Son Haberler

Cari açık ve kobiler

En basit tanımlamayla üretmekten çok tüketmek şeklinde açıklayabileceğimiz cari açık konusunda Türkiye ekonomisi, kangren olmaktan nasıl kurtulabilir? Ekonomideki sivilce olarak tanımlanan cari açık sorununda KOBİ’ler nasıl bir işlev görebilir?

Sayın Ekonomi Bakanımızı Zafer çağlayan, bir konuşmasında “cari açık vücudumuzda bir sivilce gibi, ama biraz apse yapmış iltihaplı bir sivilce” demişti. Güzel bir benzetme, elbette vücut birçok hastalıklara maruz kalabilir. Teşhis edilip tedavi de edilebilir. Yeter ki zamanında farkına varılıp tedbir alınabilsin. Gecikme olduğu taktirde kangrene çevirebilir. Tedavisi kangrenli kısmı kesmektir.
Ekonomide de rahatsızlıklar olabilir. Bununda teşhisi olabileceği gibi tedavisi, tedbiri de mümkün. Yani küçük bir sivilce büyük bir çıbana dönüşmesin. Erken teşhis ve tedavi edici kararları almak ve uygulamak etkili ve yetkili kişilerin davranışları ile mümkün.

Bugünlerde ekonomik meselelerde en fazla konuşulan husus cari açık meselesidir. Cari açık en basit tarifi ile üretimden çok tüketmektir. çözümü bunun tersine çevrilmesi ise, birçok ekonomistten ve meslek sahiplerine kadar değişik değişik fikirler serdedilmektedir. Tabiatı ile birçoğu yabana atılabileceklerden değiller, yeter ki hissi ve politik istismar içinde olunmasın. üretim nasıl arttırılacak, tüketim nasıl kısılacak? Cümlemiz biliyoruz ki; ülkemizde hem siyasi bir istikrar, hem de ekonomik bir istikrar var. Bu duruma “hayır” diyen de pek yok. Esasen siyasi istikrar sadece Meclis çatısı altında Milletvekili adedinin fazlalığı ve tek parti hükümetinin kuruluşu ile olmuyor. Tek parti çoğunluğu ve tek parti hükümeti ile birlikte bu hükümeti kuran parti ve lideri ile hükümet mensupları bakanların işin başında verdikleri sözü her ne sebeple olursa olsun sonuna kadar tutmaları, ilerdeki seçimi düşünerek, ters düşen kararlar vermemeleri, finans imkanlarını karşılıksız kullanmamaları ile ilgilidir.
Tek parti çoğunluğu ve tek parti hükümeti de olsa, finans kurumlarını zaptrap altına almıyor, yanlış tutum ve davranışları hasır altı ediyor, her yanlıştan partisine menfaat beklerse siyasi istikrardan ve buna bağlı olarak ekonomik istikrardan güvenden bahsedilebilir mi?

Milletin cebinden alınan paralarla yapılan suiistimaller örtülme yoluna gidilirse nasıl bir ekonomik istikrardan söz edilebilir veya var denebilir. Demek oluyor ki; ekonomik istikrarı ve güveni sağlayan siyasi istikrarsa da ekonomik istikrarı ve güveni sağlayan da verilen sözün sonuna kadar tutulması ve bundan vazgeçilmemesidir. ülkemizde halihazırda verilen söz bugüne kadar tutulmuş, siyaset uğruna vazgeçmeler olmamış ve bunlara bağlı olarak ta bir güven unsuru oluşmuştur. İçte ve dışta da kabul edilmiştir. İşte bu hal ülkemizi başkalarının tahmin edemeyeceği büyümeye ulaştırmış, ekonomik krizle de karşılaşmamıştır.

Bir ülkede en önemli husus o ülkeye güven duymaktır. öyleyse o ülke halkının, yabancıların bir gruba bir partiye, hükümete güven duyması veya duyabilmesi bir an veya bir seçim müddeti değil, onun daha uzun zaman için olacağıdır. Yani bu güveni devam ettirecek zamanı onda bulması ve halkın onları destekleyeceğine kanaat getirerek rahat etmesidir. Endişe birçok problemi beraberinde getirir. Güven duyulması da öyle kolay elde edilen bir husus olmayıp verilen sözün arkasında durulması ve bir grubun karakter yansımasıdır.

Siyasi istikrar, ekonomik istikrar dolayısı ile güven ülkemiz halkını o kadar rahatlatmıştır ki; faizlerin % 7000’lere ulaştığı zamanı unutarak geleceğinden emin bir şekilde hareket serbestisi içinde olmuştur. Enflasyonist zamanda, yarın ne olur ne olmaz diyerek nakitte değil de, mal da biriktirme yolunu seçerek kaliteli kalitesiz mal alımı yaparken piyasada bir canlılık görülmüşse de üretim ve ticarette bir kaos yaşanmıştır. Bugün kazandığı ile yarın aynısını alamaz durumda olmuşlardır.
Bugün ise aşırı güven, istikrar, yarından emin olmada, halk aşırı tasarruf etme yerine ihtiyacı olan değeri yüksek mallara (gayrimenkul vs.), uzun vadeli ödemede tereddüt etmeden borçlanarak harcama yolunu seçtikleri ayrıca lüks harcamalardan da geri kalmamaktadırlar. Ne kadar tasarruf edilsin, tüketim azaltılsın denirse de halk niçin, nasıl, neden tasarruf edecek ki?

Tasarruf ettiğinde faiz elde etmek için mi? Oysa faizler devamlı düşüş göstermiştir. (Ta ki faiz lobisi harekete geçene kadar)

İleriki günlerde ne olur, ne olmaz zor durumda kalırım düşüncesi mi? Hayır o da nerdeyse yok olmuş durumda, istikrar içinde iş güvencesi oluşmuştur.

Sağlık durumunu mu düşünecek? Oysa artık her zaman her yerde sağlık durumunu kontrol ettirilebiliyor. Rahatlıkla bu benim hastanemdir, o halde orası bana her zaman açıktır diyebiliyor.
Cari açığın nasıl azaltılacağıyla ilgili çözüm yollarını da Mart sayımızda ele alacağız.

M. Zeki SAYIN
Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası