Son Haberler

TCMB için öncelik yine fiyat istikrarı

2013 yılının Mayıs ayı küresel ekonomik görünüm açısından bir dönüm noktası oldu. Dönemin FED Başkanı Bernanke’nin para politikasındaki kritik değişime işaret ettiği konuşmasının Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin iktisat politikaları açısından dramatik değişiklikleri beraberinde getirmemesi düşünülemezdi. Nitekim küresel sermaye hareketlerinin yönünde yaşanan değişim Türkiye için cari açık finansmanının zorlaşması ve döviz kurlarında artış olasılığı demekti. Her ne kadar TCMB döviz kuru artışlarının enflasyon oranlarına yansımasının sınırlı kalacağını düşünse de gelinen noktada hem yükselen enflasyonla, hem de bozulan beklentilerle karşı karşıya kalındı. Doğal olarak, kısa vadeli de olsa küresel sermaye hareketlerinin Türkiye’nin cari açığını finanse ettiği dönemde uygulamaya konulan finansal istikrar odaklı politikalarda da bir değişim gerekmekteydi. Nitekim TCMB biraz da zaman kaybederek 28 Ocak toplantısıyla fiyat istikrarını hedefleyen ortodoks çizgiye geri dönmek durumunda kaldı. TCMB’nin ifadesiyle “enflasyon beklentilerindeki ve fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın kontrol altına alınması için güçlü ve önden yüklemeli bir parasal sıkılaştırmaya” gidildi. Bilindiği üzere TCMB, yoğun sermaye girişlerinin olduğu dönemde, yurtiçi kredi artış hızını dizginleyebilmek amacıyla finansal istikrarı da vurgulamaya başlamıştı. Bu kapsamda makro ihtiyati tedbirlere ağırlık verilerek, “Rezerv opsiyon mekanizması” olarak adlandırılan ortodoks olmayan para politikası araçlarının tasarımına ve uygulamasına gidildi. Ancak sermaye hareketlerinin tersine döndüğü bir konjonktürde söz konusu aracın etkinliğinin çok yüksek olmadığı görüldü. üstelik de çok amaçlı bir para politikası algısı fiyat istikrarı amacının ihmal edildiği algısı yarattı. Bankaların sistemin tanıdığı opsiyonu çok fazla işletmemesi ve TCMB’nin rezerv opsiyon katsayılarını düşürerek para piyasalarına döviz likiditesi sağlamaktan kaçınması döviz kurlarında hareketliliğe katkıda bulundu. İhalelerle ve doğrudan satımlarla kur artışları sınırlandırılamayınca da ortodoks para politikasının öğütlediği faiz oranı artışından başka çare kalmadı.

Bu çerçevede sorunun kaynağının irdelenmesi bir kere daha önem arz ediyor. Türkiye hem kamu kesimi, hem de özel kesim borcunun GSYİH’ya oranları açısından sorunsuz bir konumda yer alıyor. Ancak özellikle cari açık ve uluslararası yatırım pozisyonu göstergeleri açısından sıkıntılı bir durum karşımıza çıkıyor. TCMB’nin de referans verdiği Avrupa Merkez Bankası’nın “Makroekonomik Dengesizlikler Prosedürü” kriterlerine göre Türkiye’nin cari açık/GSYİH oranı üst limit olarak kabul edilen yüzde 4’ün oldukça üzerinde. Benzer biçimde, net uluslararası yatırım pozisyonu/GSYİH oranı da yüzde 50’yi aşan değeriyle yine üst limit olarak değerlendirilen yüzde 35 oranının üzerinde yer alıyor. Dolayısıyla 2001 krizi ertesinde uygulanan iktisat politikalarının başarılarını vurgulamak artık yeterli olmamakta ve yeni bir bakış açısının uygulamaya konulmasının zamanıdır.

Esasen Türkiye’de iktisatçıların yıllardır tekrarlamaktan bıkmadıkları yapısal sorunla karşı karşıyayız. Tasarruf açığının veya cari açığın konjonktürel para politikaları aracılığıyla çözülemeyeceği açıkça ortadadır. Ayrıca değerli ulusal para ile iktisadi sorunlarımızı çözme veya öteleme çabalarımızın zorlanacağı bir küresel ekonomik konjonktüre girmiş bulunuyoruz. üstelik döviz kurlarının bu kadar hareketlendiği bir dönem sonunda dahi Türk lirası hala aşırı değerli konumdadır. Nitekim TCMB’nin yayınladığı TüFE-Gelişmiş ülkeler Bazlı Reel Efektif Kur endeksi Mayıs 2013’te 134’ün üzerinde iken, son verilerle ancak 110,79 değerine düşmüştür. Türk lirasının tekrar aşırı değerlenmesine yaslanan bir politika ise gündemdeki faiz artmalı mı, artmamalı mı sorularına zemin kazandıracak ve yeni iktisat politikası gereksinimi tartışmalarının daha da gecikmesine neden olacak. 2001 krizi ertesinde uygulanan iktisat politikasının başarısının kazandırdığı zaman belki de tükendi ve artık yapısal sorunları çözmeye odaklanan iktisat politikalarını tartışmak gerekiyor.

Analiz

Doç. Dr. Ertuğrul Kızılkaya

İ.ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası