Son Haberler

Türkiye, ekonomik büyümeyi nasıl başarıyor?

Türkiye’nin ekonomik büyüme dinamikleri  gücünü koruyor. Siyasi risklere rağmen Türkiye’de zayıflayan yatırım iştahı tekrar canlanmaya başladı.

Yılın ikinci çeyreğinde talep yönünden % 3,09 oranında gerçekleşen büyümenin; %1,95’lik kısmı yani yaklaşık % 64lük kısmı kamu talebiyle,  %3,42’lik kısmı yani yaklaşık % 110,72 ‘lük kısmı hane halkı talebiyle, %0,21’lik kısmı yani yaklaşık % 6,76 ‘lük kısmı ise stok değişimleriyle desteklendi. Türk ekonomisi açısından büyüme temposunda azalma olmakla birlikte, büyüme dinamiklerinin gücü yakın vadeli perspektifte herhangi bir kayba uğramadı. Ancak bundan sonraki orta ve uzun vadede  büyümenin devamlılığı daha çok makro politikaların başarısına endeksli hale geldi.

Özel sektördeki üretim ve pazar esnekliklerinin zayıflamasına bağlı olarak özel sektörün sabit sermaye oluşumu ve ayrıca üretim yapısındaki reform eksikliğine dayalı olarak da net dış talep büyümeye negatif yönde katkı verdi. Özel sektörün sabit sermaye oluşumu ile net dış talepten olulan her iki kalem büyümeyi toplam olarak % 2,49 oranında yani % 80,63 oranında azalttı. Bir önceki yıla göre özel sektörün aynı dönem için sabit sermaye oluşumunda düşüş oluşmakla birlikte, birinci çeyreğe göre yılın ikinci çeyreğinde özel sektör sabit sermaye kaleminde artışın meydana gelmiş olması, siyasi risklere rağmen Türkiye’de yatırım iştahının canlanmaya başladığının gösteriyor.

BÜYÜMENİN KAYNAĞI, HANE HALKININ TÜKETİM TALEBİ

Büyümenin büyük ölçüde kamu talebiyle desteklenmiş olması, kamu dengeleri üzerinde bozucu bir etki yaratmadı. Zira 2011 yılından bu yana son 6 yıldır kamu net borç stokunun mutlak miktarının ve aynı zamanda GDP’ye oranının düşmesi Türk Ekonomisindeki kamusal dengelerin iyice sağlamlaştığının temel göstergesidir. Zira 2011 yılında % 30 oranına yakın olan Net Kamu Borcu/GDP oranı şu anda % 8 seviyelerine, miktar olarak ise 320 Milyar TL tutardan 165 Milyar TL seviyelerine indi. Yılın 2.çeyreğinde hane halkı talebi bir miktar düşüş gösterdi ise de büyümenin en önmeli sürükleyici kaynağı olma gücünü hala devam ettirmesi de büyüme devamlılığının korunacağının en reel teminatıdır.  Üretim yönünden ilk altı ay içerinde tarımın büyümeye beklenen desteği verememiş olmasının temel nedeni,  yapısal reform ve ulusal poltika eksikliğidir. Yine ilk altı aylık dönemde tarım dışındaki sanayi, inşaat ve hizmetler sektörünün tamamı büyümeye destek verdi, ancak siyasi risklerin gecikmeli etkisyle ikinci çeyrekte birinci çeyreğe göre hizmetler sektöründe önemli bir gerileme yaşandı.

DARBE GİRİŞİMİNİN ETKİLERİ BİTTİ

Fiilen başarısız kılınan darbe girişiminin ekonomi ve iş ortamı üzerinde ilk günlerde sebep olduğu bozucu etkiler büyük ölçüde bitti ve artık gündem dışı kaldı. Ancak darbe girişimi sonrasında OHAL yoluyla devam ettirilen yeniden yapılanma sürecinde bürokrasinin kalitesi ve kurumların etkinliği  tam olarak hala sağlanamadı, yatırımcı algısındaki bozulmaların önünde geçilememiş ve demokrasi seviyesindeki gerileme süreci durdurulamadı. OHAL süresinin uzaması, demokrasiyi yıpratan uygulamaların ve ürettiği negatif  algıların artmasına sebep oluyor, yatırım ortamını bozmakta ve toplumun farklı sosyal parçalarının birbirini anlama ve tolerans seviyesini düşürüyor. Kişisel güvenlik, haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliği gibi temel bireysel haklar ile cezada şahsilik ve mülkiyet hakkının, OHAL uygulamalarında yeterince gözetilmemesi Türkiye’nin yatırım ortamını önemli ölçüde bozuyor.

SURİYE OPERASYONU, EKONOMİK BÜYÜMEYİ ZORLAYABİLİR

Türkiye’nin Ortadoğu ve Suriye politikalarının askeri operasyona dönüşmesi, kamu dengelerini, fiyat istikrarını ve ekonomik büyümeyi baskılama potansiyeli taşıyor. Son yıllarda büyümenin büyük ölçüde kamu talebiyle desteklenmiş olması, şu ana kadar Türkiye’nin kamu dengeleri üzerinde bozucu bir etki yaratmadı. Bununla birlikte, mevcut durumda TSK’nin Suriye topraklarında başlatmış olduğu askeri operasyonun ekonomi üzerinde yarattığı ilave kamu talebinin, bütçe dengelerini, fiyat istikararını ve genel ekonomik büyümeyi bozucu  ilk işaretler görülmeye başlandı.  Türkiye’nin Suriye topraklarındaki operasyonlarının uzun süreli ve gerçek bir kara savaşına evrilme olasılığı  giderek artan en önemli politik risktir.  Türkiye’nin kendine uygun tarihsel referanslarıyla örtüşmeyen Ortadoğu ve Suriye politikalarının ve operasyonlarının uzun süreli ve gerçek bir savaşa evrilmesi halinde ekonomik açıdan yüksek tahribat yaratması kaçınılmaz olacaktır. Türk varlıklarının fiyatlamasında, Türkiye’nin batı dünyasından uzaklaştığı olgusunun da hesaba dahil edilme riski ortaya çıktı. Türkiye’nin Ortadoğu üzerinde etkili bir rol model ülke olma çekiciliği azaldıkça bizatihi kendisi bir ortadoğu ülkesi olma sürecine girmekte ve batı dünyasından uzaklaşıyor.

 

MERKEZ BANKASI YIPRATILIYOR

TCMB’nın para politikalarının piyasaları yönlendirme gücü harici açıklamalarla gereksiz yere yıpratılıyor. Merkez Bankası’nın kendi bürokrasisi içerisinde yapmaya çalıştığı algı ve beklenti yönetimi, haricen yapılan önden yüklemeli, ezbere dayalı  ve isatistiki temelden yoksun açıklamalarla bozuluyor. Böylece TCMB’nin para politikalarının piyasaları yönlendirme gücü yıpratılıyor.  Diğer taraftan gelecek enflasyonunun bugünün faiz oranından daha büyük olduğu bir para politikası Türkiye ekonomisini genel risklerden ve dış şoklaran koruyamaz. Zira harcamanın özendirildiği böyle bir faiz politikasıyla Türkiye’nin temel problemi olan fiyat istikrarı ve diğer ekonomik dengeler sağlanamaz. Faiz indirimleriyle ortaya çıkan  negatif faiz ortamı Türkiye’nin tasarruf açığı sorununu daha da ağırlaştıracaktır. Merkez Bankası’nın şu andaki faiz politikaları her türlü riske karşı savunmasız hale düştü.

Özelleştirme gelirlerinden ve dış borçlanma kanallarından elde edilen fonlara dayalı sürdürülen ekonomik büyüme ve performans modeli, Türkiye ekonomisinin şu anda ulaşmış olduğu dengeler açısından  ilave zorluklar ve ilave risklerle karşı karşıya gelmiş durumdadır.   Fiyat istikrarını ve küresel riskleri gözardı ederek yavaşlayan ekonomik aktivitenin artırılmasını öne çıkartan TCMB’nın son dönemlerdeki faiz indirm kararlarının, piyasa beklentilerini yönlendirmek yerine beklentilere göre şekillenmesi, mevcut para politikasının fonksiyonel bağımsızlık gücünü zayıflatıyor.

BANKALAR, HAKİMİYETİNİ KAYBEDECEK

Kurulması tasarlanan büyük ölçekli Devlet Yatırım Fonu, bankacılık sisteminin finans sektöründeki hakimiyetini net olarak azaltacaktır.  Devlet Yatırım Fonu’nun Türkiye  özelinde uzun dönemli yatırım tercihlerinde dış finansal kaynak ihtiyacını karşılama ve makroekonomik istikrar açısından bir fırsat olarak işlev görebilecek, Türkiye sermaye piyasalarını büyütebilecek ve daha da derinleştirebilecektir. Türkiye’de ulusal varlık fonunun zaman ilerledikçe kendi kaynaklarını da elbette yaratarak büyük ölçekli yatırımların finansmanını da sağlayacaktır. Devlet Yatırım Fonu’nun yüksek özkaynaklarla ve daimi gelirlerle kurulmayacak olması ve daha çok borçlanıp yüksek kaldıraç oranlarıyla çalışacağı için Fon’un finansal stres ortamında piyasalarda denge ve istikrar sağlayıcı bir etki yaratmasını zor görüyoruz. İvme kaybeden ekonomik büyümeye ilave talep yaratılması için kredi kartları ve tüketici kredilerindeki sınırlamaların tekrar gevşetilmesinin yaratacağı makro risklerin maliye ve para politikalarının  hangi araçlarıyla yönetileceği anlaşılamadı.

TÜRKİYE, KÜRESEL GELİŞMELERDEN AVANTAJLI DURUMDA

Mevcut konjonktürde Türkiye küresel gelişmelerden en fazla avantaj elde edebilecek ülke konumundadır.  Ancak jeopolitik ve siyasi risklerin engelleyici konumu da devam etmektedir. Siyasi risklerin sebep olduğu negatif algılar ise  bu güne kadar Türkiye’nin sahip olduğu “karşılaştırmalı üstünlük sağlayan uzun vadeli fırsatlar potansiyeli” tarafından dengeledi. Bu dengelenme sürecinin izleyen dönemde de devam edip etmeyeceği hususu, Türkiye’nin notunun korunmasında belirleyici en önemli faktördür. Türkiye’nin sahip olduğu fırsatlar, potansiyelinin devamlılığı yapısal reformlarla canlı tutulamaz ise ülke notununun mevcut seviyesi daha fazla korunamayacaktır. Türkiye’nin fırsatlar potansiyeli de ancak yapısal reformlarla canlı tutulabilecektir.

YAPISAL REFORMLARA HIZ VERİLMELİ

  • Mevcut yatırım yapılabilir not seviyesini koruması için Türkiye’nin artmış olan siyasi riklerini düşürmesi ya da siyasi risklerin tahribatını bu güne kadar dengelemekte olan “uzun vadeli fırsatlar potansiyeli”nin devamlılığını sağlayacak olan temel yapısal reformlara bir an önce hız kazandırması gerekir. Gelir dağılımı dengesizliği, yoksulluk eşiğindeki birikimli yoğunluk, hukuk, adalet ve demokrasi zafiyetleri, iş gücü elastikiyeti, yüksek teknolojinin içselleştirilmesi yapısal reformların öncelikli ana alanlarıdır.

Orhan ÖKMEN

JCR Eurasia Başkanı

okmen@turcomoney.com

Yorum yok

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Haritası