi olan Avrupa şu an çok hastadır ve bu hastalığın ilerleme olasılığı da çok yüksek.

Doç Dr. Yaşar ERDİNç

erdinc@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası