Neyin nesi bu altın?

Altın bir para mı?, Bir tasarruf, yatırım, aracı mı, ya da rezerv varlık mı?, ticari bir mal mı? Yoksa işler kötüye giderken sığınılacak bir liman mı? Değişen konjonktörlerin ve dalgalı piyasa unsurlarının hakim olduğu son 10 yıl, özellikle de son 5 yıl için bu soruların tümünün cevabı evettir.

Altına son on yıllık istikrarsız dünya siyaseti ve onun normal sonucu olan dalgalı piyasa seyri içinde yatırım aracı/rezerv varlık perspektifinden batığımızda; Bugün öyle görünüyor ki altın, hem ülkeler için rezerv varlık olma konumunu sürdürürken, bireylerin de rezervi olmuş gibi. Tabii buna, bireylerin tasarruflarıyla katıldıkları yatırım fonlarının ve özellikle de “hedge fonlar”ın portföyleri de dahil…
Bilindiği gibi altın kimya bilimindeki tanımıyla soy metaller grubundan bir element.

özelliği; ısıyı ve elektiriği en iyi ileten madde olması ve oksijenden etkilenmeyerek oksitlenmemesidir. Kimyasal özelliklerinin yanısıra; Tabiatta az bulunması, elde edilmesi ve saflaştırılmasının çok güç ve maliyetli olması, elde edilme süreci içinde çevreye zarar veriyor olması gibi altını yüksek değerli kılan iktisadi özellikler de var. Kendi metal grubunda bu özelliklerin bir çoğuna sahip olan platin gibi başka metaller de var.

Fakat, kırmızıya dönük muhteşem sarı rengi, insanoğlunun onu tarih boyunca baştacı yapmasına ve savaşlara konu etmesine yetmiş.

İnsanlar, toplum düzeni içinde yaşamaya başlayıp da, toplum içi ve toplumlararası ekonomik aktivitelerin çıktılarının değiş-tokuş edilmesinin gerekliliğini farkettikten beri sağlam bir “değişim aracı” arayışı içinde olmuş. Altın, ilk bakışta bu ihtiyaca en iyi cevap verebilecek meta gibi görünmüş fakat, kendi yer altı kaynakları içerisinde bulunmadığı için altını üretemeyen ve dolayısıyla da elde etmek için başka kaynakları ile değiştirmek zorunda olan ve bu noktada edilgen kalan toplumların çokluğu, altın’ın bir “emtia” olarak sınıflanmasına neden olmuş.

Bununla beraber altın, insanlarda “tasarruf ve yatırım bilinci”nin oluşmaya başlamasından bugüne, “servetin yatırılacağı” yatırım araçlarından başlıcası olma özelliğini sürdürüyor. Bu özelliğinin doğal sonucu olarak altın, yüzyıllar boyu servetin ölçüsü olarak da kabul görmüş, insanlar, küçük-büyük toplumlar ve hatta ülkeler zenginlik büyüklüklerini altın ile ölçegelmişlerdir. Bu olgu bugün de geçerliliğini sürdürüyor.

örneğin, İstanbulumuzun Kaplıçarşı kuyumcu ve dövizci esnafı halen akşamları dükkanını kapatırken “şu kadar kg altınım var” diye kapanış sermayesini ya da servetini belirler, ertesi akşam, ertesi hafta, ertesi ay veya ertesi yıl, hatta yıllar sonra da aynı ölçü ile bir önceki döneme kıyas ederek “servetindeki artışı veya azalışı” ölçerek zenginleştiğine, ya da fakirleştiğine hükmeder. Yani altın onlar için alıp sattıkları ticari bir mal olmanın ötesinde sıkı sıkıya bağlı oldukları bir servet muhasebesi ölçü birimidir. Bu durum diğer emtialar için aynı değildir. Söz gelimi, hiç bir demirci günün sonunda “şu kadar demir servetim var” diye, ya da hiç bir bakırcı “şu kadar bakır servetim var” diye hesabını kapatmaz. Tüm emtiaların ticaretinde, veya bir başka deyişle ticaretin geri kalanında ölçü ulusal para birimidir. Bunun yanında da; alınıp satılan malların ülke dışı bağımlılığı ölçüsünde ikinci referans değer olarak uluslararası dolaşım gücü en yüksek olan döviz birimleri (büyük çoğunlukla ABD doları ve kısmen AVRO) kullanılır.

Tarih boyunca devletler de altın’ı değişim aracı olarak kullanmayı denemişler. örneğin, Osmanlı Devleti “altın sikke” basmış ve değerli paraya sahip olmuştur. Fakat zayıflama döneminde bozulan ekonomik koşullar altın sikkenin para olarak satın alma gücünü metal değerinin altına düşürünce, altın sikkeler harcanmayıp, piyasadan çekilmeye başlamış ve bunun sonucu olarak devlet altın paranın muhteviyatındaki altın miktarını azaltıp, yerine bakır koyarak ilk devalüasyonu gerçekleştirmiş. Zira Osmanlı Devleti, o dönemde altın’ı kendisi üretemediği için piyasadaki altın paranın miktarını artırarak değerini düşürmek imkanına sahip değildi. Ayrıca bu imkan dünya geneli için toplam altın rezervleri açısından da rasyonel görünmüyordu. Bugün merkez bankalarının sahip olduğu “senyoraj hakkı ” (para basma tekeli), ulusal paranın değerine yönelik politika oluşturmada temel araç olarak tanımlanıyor.

Dünya ekonomisi ne kadar gelişmiş olursa olsun; ekonomik olumsuzluklar, bölgesel istikrarsızlıklar ve savaşlar ve bunların daha geniş kapsamlı hatta küresel savaşları tetikleme ihtimalleri v.b. gibi insan psikolojisini derinden etkileyen ve kendini koruma güdüsünü tetikleyen mevhumlar “finansal piyasalara güven kaybı” ile sonuçlanan ortamları oluşturuyor, bu durum bireyleri ve toplumları; tasarruflarını ekonomik aktivitelerin içinden, önce yavaş bir temkin ile kısmen çekerek, sonraları bunu artan bir hızla devam ettirmek suretiyle en güvenli geleneksel liman olduğunu tarih boyunca öğrendikleri altın’a yönlendiren başlıca sebep oluyor.

çok basitçe dünyadaki son on yıllık “tehdit trendi” ile “altın fiyatlarının seyri” karşılaştırılacak olursa, aradaki korelasyonun kuvveti kolayca görülebilir. Tabi ki altın fiyatlarındaki yükselişin içinde Altın’ın fiyatlandığı para birimi olan ABD dolarının değer kaybı ile bu nevi istikrarsızlık dönemlerinden yararlanmaya çalışan “hedge fonların” spekülatif hareketlerinin etkisi de ayrıca değerlendirilmeli.

ABD 1944 yılında kendi baskısıyla ve önderliğinde oluşturduğu (doların değerinin altın’a endekslendiği ve diğer para birimlerinin değerlerinin de dolara göre ayarlanacağı) “Bretton Woods” birliğinden 1971 yılında tek taraflı olarak ayrıldığını açıkladığında, kendi ulusal para biriminin dünya rezervi olmaya başladığını ve bu trendin geri dönmeyeceğini görmüştü.

Aslında, ABDnin anlaşmayı kendi açısından feshetmesinin sebebi (bunun doğal sonucu olarak birlik dağılmıştı) görünürde ABD dolarının dış ülkelerde birikmeye başlamasının ABD içinde yarattığı “devalüasyon” etkisiydi. ABD doları altına endeksli olduğu için, bu durum ABD aleyhine arbitraj oluşturuyordu. ABD vazgeçince doları altına endekslemekten kurtuldu, fakat dolar dışarıda birikmeye devam etti ve arbitraj ABDnin lehine döndü. Hala da durum gittikçe artarak böyle devam ediyor.
Bu gerçeğin ABD’nin büyümesine ve güçlenmesine olan inanılmaz katkısı, ABD nin tüm siyasi ve ekonomik politikalarını bu olguyu merkez alarak oluşturmasına sebep oldu.

Düşünsenize ağaç yetiştirip, kesip para basarak bununla bütün dünyadan mal ve hizmet satın alabilen bir ülke dünyanın süper gücü olmaz da kim olur? Buna rağmen ABD altın’ı da kontrol etmeyi ihmal etmiyor. ABD dünyadaki en yüksek altın rezervine sahip ülke olduğu gibi, kendisinin dışındaki birçok ülkenin altın rezervlerinin de kısmen, ya da tamamen muhafızlığını yapıyor. çünkü hemen tekrar hatırlamakta yarar var: Altın dolar ile alınıp, satılıyor.

Dr. Emin çATANA

catana@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası